Tekil Mesaj gösterimi
Alt 03.08.2013, 09:35   #12 (permalink)
Asrevya
Son/suz Söz,Öz/söz Olmalı!

Kullanıcıların profil bilgileri misafirlere kapatılmıştır.
Standart Cevap: Şiraze'den Şiraze'ye Mektuplar



sabahları yağmur düşerdi yollara

ben düşerdim yağmur damlalarına, bir başka hoşluk içimde

tanıyan tanırdı, tanımayan tanımazdı

bir dokundular mı bir dahası olmazdı

kaçardım ya ben, ya kaçarlardı benden

bir günah koşardı peşimden

korkardım...

Çok eskidendi sanki şiraze. Bundan kırk asır mı öncedeydi, yoksa bin asır mı geride yaşandı bitti. Hiç bilmiyorum, bilemiyorum. Birbirine giriyor yaşanmışların tümü. Çözemiyorum düğümlerini, çetrefilleşen dönemleri ayıramıyorum birbirinden. Beceremiyorum şiraze. Yaşandı bitti’ler hep öyle kenetlenmiş duruyorlar sayfaların üzerinde. Belli ki istemiyorlar dokunulmayı, belli ki onlar da küsmüşler birşeylere, belli ki terkedildikleri yerde kalmak arzuları şiraze. Ben de anlıyorum ki birileri hep küsüyor. Birileri hep kızıyor. Birileri hep çekiliyor hayatımdan.



Her şeyi kaybediyoruz şiraze. Sen beni, ben seni... her şeyimizi zamanın “geçmiş” safına bırakıyoruz. Kimileri eskiyor şiraze. Kimiler yitiyor şiraze. Kimileri kayboluyor şiraze. Ne kadar da üzülsek, ne kadar da dövünsek, ne kadar da devirsek yüzümüzü... eskiyen, yiten, kaybolan gelmiyor şiraze. Boynumdaki fular uçuyor rüzgara kapılıp. Bir acip bakıyorum uçuşuna, nasıl böyle deli divane. Rüzgara aşık olmak zordur şiraze. Bilir misin rüzgar acıtır hep. Ne hızına yetişir sevdalı, ne dokunabilir tenine, ne görür güzelliğini, ne de aşk cümleleri duyar dilinden. Bir deli hırçınlıktır onunkisi şiraze, eser geçer. Sevdalı kanatlanır ardısıra. Rüzgar umursamaz, rüzgar dönüp bakmaz şiraze. Hep haşin, vurur yerden yere, yetmez alır yerinden yurdundan fırlatır uzak ve alakasız yerlere, yetmez savurur da savurur. Şiraze ben rüzgarın girdabında, ıslıkları kulağımda, içimde o titreten hep üşüten soğuğu, durmak nedir bilmez yorgunluktayım.

Yağmur da yağıyor üstelik.

Eskimeyen bir fistan üzerimde, az kala sona döküyor çizgilerini.

Bir çilek en kırmızı haliyle yanaşıp, “ye beni” diyor.

“Ben çilek severim.”

Elimi uzatıyorum tutayım diye.

Avucuma düşer düşmez yakıyor elimi.

Bir çığlık bırakıyorum havaya, karşımda asılı kalıyor.

Çığlık çığlık bağırıyor, çığlık çığlık bağırıyor; kulaklarım acıyor, içim bulanıyor.

Avucumda kalan bir çilek acısı, bir de karşımda çığlıklarım; yağmur da yağıyor üstelik.

Eskimeyen fistanım en çizgisiz haliyle, üzerimde.

Bir delinin arta kalan yanıyım şiraze.

Bir delinin en deli haliyim.

Neredesin şiraze?



Şiraze sen arayıp bulamadığım, şiraze sen sesini duyamadığım; şiraze sen en uzağım, en yakınım, en telaşım, bir de en aşkım. Yağmur da yağıyor üstelik. Aşk bu anlatılmıyor işte. Yaşansa farkına varılmıyor, bulunsa tanınmıyor, yakalansa hemen kaçıyor, ben “mor” desem yeşil çıkıyor. Yeşil de aşk’a bence şiraze hiç yakışmıyor. Üstelik yağmur da yağıyor. Islak bütün yeni çiçeklenmiş ağaçlar. Islak bütün şemsiyesi olanlar. Islak bütün şarkılar. Islak şiraze. Bir ıslandım mı bitiyor, ne acı ki uçamıyorum şiraze.



sen beni bırak şiraze, nasılsa ben hep seninleyim...


Ş İ R A Z E


__________________

Yalnız açığa çıkan ışığı görebiliyorsan,
Yalnız söylenen sesi duyabiliyorsan,
Ne görebiliyorsun,Ne duyabiliyorsun.

"Hayret et! Çünkü hayrettir göğe açılan pencere.
Hayret ettim ve gördüm, bin ayet güldü yüzüme."
Asrevya isimli Üye şimdilik offline konumundadır Alıntı ile Cevapla