Forum Aski - Türkiye'nin En Eğlenceli Forumu
 

Go Back   Forum Aski - Türkiye'nin En Eğlenceli Forumu > Eğitim - Öğretim > Açık Öğretim
facebook bağlan


Açıköğretim Gerontoloji Ders Notu

Açık Öğretim kategorisinde açılmış olan Açıköğretim Gerontoloji Ders Notu konusu , Açıköğretim Gerontoloji Ders Notu ÜNİTE 1 Dünyada nüfusun giderek yaşlanması, yeni yüzyılda öne çıkan en önemli demografik olgulardan biridir. Günümüzde insanlar daha uzun yaşamakta, doğum oranları azalmakta, yaşlı nüfusun toplum ...


Yeni Konu aç  Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Arama Stil
Alt 21.01.2016, 10:30   #1 (permalink)

Kullanıcıların profil bilgileri misafirlere kapatılmıştır.
Standart Açıköğretim Gerontoloji Ders Notu



Açıköğretim Gerontoloji Ders Notu

ÜNİTE 1
Dünyada nüfusun giderek yaşlanması, yeni yüzyılda öne çıkan en önemli demografik olgulardan biridir. Günümüzde insanlar daha uzun yaşamakta, doğum oranları azalmakta, yaşlı nüfusun toplum içindeki sayısı ve oranı artmaktadır. Böylece nüfusun yaşlanması, sağlıktan sosyal güvenliğe, çevre konularından eğitime, iş olanaklarına, sosyal - kültürel ve boş zaman aktivitelerinden aile yaşamına kadar toplumu tüm yönleri ile etkilemektedir.
Gelişmiş ülkeler başta olmak üzere, tüm dünyada, yaşlı nüfusun giderek artmasının en önemli nedenleri;
Son 50 yılda yaşanan hızlı teknolojik gelişmelerle beraber daha sağlıklı yaşam koşullarının oluşması,
Antibiyotiklerin keşfi ile bulaşıcı hastalıkların etkinliğini yitirmesi,
İnsanların eğitim düzeylerinin yükselmesi,
Sağlık hizmetlerinin gelişmesi ve toplumun sağlık durumunda iyileşmenin sağlanması ile yaşam süresinin uzaması olarak sıralanmaktadır.
Diğer yandan, yaşam süresinin uzaması ile mortalite (ölüm) hızının önemli düzeyde düşmesi.Gelişmiş ülkeler ile gelişmekte olan ülkelerin yaşlı nüfusa bakışları arasında önemli farklılıklar bulunmaktadır.
YAŞLILIK NEDİR?
Günlük yaşamda yaşlılık ile ilgili birçok kavram kullanılmaktadır. “Yaş”, “yaşlı”, “yaşlanma” ve “yaşlılık” kavramları aynı anlama geliyor gibi görünse de farklı tanımlanmaktadır. Yaş; kronolojik ve biyolojik yaş olarak iki biçimde açıklanmaktadır. İnsan yaşamının, doğumdan içinde bulunulan ana kadar olan bütün dönemlerini kapsayan süreci “kronolojik yaş”; içinde bulunulan yaş basamağının zaman birimi ise “biyolojik yaş” olarak ifade edilmektedir. Yaşlanma; her canlıda görülen, tüm işlevlerde azalmaya neden olan evrensel bir süreçtir.
Gelişmiş ülkelerde yaşlı nüfus oranının yüksek olması ve bunun sonuçları ile karşılaşmaları, öncelikli olarak, yaşlıların yaşamlarının iyileştirilmesine ve daha kaliteli bir yaşam sürdürmelerine yönelik düzenlemelerin, uygulamaya yönelik politikaların ve hizmetlerin geliştirilmesini sağlamıştır.
Ancak gelişmekte olan ülkelerde yaşlılık olgusunun sağlığa, ekonomiye ve topluma etkilerine ilişkin farkındalık daha azdır.
Başka bir deyişle, molekül, hücre, doku, organ ve sistemler düzeyinde süreç içerisinde ortaya çıkan, dönüşü olmayan yapısal ve fonksiyonel değişikliklerin tümüdür. Yaşlanma, beden yapısı ve işlevinde süregelen bozuklukların birikiminin sonucudur. Diğer bir deyişle yaşlanma, önlenmesi mümkün olmayan kronolojik, sosyal ve biyolojik bir süreçtir. Yaşlanmaya ilişkin tanımların ortak yanı ise, bu olgunun canlılara özgü olduğu gerçeğidir. Yaşlanma beden yapısı ve işlevindeki süregelen engellerin birikimi olarak ortaya çıkar.
Dünya Sağlık Örgütü (WHO), 1963 yılında yaşlıların sağlık sorunları konusunda düzenlediği toplantıda yaşlıları kronolojik olarak üçe ayırmıştır:
1) orta yaşlılar (45-59 yaş)
2) yaşlılar (60-74 yaş)
3) ihtiyarlar (75 yaş ve üzeri)
Yaşlanma, genel olarak, organizmanın çevreye uyumunda gitgide artan bir yetersizlik şeklinde ortaya çıkar. Bireyin saçlarının beyazlaşması ya da dökülmesi, cildinin kırışması “yaşlanma” olarak algılanmamalıdır. Gerçekte birey çevresine uyum göstermekte artık zorlanıyor ise yaşlanıyor demektir.
Yaşlanma:
birincil
ikincil
üçüncül yaşlanma şeklinde de incelenmektedir.
Birincil yaşlanma, (normal yaşlanma); izleri yıllarca ortaya çıkmasa da yaşamın erken dönemlerinde başlar. Bütün organlar ya da sistemler aynı düzeyde olmasa da beden genel olarak yaşlanır.
İkincil yaşlanma, insanların çoğunda ortaya çıkar, ama evrensel ya da kaçınılmaz değildir. Bu yaşlanma hastalıklar, sigara, alkol ya da madde bağımlılığı
gibi kötü kullanımlar sonucunda bedenin yıpranmasıdır ve böyle bir yaşam sürecinin sonucudur.
Üçüncül yaşlanma, yaşamın sonunu haber veren hızlı ve en ileri düzeydeki bozulmadır. Sağlıkta, toplumsal yaşamda, bilişsel işleyişteki değişiklikler ile ortaya çıkar.
Yaşlılık, tüm canlılarda görülen temel bir biyolojik süreçtir. Yaşlılık; bireylerin fiziksel ve ruhsal güçlerini bir daha yerine gelmeyecek şekilde yavaş yavaş kaybetme hali olarak tanımlanmaktadır. Yaşlılık, doğal ve kaçınılmaz bir sürecidir.
Yaşlılık, ilk bakışta fizyolojik bir olgu olup döllenme ile birlikte başlayıp, ölüme kadar devam eden değişim sürecidir. Bu nedenle yaşlanmanın biyolojik, sosyal, ekonomik, ekolojik ve biyografik bir yazgı olduğu kabul edilir.
Yaşlılık sürecindeki sorunları geniş bir bakış ile inceleyen “Gerontoloji Bilimi”, yaşlanma ve yaşlı insanlar üzerinde çalışmak için yaşlanmanın toplumsal ve kültürel boyutları ile ilgilenir.
Yaşlıların tıbbi sorunları ile de “geriatri” bilimi ilgilenmektedir.
Gerontoloji yaşlılığın biyolojik, psikolojik ve fizyolojik boyutlarına sosyolojik olarak bakar. Çok boyutlu bir konu olarak ortaya çıkan yaşlılığın ve bu sürece ilişkin sorunların interdisipliner (disiplinlerarası) ve transdisipliner (disiplinlerüstü) bir yaklaşımla ele alınması gerekmektedir. Yaşlılığın toplumsal önemi geniş kapsamlıdır. Bunun nedeni yaşlılığın gerçekte sunduğu fırsatlar ve getirdiği yükler ile birlikte ne anlama geldiğini açıklayan mevcut verilerin ve bilginin çarpıcı bir biçimde değişmesidir. Burada, birbiriyle bir ölçüde çelişkili olan iki süreç söz konusudur. İlki, çağcıl toplumlardaki yaşlı insanların, modernizm öncesi kültürlerdeki yaşlıların sahip olduklarından daha düşük bir konum ve güce sahip olmalarıdır. Çünkü bugünkü Batı-dışı toplumlarda (Hindistan, Çin, geleneksel Türk toplulukları vb.) olduğu gibi, yaşlılığın “bilgelik” olduğuna inanılmaktaydı. Önemli kararlar hakkında söz sahibi olanlar genel olarak bu topluluklardaki en yaşlı insanlardı. Bugün artan yaş bunun tersine bir döngüyü getirmiştir. Türkiye gibi sürekli değişen bir toplumda yaşlı insanların bilgi birikimi genellikle “genç nesillere” artık bir yararı olmayan, zamanın gerisinde kalan bir bilgelik yığını gibi görünmektedir. Ancak bu noktada yaşlı insanların yaşlanmayı bugün insan bedeninin kaçınılmaz bir çöküş süreci olarak görmeye daha az eğilimli oldukları da diğer bir gerçektir.
Sağlık hizmetlerindeki ilerlemelerin sonucu olarak, yaşama süresi açısından insanlar ortalama bir yüzyıl kazanmışlardır. Sosyologlar ve gerontologlar bunu “ak saçlı güç” ya da “nüfusun grileşmesi” olarak ifade etmektedirler.
Yaşlanma; kronolojik, biyolojik, fizyolojik, psikolojik, sosyo- kültürel, ekonomik ve toplumsal olmak üzere farklı boyutları ile tanımlanmaktadır.
Kronolojik Yaşlanma
Doğumla birlikte başlayan ve yaşın ilerlemesi ile geçen zaman “kronolojik yaşlanma” olarak açıklanmaktadır. Günümüzde, fizyolojik olarak yaşlılığın başlangıcını belirlemenin son derece güç, psikolojik olarak ise hemen hemen olanaksız olduğu bilinmektedir. “Kronolojik yaşlanma” primer ve sekonder yaşlanma ayrımıyla irdelenmektedir.
Primer yaşlanma
Kronolojik yaşın ilerlemesiyle birlikte, sabit bir hızla gelişen biyokimyasal değişimlerdir. Bunlar; beyin hücrelerindeki sürekli kayıp, otuzlu yaşlarla başlayarak gelişen kırışma, kuruma gibi derideki değişimler ve çeşitli bedensel gerilemelerdir. Primer yaşlanmanın genetik olduğu belirtilmekte ve insan vücudunda primer yaşlanmaya yol açan bir genin varlığından da söz edilmektedir.
Sekonder yaşlanma
Duygusal örselenmeler, hastalıklar, gerilimli ve yorucu bir yaşam temposu, yetersiz ve dengesiz beslenme, fiziksel ve düşünsel aktivite yetersizliği gibi yaşam baskıları ile primer yaşlanmanın hızlanmasıdır.
Bu noktada, yaşlılığın başlangıcının bireysel farklılıklar nedeniyle değişebileceği anlaşılmakla.
Burada bilim, insanlara yaşlanma sürecini anlama ve öğrenme olanağını sunarken, sekonder yaşlanmadan korunarak, primer yaşlanmanın yavaşlatılmasını sağlamaya yönelik yaşam biçimi değişiklikleri ile yeni davranış kalıplarının geliştirilmesi gereğine de dikkati çekmektedir.
Biyolojik Yaşlanma
Biyolojik yaşlanma, zamana bağlı olarak bireyin anatomi ve fizyolojisindeki değişiklikler ile ortaya çıkar. İskelet sistemindeki yıpranmaya bağlı olarak duruşta, boyda, omuzlar arasındaki açıklıkta ve göğüs derinliğindeki değişikliklerde gözlemlenir.
Fizyolojik Yaşlanma
Yaşlanmayla birlikte üretkenlikte ve fizyolojik süreçlerde sürekli ve kaçınılmaz düşüşler görülmektedir. Vücut bileşimi, kalp-damar sistemi, böbrekler, sindirim sistemi, karaciğer, beyin, sinirler, akciğerler ve endokrin sistemde islevsel olarak yetersizlikler ortaya çıkmaktadır.
Psikolojik Yaşlanma
Psikolojik yaşlanma, bireyin zihinsel yetenek ve işlevlerindeki azalma ile birlikte, davranışsal uyum yeteneğinde yaşa bağlı ortaya çıkan değişimleri ifade etmektedir. Yaşlanma sürecinde sevilen birinin kaybı, işlevsel yetersizlik, kronik fiziksel hastalıklar, günlük yaşam aktivitelerinde başkalarına bağımlılığın artması, otonomi kaybı, ekonomik yetersizlik, sosyal destek kaybı gibi yoksunluklar ve kurum bakımına duyulan ihtiyaç, depresyon olasılığını arttırmakta ve psikolojik yaşlanmayı hızlandırmaktadır.
Sosyal/Sosyo-Kültürel Yaşlanma
Toplumun yaşlılığa bakışı, yaşlı bireyin kayıplarla başa çıkması, emeklilik ve ölüme yaklaşımları bağlamında değerlendirilmektedir. Sosyal/sosyo-kültürel yaşlanma, sosyalizasyon sürecinde gerçekleşmektedir. Sosyalizasyon, bireyin çevresindeki bireylerle iletişim kurduğu ve toplumun normlarını, değerlerini, rol beklentilerini öğrendiği, toplumsal yaşama ilişkin tutumlarını ve fikirlerini geliştirdiği bir süreçtir. Böylece birçok toplumda yaşlılığa ilişkin değerler, yargılar, gelenekler, diğer öğrenilmiş davranışlar ve tutumlar yaşlıların rollerini belirlemektedir.
Ekonomik Yaşlanma
Emeklilik döneminin başlaması ile birlikte gelir azalmakta ve alışılmış toplumsal statü giderek kaybolmaktadır. Bu da çoğu zaman yaşlılar için ilişkilerin ve etkileşimlerin değişmesine neden olabilmektedir.Sağlık ve bakım maliyetinin arttığı bir dönemde gelir kaynaklarındaki azalma, yaşlıların yaşam biçiminin değişmesini kaçınılmaz hâle getirmektedir.
Toplumsal Yaşlanma
Toplumsal yaşlanma “doğumda beklenen yaşam süresi”, “toplumun ortalama yaşı” göstergeleri bağlamında değerlendirilmektedir.
Bir toplumda 65 yaş ve üzerindeki birey sayısının toplam nüfus içinde aldığı payın düzeyine göre toplumlar için “genç olgun-yaşlı” tanımlamaları yapılabilmektedir. Yaşlı nüfusun toplam nüfus içindeki oranı % 4’ten az ise “genç nüfus”; % 4 - % 6.9 arasında ise “olgun nüfus”; % 7 - % 10 arasında ise “yaşlı nüfus”; % 10’un üzerinde ise “çok yaşlı nüfus” olarak tanımlanmaktadır.
ÖZET
•Yaşlılık, tüm canlılarda görülen temel bir biyolojik süreçtir. Bunun yanında farklı boyutlarıyla da incelenmesi gerekmektedir. Yaşlılık; bireylerin fiziksel ve ruhsal güçlerini bir daha yerine gelmeyecek şekilde yavaş yavaş kaybetme hali olarak tanımlanmaktadır.
•Yaşlılık sürecindeki sorunları geniş bir bakış ile inceleyen “gerontoloji bilimi”, yaşlanma ve yaşlı insanlar üzerinde calışmak için yaşlanmanın toplumsal ve kulturel boyutları ile ilgilenir. Yaşlıların tıbbi sorunları ile de “geriatri” bilimi ilgilenmektedir.
•Yaşlanma “birincil, ikincil ve üçüncül yaşlanma” şeklinde de incelenmektedir.Birincilyaşlanma,erken dönemde başlar ve zaman içinde bedenin genel olarak yaşlanması olarakaçıklanabilir. İkincil yaşlanma ise kişilerin bireysel hastalıkları, alışkanlıkları ve bazı kötü kullanımlar sonucu bedenlerinin yıpranması olarak açıklanır. Üçüncül yaşlanma ise; yaşamın sonunu haber veren hızlı ve en ileri düzeydeki bozulmadır. Sağlıkta, toplumsal yaşamda, bilişsel işleyişteki değişiklikler ile ortaya çıkar.
•Bunun yanında yaşlanma; kronolojik, biyolojik, fizyolojik, psikolojik, sosyo-kültürel,ekonomik ve toplumsal olmak üzere farklı boyutları ile tanımlanmaktadır. yaşamın sonunu haber veren hızlı ve en ileri düzeydeki bozulmadır. Kaçınılmaz bir süreç olarak yaşlılığın, başarılı bir yaşlanma stili ile olumsuz etkilerinin azaltılabileceği düşünülmektedir.

