Forum Aski - Türkiye'nin En Eğlenceli Forumu
 

Go Back   Forum Aski - Türkiye'nin En Eğlenceli Forumu > Din Ve Maneviyat > Kuran-ı Kerim
facebook bağlan


Kur’an’dan Öğütler 1

Kuran-ı Kerim kategorisinde açılmış olan Kur’an’dan Öğütler 1 konusu , ABDEST VE GUSLÜN HİKMET VE FAZİLETİ* “Ey iman edenler! Namaza kalkacağınız zaman yüzlerinizi, dirseklere kadar ellerinizi ve -başlarınıza mesh edip- her iki topuğa kadar da ayaklarınızı yıkayın. Eğer cünüp iseniz ...


Like Tree11Beğeni

Yeni Konu aç  Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Arama Stil
Alt 22.08.2013, 23:05   #1 (permalink)
BaHaRamaZaN

Kullanıcıların profil bilgileri misafirlere kapatılmıştır.
Standart Kur’an’dan Öğütler 1



ABDEST VE GUSLÜN
HİKMET VE FAZİLETİ*


“Ey iman edenler! Namaza kalkacağınız zaman yüzlerinizi, dirseklere
kadar ellerinizi ve -başlarınıza mesh edip- her iki topuğa kadar da
ayaklarınızı yıkayın. Eğer cünüp iseniz iyice yıkanarak temizlenin. Hasta
olursanız veya seferde bulunursanız veya biriniz abdest bozmaktan (def-i
hacetten) gelir veya kadınlara dokunur (cinsel ilişkide bulunur) da su
bulamazsanız, o zaman temiz bir toprağa yönelin. Onunla yüzlerinizi
ve ellerinizi mesh edin (Teyemmüm edin). Allah size herhangi bir güçlük
çıkarmak istemez. Fakat o sizi tertemiz yapmak ve üzerinizdeki nimetini
tamamlamak ister ki şükredesiniz.” (Maide, 5/6)
Dinimizin emir ve yasakları incelendiğinde, hepsinde birey ve toplumun maddi ve manevi yararının gözetildiği görülmektedir. Bu nedenledir ki dinimiz, birey
ve toplum olarak bizim için son derece önemli olan temizliğe büyük bir önem
vermiştir. Dinimize göre beden, elbise, mesken ve çevre temizliği gibi maddi temizlikten ayrı olarak bir de hükmî temizlik kavramı vardır. Bu tür temizlik, kişinin
durumuna göre abdest ya da gusül ile sağlanır. Abdest ve gusül başlı başına mad-di temizlik özelliği de taşıyıp sağlık açısından bir dizi faydalar içermekle birlikte
esasen bir hükmî temizlik işlemi ve arınma yoludur. Su bulunmaması durumunda
abdest ve guslün bu işlevi teyemmüm ile yerine getirilir.
Abdest, -okuduğumuz ayette de belirtildiği üzere- ibadet niyetiyle yüzü ve
dirseklere kadar kolları yıkamak, başı mesh etmek, ayakları topuklara kadar yıkamaktan ibarettir. Gusül (boy abdesti) “ağız ve burun içi dâhil olmak üzere- bütün
vücudun temiz su ile yıkanması” demektir. Teyemmüm ise, büyük (cünüplük hâli)
veya küçük kirliliği (abdestsizlik hâli) gidermek niyetiyle ellerin içini toprak cinsinden temiz bir şeye vurup önce yüze sürmek, sonra tekrar vurup her elin içiyle
karşı kolu mesh etmektir. (Bu konularla ilgili bilgilerin detayı ilmihal kitaplarından
öğrenilebilir.)
Yüce dinimizin ortaya koyduğu genel anlamdaki temizlik anlayışı ile ibadet
anlamındaki temizlik anlayışı birbirini tamamlamaktadır. İbadet için gerekli olan
temizlik aynı zamanda fertlerin günlük hayatlarındaki temizlik eğitimi niteliğini
taşımaktadır.
İbadet; kulun uyanık, hazırlıklı, şuurlu, ruh ve beden bakımından temiz olmasını gerektirir. Allah’ın huzuruna çıkmadan önce abdest alma, gerektiğinde gusül etme emri de bu amacın önemli vasıtalarındandır. Bu yönüyle abdest Allah
Teala ile iletişime geçme hazırlığıdır. Günde beş defa namaz kılmak veya diğer
bazı ibadetler için abdest almanın anlamı, Allah emrettiği için ve onun huzuruna
çıkmak amacıyla temizlenmektir. Bu yönüyle abdest, Allah’a yönelmek için gerekli
olan bir zihinsel hazırlık evresidir. Gerçek anlamda Allah’ı hatırlama ve ona olan
görevimizi yerine getirmenin bilinç uyanıklığına ulaşmadır.
Abdest ve gusül, insan sağlığına önemli ölçüde yararlar sağlamaktadır. Örne-
ğin abdest, vücudumuzun kir ve mikroplarla en fazla temasta bulunduğu azaları-
mızın temizlenmesini sağlayan bir uygulamadır. Öte yandan kan dolaşımını sağlayan damarların tabii esnekliklerini korur ve damar sertliklerinin önlenmesine yardımcı olur. Vücudun temel korunma sistemi olan lenf dolaşımını sağlayan beyaz
kan hücrelerini dokulara ulaştıran lenf damarlarının düzenli çalışmasına katkıda
bulunur. Özellikle beyinde kan dolaşımının güçlenmesi bakımından abdest çok
faydalıdır. Diğer taraftan bedende oluşan statik elektriğin fazlasının atılmasında
da abdestin rolü büyüktür. Gusül, cünüplük hâlinin vücutta yol açtığı yorgunluk
ve gevşekliği giderir; bedende yeni bir denge kurar, kişinin bedenen, zihnen ve
ruhen toparlanmasını ve zindeleşmesini sağlar, kişiyi ibadet atmosferine hazırlar.
Abdest ve gusül, aynı zamanda günahlardan arınma vesilesidir. Nitekim bu
hususta sevgili Peygamberimiz (s.a.s) şöyle buyurmuşlardır:
* Yunus AKKAYA

Jineps ve Lothlorien beğendi
__________________
Aşk der ki sana: Yolumdaysan başım feda yoluna; ama bil ki senin de başını isterim yoluma. Kahır, kapris gelecekse senden amenna! Ama ayağına diken batarsa yolumda ah edip vahlanma!...
Aşk bilek gücü değil “YÜREKTİR”! Yüreğin yetmiyorsa düşme yollara!…
KaRaqiZz isimli Üye şimdilik offline konumundadır Alıntı ile Cevapla
Alt 22.08.2013, 23:06   #2 (permalink)
BaHaRamaZaN

Kullanıcıların profil bilgileri misafirlere kapatılmıştır.
Standart Cevap: Kur’an’dan Öğütler 1