2.ÜNİTE ÖZET
DÜNYADA YAŞLI NÜFUS
Antik Çağ’da her 100 insandan sadece biri 60 yaşına ulaşabilirken, bir Romalı askerin ortalama ömrünün
22 yıl olduğu belirtilmektedir. 20 yy.’ın başlarına kadar dünyanın hiçbir ülkesinde uzun bir yaşam için gereken ortamın bulunmadığı açıklanmaktadır. Bu dönemde Avrupa’da ortalama yaşam süresi 50 yıl iken, ölüm genellikle gençlik yıllarına rastlamakta, iyi koşullarda yaşayıp yaşlanma “şansını yakalayabilenlerin yalnızca devlet adamları, krallar, filozoflar ve yüksek rütbeli subaylar olduğu ifade edilmektedir.
Bugün sosyal, ekonomik, tıbbi, bilimsel ve teknolojik değişimlerin sonucu olarak dünyada yaşlı nüfusu artmış ve artmaya devam etmektedir
Şimdilerde gelişmiş ülkelerdeki her 7 insandan biri 65 yaşın üzerinde iken, 2030’a gelindiğinde bu oran her 4 kişiden biri olacaktır. Bu durum, yaşlı nüfus için “yaşlıların yaşlanması” olarak adlandırılan bir süreci başlatacaktır. 2000’li yılların ilk yarısı sonunda 85 yaş üzerinde “yaşlı yaşlılar/ileri yaş” kategorisindekilerin sayısı 65 yaşındaki “genç yaşlıların sayısından altı kat fazla olacaktır.
Kıtalara göre değerlendirildiğinde günümüzde dünyadaki yaşlı nüfusun yarısından fazlası Asya’da yaşamaktadır
2008 yılında en gelişmiş ülkelerdeki 65 yaş ve üzerindeki bireylerin toplam nüfusundaki oranı yüzde
13’ten yüzde 21’e yükselmiştir
Uzun yıllar İsveç ve İtalya en yüksek yaşlı nüfus oranına sahipken, bugün Japonya demografik olarak dünyanın en yaşlı ülkesidir. Japonya nüfusunun yüzde 21’inden fazlası65 yaş ve üzerindedir
Nüfusun yaşlandığının diğer bir göstergesi, bir toplumun nüfusunun genç ve yaşlı biçiminde sayısal olarak iki grup olarak ifade edilmesidir. Bu noktada ortanca yaş bir ülkenin yaş yapısı hakkında genel bir gösterge olarak kullanılabilmektedir. 2008 yılında ABD’deki ortanca yaş 36’dır. Gelişmiş ülkelerde Yeni
Zelanda ve ABD dışında yaş ortalaması 37’nin üzerindedir. Gelişmekte olan ülkelerin çoğunluğunda ise ortanca yaş 27’nin altındadır. 2008‐2011 döneminde ortanca yaş 52 ülkede artmaktadır. 2040 yılında ise
Japonya’nın 54 yaş olarak en yüksek ortanca yaşa sahip olması beklenmektedir. Bir taraftan, bazı ülkelerde özellikle yetişkinlerdeki AIDS’in yol açtığı ölümlerin artması ve yüksek doğum oranlarının azalmasının etkisiyle 2040 yılında Malavi, Uganda ve Zimbabve’de ortanca yaşın 30’dan az olacağı tahmin edilmektedir
Dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 14’ünün emeklilik yaşında olduğunu açıklayan Amerika Nüfus Bürosu,
Amerika Ulusal Yaşlanma Raporu ile yaşlanmanın dünyadaki her ülkeyi etkilediğine dikkat çekmektedir.
Küresel yaşlanma dünyanın ekonomik ve sosyal yapısını değiştirmekte, dolayısıyla yaşlanma ile mücadelede güçlükler ortaya çıkmaktadır. Örneğin Japonya’da 2040 yılında nüfusun yüzde 1’inin 100 yaşın üzerinde olacağı tahmin edilmektedir. Bu nedenle Japonya’da yaşlı bakımında robot kullanma fikri ve uygulaması yaygınlaşmaktadır
Birleşmiş Milletler Nüfus Fonunun, 2012 yılında "21. Yüzyılda Yaşlanmak: Kutlama ve Meydan
Okuma/Mücadele" konulu yayımladığı raporuna göre dünyadaki yaşlı nüfusun düzenli bir şekilde arttığı belirtilmektedir. Raporda, "1950 yılında 60 yaş ve üzerinde 205 milyon kişi vardı. Bu sayı 2012 yılında 810 milyona yükseldi. En az 10 yıl içinde bu sayının 1 milyara çıkması, 2050'ye kadar ise 2 milyara çıkması öngörülüyor" denilmektedir. Birleşmiş Milletler'in öngörüsüne göre 2050 yılında 100 yaş üzerindeki kişilerin sayısının da 3,2 milyona ulaşması beklenmektedir. BM Genel Sekreteri Ban Ki‐Mun, "Yaşlanan nüfus, göz ardı edilemeyecek bir seviyedir. Yaşlılar, normal nüfusa göre daha hızlı artmaktadır" diyerek konunun önemine vurgu yapmaktadır. Rapora göre dünyada her yıl 58 milyon kişi 60 yaşına ulaşmaktadır
Birleşmiş Milletler Nüfus Fonunun yayınladığı bu son rapora göre 2012 yılında dünya genelinde bölgelere göre ağırlıklı olarak yaşlı nüfus oranı yüzde 0‐9 ya da yüzde 10‐19 arasında değişmekte iken, 2050 yılında bu oranın bölgeler arası farklılıklar olsa da ağırlıklı olarak yüzde 30’a kadar ulaşacağı görülmektedir
Dünyadaki yaşlı nüfusun artmasının en önemli nedenlerinden birisi de doğumda beklenen yaşam süresinin yükselmesidir. Beklenen yaşam süresi teknik olarak her yaş için hesaplanabilir ve insanın kalan yaşam süresini verebilir
Gelişmekte olan ülkelerde 2045‐2050 döneminde 60 yaşındaki bireylerin yaşam süresi beklentisinin yükseleceği anlaşılmaktadır. 2050 yılına kadar 10 milyondan fazla yaşlıya (60 yaş ve üstü) sahip olması beklenen ülke sayısı 33’tür
Bu 33 ülkenin 22’si bugün gelişmekte olan ülke sınıflandırmasına dâhildir. Ayrıca küresel olarak 80 ve üstü yaştaki bireyler ile 100 yaşını aşmış bireylerin sayısı da hızla artmaktadır
Amerika Nüfus Enstitüsü 2011 Eylül ayında yayımladığı raporda, 1999 yılından bu yana dünya nüfusunun
6 milyardan 7 milyara yükseldiğine, bu 12 yıllık dönem içerisinde dünya nüfusuna 1 milyar insanın eklendiğine dikkat çekmektedir. Bu noktada nüfus artışının dünyanın geleceği ve tüm insanlığın, özellikle de çocuk, yaşlı, kadın gibi dezavantajlı, incinebilir grupların refahının sağlanması için ne anlama geldiğini
de sorgulamaktadır. Bu kapsamda kaynakların tükendiğine, yoksullukla mücadeleye, kadınların güçlendirilmesine, nüfus politikalarının yapılandırılması gibi konuların önemine vurgu yapmaktadır
Almanya Çalışma, Sosyal İşler ve Tüketicinin Korunması Bakanlığı ise yayımladığı raporda dünyada yaşlı bireylerin nüfus içindeki oranlarının gün geçtikçe arttığını, 2050 yılına kadar 60 ve üstü yaştaki bireylerin oranının iki katına çıkacağını açıklamaktadır
Bu raporda Avrupa’da doğumda beklenen yaşam süresinin ortalama 80 yıl olduğu ve böylece Avrupa’nın doğumda beklenen yaşam süresi en yüksek olan kıta olduğu belirtilmektedir. İlk olarak Birleşmiş Milletler tarafından 1982 yılında Viyana’da gerçekleştirilen Dünya Yaşlanma Asamble’sinde yaşlanma konusuna dikkat çekilmiş, 10 yıl aradan sonra yaşlanma ile ilgili uluslararası politikaları belirlemek üzere 2002 yılında Madrid’de ikinci Dünya Asamble’si toplanmıştır
1970’lerin sonlarından bu yana doğum oranlarının düşmesi, toplumdaki yaşlanan nüfus oranında artışa neden olmuştur. Bu veriler, ileri yaşlara gelindiğinde bakımın sağlanması konusunda endişeleri de artırmaktadır
Yaşlılar için, çocuklarından aldıkları destek birincildir. Dünya nüfusunun yaşlanması, insanlığın en önemli mücadele alanlarından biridir. Çünkü bir ülkede, doğurganlık oranının azalması ve ortalama doğumda beklenen yaşam süresi beklentisinin uzamasıyla nüfusun yaşlanmasış eklinde ortaya çıkan demografik değişimler ekonomik büyüme, istihdam, üretken işgücü, özel tasarruflar, vergi yükü ve yaşam standartları gibi birçok ekonomik ve sosyal sonuçların irdelenmesine duyulan ihtiyacı artırmaktadır

TÜRKİYE’DE YAŞLI NÜFUS
Türkiye’de ilk nüfus sayımı1927 yılında Cumhuriyetin ilanından dört yıl sonra yapılmıştır. Bu sayımda
Türkiye’nin nüfusu 13.6 milyon olarak bulunmuştur. Türkiye’de Kurtuluş Savaşı kazanıldıktan sonra uzun
süren savaşlar, ölümler, göçler, kayıplar nedeniyle nüfus azalmıştır. Nüfusun yaş ve cinsiyet dağılımı,
model bir nüfus yapısından anlamlı ölçüde farklılaşmıştır. Farklılık, 15‐49 yaş grubundaki kadınların,
erkeklere göre (800.000) fazlalığı ve çocuk/kadın oranlarının düşüklüğü olarak ortaya çıkmıştır. Salgın ve
bulaşıcı hastalıklar nedeniyle yetişkin ölüm hızı artmış, diğer yandan bebek ve çocuk ölümleri çok yüksek
düzeylerde gerçekleşmiştir. Bu nedenle, sağlıklı bir neslin sayısının artırılması, yetiştirilmesi ve
sürdürülmesi cumhuriyetin ilk yıllarında önem verilen bir politika olmuştur
Dünya Sağlık Örgütü’nün katkıları ve gelişen tıp teknolojisinin halk sağlığı uygulamaları ile 1940 yılında
binde 30 olan kaba ölüm hızı, 1960 yılında binde 18’e düşmüştür
Günümüzde binde 13 seviyesinde olan nüfus artış hızının Cumhuriyetin 100. Yılı olan 2023’de binde 9
seviyelerine düşeceği öngörülmektedir. Türkiye’deki nüfus artış hızı 1960’lardan başlayarak sürekli
azalmasına karşın, nüfus büyüklüğü artarak 1990 yılında 56 milyona, 2000’li yılların sonunda 72 milyona
ulaşmıştır. Cumhuriyetin 100. yılında nüfusun 82.3 milyon olması beklenmektedir
1935 yılında yüzde 41,4 olan 0‐14 yaş grubunun oranı 2000’li yıllarda yüzde 29,8’e düşerken, nüfus
içinde yaşlı bireylerin oranı aynı yıl içinde yüzde 5,7’ye yükselmiştir (Tablo 2.2). Nüfus içinde yaş yapısının
değişerek, çocukların ve gençlerin oranının azalması ve yaşlı insanların (60+veya 65+) oranının artması
nüfusun yaşlanması olarak kendini göstermiştir. 20. yüzyıl dünya nüfusunun yaş yapısında oluşan
değişim bakımından insanlık tarihinde bir dönüm noktası olmuş ve yaşlı nüfus özellikle 20. yüzyılın ikinci
yarısından itibaren hem dünyada hem de Türkiye’de dikkat çekici oranlarda artmıştır
Bilindiği gibi bir toplumda 65 yaş ve üstü bireylerin sayısının toplam nüfus içinde aldığı payın düzeyine
göre toplumlar için “genc‐olgun‐yaşlı” tanımlamaları yapılabilmektedir. Yaşlı nüfusun toplam nüfus
içindeki oranı yüzde 4’ten az ise “genç nüfus”, yüzde 4 ‐6,9 arasında ise “olgun nüfus”, yüzde 7 ‐10
arasında ise “yaşlı nüfus”, yüzde 10’un üzerinde ise “çok yaşlı nüfus” olarak tanımlanmaktadır. Buna göre
Türkiye 1965 ve 2000 yılları arasında “olgun nüfus” sürecini tamamlayarak, 2007 yılından itibaren “yaşlı
nüfus” olarak tanımlanma noktasına gelmiştir. Bu nedenle “çok yaşlı nüfus” noktasında olduğumuz şu
yıllarda Türkiye’de yaşlı bireylerin sosyal politikalarda öncelikli nüfus grubu hâline gelmesidir
Bugün ise Türkiye İstatistik Kurumu’nun 2012 yılı Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemine göre elde ettiği
veriler incelendiğinde (Tablo 3), Türkiye’de yıl sonu toplam nüfusun 75.627.384 olduğu, bunun %
50,2’sini erkeklerin, % 49,8’ini kadınların oluşturduğu ortaya çıkmaktadır.
Türkiye’de 2012 yılında 65 ve daha yukarı yaştaki nüfus oranı % 7,5’tir. Nüfus projeksiyonlarına göre bu oranın 2023 yılında % 10,2, 2050 yılında % 20,8, 2075 yılında ise % 27,7’ye yükseleceği tahmin
edilmektedir. 2012 yılında 65 ve daha yukarı yaştaki nüfus oranının en yüksek olduğu bölge Ege Bölgesidir (% 16,5). Yaşlı nüfusun daha yoğun olarak yaşadığı diğer bölgeler, sırasıyla İstanbul (% 14),
Akdeniz (% 11,7) ve Doğu Marmara (% 9,9) bölgeleridir. Yaşlı nüfus oranı en düşük olan bölge,
Kuzeydoğu Anadolu Bölgesi’dir
TÜİK Nüfus Projeksiyonlarına göre, demografik göstergelerdeki mevcut eğilimler devam ettiği takdirde
Türkiye nüfusu yaşlanmaya devam edeceği görülmektedir. 2012 yılında yaşlı nüfus olarak açıklanan 65
yaş ve üzerindeki nüfus 5,7 milyon kişi, bunların toplam nüfusa oranı ise % 7,5’tir. 2023 yılına
gelindiğinde bu nüfus 8,6 milyon kişiye, oranı ise % 10,2’ye yükselecektir
Dünya Sağlık Örgütü’nün her yıl 193 üye ülkede yaptığı araştırma sonuçlarına yer verdiği “Dünya Sağlık
İstatistikleri” raporuna göre 2007 yılında Türkiye’de hem erkeklerde hem kadınlarda doğumda beklenen
yaşam süresinin 2000 yılından sonra geçen sürede 4 yıl arttığı, bu rakamın 2000 yılında kadınlarda 72,
erkeklerde ise 67 olduğu açıklanmaktadır. Araştırmada, doğumda beklenen yaşam süresi en uzun olan
kadınların Japon, erkeklerin ise San Marinolu oldukları, Japon kadınların ortalama 86 yıl, San Marinolu
erkeklerin ise ortalama 81 yıl yaşadıkları açıklanmaktadır
Dünya Sağlık İstatistikleri 2010” raporuna göre Türkiye’de 2008 yılında doğumda beklenen ortalama
yaşam süresi 74 olarak belirtilmektedir. 2050 yılında Türkiye’de bu sürenin 79 yıla çıkacağı tahmin
edilmektedir
Akdeniz Üniversitesi Gerontoloji Bölümünce sürdürülen Geroatlas projesine göre, Türkiye’de en uzun
ömürlülerin Nazilli’de, en kısa ömürlülerin ise Yozgat’ta olduğu ortaya çıkmıştır. Yozgat ve çevresinde
65‐75 yaş aralığında ölümlere daha sık rastlandığı; 80‐90 ve üzeri yaş gruplarına çok yoğun rastlanmadığı
belirlenmiştir. Nazilli’ de 2009 yılı itibariyle her 100 kişiden 23`ünün 60 yaş üzerinde olduğu, 90 yaş
üzerinde de 161 sağlıklı yaşlı bulunduğu açıklanmıştır. Bölgelerin yaşam sürelerine göre yapılan
ölçümlerde en uzun ömürlülerin Karadeniz Bölgesi'nde, en kısa ömürlülerin Güneydoğu ve Doğu Anadolu
Bölgesi'nde olduğu görülmüştür. 2000‐2023 yılları arasında süren Geroatlas projesinin 2012 raporunda
ise en uzun ömürlülerin Nazilli’de, en kısa ömürlülerinde Tokat’ta yaşadığı belirtilmektedir
2013 yılı TÜİK projeksiyonlarına göre doğuşta yaşam beklentisi 2023 yılında erkekler için 75,8, kadınlar için 80,2 olması tahmin edilmektedir
Hacettepe Nüfus Etütleri Enstitüsü tarafından hazırlanan Türkiye’nin Demografik Dönüşümü (2008) başlıklı raporda nüfusun yaş yapısındaki değişimleri aşağıdaki şekilde açıklanmıştır.
“Türkiye nüfusunun yaş yapısındaki değişimler nüfus piramitlerine bakılarak değerlendirildiğinde (Şekil
6); yüksek doğurganlık sisteminden düşük doğurganlık sistemine geçiş net olarak ortaya çıkmaktadır.
1935 yılından başlayarak 1975 yılına kadar sürekli olarak yüksek doğurganlık seviyesine işaret eden geniş tabanlı nüfus piramitleri olan Türkiye’nin, 1980’li yıllardan itibaren doğurganlık seviyesinde azalmayı işaret eden, tabanı gittikçe daralan nüfus piramitlerine sahip olduğu görülmektedir
1935 yılına ait olan nüfus piramidinde Birinci Dünya Savaşı yıllarında doğan 1915‐1920 doğum kuşağının
(15‐19 yaş grubu) diğer doğum kuşaklarına göre sayısal olarak daha küçük nüfusunun olduğu görülmektedir. Bu durum, savaş koşullarında Türkiye’de doğurganlığın ertelendiğini açık bir şekilde göstermektedir. Bu doğum kuşağının izlerini 1975 yılına kadarki tüm nüfus piramitlerinden de izlemek mümkün olmaktadır
1985 yılı ve sonrasında 0‐4 yaş grubunun toplam nüfus içindeki payı 5‐9 yaş grubundan; 5‐9 yaş grubunun payı da 10‐14 yaş grubundan belirgin şekilde daha azdır. Bu durum, doğurganlık seviyesinin hızlı bir şekilde azaldığına işaret etmektedir. 2000’li yıllardan itibaren ise genç yaş gruplarının toplam nüfus içindeki paylarının birbirine oldukça yakın olduğu görülmektedir. Cumhuriyet’in 100. Yılının kutlanacağı 2023 yılında ise Türkiye nüfusunun yaş yapısının, durağan nüfusların yaş yapısına benzer olacağı anlaşılmaktadır. Bu durum, nüfus büyüklüğünün bu yıllardan başlayarak tedrici olarak durağanlaşacağına işaret etmektedir

Nüfus piramitlerinden yola çıkarak Türkiye’deki ölümlülük seviyesinin değişimi hakkında da ipuçları elde
etmek mümkündür. Yine 1970’lere kadar nüfus piramitlerinin tabandan başlayarak çok hızlı bir şekilde
daraldığı gözlenmektedir. Bu durum, özellikle 1935‐1965 döneminde Türkiye’deki ölümlülük koşullarının
ağırlığına dikkatimizi çekmektedir. 1970’li yıllardan sonra ise nüfus piramitlerindeki hızlı daralmanın
yavaş yavaş ortadan kalktığını; 1990’lıyıllardan itibaren ise nüfus piramitlerinin ileri yaşlara doğru artık
daha da yavaş olarak daraldığı görülmektedir. Bu gelişmeler Türkiye’de yalnızca ileri yaş gruplarında
değil, tüm yaş gruplarında ölüm hızlarının düşmeye başladığını göstermektedir. Türkiye’de ölüm
hızlarının azaldığını gösteren bir başka gelişme ise 65 ve daha büyük yaşlara ulaşabilen nüfusun payının
zaman içinde artmasıdır. 1975 yılına kadar nüfusun ancak % 3‐4’ü 65 ve daha büyük yaşlarda iken,
günümüzde bu oranın % 7’nin üzerine çıktığı; 2023 yılında ise % 10 seviyesine yaklaşacağı
anlaşılmaktadır.” (Türkiye’nin Demografik Dönüşümü, 2008)
NOTegerlendirme sorularının bazıları şekillere bakılarak yapılmalı, bundan dolayı
ünitedeki şekillere bir göz atsanız sizin için daha iyi olacaktır.

3.ÜNİTE
Yaşlılık döneminde gerçekleştirilmesi gereken gelişimsel görevlere bakıldığında yaşlı bireylerin sıklıkla
yaşayabileceği sorunların kapsamıda ortaya çıkmaktadır
Bu sorunları aşağıdaki gibi sıralamak mümkündür.
Ekonomik sorunlar ve yoksulluk:
Emeklilik ile birlikte gelirin azalması bireylerin doktor ve ilaç gibi sağlık harcamalarının arttığı bir döneme
rastlamaktadır. Bu konuda dikkate alınması gereken diğer bir husus yaşlı yoksulluğunun yüzünün kadın
yoksulluğu olmasıdır. Türkiye’de son yıllarda kadının eğitim düzeyi ve işgücüne katılma oranları yükselse
de istenilen düzeye ulaşamamaktadır. Bu nedenle yaşlılık döneminde kadınlar daha mağdur durumda
yaşamaktadırlar.
Psiko‐sosyal sorunlar:
Yaşlılık döneminde bireyin zihinsel yetenek ve işlevlerindeki azalma ile birlikte davranışsal uyum yeteneği
de farklılaşmaktadır. Yaşlanma sürecinde sevilen birinin kaybı, kronik fiziksel hastalıklar ve günlük yaşam
aktivitelerinde dışa bağımlılığın artması, sosyal destek kaybı gibi yoksunluklar, kurum bakımına duyulan
ihtiyaç kaygıyı artırmakta; psikolojik ve sosyal sorunları beraberinde getirmektedir
Bireylerarası ilişkiler:
Çoğunlukla aile bireylerinin, akrabaların, çocuklar ve torunların uzakta olması yaşlı bireyi
yalnızlaştırmaktadır. Eşin kaybı yaşlı bireyler için önemli bir üzüntü ve çöküş kaynağı olmaktadır
Sağlık sorunları:
Doğumda beklenen yaşam süresinin yükselmesi ile birlikte Demans, Alzheimer gibi hastalıkların görülme
sıklığı da artmaktadır. Yaşlılıkta görülen sağlık sorunları hem yaşlı bireyin bağımlılığını artırmakta, hem de
ileri sağlık sorunları durumunda yaşlısına bakım veren aile bireylerinin desteğe ihtiyaç duymasına neden
olmaktadır
YAŞLILIKTA BİREYSEL YAŞAM
Yaşlılık ve İhtiyaçlar Hiyerarşisi:
İnsan ihtiyaçlarını 5 hiyerarşik düzeyde ele alan Abraham Maslow (1943), insan ihtiyaçlarını en alt düzeyden en üst düzeye kadar “fizyolojik, güvenlik, sevgi ve ait olma, saygı görme ve kendini gerçekleştirme” olarak sıralamıştır
Maslow’un teorisinin ötesinde ihtiyaçlar konusunda bilinmesi gereken ilk şey, insan ihtiyaçlarının sonsuz/sınırsız olmasıdır. Bu nedenle insan daha fazla motive edilmek için hazır durumdadır. Önemli
olan, doğru motivasyon araçları ile bireyin önceliklerini belirleyerek, ihtiyaçlarını etkili bir şekilde karşılama amacına yönelik davranmasıdır
Fizyolojik ihtiyaçlar: Yeme, uyuma gibi insan yaşamının sürdürülebilirliği için karşılanması zorunlu olan temel ihtiyaçlardır.
Güvenlik ihtiyacı: Bireylerin can ve mal varlıklarının korunmasını, baskıve zorlamalara karşı özgürlük ve mülkiyet ihtiyacının karşılanmasını içerir. Yaşlılık bu açıdan özel bir dönem olarak görünmektedir
Sevgi ve ait olma ihtiyacı: Fizyolojik ve güvenlik ihtiyaçlarından sonra bireylerin sosyal yaşamını öne çıkaran bu ihtiyaç düzeyinde sevme, sevilme, bir gruba ait olma, şefkat, yardımseverlik gibi ihtiyaçlar bulunmaktadır.
Saygı görme ihtiyacı: Bireyler ilk üç basamakta sözü edilen “fizyolojik, güvenlik, sevgi ve ait olma” ihtiyaçlarını karşıladıktan sonra, sosyal statü sahibi olma, saygı görme, başarı elde etme, takdir edilme, tanınma gibi daha üst düzeydeki ihtiyaçlarını karşılamak isterler.
Kendini gerçekleştirme: İlk basamaklardaki ihtiyaçlarını karşılamış olan bireyler, hiyerarşisinin son aşamasında ideallerini gerçekleştirmeye, başarmaya ve haz duymaya daha fazla önem vermektedir
Yapılan araştırmalar özellikle yaşlılık döneminde bu hiyerarşinin tam olarak tersine döndüğünü ortaya koymuştur. Majercsick (2005) Budapeşte’de hastanede kalan 300 yaşlı hasta üzerinde yaptığı araştırmada, yaşlıların hiyerarşinin en üst düzeyinde bulunan “kendini gerçekleştirme” ihtiyacına ilk sırada önem verdiklerini belirlemiştir. Bunu güvenlik, saygı görme, sevgi ve değer verilme ihtiyacı izlemiş, fizyolojik ihtiyaçlar ise en son sırada yer almıştır
Chang ve Hsiao (2006) ile Coughlin ve Lau’nun (2009) yaşlılar üzerinde yaptıkları araştırmalarda elde
edilen sonuçlar da bu bulguyu desteklemektedir
YAŞLILIK VE YAŞAM AMAÇLARI
Bireyin amaçları, istekleri ve değerleri ile gelişir. Bu durum yaşam boyunca devam eder.
Amaçların öncelikleri ve zamanlaması, ilerleyen yaşla birlikte değişir. Yaşlılar için, uzun dönemli amaçların yerini, kısa ve çabuk gerçekleştirilebilecek, erişilmesi kolay olanlar alır. Bunlar, yaşlılar için basit ve karmaşık olmayan karar süreçlerini içerir. Örneğin; seyahatler, kısa tatiller, akraba ziyaretleri, arkadaş toplantıları gibi anı yaşamaya yönelik olan, yaşamı köklü bir biçimde etkileyen arzuların değil, huzur ve mutluluk veren, yorucu olmayan amaçların gerçekleştirilmesi istenir.
Yaşlı bireylerin yaşama ilişkin amaçları;
·Ba_ar1l1 toplumsal etkile_im ile psikolojik refah1n salanmas1,
·Toplumsal uyumun korunmas1 ve sürdürülmesi
·Sal1k, yeterli ve dengeli beslenme ko_ullar1n1n salanmas1 ile fizyolojik refahın korunması ve sürdürülmesi,
·Ya_am alan1 ve ekonomik ko_ullar1n iyile_tirilmesi ile uygun bir çevre yarat1lmas1 olarak sıralanmaktadır
Yaşlıların yaşam kalitesini etkileyen bireysel faktörler; bedensel gerileme, fonksiyonel gerileme, mental gerileme, zaman kullanımı ve toplumsal davranış olarak sıralanabilir
Yaşlıların yaşam kaliteleri, bireysel ve çevresel faktörlerden etkilenmektedir
Bireysel Faktörler Birbirini izleyen bedensel, fonksiyonel ve mental gerilemeler ile bunlara bağlı olarak zaman kullanımı ve toplumsal davranışlarda gözlenen değişimleridir. Biyo‐fiziksel ve psikolojik faktörlerle açıklanmaktadır.
Bedensel gerileme Bireyin bedensel faaliyetlerindeki gerilemenin nedeni, hücre kayıplarının yerine
Konamaması sonucunda organların yenilenemeyişinin, sindirim, solunum ve dolaşım sistemlerinde kapasite kaybına yol açarak bedensel gücü zayıflatmasıdır.
Fonksiyonel gerileme Bedensel gerilemelere bağlı olarak; yatma‐oturma, kalkma, banyo yapma, giyinme, yemek yeme, tuvalet ihtiyacını giderme ve hafif ev işleri olarak saptanan “temel” yaşam aktiviteleri ile alışveriş, taşıtları kullanma vb...
"araç” yaşam aktivitelerinde dikkat çekici bir yavaşlama gözlenmesidir
Mental gerileme Zihinsel güç anlamlı bir kayba uğramamakla birlikte, yavaşlamaktadır. Özellikle
bedensel gerileme sonucunda kan dolaşımında oluşan kapasite kaybı; algılama, hafıza, koşullanma,
düşünme, problem çözme, karar verme ve yaratıcılık gibi mental etkinlikler ile bilişsel yetileri
yavaşlatmaktadır.
Zaman kullanımı Bedensel, fonksiyonel ve mental gerilemeler zaman kullanımına ilişkin uyaranları
değiştirmekte, zaman duygusu, zamanı algılama farklılaşmaktadır. Özellikle, ortaya çıkan boş zaman,
bireyin yaşamdan tatmin olmasına katkıda bulunmakta, zamanın kullanımına ilişkin yaratıcılığa ihtiyaç
duyulmaktadır
Toplumsal davranış Bu kapsamda, diğer bireylerle duygusal iletişim ve dostluk kurma, torunların
yetiştirilmesine katkıda bulunma, ev hayvanları edinme, çiçek yetiştirme, gönüllü toplumsal çalışmalara
katılma gibi sorumluluklar alma, sevgi, özveri ve hoşgörüye dayalı davranışlar, toplumun yaşlı bireyden
bekledikleridir
Ancak yaşlanmanın doğallığını kabullenemeyen, kendi gerçekleri ile toplumun sunduğu yaşlılık
görünümü çatışan ve yetişkinlik döneminin ardından gelen olgunlaşma sürecine hazırlıksız yakalanan
bireyler için, toplumsal davranışlar, ruhsal bir çöküntüyü yansıtabilir. Ölüm korkusu, izole edilme, aykırı
olduğunu düşünme gibi saplantılar görülür, bu da ortak yaşama katılmayı güçleştirir. Bu bağlamda,
yaşlılık döneminde bireyin yaşama katılımına ilişkin geliştirilen “rol tipolojisi”, davranışlara açıklık getirmektedir. Buna göre;
Aktif bireyler, bağımsız ve ayrı yaşamayı sürdürmeyi istediklerinden, yaşamlarını kendi inisiyatifleri ile yönlendirir, kararlarını kendi iradeleri ile verir, seçeneklerini belirlerler. Yaşamlarına yön verilmesinden hoşlanmaz, zamanı yönetmeyi titizlikle gerçekleştirirler. Özellikle fiziksel yönden yetersiz, ölümle sonlanabilecek hastalığı bulunan, buna karşın bilinci yerinde pek çok aktif yaşlı birey, ötönaziye, bilimsel bir araştırma için denek olmaya ya da organ bağışında bulunma gibi modern yaşamın ortaya koyduğu seçeneklerden birine kolaylıkla ve bağımsız olarak karar verebilir
Paylaşımcı bireyler, dışa dönüktürler, yakın çevrelerinin varlığına önem verirler. Karar alırken, sorumlulukları yerine getirirken başkalarıyla birlikte hareket etmekten mutluluk duyarlar. Kaynaşmaktan, bağımsızlıklarını sürdürebilmelerine ya da amaçlarını gerçekleştirmelerine engel olmadıkça kaçınmazlar.
Pasif bireyler ise, yaşamı bir “görev” olarak kabul ederler, katılmak yerine, yönlendirilerek yaşamı sürdürmeyi benimserler. Özerkliği yaşayamamış olmaları, kendi sorumluluklarını üstlenememelerine yol açar
Çevresel Faktörler Toplumsal, sosyo‐kültürel ve ekonomik olarak belirlenen çevresel faktörler yaşlılık döneminde bireylerin yaşam kalitesini çok yönlü etkilemektedir.
Toplumsal değişme ve gelişme sürecinde; geniş aileden çekirdek aileye geçiş, kadının çalışma yaşamına katılması, geleneksel kültürel değerlerin değişmesi, coğrafi hareketlilikteki artış, aile değerlerinin farklılaşması nedeniyle toplumun yaşlılığa bakışı ve yaşlı bireylerin bakım ihtiyaçlarının karşılanmasına ilişkin yaklaşımlar değişmiştir
Diğer yandan emeklilik ile birlikte geliri azalan, toplumsal statüsü değişen, fiziksel etkinliği yavaşlayan, yaşamı boyunca çalışmayı, iş yapmayı yaşamın anlamı olarak kabul eden ve yaptığı işe bağımlı durumda
iken rol ve fonksiyon kaybına uğrayan birey için bu değişikliği kabullenmek kolay değildir
Yaşlı bireylerin modern yaşama uyum sağlamada karşılaştıkları sorunları çözmek için güçlü bir toplumsal
destek gerekmektedir. Yaşlı bireylerin yaşamını kolaylaştırabilecek önlemler ve düzenlemeler, bireylerin
kişilik yapısında, dünya görüşü ve tutumlarında kendine özgü özelliklerinin yaşam boyu sürdüğü gerçeği
göz önüne alınarak gerçekleştirilmelidir
Günümüzde “aile” yaşlı bireyler içinde hâlâ en önemli destek ve güven kaynağı olarak görünmektedir,
Yaşlılar için aile, akrabalık ilişkilerinin yürütüldüğü bir ortam olmaktan ziyade, yaşlı bireyin bağımsızlığını sınırlamadan paylaşılan bir yaşam biçimi olarak algılanmalıdır
Ailenin anlamının bu şekilde algılanabilmesinde eğitim önemli bir rol oynamaktadır. Kuşaklararası ilişkilerin karmaşıklaşmasını ve çatışmaları önlemek, toplumsal uyumu korumak için ailelere rehberlik ve danışmanlık hizmetleri verilerek, bireyler eğitilmelidir. Sağlık, beslenme ve barınma koşullarının yaşam kalitesini olumsuz bir biçimde etkilemesini önlemek ve yaşlılara güvenli bir yaşam sunmak, devletin sorumluluğundadır