ADALET; VAZGEÇEMEYECEĞİMİZ
TEMEL DEĞER*


“Ey iman edenler! Kendiniz, ana babanız ve en yakınlarınızın aleyhine de
olsa Allah için şahitlik yaparak adaleti titizlikle ayakta tutan kimseler olun.
(Şahitlik ettikleriniz) zengin veya fakir de olsalar (adaletten ayrılmayın).
Çünkü Allah ikisine de daha yakındır (Onları sizden çok kayırır). Öyle
ise adaleti yerine getirmede nefsinize uymayın. Eğer (şahitlik ederken
gerçeği) çarpıtırsanız veya (şahitlikten) çekinirseniz (bilin ki) şüphesiz Allah,
yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.” (Nisa, 4/135)
Ayet, adalet ve adaletin sağlanmasında uyulması gereken temel esaslara
vurgu yapmaktadır. İnsanlığın ortak değeri olarak nitelendirebileceğimiz adalete,
dinimizde de büyük değer verilmiş, bu ayette olduğu gibi değişik vesilelerle adaletin
ayakta tutulması emredilmiştir. Adalet, kanun önünde herkesin eşitliği, kültür, bilgi
ve statü farklılıklarından dolayı insanlara başka başka davranılmaması demektir. Öz
bir ifadeyle adalet, insan niteliğine haiz herkese aynı derecede akraba, aynı derecede
de yabancıdır. Onun merkezinde, sadece hak ve hakkaniyet vardır. Yüce dinimiz
İslam’ın adalet anlayışı bu ve benzeri ayetlere göre şekillenmiştir. Bu anlamda İslam,
istek ve heveslere yer vermemiş, sevgi ve nefretlere uymamış, akrabalık ve yakınlık
bağlarına göre ayarlanmamış, zengin-fakir ayırımı gözetmemiş, kuvvetli ve zayıf
ayırımı yapmamış, objektif kriterlere dayalı bir adalet anlayışı getirmiştir. Nitekim
yukarıdaki ayette, bir taraftan müminler adaletin tahakkukuna katkıya davet
edilirken, diğer taraftan da böylesi bir görevin ifasında göz önünde bulundurulması
* Dr. Yaşar YİĞİT18
gereken kırmızı çizgilere dikkat çekilmektedir. Şöyle ki, davacı ile davalının,
mağdur ile haksızlık yapanın etnik kökeni, inancı, siyasal düşüncesi, toplumsal
statüsü, yakınlığı veya uzaklığı, adaletin gerçekleşmesinde etkin ve belirleyici
ölçütler değildir. İslam’ın adalet anlayışında haksızlık yapan, başkalarını mağdur
eden, canımızdan çok sevdiğimiz evladımız, anne-babamız dahi olsa, imanımızın
gereği adaletin gerçekleşmesine katkı sağlarız. Bu katkı, yakınlarımızın aleyhine olsa
da aynı tavrı sergileriz. Söz konusu tutumun, sıradan bir davranış ya da refleks
olmayıp imanımızın bir gereği olduğuna gönülden inanırız.
Sevgili Peygamberimiz, birçok hadisinde adaletin ve adil davranmanın önemini dile getirmiştir. Bir hadisinde; “Verdiği hükümlerde, ailesinin ve halkın yönetiminde
adaletli davranan yöneticiler, kıyamet gününde Allah Teâlâ’nın yanında nurdan yüksek
koltuklar üzerinde otururlar.” (Müslim, “İmâre”, 18) buyurarak, adil davranmanın Allah
katındaki mükâfatını ifade etmiştir. Peygamberimiz (s.a.s) sadece sözde değil uygulamada da çok güzel örnekler sergilemiştir. Bu örneklerden biri şöyledir: Mekke’nin
fethi esnasında, soylu bir kadın hırsızlık yapmış ve cezaya mahkûm olmuştu. Bu
kadının affedilmesi için yakınları, Peygamber (s.a.s)’in sevdiği bir kişi olan Üsame
b. Zeyd’i aracı kıldılar. Üsame, Hz. Peygamber ile konuştu ve şu cevabı aldı: “Üsame!
Seni Allah’ın koymuş olduğu herhangi bir cezanın uygulanmaması için aracılık yapar görmeyeyim.” Resûlullah (s.a.s), sonra bir konuşma yaparak şunları söyledi: “ Şüphesiz
sizden önceki milletlerin mahvolmasının başlıca sebeplerinden birisi, içlerinden asil (soylu)
bir kişi hırsızlık yaptığında onu (cezadan) affetmeleri, zayıf birisi hırsızlık yaptığında ise,
ona ceza uygulamalarıdır. Allah’a yemin olsun ki, eğer hırsızlık yapan Muhammed’in kızı
Fâtıma dahi olsa, onu da cezalandırırdım.”(Buharî, “Hudûd”, 11; Ebû Dâvûd, “Hudûd”, 4)
Hz. Peygamberin bu tavrı, adaletin temininde önemli bir etken olan hukuk/kanun
önünde herkesin eşitliği ilkesini göstermesi açısından önem arz etmektedir.
Sonuç olarak belirtmek gerekirse; Kur’an-ı Kerim’e göre adaletin ölçüsü hakkaniyettir. Bir hak konusunda hüküm verilirken, hakkın kendi lehine hükmedilmesi
hâlinde bundan memnun olan, fakat aleyhine hükmedilmesi durumunda bu hükmü
tanımayan insanlar için “işte bunlar zalimlerdir”(Nur, 24/48-51) denilmiştir. Bu itibarla
kişisel menfaat temini, akrabalık, düşmanlık gibi hissi durumlar, taraflardan birinin
soylu veya alt tabakadan olması, bedenî veya ruhî bakımdan kusurlu bulunması gibi
ahlakî ilkeleri ilgilendirmeyen sebepler bir hakkın ihlalini, örtbas edilmesini ve sonuç olarak adalet ilkesinden sapmayı mazur gösteremez (Maide, 5/8; Nisa, 4/3; Âl-i İmran,
3/75). Zira “Eğer hak onların keyfi arzularına uysaydı göklerin, yerin ve bunlarda bulunanların düzeni bozulurdu.” (Mü’minun, 23/71) buyurularak, adaletin objektif esaslara
oturtulmaması durumunda karşı karşıya kalınacak tehlikeye işaret edilmiştir.

__________________
Aşk der ki sana: Yolumdaysan başım feda yoluna; ama bil ki senin de başını isterim yoluma. Kahır, kapris gelecekse senden amenna! Ama ayağına diken batarsa yolumda ah edip vahlanma!...
Aşk bilek gücü değil “YÜREKTİR”! Yüreğin yetmiyorsa düşme yollara!…
KaRaqiZz isimli Üye şimdilik offline konumundadır Alıntı ile Cevapla
Alt 22.08.2013, 23:07   #3 (permalink)
BaHaRamaZaN

Kullanıcıların profil bilgileri misafirlere kapatılmıştır.
Standart Cevap: Kur’an’dan Öğütler 1

AHİRETİ UNUTANLAR
AHİRETTE UNUTULURLAR*

ِ
“Onlar dinlerini oyun ve eğlence edinmişler ve dünya hayatı da kendilerini
aldatmıştı. İşte onlar bu günlerine kavuşacaklarını nasıl unuttular ve
âyetlerimizi nasıl inkâr edip durdularsa, biz de onları bugün öyle
unuturuz.” (A’râf, 7/51)
Yüce Rabbimiz, yeryüzünü sayısız nimetleriyle donatıp istifademize sunarken
bizleri başıboş bırakmamış (Kıyâme, 75/36), göklerin ve dağların yüklenmekten çekindikleri çok önemli bir emaneti taşımakla sorumlu kılmıştır (Ahzâb, 33/72). Yüce
Yaratıcımızın bizlere teklif ettiği bu önemli sorumluluk, O’nu tanıma, bilme ve O’na
kulluk etme sorumluluğudur (Zâriyât, 51/56). Yüce Mevlamız, engin rahmetinin gereği olarak kendini tanıyabilmemiz ve kulluğumuzu doğru bir şekilde yerine getirebilmemiz için de rehberliklerine muhtaç olduğumuz peygamberler ve kitaplar
göndermiştir (Âl-i İmrân, 3/164). Bizlere sorumluluklarımızı hatırlatan peygamberleri
ve onların getirdikleri ilahî mesajları ciddiye alıp, kısacık hayatımızı onların rehberliğinde değerlendirdiğimiz takdirde hem bu dünyada hem de ahirette mutlu oluruz.
Aksi takdirde, telâfisi mümkün olmayan pişmanlıklar yaşarız.
Yukarıda okuduğumuz ayet-i kerimede, böyle bir pişmanlığın içerisine düşecek
olan inançsız insanların durumu dikkatimize sunulmaktadır. Dünyadayken hayatı
ve dinî konuları ciddiye almayıp, bunları birer oyun ve eğlenceden ibaret gören,
dünyanın aldatıcılığına kapılarak, asıl sorumlu oldukları konulara kulak tıkayıp
ahireti ve Allah’a hesap vermeyi unutanlar, ilahî rahmetin tecelli edeceği gün unu-
* Dr. Y. Seracettin BAYTAR