4.ÜNİTE
Yaşlılık, fiziksel ve mental yönden gerileme ile başlayan bir deneyimdir. Bu nedenle ne zaman başladığını
da kesin bir çizgiyle ayırmak olanaksızdır. Çünkü yaşlılık, özellikle 60‐75 yaş arasındaki süreçte çeşitlilik
gösterir. Ancak, yasa ve tüzükler yapma gibi bürokratik faaliyetler yönünden 60 yaş, yaşlılığın başlangıcı
kabul edilir. Buna karşın, bireyin fiziksel ve beyin fonksiyonları açısından bağımsızlıktan bağımlılığa geçiş
döneminin 75 yaş civarı olduğunu belirtmekte de yarar vardır
Bilinmektedir ki, dünyaya gelen her insan, doğduğu andan itibaren bir yaşlı adayıdır. Yaşlı bireylerin
sorunlarının yalnızca kronolojik yaşlanmaya bağlı olarak ortaya çıkmadığı, aynı zamanda toplum
yaşamındaki değişimlerin de sorunlara yol açtığı açıktır
Yaşlılıkta; yaşama gücü ve isteğinin azalması, duygu durum bozulmaları, sevme iç güsünün sarsılma ı,
ölüm korkusu, yaşlı egoizmi, değersizlik duygusu, pasif yaşam biçimi, eskiye özlem duyma gibi
psikososyal faktörler baş gösterebilir
YAŞLILIKTA PSİKO‐SOSYAL YAŞAM
Yaşlılıkta karşılaşılan sorunlara bağlı olarak, yaşama gücü ve isteğinin azalması dikkati çekmektedir. Hatta duygu durumlarında bozulma ve kalite değişimi gözlenir. Özellikle sevme içgüdüsünün sarsıldığı belirtilmektedir. Bunun büyük ölçüde bireyin içindeki gençliği kaybetmesinden ve ölüme yaklaşmış olmaktan duyduğu kaygıdan kaynaklandığı varsayılmaktadır
Daha ileri boyutta birey pasif bir yaşam seçerek, değersizlik gibi duygusal sorunlarla karşılaşır. Psikososyal
Yaşamı etkilediği bilinen en önemli veri, yaşlılarda eskiye özlemin, bağlılığın ve eskiyi anmanın artmasıdır. Eskinin iyiliği ve güzelliği ile düşündüklerinden, dünyanın her gün daha da kötüye gittiği kaygısı içindedirler. Eleştirileri toplumsal değişimin daha çok kültürel yanına yöneliktir. Bütün bunlar bireysel farklılıklar nedeni ile genellenemeyeceği için kayıtlara geçen durumlar üzerinden yorumlar yapılmaktadır
YAŞLILIK VE BENLİK BÜTÜNLÜĞÜ
Yaşlı birey, fiziksel güçlerinin sınırlanması nedeniyle hareket yetisinin azalması sonucunda “bağımsız” bir
bireyden “yardım alan” bir bireye dönüştüğüne tanıklık ederken, sağlığını kaybettiği kaygısını da taşır.
Diğer yandan, kadınlar için menopoz dönemi ve genel olarak yaşlı bireyler için yaşlanma ile ortaya çıkan
cinsel statü ve güç kaybı da başka bir sorundur. Yaşlılıkta kişilikle ilişkili gelişimsel Görevler farklıdır.
Erikson’a (1998) göre; umutsuzluk karşısında “ego‐benlik bütünlüğü” ileri yetişkinlik yıllarında olumlu bir
özelliktir. Çünkü geçmişle bütünleşmeyi, bireysel bazı yaşam alışkanlıklarını sürdürmeyi, olgunlaşarak
bilgeliğe ulaşmayı, yaşlılığı kabul etmeyi, yeni idealler edinebilmeyi sağlar. Benlik bütünlüğünün kapsayıcı
bir tanımını yapmak güçtür. Çünkü yaşlılık döneminde yaşamın daha önceki do‐ nemlerinde kazanılan
benlik özelliklerinin olgunlaşması ve bu özelliklerin bütünleştirilmesi gerekmektedir.
Benlik bütünlüğü, bu yanı ile, yaşamın olduğu gibi kabul edilişidir. Bu da ancak insanın yaşlılık döneminde kendi içinde bir düzen bularak yaşamı anlamlandırabildiği ölçüde gerçekleşir. Yaşlı bireyin kabullenişinde geleceğe ait korku ve endişenin yerini, yaşanan geçmişe pişmanlıklarla dolu olmayan bir özlem ve anımsama alır. Çünkü yaşlı bireyler için geleceğin ne olacağı er geç bellidir. Bu noktada benlik bütünlüğüne ulaşan yaşlı bireyler ölümden korkmazlar. Ancak benlik bütünlüğüne ulaşamayan yaşlı bireyler için bu yoksunluğun en önemli belirtisi, “geçmişin hakkıyla yaşanmamış” olduğuna dair olumsuz duygular ve ölüm korkusudur. Yaşlılık döneminde birey için en büyük risk de budur. Umudun kaybedilmesi (despair) ve ölüm korkusu Erikson’un “yaşlılarda ölümden korkmamaya yetecek kadar benlik bütünlüğü olursa, çocuklar da yaşamdan korkmayacaklardır” sözünü doğrulamaktadır
Yaşlılıkta benlik bütünlüğünü ve psiko‐sosyal yaşamı etkileyen birçok faktör vardır. Yaşanılan fiziksel çevre, eğitim, sosyal ve kültürel yapı, sağlıklı olma gibi yaşlı bireylerin psikolojik durumunu etkileyen bu faktörler, aynı zamanda psikososyal yaşamın şekillenmesinde ve gelişimsel görevlerin yürütülmesinde belirleyici olmaktadır
"Gelişimsel görev” kavramı, Havighurst (1972) tarafından, yaşamın bütün dönemlerinde kazanılması
gereken yeni davranışlar ve alışkanlıklar olarak tanımlanmıştır.
Yaşlılık döneminde gelişimsel görevlerin gerçekleştirilme biçimi kır ve kent yaşamına göre
farklılaşmaktadır. Kentte teknolojik gelişmeler ve toplumsal örgütlenme, işbölümü nedeni ile yaşlıların
ihtiyaçlarının karşılanması kurumsal organizasyonları gerektirir. Kentsel yaşama özgü düşünce ve
davranışlar, ilişkilerin yapısı ve mesafesi, yaşlılık dönemine ilişkin farklı uygulamaların benimsenmesine
neden olur.
Kırsal kesime baktığımızda ise daha farklı bir yaklaşım dikkati çekmektedir. Kırsal kesimde aile yaşamı ve
toplumsal yapının etkisiyle yaşlıların fizyolojik ve psiko‐sosyal ihtiyaçları daha kolay karşılanabilir
görünmektedir. Bu nedenle kırsal kesimde, çoğu zaman, “gerçekleştirilmesi zor yaşlılık dönemi gelişimsel
görevleri”nden söz edilememektedir. Bu durumun, gerek toprak, gerekse ekonomik faktörler nedeniyle
ailenin geniş ataerkil aile tipi özelliklerini hâlâ korumasından kaynaklandığı söylenebilir.
YAŞLILIK DÖNEMİ GELİŞİMSEL GÖREVLERİ
Havighurst (1972)’a göre yaşlılık dönemindeki gelişimsel görevler;
·Dei_en sal1k durumuna ve performansa uyum salama,
·Emeklilikle birlikte dei_en sosyal ve ekonomik duruma uyum salama,
·E_ kayb1ve/veya çocuklar1n evden ayr1lmas1 ile kar_1la_1lan yaln1zl1kla ba_a ç1kma,
·Akranlar1 ile ileti_im ve uyum salama; sosyal ya_am1 sürdürme,
·Fiziksel ko_ullar1n1 geronteknoloji (ya_l1lar ve fiziksel çevre uyumu) uygu lamalar1 ile düzenleme ya da
bunun için destek alma olarak açıklanabilir
Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ)’nün yaptığı bir sınıflandırmaya göre;
·4559 ya_ aras1 orta ya_,
·6074 ya_ aras1 ya_l1l1k,
·7589 ya_ aras1 ileri ya_l1l1k,
·90 ve üstü ise ihtiyarl1k kategorisine al1nm1_t1r.
Yaşlılar genel olarak demografik özelliklerine göre tanımlandığında ise farklı sınıflamalar karşımıza çıkabilmektedir.
Demograflar, yaşlılık çağında yaşamın bireylerin demografik özelliklerinden de etkilendiğini belirtmekte
ve 8 ayrı risk grubunu ortaya koymaktadır.
1. Çok yaşlı (ihtiyar) grup (80 yaş üzeri),
2. Yalnız yaşayanlar,
3. Yaşlı kadınlar (özellikle evlenmemiş ya da dul olanlar),
4. Huzurevlerinde yaşayanlar,
5. İzole edilmiş yaşlılar,
6. Çocuksuz yaşlı çiftler,
7. Kronik bir hastalığı ya da günlük yaşam aktivitelerini yerine getirmede yetersiz olan yaşlılar,
8. Devlet ya da sosyal kurumlardan çok az destek görerek yaşayan yaşlılar

Bu risk gruplarının birkaçının kombinasyonu, yaşlılar için yaşamın sürdürülmesini güçleştirmektedir. Bu durumda yaşlı bireyin, güçleşen yaşam koşullarına uyum sağlama sürecinde, gelişimsel görevleri gerçekleştirmesi için bireyin iç ve dış etkenler arasında denge sağlama potansiyeli etkilenmektedir. Birey, bu durumda, sosyal çözülme yaşayabilmektedir. Bunun sonucu olarak da, yalnızlık, yetersizlik duygusu ve ölüm korkusu ile karşılaşılan sosyo‐ ekonomik yetersizlikler, Batılı iki yazarın, yaşlılığı “... yaşam oyununun kötü yazılmış son perdesi ...”olarak nitelendirmesinde aslında hiç de haksız olmadıklarını göstermektedir
Bu noktada, “yaşlı refahı” yaklaşımı hem ortaya çıkan durumu açıklamak hem de yaşlılık dönemindeki gelişimsel görevlerin gerçekleştirilmesinde uzman mesleklere bir rehber ve yön bulma açısından kolaylık sağlamaktadır. Bu nedenle, yaşlılık döneminin hem subjektif (öznel) hem de objektif (nesnel) boyutları ile irdelenmesine ihtiyaç duyulmaktadır


5.ÜNİTE
YAŞLILIKTA TOPLUMSAL YAŞAM
YAŞLILARIN YAŞAM DİNAMİĞİNİ SINIRLAYAN FAKTÖRLER
Yaşlılar bireysel bütünlük ya da topluma bağlı olma duygularını herhangi bir şekilde kaybettiklerinde,
yaşam dinamiğinin sürdürülebilirliği, dengesi bozulmakta, bağımsızlık duygusu ve yaşamdan tatmin
olmak, yerini bir çöküntü sürecine bırakmaktadır. Bu süreç, yaşam dinamiğini “bireysel ve çevresel
sınırlayıcı faktörlerin” de etkisiyle yıpratmaktadır.
Yaşlılıkta Yaşam Dinamiğini Sınırlayan Faktörler:
·0ç S1n1rlay1c1 Faktörler ·D1_ S1n1rlay1c1 Faktörler
İç Sınırlayıcı Faktörler
Biyo‐ fiziksel ve psikolojik olarak iki boyutludur
Biyo‐fiziksel faktörler: Yaşlıların sağlık problemleri ve ileri yaşın neden olduğu devinim güçlüğü,
duyuların zayıflamasıya da kaybı, fiziksel gücün ve bağışıklığın azalması, fiziksel görünümün değişmesi ve
bazı hastalık semptomları, yaşlı bireyin yaşam dinamiğinin sürdürülebilirlik ve denge özelliklerini
zorlayabilir.
Psikolojik faktörler : Toplumsal rollerdeki farklılaşma, statü kaybı ve toplumsal olanakların giderek
azalması gibi değişimler, yaşam dinamiğini sınırlar. Informel etkileşimlerden formel etkileşimlere,
ilişkilerdeki bağımsızlıktan bağımlılığa kadar toplumsal faaliyetlerdeki değişimler, karar verme ve
muhakeme yetisinin zayıflaması, cinsel gücün kaybı ve yine bu anlamda tensel duyarlığın kaybedilmesi,
yaşlı bireyin izole edilmiş, toplumdan soyutlanmış duygusuna kapılmasına yol açmaktadır.
Dış Sınırlayıcı Faktörler
Ekonomik ve sosyal faktörler olarak iki grupta incelenmektedir.
Ekonomik faktörler Yaşlı bireyin yaşam dinamiğine sürdürülebilirlik ve denge kazandıran en kritik öğe,
ekonomik koşullardır. Eğer yaşlı birey gerekli hizmetleri ve temel ihtiyaçlarını karşılayabilecek satın alma
gücünü kaybetmişse, yaşamını dengeli biçimde sürdürmesi güçleşmektedir.
Sosyal faktörler İş ve aile rollerindeki işlerliğin değişimi, emeklilikle sınırlanan toplumsal iletişimler, eşin
ya da yakın bir arkadaşın ani kaybı, yaşam dinamiğinin sınırlanmasına ve psikolojik boyutları ağır basan
etkilerle örselenmesine yol açmaktadır. Toplumda yaşlılığa ilişkin yerleşik kalıp yargıların, herhangi bir
şekilde özellikle kuşaklar arasındaki bireysel etkileşimlerde ön plana geçmesi ya da yaşlı bireyin daha
uygun fiziksel koşullarda yaşamak ve çocuklarına yakın olmak için evinden taşınması gibi değişimler de
yaşam dinamiğini etkiler.
Yaşlılıkta başarılı toplumsal ilişkilerin kurulması ve yürütülmesi tek yönlü bir olgu olmayıp, karşılıklı
etkileşimi kapsamaktadır. Bu nedenle kuşaklararası ilişkilerin karmaşıklaşmasını ve çatışmaları önlemek
için, ailelere rehberlik danışmanlık hizmetleri verilerek bireyler eğitilmelidir. Genç kuşakların yaşlılık
çağının özellikleri ve sorunlarını anlamalarında, yaşlı bireylerin ise yeni toplumsal rollerini
kabullenmelerinde eğitimin önemli bir rol oynadığı unutulmamalıdır.
Mental ve fiziksel açıdan sağlıklı yaşlılar için yan gelir sağlayıcı iş olanakları yaratılarak, sürdürülebilir ve
dengeli bir yaşam dinamiğinin, bağımsız ve tatmin edici boyutları desteklenebilir.
TOPLUMSAL DEĞİŞİM BELİRLEYİCİLERİ
Makro‐Toplumsal Değişim Belirleyicileri
·Demografik eilimler ·0_gücüne kat1l1m modelleri ·Modern eğitim ·Toplumsal hizmet kurumlar1
Demografik eğilimler
Bu durumda, azgelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler için geleceğe yönelik olarak toplumun gelişmesi ile
birlikte geçireceği nüfus değişimlerini ve sorunları önceden tahmin etme ve çözümleri uyarlayarak,
uygulama şansı doğmaktadır. Nüfusu genç olan ülkeleri “gelişmekte olan”, nüfusu yaşlanan ülkeleri
“geriye giden” ve yaş gruplarının dengede olduğu ülkeleri ise “durağan” toplumlar olarak sınıflandıran
demograflar, yaş kompo‐ zisyonunun ülke kaynaklarının tahsisinde büyük önem taşıdığını
belirtmektedirler. Bu nedenle, yaşlı nüfusun artışına ilişkin sorunlara karşı, toplumların hazırlıklı olmaları
gerekmektedir. Sorunların çözümlenemez boyutlara ulaşmasını önlemek amacıyla, öncelikli programların
oluşturulması büyük önem taşımaktadır.
İşgücüne katılım modelleri
Endüstrileşme, iş ve ev ortamını birbirinden ayıran bölüşüme yol açmaktadır. Özellikle kadının çalışma yaşamına girmesi, aile kompozisyonunun küçülmesine neden olan bir işgücü hareketliliğini ortaya koymaktadır. Bu noktada ihtiyaçların da çeşitlenmesi ile birlikte, aile içinde genç ve yaşlı kuşaklar arasında çatışmalar ortaya çıkmakta ve yaşlılar bu durumdan son derece olumsuz etkilenmektedirler.
Modern eğitim
Entelektüel gelişme farklılıkları kuşaklar arasında çatışmalara yol açmaktadır. Günümüzün gençleri pek
çok konuda bireyci yaklaşımı benimsemekte ve yaşamın amacını yalnızca “insanın birey olarak kendini
gerçekleştirmesi” şeklinde algılamaktadırlar.
Toplumsal hizmet kurumları
Toplumsal hizmetlerin giderek uzmanlaşması, geleneksel aile işlevlerinin azalmasına neden olmaktadır.
Bugün, yaşlı bireylerin ihtiyaçlarının karşılanması için ailenin bazı işlevlerini toplumsal kurumlar üstlenmektedir.
Mikro‐Toplumsal Değişim Belirleyicileri
Ailede ortaya çıkan yapısal ve işlevsel değişimler ile etkileşimleri irdelemektedir.
Mikro Toplumsal Değişim Belirleyicileri: ·Dei_en aile yap1s1·Toplumsal Etkile_im
Değişen aile yapısı
Çekirdek aile, modern yaşamın hareketliliği ve esnek yapısı ile uyum sağlayan bir aile formu olarak ortaya
çıkmıştır. Bu noktada, ailenin yaşlı bireyin yaşamını sürdürebilmesi için psikolojik ve ekonomik destek
olarak, doğrudan kaynak sağlama işlevi de giderek azalmaktadır.
Toplumsal etkileşim
Yaşlılık döneminde aile, başlıca duygusal ve toplumsal destek sistemidir. Türkiye’de yaşlı nüfusun %
70’inin ailesi ile birlikte ya da aynı çevrede çocuklarına yakın yaşama eğilimindedir. Toplumun geleneksel
değerlere bağlı olarak, yaşlılarla sosyal dayanışma içinde olduğu belirtilmektedir.
Ancak bilinmektedir ki, Türkiye giderek Batılılaşan ve değişen dinamik bir toplumsal yapıya sahiptir.
Destekleyici aile ilişkileri varlığını korumakla birlikte, özellikle kentlerde yaşlıların çoğunluğu yalnız
yaşamaktadır. Bir insanın tek başına yaşaması anlamına gelen “somut yalnızlık”, izole olma, dışlanma ya
da kimsesizlik gibi farklı yalnızlık hallerini kapsar.
Bu nedenle, kentlerde yaşayan yalnız yaşlılar için toplumsal yaşamın kurumsal destek sistemleri ile
güçlendirilmesi gerekir. Gelişmiş bir sosyal devlet anlayışının işlevselliği de bunun sağlanması ile
mümkündür. Sosyal hizmetin başlıca çalışma alanlarından biri olan yaşlı refahı ve bu kapsamda yaşlıların
topluma entegre olması için yalnız yaşayan ve kurum bakımına ihtiyaç duyan yaşlıların sosyal devlet
anlayışı ile desteklenmesi, gelecekte daha fazla ağırlık kazanacaktır. Bu konu, sadece ulusal düzeyde
olmayıp, uluslararası toplum için de önceliklidir.
YAŞLILIKTA YAŞAM KALİTESİ STANDARTLARI
Birleşmiş Milletler dünyadaki yaşlı nüfusa ilişkin tahminlerinde, 21. yüzyılın tarihe, “yaşlanma yüzyılı”
olarak geçeceğini öngörmektedir. Bu nedenle, yaşlıların daha kaliteli bir yaşam sürdürmelerine ilişkin
insan hakları ve sosyal haklar bağlamında çeşitli standartların ortaya koyulması gerektiği belirtilmektedir.
Bunlar, esas olarak; bağımsızlık, katılım, bakım, kendini gerçekleştirme ve saygınlık olarak belirlenmiştir.
Bütün bu standartlara bakıldığında; Türk toplumunun giderek yaşlanmakla birlikte, standart geliştirmede henüz bir strateji belirlediğinden söz edilememektedir. Genel olarak Türkiye’deki demografik tartışmalar gençlik üzerinden sürdürülmekte, yaşlıların artan sayısı ve geleceğe yönelik tahminler üzerinde durulmamaktadır. Türkiye, genç nüfusu ile “yaşlılığı toplumsallaştırma” düzeyine taşıyamamıştır. Hatta Türkiye’de, yönetenlerin dünya görüşü düzeyinde ele alınan kısır ideolojik tartışmalarla geçiştirilen bir konudur.
Toplumsal bilince ulaşılması ise, ancak eğitim yoluyla gerçekleşebilir. İnsana yapılan yatırımın en önemli göstergesi olan eğitimin sağlayacağı bilinç, sosyal hizmet, beslenme, sosyoloji, psikoloji, halk sağlığı, tıp, ürün ve hizmet tasarımcılığı gibi farklı disiplinlerin uzmanlarını ve bireyleri işbirliği içerisinde çalışmaya yönelteceğinden, sorunların bütünlüklü çözümü kolaylaşabilecektir.
Ayrıca tartışmaların odak noktasında emeklilik ve sağlık politikaları olmalıdır. Türkiye’de bugüne değin yaşlanma ve yaşlılık, IMF(Uluslar arası Para Fonu) ile yapılan anlaşmalar içinde ekonomik yük olarak değerlendirilmiştir. Buradan anlaşılması gereken, bugünün gençlerinin geleceğin yaşlı kuşaklarını oluşturacakları gerçeğidir. Bu nedenle yaşlılığa ilişkin sosyal politikalar oluşturmada hızlı hareket edilmesi
ve sosyal devlet bünyesinde kalıcı çözümler üretilmesi zorunludur.
Toplumbilimcilerin bir kısmı makro ve mikro boyutlardaki değişimlerin genelleştirilemeyeceğini, toplumda bireyleri bir arada tutan özgün kültürel kalıpların bulunduğunu ve bu kalıpların yaşlılığa ilişkin normların geçerliğini korumasında birincil önem taşıdığını söylemektedirler. Aileye ilişkin kültürel değerlerin, toplumların modernleşmesinden bağımsız bir biçimde aile yaşamını etkisi altında tutmaya devam edebileceğini de vurgulamaktadırlar.
Ancak Türkiye’de aile yapısı modernleşmeden bağımsız kalmamıştır. Çünkü iletişim kanallarının çeşitliliği ve artan hareketliliğin yol açtığı etkileşimler nedeniyle doğal bir “kültür asimilasyonu” yaşanmaktadır. Bu noktada pek çok toplumsal konuda ortak bir “dünya kültürü” oluşturma ve böyle bir dünyanın parçası olma çabalarını irdeleyen çok sayıda toplumbilimciyi de dikkate almamak elde değildir.
Kaldı ki Türkiye yaşlılık ve yaşlılığa ilişkin mevcut toplumsal ve kurumsal sistemleri ile halen üyesi olma gayreti içinde olduğu gelişmiş sosyal devlet niteliği taşıyan Avrupa Birliği ülkelerinin standartlarını göz ardı etmemelidir.


6.ÜNİTE
YAŞLILIK KURAMLARI
Yaşamdan Çekilme/Kopma Kuramı
Yaşamdan kopma/çekilme kuramına göre; yaşlılık bireyin fiziksel, psikolojik ve toplumsal açıdan
dünyadan adım adım çekilme sürecidir. Uyum sağlayan yaşlılar, bu izolasyonu kolaylıkla karşılayarak
huzurlu ve mutlu bir yaşam sürdürmeyi kabul ederler. Psikolojik açıdan çekilme süreci ise, yaşlanan
bireyin geniş bir çevreye dönük olan dikkatinin giderek kendi duygu ve düşüncelerine odaklanarak iç
dünyasına yönelmesidir. Toplumsal düzeydeki geri çekilme, gerçekte sadece yaşlanan bireyin
uzaklaşması değil, ilişki içinde olduğu diğer bireylerin de yaşlıdan uzaklaşması anlamına gelir.
Toplumsal alanda karşılıklı bir çekilme söz konusudur. Bu kurama yöneltilen en önemli eleştiri yaşlı
bireyin izolasyonunu kaçınılmaz olarak yansıtmasıdır.
Aktivite Kuramı
Aktivite kuramına göre; biyoloji ve sağlıkla ilgili değişimler dışında, yaşlıların psikolojik ve sosyal
ihtiyaçları orta yaşlı bireylerle aynıdır. Ancak biyoloji ve sağlıkla ilgili değişimler yönünden orta yaşlı
bireylerden ayrılırlar.
Aktivite kuramı, çekilme kuramında iddia edilen toplumdan uzaklaşmanın yaşlıların doğal ihtiyacı
olduğu fikrine karşı çıkar. Yaşlıların “bizden geçti” sözü sıklıkla duyulur. Ancak yaşlıların hareketli ya da
uzun süreye yayılan aktivitelere dayanamayacaklarını söylerken, gerçekte yaşlıların bu tür etkinliklerden
uzak kalmayı isteyip istemediklerini bilmek gerekmektedir.
Bu noktada “çekilme kuramında iddia edildiği gibi, bilerek ve isteyerek izole olma, yaşlıların yaşam
tatminini olumlu etkilemez, tersine yaşlı birey ancak aktif olduğunda ve kendisine ihtiyaç duyulduğunu
hissettiğinde mutlu olabilir. “Aktivite kuramına yönelik en önemli eleştiri, yaşlı bireylerin
katılabilecekleri etkinliklerin sınırlı olması nedeni ile uygun etkinlik alanı yaratamamalarıdır. Bu durum
sağlıklı yaşlıların uygun aktivite olanakları olmadığından basit uğraşlarla zaman geçirmelerine yol
açmaktadır. Bu nedenle, yaşlıların nelerden mutlu olacağı sorusunun yanıtını yaşa bağlı olarak aramak
doğru değildir
Rol Bırakma Kuramı
Bu kurama göre, yetişkin kimliği ve meslek statüsünün kaybedilmesi, yaşlıların toplumsal olanaklarını
önemli ölçüde kısıtlamaktadır.
"Rol bırakma kuramı”, yaşlılıkta görülen kayıplara odaklanmaktadır. Bu kuramın yaşlılıktaki kayıpları
çok abarttığı söylenebilir. Yaşlıların bazı rollerini kaybetmelerine karşılık, bazı sorumluluklarından
kurtulmalarının kendilerini daha bağımsız ve özgür hissetmelerini sağladığı görülmektedir. Bu kuramın
daha çok erkek egemen kültürel ve toplumsal yapılara özgü olduğu, ağırlıklı olarak erkeğin yaşlanmasına
ilişkin bulgular üzerinden üretildiği, kadınların yaşlanmasını açıklama gücünün olmadığı iddia
edilmektedir.
Süreklilik Kuramı
Bu kuram, yaşlılığın karmaşık süreçlerine dikkati çekmektedir. Birey, yetişkinlik döneminde geliştirdiği
kişiliğin bir parçası haline gelmekte, yaşlandıkça da bu özelliğini korumaya yönelmektedir. Süreklilik
kuramı, bir anlamda, gelişimsel görevlerin sürdürülmesi ile ilişkilidir. Buna bağlı olarak, bireyin yetişkinlik
do‐ neminde yaşam mücadelesini sürdürmesinde etkili olan kişilik özelliklerini yaşlılığında da
sürdürmesinin beklenmesi anlamına gelir.
Süreklilik kuramına yöneltilen en önemli eleştiri, yetişkinlik dönemindeki bazı özelliklerin yaşlılıkta
sürdürülmesinin her zaman mümkün olamayacağını açıklayamamasıdır. Çünkü birey emekli olduğunda
mesleki ilişkilerini ve bu ilişkilere bağlı olarak sürdürdüğü yaşam biçimini yaşlılığında da sürdürmek
isterse çeşitli güçlüklerle karşılaşır.
Sosyo‐Çevresel Kuram
Bu kuram “aktivite kuramını tamamlayıcı bir yaklaşımı içerir. Gubrium (1972), sosyal çevresel kuramın bazı kavramları genişlettiğini ileri sürmektedir. Özellikle “aktivite kaynakları” ve “aktivite normları” kavramlarını bu kuram güçlendirmektedir. Çevrenin anlamı “çekilme” ya da “aktivite” kuramındaki gibi dar değildir
Gerçekte toplumda yaşlıların katılabilecekleri aktiviteler yetişkinlikte olduğu gibi sınırsızdır,
aktivitelerin normları yaşlıların sağlık, performans gibi bireysel koşulları ile belirlenir. Aktivitelere
katılımla ilişkili normlar bireyseldir. Toplumsal sınırlılıklar her yaşlı için farklılık taşır.
Değiş‐Tokuş Kuramı
"Değiş‐Tokuş” kuramına göre, modernleşme arttıkça yaşlının toplumsal statüsünün değeri
azalmaktadır. Bu kuram insanı hedonistik bir canlı olarak kabul eder. Bireyin yaşamda elde etmek
istedikleri için çeşitli bedeller ödediğini varsayar.
Kurama yönelik en açık eleştiri, içerdiği yaklaşımın evrensel olmadığıdır ve bireysel farklılıkların
dikkate alınmamasıdır. Yaşlılıkta bireyin sosyal yönden aktif olmasını sağlayan sosyal ilişki ve hobileridir.
Yaşamı anlamlı kılmak; sosyal açıdan yararlı işlerle uğraşmak, çevresindeki insanlara örnek ve öğretici
olmak biçiminde değerlendirilebilir. Yaşamı anlamlı kılmanın yollarından biri de “bir işe yarama” ve “bir
işi başarma”da etkili olmaktır. Birey, yaptığı işten keyif almalıdır.
Aile içi ilişkiler ne kadar çatışmalı olursa olsun, aile yine de insanın en güvendiği ortamlardan biridir.
Ancak yaşlılıkta aile ilişkilerinden daha çok arkadaş grupları önem kazanmaktadır. Çünkü ileri yaşlarda
aile üyeleri ile her zaman birlikte olunmayabilir. Bu durumda daha ziyade arkadaşlık ve komşuluk ilişkileri
önemlidir.
"Yaşlı ayrımcılığı” (ageism); bir yaş grubunun lehinde ya da aleyhinde olarak, bir bireye genellikle
sadece yaşı nedeniyle gösterilen farklı tavır, önyargı, hareket, eylem ve kurumsal düzenlemeler olarak
tanımlanabilir.
"Yaşlı ayrımcılığı” kavramını ilk defa 1969 yılında Birleşik Devletler Ulusal Yaşlılık Enstitüsü Başkanı
Robert Butler, yaşlı insanlara yönelik önyargı ve ayrımcılığı tanımlamak amacıyla kullanmıştır. “Yaşlı hastadır, cinsiyetsizdir, çirkindir, güçsüzdür ve zihinsel olarak yetersizdir.” türünden önyargılar ve tutumlarla birçok alanda karşılaşılmaktadır. Bunlar sağlık bakım kurumlarında, işyerlerinde, sosyal yaşamda sıklıkla görülmektedir.
Ayrımcı inanç ve tutumlar; yaşlı insanları “üretken olmayan, hasta, depresif ve bilişsel olarak
yetersiz” bireyler olarak kabullere dayanır. Birçok insan, yaşlanma ile ilgili gerçekler hakkında yeterli
bilgiye sahip değildir. İnsanlar bu nedenle ölümden ve yaşlanmaktan korkarlar. Buna “geronto‐ fobi”
denir. Bu durum toplum içinde yaşlı insanları kabullenmeyi güçleştirir. Gerontofobinin aşırı şekli yaşlı
ayrımcılığı ve yaşlı suistimalidir. Yaşlı ayrımcılığı, yaşlıların diğer refah alanlarını ve sosyal refahını
olumsuz etkileyerek yaşam tatminini azaltır.