__________________
Aşk der ki sana: Yolumdaysan başım feda yoluna; ama bil ki senin de başını isterim yoluma. Kahır, kapris gelecekse senden amenna! Ama ayağına diken batarsa yolumda ah edip vahlanma!...
Aşk bilek gücü değil “YÜREKTİR”! Yüreğin yetmiyorsa düşme yollara!…
KaRaqiZz isimli Üye şimdilik offline konumundadır Alıntı ile Cevapla
Alt 22.08.2013, 23:10   #4 (permalink)
BaHaRamaZaN

Kullanıcıların profil bilgileri misafirlere kapatılmıştır.
Standart Cevap: Kur’an’dan Öğütler 1

AHİRETTE YAPILACAK MAZERET
VE PİŞMANLIK GEÇERLİ DEĞİLDİR*


“O grup da, ‘Hayır, size rahat ve huzur olmasın. Bu cehennemi bizim
önümüze siz sürdünüz. Orası ne kötü durak yeridir!’ der. Şöyle derler: ‘Ey
Rabbimiz! Bunu bizim önümüze kim sürdüyse cehennemde onun azabını
bir kat daha artır.’ ” (Sâd, 38/60-61)
Ölüm, içinde yaşadığımız şu hayat için bir son, ebedî hayat olan ahiret için ise
bir başlangıçtır. Ölüme ve sonrasında ahirete göçeceğimize inancımız olmasına rağ-
men çoğu kez o ölüme adım adım, an be an yaklaştığımızın şuurundan gaflete dü-
şenlerimiz olmaktadır.
Ahiret hayatının inanmayanlar için dehşet verici korkuları ve azapları, inananlar
için ise ümitleri ve nimetleri bize hiç uzak görünmesin. Çünkü hepimiz için hayat
takviminin son yaprağı her an son bulabilir, hayat filmimiz bir anda bitebilir.
Televizyonda seyrediyoruz ve görüyoruz ki, her bir filmin bir başlangıcı ve bir de
bitişi vardır. İşte hayatımız da böyle bir filmi andırmaktadır. Hem de aktörlüğünü
bizzat kendimiz yapıyoruz, melekler de kayıt işini gerçekleştirmekte. Bu kaydın
yarın kıyamette bizlere takdim edileceğini ve kendi hayat filmimizi seyredeceğimizi
Yüce Rabbimiz şöyle haber veriyor:
“İşte kitabımız, size karşı gerçeği söylüyor. Çünkü biz yapmakta olduklarınızı kaydediyorduk.” (Câsiye, 45/29)
* Dr. Zafer KOÇ


Şu gerçeğe inanmaktayız ki, dünya hayatımızın tamamı, hiçbir eksik ve atlama
olmadan Allah’ın melekleri tarafından kayda geçirilmektedir. Bu gerçek, ayette şöyle
bildirilmektedir:
“Andolsun, insanı biz yarattık ve nefsinin ona verdiği vesveseyi de biz biliriz. Çünkü
biz ona şah damarından daha yakınız. Üstelik biri insanın sağ tarafında, biri sol tarafında
oturmuş iki alıcı melek de (onun yaptıklarını) alıp kaydetmektedir.” (Kaf, 50/16-17)
Bugün, geçmişte neler yaptığımızı tam olarak her şeyiyle hatırlayamamaktayız.
Bu yüzden hayat filmimiz çok hassas bir şekilde kaydedilmektedir ve bu film yarın
bize izlettirilecektir. Ta ki dünyada yaptıklarımızı inkâr etmeye ve kötülüklere mazeret bulmaya imkân kalmasın. İşte bu gerçek, ayette şöyle ifade ediliyor:
“Her insanın amelini boynuna yükledik. Kıyamet günü kendisine, açılmış olarak kar-
şılaşacağı bir kitap çıkaracağız. ‘Oku kitabını! Bugün hesap sorucu olarak sana nefsin
yeter’, denilecektir.” (İsrâ, 17/13-14)
O ahiret sahnesini şöyle bir gözümüzün önünde canlandıralım ve insanların
hangi durumda olacaklarını düşünmeye çalışalım.
Bir yanda büyük pişmanlık duyan ve dehşetten çıldıracak vaziyete gelenler olacak, bir yanda da mutluluk yurduna ulaşmaktan dolayı sevinç duyanlar olacaktır. Pişman olanlar; “Keşke toprak olsaydık!” (Nebe, 78/40) diye yalvaracaklar. “Ateşin
karşısında durdurulup da, ‘Ah, keşke dünyaya geri döndürülsek de Rabbimizin ayetlerini
yalanlamasak ve müminlerden olsak’ dedikleri vakit (hallerini) bir görsen!”(En’âm, 6/27).
“Yüzlerinin ateşte bir yandan bir yana döndürüleceği gün, ‘Keşke Allah’a ve Resul’e itaat
edeydik’, diyecekler.” (Ahzâb, 33/66) “Keşke bu hayatım için önceden bir şey yapsaydım,
der.” (Fecr, 89/24) “Hesabımın ne olduğunu da bilmeseydim. Keşke ölüm her şeyi bitirseydi.” (Hakka, 69/26-27) şeklinde pişmanlıklarını söyleyecekler ve yeniden dünyaya
gönderilmelerini isteyecekler. Ancak bu tür mazeretlerin hiçbiri fayda vermeyecek
ve hiçbir kimse yeniden dünyaya gönderilmeyecek.
Dünya hayatında yapılan onca kötülükler bir bir ortaya dökülüp kişiye bunların
hesabı sorulduğunda günahkâr insan şu talepte bulunacak:
“Suçlular Rablerinin huzurunda boyunlarını büküp, ‘Rabbimiz! (Gerçeği) gördük ve
işittik. Artık şimdi bizi (dünyaya) döndür ki, salih amel işleyelim. Biz artık kesin olarak
inanmaktayız’, dedikleri vakit (onları) bir görsen!”(Secde, 32/12)
Bir başka ayette bu pişmanlık ve yalvarışşöyle dile getirilir:
“Onlar cehennemde: ‘Ey Rabbimiz! Bizi buradan çıkar ki dünyada iken işlemekte olduğumuzdan başka ameller, salih ameller işleyelim’, diye bağrışırlar. (Allah, onlara şöyle
der ‘Sizi, düşünüp öğüt alacak kimsenin düşünüp öğüt alabileceği kadar yaşatmadık mı?
Size uyarıcı da gelmişti. Öyle ise tadın azabı. Çünkü zalimler için hiçbir yardımcı yoktur.’
”(Fatır, 35/37)