7.ÜNİTE YAŞLILIK VE YAŞAM KALİTESİ
Yaşam kalitesi; bireyin iyilik durumu ve yaşadığı koşullardan tatmin sağlama düzeyi
olarak açıklanmaktadır. Yaşam kalitesi kavramı en basit şekli ile Maslow’un hiyerarşik
olarak belirlediği ihtiyaçların ve insan isteklerinin tatmini olarak tanımlanmaktadır.
Bireylerin yaşamlarını sürdürebilmeleri için karşılanması gereken temel ihtiyaçları
bulunmaktadır.
·Materyal ve psikolojik kaynaklardan olu_an ya_amsal ihtiyaçlar,
·Bireyleraras1 ili_kilerden duyulan tatmini içeren ihtiyaçlar ile
·Verimlilii, fonksiyonel olmay1 etkileyen geli_imsel ihtiyaçlar1n kar_1lanmas1nda
aileler ve yaşanılan çevre, esas sorumluluğa sahiptir
Yaşam kalitesi, “sahip olma” gibi artan materyalist eğilimler nedeniyle özellikle
gelir, servet, varlık, ev sahibi olma gibi materyal kaynakları ve tüketim harcamalarını
belirlemek amacı ile kullanılmaktadır.
Melson (1980), “yaşam kalitesi” kavramının geleceğe dair umut, yeterli gıda,
giyecek, barınak, gelir, iş ile ilgili konular, anne ve çocuk sağlığı, aile refahı ve toplumsal
refahı içerdiğini açıklamaktadır. ABD’deki Federal Çevre Koruma Ajansı(USFEPA) ise
yaşam kalitesini, “insanların içinde yaşadıkları çevrenin niteliklerinin iyileştirilmesi,
bireyler ve grupların refah içinde olma durumu” olarak tanımlamaktadır.
Ağrı, endişe, hareket kısıtlılığı, fonksiyonel bozukluklar, bireysel ihtiyaçlarını yerine
getirememe, ekonomik yük ve bilişsel yetilerde azalma gibi psikososyal faktörler de
göz önüne alınmalıdır. Bu fikri temel alan araştırma alanına “sağlıkla ilgili yaşam kalitesi” denilmektedir. Nesnel parametreler, hem klinisyenlere hem de sosyal bakım verenlere yaşlıların tedavilerini düzenleme konusunda yardımcı olabilir. Sağlık sorunlarının (fiziksel veya ruhsal) varlığı ve şiddeti, tedaviden önceki yaşam biçimi ve tatmin düzeyi bu belirleyicilere örnek olarak verilebilir.
Genel olarak yaşlılıkta yaşam kalitesini etkileyen “çevresel faktörler”e benzer olarak politik, sosyal ve ekonomiktir.
Politik faktörler; bireyin sağlığı, yaşam kalitesini kendiliğinden etkiler. Yaşam kalitesinde azalma, duygusal, sosyal ve fiziksel fonksiyon sınırlılıkları ile sorunlar tedavi planlarını belirlemede önemlidir. Aynı zamanda ulusal politika ve kararlar da yaşlı sağlığını etkilemektedir.
Sosyal faktörler; yaşlı bireyin barınma koşulları, yaşadığı ev ortamı, fiziksel ve bilişsel sınırlılık, ekonomik yetersizliğin getirdiği beslenme bozuklukları, işitsel ve fiziksel yetilerde azalmaya bağlı hareket güçlüğü, eşin ölümü ve aile bireylerinin evden
ayrılmasına bağlı yalnızlık, oz‐bakım gücünde azalma ve izolasyon nedeniyle sosyal ağda daralma ve bireylerarası ilişkilerde bozulma da yaşam kalitesini etkilemektedir.
Ekonomik faktörler; yaşlılar emekli olduklarında, ortalama aylık gelirlerinin yaklaşık
% 55’i azalır. Cinsiyet, etnisite, evlilik duru mu, yaş farklılıkları ekonomik olarak yaşam kalitesini belirlemektedir.
Yaşam kalitesi ölçümlerinin önem kazanmasında üç önemli faktör etkili olmuştur: İlk olarak; ölçme ve veri değerlendirmede ortaya çıkan teknik ilerlemeler sonucu, bireylerin ve grupların, hatta toplumların yaşam kalitesini incelemek mümkün olmuştur. İkincisi, davranış bilimciler tarafından sosyal çevrenin bireyin yaşam biçiminde etkili olduğu gösterilmiştir. Üçüncüsü, bireylerin yaşamlarını daha iyi sürdürebilmek için kararlar almak amacı ile yaşamdan daha fazla tatmin olmayı ve yaşam kalitesini nasıl arttırabileceklerini öğrenmeyi istemektedirler. Bu nedenle aslında, yaşam kalitesi yaşamın “iyi olması” ile ilgili bir kavramdır.
Hızlı nüfus artısı, doğal kaynakların azalması vb. toplumsal sorunlar, yaşam kalitesinin tanımlanması ve ölçülmesine duyulan ihtiyacı artırmıştır.
Toplumun sosyal ve ekonomik yapısını irdelemek amacıyla 1970’li yıllardan bu yana gerçekleştirilen yaşam kalitesi araştırmalarında sağlık, eğitim, gelir, nüfus artısı, işsizlik, suç ve intihar gibi “objektif” ölçümler yer almıştır. Bireylerin objektif koşullarının yetersiz olduğu durumlarda bile yaşamdan duydukları tatminin yüksek olabileceği bu
noktada da istekler, beklentiler, ihtiyaçlar ve değerler gibi sübjektif belirleyicilerin
önem kazanacağı belirtilmektedir.
Temel ihtiyaçların karşılanması ve değerlerin gerçekleştirilmesi olarak da ifade
edilen insan yaşamının kalitesi, objektif ve sübjektif olarak birey, aile ve toplum
düzeyinde açıklanabilmektedir. Bireysel düzeydeki sübjektif yaşam kalitesi ölçümleri; mutluluk, huzur ve tatmindir. Standartlara uygun, konforlu bir konut, yaşam kalitesinin objektif belirleyicisi iken; konuttan duyulan tatmin yaşam kalitesinin sübjektif belirleyicisidir. “sübjektif anlamda yaşam kalitesi” eğitim, sağlık, toplumsal hizmetler, aile, yönetim, ekonomik güvence, konut vb. yaşam alanlarının tümünden duyulan tatminin bir sonucudur.

YAŞAM KALİTESİ ÖLÇÜTLERİ
Kullanılan ölçütler genel olarak iki grupta incelenebilir;
Genel Yaşam Kalitesi Ölçütleri
Birçok boyutu içeren, geniş bir soru yelpazesi olan indekslerdir. Örneğin Dünya
Sağlık Örgütü yaşam kalitesi indeksi, Nothingham sağlık profili gibi. Toplumda ve farklı hastalıklar arasında karşılaştırma yapmak amacıyla oluşturulmuştur.
Sağlıkla İlgili Yaşam Kalitesi Ölçütleri
Bu tip ölçütler hem farklı durumların etkilerini tanımlamak hem de hastalıkların en sık görüldüğü yaş gruplarını belirlemeye uygun olması nedeniyle tercih edilir. Örneğin fonksiyonel yaşam indeksi‐kanser, St George dispne skoru gibi. Normal bireylerde fonksiyonel durum, aile yaşamı ve finansal durum iyilik halinin en iyi göstergeleri olarak kabul edilirken, hastalık sonucunda öncelikler değişebilmektedir.
Özellikle ağır ruhsal bozukluğu olan bireylerin yaşam kalitesini değerlendirme, bu bireyler için sunulan hizmetleri geliştirme ve bakım kalitesini izleyebilme açısından önem taşır.
YAŞLILARIN YAŞAM KALİTESİNİN İYİLEŞTİRİLMESİ
Yaşlıların karşılaştıkları tüm sorunlar göz önüne alındığında psikososyal ve ekonomik refahın sağlanmasına yönelik çalışmaların önemi daha iyi anlaşılmaktadır.
Bu açıdan, “Yaşam Kalitesi”nin iyileştirilmesi geniş kapsamlı bir yaklaşım olarak dikkati çekmektedir. Avrupa Sağlık 21. Yüzyıl Hedefleri’nin beşincisi olan “Sağlıklı Yaşlanmada;
2020 yılında 65 yaşında ve daha ileri yaşta olan bireylerin, potansiyel, olarak sağlıklarının zirvesinde ve sosyal olarak aktif olacakları belirtilmektedir.
Yaşlıların yaşam kalitesinin artırılmasında birincil, ikincil ve üçüncül koruma prensipleri temel alınarak, verilecek sağlık hizmetleri ve sosyal hizmetler bir arada düşünülmelidir. Sağlanacak hizmetler 4 başlık altında özetlenmektedir:
Sağlığın Geliştirilmesi
Günümüzde yaşlıları da, daha önceleri hedefi gençler olan sağlığı geliştirme programlarına dâhil etme yönünde bir çaba vardır. Bağışıklama, özellikle gribal durumlara (influenza) karşı olmak üzere, bu alanda etkinliği gösterilmiş bir uygulamadır.
Günümüzde sağlığın geliştirilmesine yönelik olarak genellikle hastalığa özel programlar (kanser, kalp hastalıkları) düzenlenmektedir ve bu tip programlar genellikle çoklu risk faktörlerine (beslenme, sigarayı bırakma, egzersiz) odaklanmaktadır.
Bunların yanında, yalnız yaşamanın yükünü hafifleterek aktif bir yaşam sağlamayı amaçlayan Kaliteli Yaşlanma (Age Well) programları düzenlenmektedir.
Taramalar, sağlığın geliştirilmesinde, “ikincil koruma” kapsamında önemlidir.
Yaşlılar sağlık kuruluşlarına sık başvurduklarından, bu başvurular taramalar için bir
fırsat olarak değerlendirilebilir. 1990’dan beri İngiltere'de yaşlılara yönelik olarak
birinci basamağa başvuranlara; kas iskelet sistemi, mental durum, görme, işitme ve
fiziksel fonksiyonellik alanlarında çeşitli taramalar uygulanmaktadır.
Kamu ve Sosyal Hizmetler
Bu hizmetlerin varlığı, yaşlıların evlerinde bakımlarının sağlanması ve gereksiz
hastane kullanımının engellenmesi için önemlidir. Gelişmiş ülkelerde bu tür hizmetler
yaygın olmakla beraber, gelişmekte olan ülkelerde çoğunlukla üst sosyo‐ekonomik
düzeydeki aileler bu tür hizmetlerden faydalanabilmektedir. Ayrıca, gelişmiş ülkelerde
bu hizmetlere büyük kaynaklar ayrılmakla birlikte, etkililikleri henüz
değerlendirilmemiştir.
Hastane Hizmetleri
Sağlık hizmetleri ve sosyal hizmetler arasında hastane hizmetleri, başta acil tıbbi
bakım olmak üzere, diğerlerine kıyasla çok büyük yer tutmaktadır.
Yaşlıya sunulacak hizmetler, yaşlının fiziksel, ruhsal ve sosyal sağlığını
destekleyecek boyutta ve kolay ulaşılabilir olmalıdır. Yaşlı hizmetleri birinci basamak
hizmetlerin içine entegre edilmeli, bunun yanında kronik hastalıklar, psikolojik ve
sosyal sorunlar için geriatri klinikleri ve bakımevleri kurulmalıdır.
Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı, gelecek 20 yıl içinde, toplumda aktif olarak
yaşayabilen 70 yaş ve üzerindeki bireylerin oranını en az % 50 arttırmayı
hedeflemektedir.
Sağlık hizmetlerinin sunumu; öncelikle sağlık hizmetlerinin sosyalleştirilmesi
hakkındaki 224 Sayılı Yasa’nın toplum sağlığı açısından birçok olumlu tarafı
bulunmaktadır. Sağlık hizmetlerinin sosyalleştirilmesi ile ilgili yürürlükteki 224 Sayılı
Yasa çerçevesinde yaşlılara götürülecek sağlık hizmetleri aile hekimliği içinde
sürdürülecektir. Türkiye'de 2005 yılından itibaren pilot illerde uygulanmaya başlanan
aile hekimliği sisteminin, yaşlılar için sağlık hizmetlerinin sürdürülmesinde de etkin
olacağı beklenmektedir. Bu uygulama sağlık ocaklarında olduğu gibi içerdiği sevk
sistemi ile aile hekimliği kapsamında çözülemeyen sorunları ikinci ya da üçüncü
basamak sağlık kurumuna yönlendirmektedir.
Aile hekimliği uygulaması, Türkiye'de 2000’li yılların başında gündeme gelen sağlıkta
dönüşüm programının en önemli bileşenidir.
Bu bir “Temel Sağlık Hizmeti” anlayışıdır. Aile hekimliği sisteminin bunu
benimsemesi beklenmektedir. Yaşlılar evlerinde birinci basamak kurumlar tarafından
olası sorunları yönünden takip edilebilmeli, primer ve sekonder koruyucu hizmetleri
alabilmelidirler.
Sosyal hizmetler; yaşlı bakımı profesyonel bilgi ve deneyim istemesi nedeniyle
huzurevlerine ya da yaşlı bakım evlerine duyulan ihtiyaç gözardı edilmemelidir.
Türkiye'de birçok kuruma ait huzurevinde yatılı ve “Yaşlı Dayanışma Merkezleri”nde
ayakta hizmet verilmektedir. Ancak Türkiye’deki yaşlı nüfus göz önüne alındığında bu
sayı yeterli değildir. Bu nedenle özellikle büyük şehirlerde olmak üzere ülke genelinde
huzurevi sayısı arttırılmalıdır. Ayrıca, Yaşlı Dayanışma Merkezlerinin sayısının ve
kapasitesinin arttırılması gerekmektedir. Çünkü evinde ve sevdiklerinin yakınında
yaşayan yaşlılar daha mutlu olmakta, daha az psikolojik ve sosyal sorunlar
yaşamaktadırlar.
İnsan gücü; yaşlıların yaşam kalitesini etkileyen koşulları iyileştirmenin en önemli
kaynaklarından biridir. Geriatri eğitimi almış doktor, yardımcı sağlık personeli ve diğer
sosyal hizmet gibi uzman meslek gruplarının sayısı arttırılmalıdır. Geriatri bir uzmanlık
dalı olmalı, mezuniyet öncesi eğitimde de ağırlığı arttırılmalıdır. Böylece sadece
uzmanlık olarak değil, yaşlı popülasyonun ihtiyacı olan primer koruyucu hizmetler,
evde bakım ve tedavi edici hizmetler yönünden donanımlı meslek elemanları
yetiştirilmelidir.

8.ÜNİTE
YAŞLI İŞGÜCÜ, ÇALIŞMA YAŞAMI VE AKTİF YAŞLANMA
Emeklilik ise aktif iş yaşamının sona ermesi ile başlayan bir süreçtir. Emekliye ayrılmak geri dönüşü olmayan bir aşamadır. Diğer yandan yaşlılık bilişsel ve fiziksel gerileme, üreticilik rolünün azalması, sosyal statüde değişme, sosyal desteğin zayıflaması, sağlığın kaybı gibi özgün sorunlarıyla bir “kayıplar dönemi” olarak tanımlanabilir. Kayıpların birbiriyle kesişmesi ve yoksunluklara dönüşmesi; gelirin düşmesi ile yoksulluğun başlaması yaşlıların oz‐saygısını ve yaşamdan duydukları tatmini azaltmaktadır. Böylece sağlık ve bakım maliyetinin arttığı bir dönemde gelir kaynaklarındaki azalma ile yaşlıların yaşam biçiminin değişmesi kaçınılmaz hâle gelmektedir.
Türkiye 2025 yılından itibaren demografik sürecin üçüncü ve son aşamasına girecektir. Bu süreçte nüfus artış hızı sıfırlanacak ve sonra gerileme başlayacaktır.
Ülkemizde genç nüfusun toplam nüfus içindeki payı gelişmiş ülkelere göre oldukça yüksek düzeydedir. Ancak 2025 yılında nüfus artış hızı yüzde 0,86’ya gerileyerek nüfusun yaşlanma süreci başlayacaktır. 2050 yılında ise nüfus artış hızı yüzde 0,3’e düşerek nüfus sabitlenecektir ve nüfusun azalma dönemi başlayacaktır. Türkiye bu dönemde gelişmiş ülkeler benzeri yaşlılık krizi yaşayacaktır.
Tahminlere göre 2030 yılında 45‐59 yaş grubundaki işgücünün toplam işgücü içindeki payındaki artışın en fazla olacağı ülkelerden biri Türkiye olacaktır. Türkiye’de bu yaş grubundaki işgücünün toplam işgücü içindeki payının yüzde 26,8’e yükseleceği tahmin edilmektedir.
Avrupa Yaşam ve Çalışma Koşullarını İyileştirme Vakfı(Eurofound) tarafından 2005
yılında gerçekleştirilen dördüncü Avrupa Çalışma Koşulları Anketi (EWCS)
gerçekleştirilerek, yaşlanmakta olan işgücüne ilişkin temel sorunlar ortaya konularak
çözüm önerileri sunulmuştur. Emekliliğe kademeli geçiş ve yaşlı çalışanların istihdam
edilebilirliğinin artırılması için yaşlı çalışanların yarı (kısmi) zamanlı işlere
yönlendirilmesi, yaşlı çalışanların genellikle bakım yükümlülüklerinin de olması
nedeniyle çalışma saatlerine esnek düzenlemelerin getirilmesi yoluyla uzun süre
çalışmalarının teşvik edilmesi, yaşlı çalışanların deneyimlerinin genç çalışanlara
aktarılmasının sağlanması ve genç çalışanlar ile yaşlı çalışanlara aynı eğitim
olanaklarının sunulması, çalışma koşullarının iyileştirilerek; işyerinin yaşlanmakta olan
işgücünün ihtiyaçlarına göre düzenlenmesi bunlardan birkaçıdır. Bu çözüm önerisinin
amacı Lizbon stratejisi bağlamında Stockholm Avrupa Konseyi 2001 yılında, 2010 yılına
kadar 55‐64 yaş grubundaki erkek ve kadınların istihdam oranını yüzde 50,0’ye
çıkarmaya yönelik bir hedef belirlemiş olmasına dayanmaktadır. Emeklilik yaşı yaklaşık
5 yıl ertelenerek çalışma yaşamının uzatılması 2000 yılından bu yana yaşlı bireylerin istihdam oranında yüzde 7’lik bir artış sağlamıştır.
Avrupa Birliği tarafından da benimsenen en önemli önerilerden biri kademeli/ aşamalı emekliliğe geçiştir. Bu sistem ekonomik, psikolojik ve sosyal yönden henüz çalışma yaşamından tamamen çekilmeye hazır hissetmeyen bireylerin tercih edeceği olanaklar sunmaktadır. Emeklilik yaşamı aniden aktif çalışma yaşamının sona ererek,
çalışma ile elde edilen gelir, sosyal ilişkiler, çalışmadan duyulan tatminden yoksun
kalma gibi sonuçlar ortaya çıkarmakta; böylece bireyin emekliliğini kayıplar dönemi
olarak yaşamasına neden olmaktadır. Oysa esnek çalışma saatlerinin uygulandığı;
“köprü istihdam” kavramı ile bireylerin emekliliğe geçiş aşamasında ya da emeklilikten
sonra kısmi süreli olarak, haftalık çalışma saatlerinden daha kısa çalışma ile bireyin tam
süreli işlerden uzaklaşarak emekliliğe alışması ve hazırlanması kolaylaşmaktadır.
AB üyesi ülkelerde aktif emek piyasasının temel hedef grupları arasında yer alan
yaşlılara (45‐64 yaş arası), istihdam sübvansiyonu, sosyal güvenlik primlerinde indirim, danışmanlık ve yeniden mesleki eğitim kursları ile yetiştirme kursları sağlanmaktadır.
Genellikle yaşlılara yönelik aktif emek piyasası önlemleri yaşlıların emek piyasasına yeniden girişlerinin kolaylaştırılması şeklinde gerçekleşmektedir. AB üyesi bazı ülkelerde yaşlılara yönelik aktif önlemler belirli bir süre işsiz kalındıktan sonra örneğin
İsveç, Finlandiya, Almanya ve Portekiz’de 12 ay, Lüksemburg’da 6 ay, İrlanda’da 9 ay sonra devreye sokulmaktadır. Almanya’da, 2003 yılından itibaren 55 yaş ve üstü bir işçiyi istihdam eden işveren, o işçi için işsizlik sigortası priminden muaf tutulmaktadır.
Japonya’da bireylerin çalışma yaşamında daha uzun süre kalabilmeleri ve aktif yaşlanmayı gerçekleştirebilmeleri için “akil yaşlılar projesi” uygulanmaktadır. Bu proje kapsamında kurumlarda yaşlı bireyler danışmanlık hizmetlerinde yer almaktadırlar.
Yaşlılıkta ve çalışma sırasında zayıf olanların korunması ile emeklilik yükünün eşit dağıtımını sağlayan kuşaklararası adalet ile eşitliği aynı anda sağlayan ve güçlendiren çözümlerin üretilmesi zorunluluk olarak görülmelidir. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı verilerine göre 2011 yılında 9 milyon 928 bin 960 kişiye 91,6 milyar TL emekli aylığı ödenmiştir.
Avrupa Birliği 2012 yılını, bu önemli gelişmenin 10. yılı anısına, "Aktif Yaşlanma ve
Kuşaklararası Dayanışma" yılı olarak seçmiştir. Bu tema Avrupa toplumunda
yaşlanmaya bağlı olarak ortaya çıkan zorluklarla mücadele adına, 60 yaş üstündeki
bireylerin daha uzun süre iş yaşamında kalmalarını ve çok erken emekli olmamalarını
teşvik etmeyi hedeflemektedir. Bu temanın bir diğer hedefi ise toplumsal dışlanmayla
mücadele kapsamında, yaşlı nüfusun toplumsal etkinliklere katılımını destekleyerek,
‘aktif vatandaşlık’ girişimlerinde yer almalarını sağlamaktır. Sağlıklı yaşlanmanın teşvik
edilerek, yaşlılıkta başkalarına bağımlılığı engellemektir. Aktif yaşlanma kavramı, yaşlı
insanların çalışmaya devam edebilmeleri, sağlıklı kalmaları, topluma katkıda
bulunmaya devam etmeleri için onlara daha fazla fırsatın sunulmasını içermektedir.
Yaşlı birey için aktif yaşlanmanın kriterleri;
·istihdama kat1l1m
·çal1_maya devam etme/edebilme,
· gönüllü faaliyetlerde etkili olma ve katılma,
·ba1ms1z ve özerk bir ya_am,
·sal1kl1 ya_am1 sürdürebilme olarak s1ralanmaktad1r.
AB şu ana kadar, aktif yaşlanmayı teşvik etmeyi amaçlayan hali hazırda birçok
girişim başlatmıştır. Bunlar, Avrupa İstihdam Stratejisi, Avrupa Sosyal Fonu, PROGRESS,
Grundtvig Programı, Avrupa “Bilgi toplumunda iyi yaşlanmak” (Aging well in the
information society) Eylem Planıdır.
2012 yılının Aktif Yaşlanma Yılı ilan edilmesiyle birlikte Avrupa genelinde yaşlı
insanların sosyal ve ekonomik yaşamın içerisinde aktif bir şekilde yer almasının
sağlanması yönünde birçok faaliyet düzenlenmekte, politikalar geliştirilmekte ve
araştırmalar yürütülmektedir. Bu çalışmalarda aktif yaşlanma konusunda çeşitli
kesimlere yapılan tavsiyelere göz attığımızda, ulusal ve yerel yönetimlere, ruhsal
sağlık, engellilik ve kronik hastalıkların tedavisi konularına odaklanmak yoluyla önleyici
sağlık politikalarının geliştirilmesi; sağlık danışmanlığına, önleyici hizmetlere, kaliteli
sağlık hizmetlerine ve uzun dönemli bakım hizmetlerine evrensel ve eşit erişimin
sağlanması; yaşlı kişilerin her türlü suiistimalinin önlenmesi; bu kişilerin bağımsız
yaşamalarını teşvik edecek barınma ve ulaşım olanaklarının yaşlıların erişimlerine
uygun ve güvenli hale getirilmesi ve bu kişilere evlerinde yeterli düzeyde bakım ve
destek sunacak araçların tesisi tavsiye edilmektedir.
Ülkemizde ileri yaştaki kişilerin refahlarının iyileştirilmesine yönelik uygulamalar
çeşitlilik arz etmektedir. Ülkemizde 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık
Sigortası Kanununa göre sigortalı yaşlılar yaşlılık aylığı ve yaşlılık toptan ödemesinden
yararlanabilmektedir. Yaşlıların faydalanabileceği diğer haklar ise primsiz sistemler
kapsamında sunulabilmektedir. Yukarıda sözü edilen yaşlılık sigortasının kapsamına
girmeyen ve dolayısıyla faydalanamayan yaşlı vatandaşlarımız, 2022 sayılı 65 Yaşını
Doldurmuş Muhtaç, Güçsüz ve Kimsesiz Türk Vatandaşlarına Aylık Bağlanması
Hakkında Kanun, 3294 sayılı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Kanunu ile
Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu tarafından verilen hizmetlerden faydalanabilmektedir. ülkemizde bakıma muhtaçlık riskine karşı nüfusun tamamının güvence altına alınamadığı, yardımların farklı kurumlar tarafından sunulması nedeniyle uygulamada birlik sağlanamadığı ve yapılan yardımların yetersiz olduğu ifade edilmektedir. 2008 yılında hayata geçirilen sosyal güvenlik reformu kapsamında sürdürülen çalışmalarla bu eksikliklerin giderilmesini sağlayacak bir sistem oluşturulması amaçlanmaktadır.
Yaşlı vatandaşlarımızın toplumsal hayata aktif olarak katılabilmeleri için sağlık ve bakım hizmetleri düzenlenmesi gereken ilk alandır.
Çoğu insan 45 yaşında dengeye ve olgunluğa erişmektedir. Bu süreçte içsel değerlendirme de başlamaktadır. Bu nedenle birey emeklilik yaşına geldiğinde
“kendini gerçekleştirme” durumunu değerlendirmektedir. Bu dünyada iken, yapabildiklerini ve yapamadıklarını ortaya koymaktadır. Yapamadıklarından “kendini gerçekleştirme” adına yapmak istediklerini de açığa çıkarır. Yapamadıklarını gerçekleştirmek için de uzun yaşama ihtimalini bir fırsat olarak görmektedir.
Aktif yaşlanmayı bir anlayış haline getirmek için politikalara ve tedbirlere ihtiyaç vardır. Bu süreçte yaşlı bireylerin “kendini gerçekleştirme” isteğini, yeteneklerini değerlendirerek onlara danışmanlık ve rehberlik hizmetleri başta olmak üzere emeklilik kariyerlerini (ikinci kariyer/second career) edindirmek için tüm olanakları sunmak gerekmektedir. Yaşam Boyu Öğrenme kavramının çağımızdaki anlamı bu düşünceye doğru gitmektedir.
Yaşlılara ve ileri yaşlılığa götürülmesi gerekli hizmetleri yalnızca gençlerden ve orta yaşlılardan beklememek gerekir. Sağlıklı ve üretken yaşlılar da yaşlılık hizmetlerinde çalışanlara katılabilirler. Hatta halden anlamada daha ileri gidebilecekleri için, bu gibi işlere almada uyum eğitimi almış yaşlılara öncelik de tanınabilir. Huzur evleri, yaşlı hasta bakım evleri, yaşlı tedavi merkezleri, kıdemli yaşama evleri vb. daha genç yaşlılar daha ileri yaşlardakilerin hizmet işbölümünde kendilerine uygun yerler alabilmelidirler; yalnızca hizmet alan konumuna gelmeden önce hizmet veren olarak rol alabilmelidirler. İleri yaşlılara hizmet alanlarında çalışan 65 yaş üstü sağlıklı yaşlılara, çalışma süreleri ve alanlarına göre bu gibi bakım kurumlarından ve olanaklarından yararlanabilme de öncelik tanınabilir.

9.ÜNİTE YOKSULLUK:
TANIMLAR VE ÖLÇME YÖNTEMLERİ
Küresel ve uluslararası düzeydeki yoksulluğun makro nedenlerinin yanı sıra bireye, aileye ve topluma özel mikro nedenleri de bulunmaktadır. Topluma özel nedenlerin en önemlisi bir ülkedeki gelir dağılımına bağlı olarak ortaya çıkan eşitsizliktir. Bireyler arasındaki, bölgeler arasındaki, aynı bölgede ya da aynı şehirde yaşayan aileler arasındaki gelir farklılıkları yoksulluğun en önemli nedeni olarak açıklanmaktadır.
Ekonomik krizler, enflasyon ve buna bağlı olarak bireylerin alım gücünün düşmesi, temel ihtiyaçların zorlukla karşılanması ya da karşılanamaması gelir düzeyi düşük bireyler ve ailelerin yoksulluğu derinden hissetmelerine neden olmaktadır.
Mutlak yoksulluk; geçinme yani fiziksel olarak sağlıklı bir var oluşu güçlendirmek
için karşılanması gereken temel koşullar düşüncesine dayanmaktadır. Bu yaklaşıma
göre yoksulluk, insanın var olması ve yaşamını sürdürebilmesi için yiyecek, barınma ve
giyecek gibi temel ihtiyaçlarını karşılayamamasını açıklamaktadır.
Göreli yoksulluk ise; ülkedeki ortalama gelirin altında gelire sahip olma şeklinde
tanımlanır. Avrupa Birliği’ne üye ülkelerde göreli yoksulluk düzeyi ortanca gelirin %
50’sinin altındaki geliri ifade etmektedir. Ortanca gelir; ulusal gelirin nüfus sayısına
bölünmesi ile hesaplanmaktadır. Diğer bir deyişle göreli yoksullukta toplumun sahip
olduğu ortalama gelirin yarısı yoksulluk düzeyi olarak belirlenmekte bu düzeyin altında
kalan hane halkları yoksul olarak düşünülmektedir. Dünya Bankasıda yoksulluğu
bireylerin ve hane halklarının en düşük yaşama standardına dahi ulaşamaması olarak
tanımlamaktadır.
Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının (Mülga SHÇEK) Ayni ve Nakdi Yardım Yönetmeliği’nin 4. Maddesinde ise yoksulluk; “kendisini, eşini ve bakmakla yükümlü olduğu çocuklarını, anne ve babasını mevcut yaşam koşullarına göre asgari düzeyde geçindirmeye yetecek geliri, malı ya da kazancı bulunmama hali” olarak belirlenmiştir.
Dünya Bankasının 1990 yılında yayımladığı raporda ise yoksulluk: “minimal bir yaşam standardına ulaşmadaki beceriksizlik, güçsüzlük...” olarak tanımlanmakta ve yoksulluk toplumdaki bireylerin bir bölümünün yaşam standardıile ilişkisi ortaya konulmaktadır.
Genel olarak yoksulluk bileşenleri 2 başlık altında ölçülmektedir.
Gelir ve tüketime dayalı ölçümler
Hane halkı ya da bireyin gelirini, tüketim harcamalarını, toplam gelirini, kişi başına düşen geliri içermektedir. Bunun yanı sıra hane halkının demografik özellikleri ve aile yapısı da gelir ve tüketime dayalı yoksulluk ölçümlerini etkilemektedir.
İnsani gelişme ile ilgili ölçümler
Bu ölçme yönteminde genellikle aşağıdaki belirleyiciler kullanılmaktadır.
Sağlık; Yaşam beklentisi, ölüm oranları (yeni doğan, çocuk ve anne ölüm oranları),
hastalık oranları (kronik hastalıkların sıklığı, engelliler için ölüm beklentisi gibi), sağlık
hizmetleri alt yapısına ilişkin belirleyiciler (yerleşim yerine göre, her 100.000 kişiye
düşen doktor sayı ve oranları)
Eğitim; Okuryazarlık oranları, okullaşma oranları ve diğer belirleyiciler
Ücretler, gelir ve kazanç olanakları; Hane halkı ve bireysel gelirler, işgücü
piyasasının genişliği, işgücüne katılımın artması
Altyapı; Fiziksel (yaşanılan yerin büyüklük ve özelliğine göre yol, su, iletişim alanları), çevresel (hava ve su kirliliği düzeyleri, temiz içme suyu ve sanitasyonun varlığı, ormanlar vb.), sosyal (sosyal kapital ve akrabalık ağları) ve kurumsal (yasal sistem ve yönetim yapıları gibi) olmak üzere toplumsal ve hane halkı odaklı ölçümleri kapsamaktadır.
Yaratılan değerlerin nasıl paylaşılacağı konusu, toplumdaki eşitlik, sosyal adalet, özgürlük dağılımı ile ilişkilidir. Sosyal refaha ve sosyal adalete önem veren yönetim süreçlerinde gelirin daha adil bir şekilde dağıldığı, eşitsizlik yelpazesinin daha dar olduğu görülse de; son yıllarda dünyadaki adaletsiz gelir dağılımı, kişi başına düşen milli gelirin azalması, arka arkaya yaşanan ekonomik krizler, yürütülen sosyal ve ekonomik politikaların başarısızlığı hem dünyada hem de Türkiye’de yoksulluğu öncelikli konular arasına taşımıştır.
Türkiye’de ise TÜİK’in 2009 yoksulluk araştırması sonuçlarına göre yoksulluk oranı
% 18.08 olarak belirlenmiştir. Türkiye’de 2009 yılında bireylerin yaklaşık % 0.48’i yani
339 bin kişi yalnızca gıda harcamalarını içeren açlık sınırını, % yani 12 milyon 18.08’i
751 bin kişi ise gıda ve gıda dışı harcamalarını içeren yoksulluk sınırının altında yaşamaktadırlar.
İnsani gelişme ile ilgili ölçümler dikkate alındığında ise Türkiye’de Kadının Statüsü
Genel Müdürlüğü tarafından yayınlanan rapor (2008) önemli bulguları ortaya koymaktadır. Buna göre UNDP’nin gelişmekte olan ülkelerde insani yoksulluğu üç kriterden yola çıkarak hesapladığı belirtilmektedir:
Beklenen yaşam süresi: Uzun bir yaşamdan yoksun olma yoksulluğun ilk göstergesi olarak kabul edilmektedir. UNDP, hesaplamalarında yaşam beklentisi için 40 yaşı esas almakta ve bu yaşın altındaki yaşam süresini insani yoksulluğun bir öğesi olarak değerlendirmektedir.
Eğitim olanaklarından yoksun olma: İnsani yoksulluk indeksinin ikinci göstergesini oluşturmaktadır. Hesaplamalarda yetişkinler arasındaki okuma yazma bilmeme oranı
insani yoksulluğun diğer bir kriterini oluşturmaktadır.
Ekonomik ve sosyal olanaklar: Bireylerin ekonomik ve sosyal olanaklardan yoksun olması, insani yoksulluk indeksinin diğer göstergesidir. UNDP, ekonomik ve sosyal olanaklara sahip olma düzeyini; sağlıklı içme suyuna sahip olmayan nüfus yüzdesi, temel sağlık imkânlarından yoksun olan nüfus yüzdesi ve 5 yaşın altında olan ile yeterli beslenemeyen nüfus yüzdesinden yola çıkarak açıklamaktadır.
Yaşam süresi, eğitim, ekonomik ve sosyal olanakların ortalaması alınarak “insani yoksulluk indeks değeri” saptanmaktadır. Buna göre Türkiye’de ülke vatandaşlarının
40 yaşına kadar yaşamama olasılığı yüzde 5.7 (2005‐2010), 15 yaş üstünde olup da okuma yazma bilmeyen aynı yaş nüfusuna oranı yüzde 11.3 (1999‐2007), temiz su kaynaklarına ulaşamayanların nüfusa oranı yüzde 3 (2006) ve 5 yaş altı çocukların arasında kilosu normalin altında olanların yaş nüfusuna oranı yüzde 4’tür (2000‐2006)
Diğer yandan yoksulluk, erkeklerden çok kadınları etkilemekte halen var olan cinsiyet sorunlarını daha da kötüleştirmektedir. Hukuki ve kurumsal korumalara karşın bu eşitsizlikler giderilememekte; dünyadaki yoksulluğun görünümü giderek daha fazla
‘kadın yüzü’ olmaktadır.
Birleşmiş Milletler Kalkınma Örgütü (UNDP) insani gelişme açısından kadın ve erkek arasındaki eşitsizliği ölçmek için cinsiyetler ile ilgili insani gelişme indeksini (Gender
Related Development Index) üç esas kritere bağlı olarak geliştirmiştir. Bu kriterler;
· ortalama yaşam beklentisi
· eğitim (kadın ve erkek okuma yazma oranı, kadın ve erkek okullaşma oranı)
·ortalama gelir düzeyi (kazan1lan gelir içerisinde kad1n ve erkein pay1)
Bu indekse göre toplam 143 ülke arasında kadın erkek eşitliği açısından ilk sırada
Kadana, Norveç, Avustralya, ABD, İzlanda, İsviçre ve Belçika gibi ülkeler yer almaktadır.
Bu ülkelerde kadın ve erkek arasında insani gelişme yönünden eşitsizlik göreceli olarak
diğer ülkelere oranla çok daha az durumdadır. Cinsiyet eşitsizliğinin en yüksek olduğu
ülkeler ise Nijer, Burkina Faso, Etiyopya olarak sıralanmaktadır. Türkiye 143 ülke
arasında bu sıralamada 68. olarak yer almaktadır.
TÜRKİYE’DE YAŞLI YOKSULLUĞU
2000’li yıllarda küreselleşme ile birlikte yaygınlaşan yoksulluk olgusunun ülkeler ile sınırlı olamayacağı ve küresel bir sorun olarak algılanması gerekliliği vurgulanmaktadır.
Çünkü artan küresel ilişkiler, uluslararası hareketliliği her yönüyle (ticaret, göçler, sığınma, iklim değişikliği) artırırken gelişmekte olan birçok ülke için olumlu ve olumsuz etkileri de ortaya çıkarmaktadır
Bu süreçte yaşlılar, mikro ve makro düzeydeki ekonomik değişimlerden yakından etkilenen önemli bir gruptur. Yaşlıların para/gelir kaynaklarındaki değişiklikler yaşam biçimlerinin de değişmesine neden olmaktadır. Ekonomik yaşlanma bireyin yaşamındaki bu değişikliklere vurgu yapmaktadır. Özellikle emeklilik; gelirin azalmasına ve alışılmış toplumsal statünün kaybına, ilişkilerin ve etkileşimlerin değişimine yol açmaktadır.
Yoksulluk gelir ve sürdürülebilir bir geçim sağlamaya yetecek üretim kaynaklarının yokluğu başta olmak üzere açlık ve yetersiz beslenme, sağlıklı olmama, eğitim ve diğer temel hizmetlere ulaşamama ya da sınırlı ulaşma, hastalık ve buna bağlı olarak ölümlerin artması, evsizlik ve yetersiz barınma koşulları, güvenli olmayan çevre koşulları ile sosyal ayrım ve dışlanma biçiminde yaşlıların yaşamlarına yansımaktadır.
Gelir yoksulluğu, yaşamın idame ettirilmesi için asgari düzeyde gerekli gelir ile ölçülmekte ve satın alma gücünden yoksun olma anlamına gelmektedir. Belirli miktarda yiyecek satın almak için gerekli gelir, “yoksulluk sınırı” olarak tanımlanmaktadır.
Dünya Bankası (2005)’nın yoksulluk raporunda 65 yaş ve üzerindeki yaşlıların oranının yüzde 7 olduğu Türkiye’de yaşa göre yoksulluk oranı incelenmiştir. Türkiye’de yaşlıların bağımlılık oranları 1990 yılında yüzde 6.8 iken, 2010 yılında yüzde 8.8 olacağı tahmin edilmektedir.
Özellikle yaşlı erkekler kendilerini yaşamın “yaşlı ve yorgun işçileri olarak nitelendirilebilmektedirler. Ayrıca herhangi bir sosyal güvenceye sahip olmayan ve yalnız yaşayan yaşlılar için de bu durum toplumdan izole olmalarına; hatta hiç kimsenin haberi olmadan “sessizce ölmelerine bile neden olabilmektedir.