Gördüğünüz gibi ahiretteki pişmanlık fayda sağlamayacaktır. Çünkü yüce Allah,
iyiyi ve tüm güzellikleri insanlara öğreten peygamberleri ve beraberlerinde kitapları
insanlara göndermiştir. Böylece neyin iyi, neyin de kötü olduğunu haber vererek
ahirette bazı insanlara mazeret bulma imkânını bırakmamıştır. Nitekim bu durum
ayette şöyle dile getirilmektedir:
“İnkâr edenler grup grup cehenneme sevk edilirler. Cehenneme vardıklarında oranın
kapıları açılır ve cehennem bekçileri onlara şöyle derler: ‘Size içinizden, Rabbinizin ayetlerini size okuyan ve bu gününüze kavuşacağınıza dair sizi uyaran peygamberler gelmedi
mi?’ Onlar da, ‘Evet geldi. Fakat inkârcılar hakkında azap sözü gerçekleşmiştir’, derler.”
(Zümer, 39/71)
Şunu asla unutmayalım ki, öldükten sonra tekrar diriltileceğiz ve bu dünya hayatımızın hesabını vereceğiz. Bu, imanın şartlarından biridir ve her Müslüman buna
inanmalıdır. Ahirette pişman olmak istemiyorsak, yüce kitabımız Kur’an’ın ve sevgili Peygamberimizin emir ve tavsiyelerini daima yerine getirelim. Aksi takdirde,
ahirette pişmanlık hiçbir fayda sağlamayacaktır.

__________________
Aşk der ki sana: Yolumdaysan başım feda yoluna; ama bil ki senin de başını isterim yoluma. Kahır, kapris gelecekse senden amenna! Ama ayağına diken batarsa yolumda ah edip vahlanma!...
Aşk bilek gücü değil “YÜREKTİR”! Yüreğin yetmiyorsa düşme yollara!…
KaRaqiZz isimli Üye şimdilik offline konumundadır Alıntı ile Cevapla
Alt 22.08.2013, 23:10   #5 (permalink)
BaHaRamaZaN

Kullanıcıların profil bilgileri misafirlere kapatılmıştır.
Standart Cevap: Kur’an’dan Öğütler 1

AKIL VE DİĞER BİLGİ
ARAÇLARI, AMACINA UYGUN
OLARAK KULLANILMALIDIR*

“Andolsun biz, cinler ve insanlardan, kalpleri olup da bunlarla anlamayan,
gözleri olup da bunlarla görmeyen, kulakları olup da bunlarla işitmeyen
birçoklarını cehennem için var ettik. İşte bunlar hayvanlar gibi, hatta daha
da aşağıdadırlar. İşte bunlar gafillerin ta kendileridir.” (A’râf, 7/179)
Kur’an-ı Kerim’de insanoğlunun akıl sahibi, düşünen ve bilen bir varlık olduğuna
atıfta bulunularak onun bu yönünün harekete geçirilmesi, yararlı ve verimli kılınması üzerinde önemle durulmuştur. Birçok âyette; insanın zihnî melekelerini doğ-
ru ve verimli bir şekilde kullanmasının gerekliliği sıklıkla vurgulanmış; onun gönül
dünyasına hitap edilerek kendisini kuşatan bütün varlıklar üzerinde; hatta insanlığın
var oluşundan âkıbetinin ne olacağına kadar her şey üzerinde düşünüp taşınmaya ve
bunlardan önemli dersler çıkarmaya çağrılmıştır.
Mealini verdiğimiz ayette de; Allah’ın insanoğluna gerçekleri, iyilik ve güzellikleri görme, işitme, onları anlayıp kavrama yeteneklerini vermiş olduğu hatırlatılmaktadır. Ancak ayette, insanlardan bazılarının bu yeteneklerini yaratılış amacına uygun bir şekilde ve doğru olarak kullanmadıkları bu sebeple de kendilerini
cehenneme götürecek yanlış inanışlara saplanarak kötü davranışlar sergiledikleri
ifade edilmektedir. Ayrıca, başta ayetin ilk muhatabı olan müşrikler olmak üzere
tevhit inancına sırt çeviren ve kendilerine bahşedilen nimetlere nankörlük eden
bütün küfür ehli tehdit edilerek işledikleri suçlardan dolayı cezalandırılacakları
uyarısında bulunulmaktadır.

Şöyle ki; insanlardan ve onlar gibi sorumluluk sahibi olan cinlerden birçoklarının yükümlülüklerine temel teşkil edecek olan akıl ve diğer bilgi araçlarını doğ-
ru ve yerinde kullanmamaları sebebiyle cezayı hak ettikleri bildirilmektedir. Allah
(c.c) ayette; onlardan “Cehennem için var edildikleri” şeklinde bahsetmektedir.
Çünkü hazırlanmış olan bütün imkân ve şartlar, kendi lehlerine olmasına rağmen
onların bu fırsatı değerlendirip karşılığında mükâfat olarak cennete girmek yerine;
insanlardan ve cinlerden pek çoğunun iradelerini ve seçimlerini ters istikamette
kullanıp cehennemi hak edecekleri bir gerçektir. Yoksa Allah’ın kimseye bir kastı
ve düşmanlığı söz konusu değildir. Nitekim başka bir ayette “(Ey kâfirler!) Bu, sizin ellerinizin önceden yaptığının karşılığıdır. Yoksa Allah kullarına zulmedici değildir.”
(Enfâl, 8/51) buyurulmaktadır.
Ayrıca ilgili ayette; söz konusu yeteneklerini doğru kullanmayanlar hayvan sü-
rülerine benzetilmiş, hatta onlardan daha düşük seviyede, daha bedbaht oldukları
bildirilmiştir. Çünkü hayvanların insanlar gibi duyu organları olmakla birlikte, bu
organlarla algıladıkları verileri kullanarak bunlardan bilgi ve fikir üretme, hükümler çıkarma, bilinenlerden yola çıkarak bilinmeyenlere ulaşma gibi aklî ve zihinsel
faaliyetler göstermek ve sonuçta zihnini doğru bilgi ve inançlarla, hayatını güzel
davranışlarla süslemek imkânları bulunmamaktadır. İnsanoğlu, bu imkânlara sahip olarak yaratılması sebebiyle, onları doğru ve yerinde kullanmayanlar için âyette
“hayvanlardan daha aşağı seviyededirler” şeklinde niteleme bulunmaktadır.
O halde bizlere düşen şey; varlığın ve hayatın görünür taraflarını aşıp bütünündeki hikmetleri kavrayarak buradan din ve dünya hayatımız için hayırlı sonuçlar
elde etmek; kalbimizi güzel duygu ve düşüncelerle donatıp bu sayede küfürden,
nifaktan, bâtıl inanç ve hurafelerden arındırarak doğru bir imana ulaşmaktır. Hayatımızı iyi ve yararlı davranışlarla güzelleştirerek fâni ve sıradan varlıklara kul olma
anlayışından kendimizi koruyalım. Yalnız Allah’a kul olalım ve yalnız O’nun yardı-
mına güvenelim (Fâtiha, 1/5); insanın hayatını lekeleyen, Allah ve insanlar katında
itibarını düşüren her türlü kötü ve çirkin işlerden uzak duralım. Evrenin düzeni
ve işleyişi gibi insanlar arası ilişkilerin de Allah’ın emir ve yasakları doğrultusunda
olmaya bağlı bulunduğunu unutmayalım (Kur’an Yolu, 2/493-495). Bu güzel meziyetlerin tamamı, Allah’ın bizlere ihsanı olan aklımızı ve diğer bilgi araçlarımızı doğru
ve yerinde kullanmamızla gerçekleşecektir.

__________________
Aşk der ki sana: Yolumdaysan başım feda yoluna; ama bil ki senin de başını isterim yoluma. Kahır, kapris gelecekse senden amenna! Ama ayağına diken batarsa yolumda ah edip vahlanma!...
Aşk bilek gücü değil “YÜREKTİR”! Yüreğin yetmiyorsa düşme yollara!…
KaRaqiZz isimli Üye şimdilik offline konumundadır Alıntı ile Cevapla
Alt 22.08.2013, 23:11   #6 (permalink)
BaHaRamaZaN

Kullanıcıların profil bilgileri misafirlere kapatılmıştır.
Standart Cevap: Kur’an’dan Öğütler 1

AKRABAYA YARDIM ETMEK HAKTIR*
ِ
*
“Akrabaya, yoksula ve yolda kalmış yolcuya haklarını ver…” (İsrâ, 17/26)
Gittikçe kendini yalnızlaşmaya doğru iten insanoğlu, karşılaştığı problemlerin
üstesinden gelememekte, bunların altında ezilip kalmaktadır. Ancak İslam’ın tesis
ettiği sosyal yardımlaşma müessesesi insanı bu yalnızlıktan kurtarmakta ve sağlıklı
bir cemiyetin bireyi hâline getirmektedir. İslam toplumunda fertlerin özellikle de
yakın akrabaların birbirlerini gözetip ihtiyaçlarını karşılamaları bu bakımdan önem
arz etmektedir. Öyle ki yapılan her türlü yardımın yakın akrabalardan başlayarak,
muhtaç kimselere doğru ulaştırılması emredilen bir husustur.
Hayatını kazanabilen insan maddi ihtiyaçlarını karşılamak için belki başkalarına
ihtiyaç duymayabilir. Ancak değişik şartlarda yaşamak zorunda olan insan, bir gün
hayatını kazanamaz ve aile bireylerine bakamaz hâle gelebilir. İşte bu durumlarda
insanın ilk başvurabileceği kişiler yakın akrabalarıdır. Konumuzu teşkil eden ayette,
yakın akrabaya, düşküne ve yolcuya hakkını vermekten söz edilmektedir. Çünkü
onlara yardım etmek, bir minnet değil haktır. Burada özellikle yakın akrabaya yardım etmenin anılması ise, sıla-ı rahmi (akrabalık bağlarını) korumak için muhtaç
olan akrabaya yardım etmeyi telkin etmek amacıyladır.
Bu bakımdan akrabaların ihtiyaçlarını yerine getirmek, onlara yardım etmek o
kadar önem arz etmektedir ki Cenab-ı Hak, sadece ibadet etmenin iyilik olmadığını,
helalinden mal kazanıp onu seve seve yakınlığı bulunan akrabalara, yoksullara ve
yolda kalmışlara harcamada bulunmanın esas iyilik olduğunu haber vermektedir
(Bakara, 2/177).
Akrabalarımızdan kötülük görmüş olsak bile hiçbir zaman onlara yardım etmekten kaçınmamalıyız. Zira ayette, faziletli ve servet sahibi kimselerin akrabaya, yoksullara mallarından vermeyeceklerine dair yemin etmemeleri emredilmektedir (Nûr,

24/22). Yine Peygamberimizin hadislerinde en faziletli sadakanın düşmanlık yapan
akrabalara verilen sadaka olduğu (Ahmed b. Hanbel, “Müsned”, 3/402), yoksula verilen
sadakanın bir sadaka yerine geçeceği, akrabaya verilen sadakanın ise iki sadaka yerine geçeceği (Tirmizî, “Zekât”, 26) ifade edilmektedir.
Akrabaya yardımda bulunmak, ihsan olarak değerlendirilmiştir. İhsanda özellikle akrabaya yardımın öne çıkarılışı, onun önemini ortaya çıkarmakta ve pekiştirmektedir. Akrabaya yardım etme hakkı o kadar önemle vurgulanmıştır ki herhangi
birimize ölüm gelip yaklaştığında eğer bir hayır, yani ölümden sonra mal bırakacak
isek yakın akrabamız için meşru bir şekilde haksızlıktan uzak bir tarzda vasiyet yapmamız emredilmiştir (Bakara, 2/180). Her ne kadar varis olan akraba bundan istisna
edilmiş ise de varis olmayan akraba hakkında bu hüküm devam etmektedir. Çünkü
mal paylaşımı sırasında mirasçı olmayan akrabalar ile (mirasçı olmayan) yetim ve
fakirlerin hazır bulunmaları hâlinde bu maldan bir şey verilmesinin emredilişi (Nisâ,
4/8) bu emrin vacip anlamına geldiğinin delilidir.
Yüce Allah, akrabalara yardım etmemizi emrederken (Nahl, 16/90) onlara muhtaç oldukları hususlarda hediye vermemizi, ikramda bulunmamızı ve iyilik yaparak
yakınlarla ilişkileri sürdürmemizi bizden istemektedir. Yine Cenab-ı Hak, akrabaya
hakkını vermenin Allah’ın rızasını kazanmayı dileyenler için daha hayırlı olduğunu
ve o kimselerin kurtuluşa erenlerden olacağını bildirmektedir (Rûm, 30/38).
Kısacası akrabalarımızdan muhtaç olanlara yardım elimizi uzatmıyorsak, dinimizin önemli gördüğü bir sorumluluğu yerine getirmeyerek kusur işlemiş oluyoruz.
Zira akrabayı görüp gözetmenin, onlara göz kulak olmanın, muhtaç iseler ihtiyaç-
larını karşılamaya çalışmanın İslam’ın önem verdiği hususlar olduğunu unutmamalıyız. Hatta akrabayla olan ilgisini, yardımını ve desteğini kesen kimsenin cennete
giremeyeceği ikazının hadiste belirtildiğini (Buhârî, “Edeb” 11; Müslim, “Birr” 18, 19) ve
bunun büyük günah olduğunu da aklımızdan çıkarmamalıyız.

__________________
Aşk der ki sana: Yolumdaysan başım feda yoluna; ama bil ki senin de başını isterim yoluma. Kahır, kapris gelecekse senden amenna! Ama ayağına diken batarsa yolumda ah edip vahlanma!...
Aşk bilek gücü değil “YÜREKTİR”! Yüreğin yetmiyorsa düşme yollara!…
KaRaqiZz isimli Üye şimdilik offline konumundadır Alıntı ile Cevapla
Alt 22.08.2013, 23:12   #7 (permalink)
BaHaRamaZaN

Kullanıcıların profil bilgileri misafirlere kapatılmıştır.
Standart Cevap: Kur’an’dan Öğütler 1

ALLAH, AÇIĞA VURDUKLARIMIZI DA
GİZLEDİKLERİMİZİ DE BİLİR*



Rabbimiz Allah her şeye gücü yeten ve tüm eksikliklerden uzak yüce bir yaratıcıdır. O bütün mükemmel vasıfları zatında barındırır. Her şeye gücü yeten ve her
canlıya rızkını veren O’dur. Rabbimiz, biz kullarını her an gözetlemekte ve kulları-
nın yaptıklarından en ince ayrıntısına kadar her şeyden haberdar olmaktadır. Açıklamasını yaptığımız ayet-i kerimede de Rabbimiz, içi dışı farklı olan ve ağızlarıyla
inandık deyip kalben inanmayan münafıklara seslenmektedir. Buna göre sözlerimizi
gizlesek de açıklasak da Allah hepsinden haberdardır.
Rabbimiz, Kur’an-ı Kerim’in pek çok yerinde bu konuya farklı şekillerde vurgu
yapmıştır. Yüce Yaratıcımızın bu konuya bu kadar çok yer vermesinin sebeplerinden
biri, biz kullarının gönüllerine “Allah’ın bizi her an gördüğü” inancını yerleştirmektir. Böylece, bütün düşünce, inanç ve davranışlarımızda O’na layık bir kul olmamız
mümkün olacaktır.
Rabbimiz öyle bir yaratıcıdır ki, O bizim gönlümüzün özünü bilir. Öyle ya yaratan yarattığı kullarının içini hiç bilmez mi? Lokman suresinde bu konu bir örnekle
şöyle anlatılmıştır:
(Lokman öğütlerine şöyle devam etti
“Yavrum! Şüphesiz yapılan iş bir hardal tanesi ağırlığında olsa ve bir kayanın içinde,
yahut göklerde ya da yerin içinde bile olsa, Allah onu çıkarır getirir. Çünkü Allah en gizli
şeyleri bilendir, (her şeyden) hakkıyla haberdar olandır.”(Lokmân, 31/16)
Böylesine yüce bir Yaratıcının huzurunda bizler nasıl günah işleyebilir ve başka-

larının haklarına tecavüz edebiliriz? Mademki O, bulunduğumuz yer neresi olursa
olsun bizimle beraber, mademki “Dört kişinin fısıltı ile konuştuğu yerde beşincileri O’dur” (Mücadele, 58/7), öyleyse gizli-açık konuştuğumuz her söze dikkat etmeli
ve hesabını veremeyeceğimiz söz ve hareketlerden uzak durmaya çalışmalıyız. Bir
ayet-i kerimede;
“Andolsun, insanı biz yarattık ve nefsinin ona verdiği vesveseyi de biz biliriz. Çünkü biz
ona şah damarından daha yakınız.” (Kâf, 50/16) buyrulmaktadır. O bize bizden daha
yakındır. Öyleyse biz unutsak da, Allah her an bizimle beraberdir.
Bize düşen görev, O’nun bizi her yerde gördüğüne içtenlikle inanarak sorumluluklarımızı yerine getirmektir. Bizi gören birileri varken haramlardan uzak duruyor
ama yalnız başımıza olduğumuz zaman bu haramları işleyebiliyorsak bu ayetleri
gönlümüze bir daha okumalı ve kendimize şöyle seslenmeliyiz: Ey Nefsim! Sen
Allah’ın her an seni gördüğünü ve nerede olursa olsun yaptıklarından hesaba çekeceğini bilmez misin?
O halde bizler, Allah’ın bizi her an gördüğüne ve gizli açık söylediklerimizi bildi-
ğine inanmış kimseler olarak önce söz ve davranışlarımızda dürüst olmaya çalışmalı, nerede olursak olalım hakkaniyetten ve adaletten asla ayrılmamalıyız. Rabbimizle
irtibatımızı sağlayan ibadetlerimizle, insanlar arası ilişkilerimizde adalet, cömertlik,
nezaket, tevazu ve hoşgörü gibi karşımızdaki insanlara huzur veren güzel ahlakımız
ve herkesin güvenini kazanan dürüstlüğümüzle herkese örnek olmalıyız. Ancak bu
seviyeyi yakaladığımızda gerçek anlamda imanın ve kulluğun tadına varabiliriz.

__________________
Aşk der ki sana: Yolumdaysan başım feda yoluna; ama bil ki senin de başını isterim yoluma. Kahır, kapris gelecekse senden amenna! Ama ayağına diken batarsa yolumda ah edip vahlanma!...
Aşk bilek gücü değil “YÜREKTİR”! Yüreğin yetmiyorsa düşme yollara!…
KaRaqiZz isimli Üye şimdilik offline konumundadır Alıntı ile Cevapla
Alt 22.08.2013, 23:13   #8 (permalink)
BaHaRamaZaN

Kullanıcıların profil bilgileri misafirlere kapatılmıştır.
Standart Cevap: Kur’an’dan Öğütler 1

ALLAH, ANA-BABAYA BİR ÖMÜR BOYU
İYİLİĞİ EMREDİYOR*

ِ
“Rabbin, kendisinden başkasına asla ibadet etmemenizi, anaya-babaya
iyi davranmanızı kesin olarak emretti. Eğer onlardan biri, ya da her ikisi
senin yanında ihtiyarlık çağına ulaşırsa, sakın onlara ‘öf!’ bile deme; onları
azarlama; onlara tatlı ve güzel söz söyle.” (İsrâ, 17/23)
Yüce Rabbimiz bu ayet-i kerime ile yalnız kendine kulluk etmemizi, O’na şirk
koşmamamızı ve ana-babamıza iyilik etmemizi emretmektedir.Yani yüce Allah kendine kulluktan sonra ana-baba hukukunu dile getirip onlara itaati ve görüp gözetmeyi bizlere emrediyor. Bir başka ayet-i kerimede de aynışekilde;
“Biz insanlara ana-babalarına iyilik etmelerini vasiyet ettik.” (Lokman, 31/14) buyurmaktadır.
Rabbimizin bu konudaki emirleri gayet açık olarak önümüzde bulunmaktadır.
Şüphesiz her bir mümin bu emirlerden nasibi kadarını alacaktır. Anneye, babaya,
akrabaya, komşuya gösterilen veya gösterilmesi istenen bu saygı ve sevgi, İslam’dan
başka hiçbir dinde ve düşünce sisteminde bu kadar öne çıkarılmamıştır.
Hz. Peygamber (s.a.s), şefkat timsali annelerimiz için;
“Ayağına sarıl, cennet oradadır” (Nesaî, “Cihad”, 6) buyurmuş, ayrıca baba hakkını dile getirirken de “Bir evlat babasını köle olarak bulsa, onu satın alıp hürriyete
kavuştursa, yine de onun hakkını tam olarak ödeyemez” (Müslim, “Itk”, 25) ikazını
yapmıştır. O halde ana-babamızı her zaman başımızın üzerinde taşımayı şeref bilmeliyiz. Yaşlılıklarında onların kadrini daha da iyi takdir etmeli, başımızdan atmak

hizmetlerinden kaçınarak, huzurevlerine göndermek gibi bir yanlışa asla düşmemeliyiz. Çünkü bu onlara en büyük işkence, yıkım ve zulüm, hatta sağ iken mezara
koymaya benzeyen bir harekettir.
Bizim toplumumuzun bünyesine uymayan ve asla olmaması gereken bu tür tutum ve davranışların varlığı maalesef çevremizde duyulmaya başlamıştır. Anne-babayı aileden dışlayan batı toplumları geçmişle gelecek arasındaki kültür köprüsünü
yıktıkları için bu günkü kargaşaya düşmüşlerdir. Bu gibi davranışlardan kaçınarak
“Belirli bir yaşantıdan sonra anne-baba ayak bağı oluyor” fikri yerine, bu konuda
dinimizin görüş ve felsefesine kulak vermemiz, o mutluluk kaynağına yönelmemiz şüphesiz en yerinde hareket olacaktır. Mensubu olduğumuz yüce dinimizin ve
kaynağını yine dinimizden alan örfümüzün ebeveyne muamelede izlediği yol bu
şekildedir.
İnanç ve düşüncesi bu anlayışla yoğrulmuş olan bizler için ana-babalarımıza
davranışımız konusunda aslında başka herhangi bir şeye, senede bir gün hatırlanmak için anneler veya babalar gününe de ihtiyaç yoktur.
Günümüzde, bir yıl boyunca kendisini türlü meşakkatlerle yetiştirip büyüten bir
anne-babası olduğunu dahi hatırlayamayanlar için böyle özel günlerin ortaya konulması, unutulup, bir köşeye atılan ana-babaların gönüllerine acaba gerekli hisleri
yaşatmaya yeterli olabiliyor mu?
Sadece bu günlere özel sevgi tezahürlerinin ortaya konulması kültürümüze ve
insanımıza yakışan bir davranış türü olabilir mi? Ana-babalarımıza karşı görevlerimizi yapmış olmanın hazzını bu sayede ne kadar elde edebiliriz acaba?
Yüce Allah okuduğumuz bu ayette bizleri şu şekilde yönlendiriyor: “Rabbiniz,
yalnız kendisine kulluk etmemizi ve ana-babaya iyilikte bulunmamızı buyurur. Şayet ikisinden biri veya her ikisi yanınızda iken ihtiyarlayacak olurlarsa, onlara ‘öf ‘ bile demeyiniz, onları azarlamayınız. İkisine de hep tatlı söz söyleyiniz. Yumuşaklık ve alçak
gönüllülükle onların üzerine kanatlarınızı geriniz.” Bu uyarıdan sonra Rabbimiz anababalarımız için şöyle dua etmemizi öğütlüyor:
“Allah’ım, küçükken beni şefkatle yetiştirdikleri gibi sen de onlara şefkat ve merhametle muamelede bulun.”
Görüldüğü gibi, hayatlarını bize vakfeden, her hareketlerini bizim iyiliğimizi dü-
şünerek yapan ana-babalarımıza karşı tavırlarımız yüce Yaratıcının ayet-i kerimede
bizlere gösterdiği gibi olmalıdır. İncitip üzmek ve kırmak bize bir şey kazandırmayacağı gibi, Rabbimizin huzuruna, O’nun bu konudaki emir ve yasaklarını dinlememiş bir durumda çıkıp hüsrana uğrama bedbahtlığına düşebiliriz.

__________________
Aşk der ki sana: Yolumdaysan başım feda yoluna; ama bil ki senin de başını isterim yoluma. Kahır, kapris gelecekse senden amenna! Ama ayağına diken batarsa yolumda ah edip vahlanma!...
Aşk bilek gücü değil “YÜREKTİR”! Yüreğin yetmiyorsa düşme yollara!…
KaRaqiZz isimli Üye şimdilik offline konumundadır Alıntı ile Cevapla
Alt 22.08.2013, 23:14   #9 (permalink)
BaHaRamaZaN

Kullanıcıların profil bilgileri misafirlere kapatılmıştır.
Standart Cevap: Kur’an’dan Öğütler 1

ALLAH; ADALETİ, İYİLİK YAPMAYI, YAKINLARA
YARDIM ETMEYİ EMREDER; HAYÂSIZLIĞI,
FENALIK VE AZGINLIĞI DA YASAKLAR*

ِ

“Şüphesiz Allah, adaleti, iyilik yapmayı, yakınlara yardım etmeyi emreder;
hayâsızlığı, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size
öğüt veriyor.” (Nahl, 16/90)
Yüce Allah, bu ayet-i kerimede toplumsal huzurun yapı taşlarından en önemlilerini sayarak bunları yerine getirmemizi emretmiştir. Her şeyi yerli yerine koyup, öl-
çülü hareket etmek, hakkı yerine getirmek anlamına gelen adalet; zulmün, haksızlı-
ğın, dengesizliğin karşıtıdır. Sahip olduğumuz konum her ne olursa olsun gücümüz
nispetinde adaletli davranmak, adaletin sağlanması için gayret etmekle mükellefiz.
Örneğin ailede ebeveyn olarak çocuklar arasındaki adaleti sağlamakla yükümlüyüz.
Ebeveyn olarak bir çocuğumuz için yaptığımızı diğeri için de yapmaya çalışmalıyız.
Bu asli ihtiyaçların giderilmesi, eğitim, çeyiz, miras paylaşımı vb. konularda olabileceği gibi, sevgi ve ilgi gibi hâl ve tavırlarda da söz konusudur. Ailede sağlayacağımız
adalet toplumun her alanına yansıyacaktır. Yine bir işyerinde işveren veya patron
konumunda isek emrimizdeki kişilere karşı iş dağılımında ve ücretlerde adaletli
davranmamız gerekmektedir. Zira çalışanın hakkının daha alnının teri kurumadan
verilmesi sevgili Peygamberimizin tavsiyesidir. Çalışanların yalnızca performanslarına göre değerlendirilmeye tabi tutulması, aynı işi yapanların aynı haklara sahip
olması adaletin birer yansımasıdır.

Ayet-i kerimenin devamında iyilik yapmak emredilmiştir. Genel olarak iyilik,
ihsan kişinin bir lütufta bulunması, bir işi en güzel şekilde yapması, Allah’a ihlasla
kulluk etmesi anlamlarında kullanılır. İhsan adaletin de üstünde bir derecedir. Nitekim ihsanda kişinin üstüne düşenden daha fazlasını yerine getirmesi söz konusudur. Bundan dolayıdır ki Hz. Ali, “İnsanlar işlerini ihsanla yapmalarına göre değer
kazanır” demiştir. Birçok dinî kaynakta ihsan, insanın hem Allah’a hem de yakın ve
uzak çevresine, bütün insanlara hatta tabiata karşı tutum, davranış ve yaklaşımında
adalet ölçüsünün, farz ve vacip sınırlarının ötesine geçerek imkân ve kabiliyetine
göre kulluğun, özverinin ve erdemin en yüksek seviyesine ulaşması anlamında yorumlanmıştır. Kısacası ihsan ve iyilik etmek hem aile içi ilişkilerde hem komşuluk
akrabalık ilişkilerinde hem de toplumun diğer alanlarında çok gerekli bir ahlakî
özelliktir.
Ayet-i kerimede ihsandan sonra yakınlara yardım etmemiz emredilmektedir. Bu
itibarla Peygamberimiz de “Sevabı en çabuk olan taat, yakın akrabaları gözetmektir.”
(İbn Mâce, “Zühd” , 23) buyurmuştur. Fitre ve zekât verilirken, fakir olan yakınlardan
başlanması prensibi de akrabalara karşı sorumluluğumuzun çok büyük olduğunun
bir göstergesidir.
Yüce Rabbimiz ayet-i kerimenin diğer kısmında da bizleri hayâsızlıktan, fenalıktan ve azgınlıktan nehyetmektedir. Ayet-i kerimenin ilk bölümünde toplumun geliş-
mesini, huzurunu, barışını sağlayan prensipler üzerinde durulmuş, ikinci bölümünde ise toplumu mahveden, huzurunu kaçıran, çökerten kötülükler yasaklanmıştır.
İnsanların işlerinde çalışkan ve dürüst olması, başkalarının haklarına riayet etmesi,
saygılı ve nazik olması, bencil olmaması, iftira, dedikodu ve yalana başvurmaması
o toplumdan azgınlığı, hayâsızlığı ve fenalığı uzaklaştırır. Peygamberimizin Veda
hutbesinde insanların kanlarının ve mallarının yanı sıra ırzlarının da mukaddes olduğunu söylemesi bu kabildendir.

__________________
Aşk der ki sana: Yolumdaysan başım feda yoluna; ama bil ki senin de başını isterim yoluma. Kahır, kapris gelecekse senden amenna! Ama ayağına diken batarsa yolumda ah edip vahlanma!...
Aşk bilek gücü değil “YÜREKTİR”! Yüreğin yetmiyorsa düşme yollara!…
KaRaqiZz isimli Üye şimdilik offline konumundadır Alıntı ile Cevapla
Alt 22.08.2013, 23:14   #10 (permalink)
BaHaRamaZaN

Kullanıcıların profil bilgileri misafirlere kapatılmıştır.
Standart Cevap: Kur’an’dan Öğütler 1

ALLAH, ADALETLİ DAVRANMAMIZI
VE DOĞRU ŞAHİTLİK YAPMAMIZI
EMREDER*


“Ey iman edenler! Kendiniz, ana babanız ve en yakınlarınızın aleyhine de
olsa Allah için şahitlik yaparak adaleti titizlikle ayakta tutan kimseler olun.
(Şahitlik ettikleriniz) zengin veya fakir de olsalar (adaletten ayrılmayın).
Çünkü Allah ikisine de daha yakındır. (Onları sizden çok kayırır.) Öyle
ise adaleti yerine getirmede nefsinize uymayın. Eğer (şahitlik ederken
gerçeği) çarpıtırsanız veya (şahitlikten) çekinirseniz (bilin ki) şüphesiz Allah,
yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.” (Nisa, 4/135)
İnsan toplumsal bir varlık olması hasebiyle, bir diğeriyle müşterek yaşamaya,
alışveriş yapmaya, komşuluk ilişkilerinde bulunmaya bir anlamda mecburdur. Toplumsal ilişkilerdeki en önemli ilke ise adaletten ayrılmamaktır. Kelime itibariyle
adalet, düzeltmek, doğru yola yönelmek, eşit ve dengeli olmak, tartmak, hakkaniyete uygun bir iş yapmak anlamlarına gelir. Bir başka deyişle, zulmün zıddı olarak
adalet, bir şeyi ait olduğu yere koymak, hakkını vermek, eşit ve denk davranmak
gibi anlamlara da gelmektedir. Kur’an-ı Kerim’de geçen “kıst” kelimesi de adaletin
anlamını ve mahiyetini tamamlayan kelimelerden biridir. Kıst; kast, istikamet, vasat,
nasip, hisse, mizan gibi pek çok manaya gelmektedir. Düzgün ve usulüne uygun
olmayan şeye ise cevr (haksızlık, eziyet) adı verilmektedir.

O halde çok önemli bir kavramın anlamına uygun yaşamak hem dinin, hem
ahlakın, hem de hukukun ve daha da önemlisi toplumsal yaşamanın bir gereğidir.
Çünkü din ve ahlakın içten, hukukun ise dıştan kontrol altına alamadığı insan,
hayatı hem kendine, hem de çevresine zararlı ve yaşanmaz hâle getirmektedir. Herkese adalet, hakkaniyet, eşitlik prensipleri ölçüsünde davranmak, İslam’ın temel
prensibidir.
Doğrusu Müslümanların adaleti koruma bağlamında uç değil “vasat” ümmet oldukları, Kur’an-ı Kerim’de şöyle ifade edilmektedir:
“Böylece, sizler insanlara birer şahit (ve örnek) olasınız ve Peygamber de size bir şahit
(ve örnek) olsun diye sizi orta bir ümmet yaptık. Her ne kadar Allah’ın doğru yolu gösterdiği
kimselerden başkasına ağır gelse de biz, yönelmekte olduğun ciheti ancak; Resûl’e tabi olanlarla gerisin geriye dönecekleri ayırt edelim diye kıble yaptık. Allah imanınızı boşa çıkaracak değildir. Şüphesiz, Allah insanlara çok şefkatli ve çok merhametlidir.”(Bakara, 2/143)
Ayetteki “Orta ümmet” ifadesi ile adil, seçkin, her yönüyle dengeli, haktan asla
ayrılmayan, önder, bütün toplumlarca hakem kabul edilecek bir ümmet kastedilmektedir. Yani İslam ümmeti adaletli bir toplumdur ve öyle olmalıdır. Ancak burada
dikkat edilmesi gereken husus, adaletin sadece idareci kesimle ilgili olmanın çok
ötesinde olup herkesi kapsadığıdır. Bir ev reisliğinden tutun da en küçük birimden
en büyük birime kadar insan, maiyetindekilere tarafsız davranmalı, onların hak ve
hukukuna riayet etmelidir.
Netice itibariyle, başkalarının hak ve hürriyetlerine saygılı olmada, ticarette, insanları idare etmede, sevgi ve dostlukta hep adil olmanın yollarını aramalıyız. Eğer
toplumsal ilişkilerde bizim şahitliğimize ihtiyaç duyulmuş ise bundan kaçınmayıp
hep doğruyu söylemeliyiz. Yalan ve yalancışahitlik yaparak hem idareyi aldatmak,
hem de hakkı gasp edilen mazlumun aleyhine işleyecek bir duruma sebebiyet vermek bir Müslüman’a asla yakışmaz. Öyleyse adaletin yalnızca mahkemelerden da-
ğıtılmasını ve sadece buralardan beklenmesini yeterli göremeyiz. Adalet her yere
hâkim olursa mahkemenin işleri kolaylaşır. Unutmayalım ki, mahkemede doğru
şahitlik yaparak adaletin tesisine yardımcı olmak da en önemli insani ve İslami gö-
revlimizden biridir.

__________________
Aşk der ki sana: Yolumdaysan başım feda yoluna; ama bil ki senin de başını isterim yoluma. Kahır, kapris gelecekse senden amenna! Ama ayağına diken batarsa yolumda ah edip vahlanma!...
Aşk bilek gücü değil “YÜREKTİR”! Yüreğin yetmiyorsa düşme yollara!…
KaRaqiZz isimli Üye şimdilik offline konumundadır Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Yukarı'daki Konuyu Aşağıdaki Sosyal Ağlarda Paylaşabilirsiniz.


(Tümünü Görüntüle Konuyu Görüntüleyen Üyeler: 24
-X-, Arafta, Coolumsu, Dedektif, Elifmelek, EndGirl, Esinti, FeCr, Jineps, KaRaqiZz, Kuvvetmira, Lothlorien, MalıHulya, Masmavi, Mecnun, Mehru, MeLodi, Muvahhid, Pythawogean, Roman, YeşiL6, Yggdrasill, ZaL, ZiFiR
Seçenekler Arama
Stil

Yetkileriniz
Konu Açma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Forum hakkında Kullanılan sistem hakkında
Forumaski paylaşım sitesidir.Bu nedenle yazılı, görsel ve diğer materyaller sitemize kayıtlı üyelerimiz tarafından kontrol edilmeksizin eklenmektedir.Bu nedenden ötürü doğabilecek yasal sorumluluklar yazan kullanıcılara aittir.Sitemiz hak sahiplerinin şikayetleri doğrultusunda yazılı, görsel ve diğer materyalleri 48 saat içerisinde sitemizden kaldırmaktadır. Bildirimlerinizi bu linkten bize yapabilirsiniz.

Telif Hakları vBulletin® Copyright ©2000 - 2016, ve Jelsoft Enterprises Ltd.'e Aittir.
SEO by vBSEO 3.6.0 PL2 ©2011, Crawlability, Inc.



Saat: 09:20