YETERLİ GELİR VE EKONOMİK KAYNAKLARIN YÖNETİMİ
Yaşlıların emeklilik dönemlerinden hemen önceki yıllarda gelirleri en yüksek düzeye ulaşmakta, emeklilikten hemen sonra ise azalmaya başlamaktadır.
Yaşlı bireylerin sosyo‐ekonomik durumlarının değerlendirilmesinde “harcanabilir tasarruf” kavramı önem kazanmaktadır. Ancak günümüzde harcanabilir tasarruf sahibi yaşlıların sayısı çok azdır. Bu nedenle yaşlılar için sosyal güvenlik son derece önemlidir.
Çünkü ilerleyen yıllarda gelirin artma olasılığı yoktur.
Yaşlıların yaşam kalitesinin iyileştirilmesi çalışmalarında, sosyal hizmet uzmanları, beslenme uzmanları, sosyologlar, psikologlar, doktorlar, halk sağlığı uzmanları, her tür ürün ve hizmet tasarımcıları gibi farklı çalışma alanlarından uzmanların koordinasyonu ile olumlu sonuçlar alınabilir. Özellikle bilgi verme ve danışma, düzenli ziyaretler, yaşlılık merkezlerinde etkinlik programları oluşturma, sınırlı gelirin planlanması, alışveriş ve boş zamanların değerlendirilmesi gibi ihtiyaçlarının karşılanmasında yaşlılara yardımcı olabilirler.
EKONOMİK REFAH
Ekonomik refah, bireyler ve ailelerin sahip oldukları ekonomik güvencenin ve yeterliliğin derecesidir. İnsanların günlük yaşamda karşılaşabilecekleri ekonomik risklerden korunma kapasitesi de ekonomik refahı açıklamaktadır. Ekonomik refahın belirlenmesi için ailelerin üretim ve tüketim modellerinin irdelenmesine ihtiyaç duyulmaktadır. Türkiye’de 1980’li yılların başlarından bu yana refah harcamalarında %
4 oranında bir artış görülmektedir.
Gerçekte yaşlılık döneminde yaşanan ekonomik sorunlar daha önceki yaşam döneminin yarattığı bir sonuçtur. Gençlik yıllarında hiç çalışmamış ya da sosyal güvenlik sistemine dâhil olmadan çalıştığı için emekli maaşı alamayan yaşlılar çoğunluktadır.
Türkiye’de ise emekli memur, işçi ve esnaflar ile 2022 Sayılı Yasa gereğince 65 yaş ve üzerindeki muhtaç yaşlılara ödenen aylıkların düşük olduğu dikkate alındığında; yaşlıların emeklilik sonrası yaşamlarını tatmin edici bir düzeyde sürdürebilmeleri için gerekli ekonomik güvenceden yoksun oldukları ve ekonomik sıkıntılar yaşadıkları söylenebilir.
Eğer sosyal güvenlik sistemi yoksullukta sosyal yardımları öngörüyorsa, hane halkı geliri ön plana çıkmaktadır. Asgari geçim yardımı sistemi henüz Türkiye’de bulunmadığı için geliri olmayan ya da çok az geliri olan yaşlılar, yoksulluk tehlikesiyle karşı karşıyadır.
YAŞLILIKTA YOKSULLUĞUN KADINLAŞMASI
Özellikle cinsiyetin bu bağlamda belirleyici bir faktör. olduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle yaşlılar arasında yoksulluğu azaltma girişimlerinin kadınlardan başlaması gerekmektedir. Yaşlılıkta yoksulluk konusunda üzerinde durulması gereken en önemli konu, sosyal güvencesizliktir. Ayrıca düşük dul ve yetim maaşları ile ortalama yaşam beklentisinin erkeklerden daha yüksek olması nedeniyle kronik hastalıkların görülme sıklığının kadınlarda daha yüksek olması ve bu nedenle kadın yoksulluğunun daha derinden yaşanmasıdır.
Ekonomik gücün paylaşılmasında cinsiyet eşitsizliği ve tutarsızlıkları, kadın ve erkeklerde gelir getiren işlerin eşit olmayan dağılımı, kadın girişimciler için teknolojik ve finansal destek yoksunluğu, gayrimenkul ve krediler başta olmak üzere sermayelerin eşit olmayan şekilde kullanımı ve kontrolü, iş yaşamına başlama
zorluklarının yanı sıra bazı olumsuz geleneksel ve alışılmış uygulamalar, kadınları ekonomik gücünü sınırlandırmış ve sonuçta “yoksulluğun feminizasyonu” (yoksulluğun kadınlaşması) ortaya çıkmıştır
Yaşlı kadınların yaşadıkları ekonomik sıkıntılar, yaşam kalitesinin en önemli öğeleri olan; sağlıklı olma, yeterli ve dengeli beslenme, giyim, konut, ulaşım, boş zaman aktiviteleri, başarılı toplumsal etkileşimler gibi yaşama ilişkin birçok gereksinimlerin karşılanma düzeyini de olumsuz yönde etkileyebilmektedir. Kısacası, yaşlı kadınların yaşadığı ekonomik yetersizlikler, psikolojik ve sosyal sorunların da temelini oluşturmaktadır.

10.ÜNİTE
BAKIM HİZMETLERİ
Hem yaşlı bakımı hem de muhtaç yaşlıların korunması açısından yaşlılara yönelik en önemli hizmetlerden biri kurumsal bakımdır. Kurumsal bakım öncelikle huzurevleri ve rehabilitasyon merkezleri olarak yapılandırılmıştır.
Bakım ve Rehabilitasyon Merkezleri de “bedensel, zihinsel ve ruhsal özürleri nedeniyle normal yaşamın gereklerine uyamama durumunda olan kişilerin, fonksiyon kayıplarını gidermek ve toplum içinde kendi kendilerine yeterli olmasını sağlayan beceriler kazandırmak veya bu becerileri kazanmayanlara devamlı bakmak üzere kurulan sosyal hizmet kuruluşları” olarak açıklanmaktadır.
Kanunun 4. maddesinde sosyal hizmet programlarının uygulanmasında öncelik verilenler arasında yaşlılar da yer almaktadır
AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANLIĞININ YAŞLILARA YÖNELİK HİZMETLERİ
Kanunun 9. maddesi (b) bendi ile 'Korunmaya, bakıma ve yardıma muhtaç, çocuk, sakat ve yaşlıların tespiti, bunların korunması, bakımı, yetiştirilmesi ve rehabilitasyonlarını sağlamakla Aile ve Sosyal
Politikalar Bakanlığı sorumludur. 2011 yılında yeni yapılanma kapsamında Aile ve Sosyal Politikalar
Bakanlığına bağlı olarak Engelli ve Yaşlı Hizmetleri Genel Müdürlüğü kurulmuştur.
Bilindiği gibi, endüstrileşme ve bilgi toplumuna geçiş süreci bütün dünyada olduğu gibi ülkemizde de
toplumsal yapıda önemli değişmelere neden olmuştur. Yaşlı birey hem aile hem de toplum içindeki “ata”
ve “otorite” rollerini/statüsünü kaybetmiştir.
Huzurevleri
60 yaş ve üzerindeki yaşlı kişileri huzurlu bir ortamda korumak, bakmak ve bu kişilerin sosyal ve
psikolojik ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla Aile ve Sosyal Politikalar bakanlığına bağlı olarak faaliyet
yürüten sosyal hizmet kuruluşlarıdır. Huzurevlerinde yaşlılara yeme içme, barınma, sosyal destek
hizmetleri vb. hizmetler sunulmaktadır.
Yaşlı Hizmet Merkezleri
Bu merkezler, akıl ve ruh sağlığı yerinde olan, tıbbi bakıma ihtiyacı olmayan ve herhangi bir özrü bulunmayan yaşlının bakımı ile ilgili olarak hane halkının tek başına veya diğer destek unsurlarına
(komşu, akraba) rağmen yetersiz kaldığı durumlarda yaşlılara evde yaşamlarını devam ettirebilmeleri için
yaşam ortamlarının iyileştirilmesi, günlük yaşam faaliyetlerine yardımcı olunması amacıyla imkânlar ölçüsünde "Evde Bakım Hizmeti" sunumunu da gerçekleştirebilmektedirler. 5 adet Yaşlı Hizmet Merkezi,
1076 üyesi bulunmaktadır. İstanbul’da bulunan özel yaşlı hizmet merkezinin 15 üyesi bulunmaktadır. Bu
özel merkez de sadece Alzheimerlı yaşlılar yararlanmaktadırlar.
Alzheimer Hastası Yaşlılar Gündüzlü Bakım Merkezi
Ailesinin yanında yaşayan Alzheimer hastası yaşlıların evde tek başına kalmasından kaynaklanan riskleri ortadan kaldırarak yaşlının güvenliğini sağlamak, Alzheimer hastası yaşlıyı çeşitli etkinliklerle aktif hale getirerek yaşlıda oluşacak ajitasyonu azaltabilmek, bu yaşlıların aileleri ile dayanışma ve paylaşma sağlanarak ailelerdeki çaresizlik ve suçluluk duygularının azalmasını sağlamak, aileleri gündüzlü bakım merkezine yönelterek huzurevleri ve bakım evlerindeki yığılmaları önlemek ve Alzheimer hastası yaşlıların gündüzlü bakımlarını sağlayarak yaşlıya ve ailesine destek vermek amacıyla kurulmuş merkezlerdir.
Engelli ve Yaşlı Hizmetleri Genel Müdürlüğü 2828 sayılı Sosyal Hizmetler Kanunu ile özürlü ve yaşlı bireylerin kurum bakımından sorumlu kılınmıştır.
KURUMSAL BAKIM HİZMETİ
Başkasının bakımına muhtaç durumdaki kişilere resmî veya özel bakım merkezlerinde ya da ikametgâhlarında bakım hizmeti verilmesi konusunda kişinin gelir durumu dikkate alınmaktadır.
07.07.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5378 sayılı Özürlüler Kanunu ile özürlülere yönelik kurum bakım hizmetlerini Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığından ruhsat alan gerçek ve tüzel kişiler ile kamu kurum ve kuruluşlarının da verebilmesi öngörülmüştür.
Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı tarafından özel bakım merkezlerinden bakım hizmeti alan özürlüler için özel bakım merkezine, söz konusu hizmetin karşılığı olarak her ay net iki aylık asgari ücret ile KDV toplamı tutarında ödeme yapılmaktadır.
EVDE BAKIM HİZMETİ
Kurumsal bakım modelinin alternatifi olarak; yaşlının onurunu ve saygınlığını koruyacak toplumdan izolasyonunu önleyecek ve yaşadığı ortamda ihtiyacı olan hizmetleri almasını sağlayacak modeller üzerinde tartışılmaktadır.
5378 sayılı Özürlüler Kanunu ile evde bakım hizmetlerinin verilmesi imkânı sağlanmıştır. Buna göre, bakıma muhtaç özürlü bireyler için nitelikli ve sistemli bakım hizmetlerinin verilmesine yönelik düzenlemeler getirmekte ve öncelik, kurum bakımından çok kişinin sosyal ve fiziksel çevresinden ayrılmaksızın bakımının sağlandığı, evde bakım modeline yer verilmektedir. Kanunun bu konudaki hükmü gereğince, özürlünün ikamet ettiği hanede kişi başına gelir düzeyinin aylık net asgarî ücret tutarının
2/3'ünden daha az olması ve sağlık kurulu raporunda %50 + ağır özürlü olması şartı aranmaktadır.
Evde bakım uygulamasına ilişkin olarak ilgili mevzuat hükümlerine göre; evde bakılan özürlüler için
Engelli ve Yaşlı Hizmetleri Genel Müdürlüğü tarafından bakım ücreti olarak her ay bir aylık net asgari
ücret tutarında ödeme yapılmaktadır.
YAŞLILIK AYLIĞI
Ülkemizde 2022 sayılı “65 Yaşını Doldurmuş Muhtaç, Güçsüz, Kimsesiz Türk Vatandaşına Aylık
Bağlanması Hakkındaki Kanun”un uygulamaları 1977 yılından beri devam etmektedir. Bu politika, “Sosyal
Devlet” anlayışının bir örneğini oluşturmaktadır
Çalışma Sosyal Güvenlik Bakanlığı Primsiz Ödemeler Genel Müdürlüğü tarafından ödenen 2022 Sayılı
65 Yaşını Doldurmuş Muhtaç, Güçsüz ve Kimsesiz Türk Vatandaşlarına Aylık Bağlanması Hakkında Kanun kapsamında ödenen aylıklar, 2012 yılından itibaren 633 sayılı KHK ile Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı tarafından ödenmeye başlanılmıştır
Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Engelli ve Yaşlı Hizmetleri Genel Müdürlüğü 2007 yılında DPT
(Mülga) tarafından hazırlanan “Ulusal Yaşlanma Eylem Planı” nda öngörülen hedeflerin gerçekleşmesine
ilişkin olarak son yıllardaki yaşlılara yönelik hizmetlerdeki gelişmeleri aşağıdaki şekilde sıralamaktadır:
· 2011 yılında Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı kurularak, bu bakanlığa bağlı olarak Engelli ve Yaşlı
Hizmetleri Genel Müdürlüğü yapılandırılmıştır. Daha önce Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu bünyesinde yalnızca daire başkanlığı şeklinde yürütülen yaşlı hizmetleri bakanlığa bağlı genel müdürlük nezdinde yürütülmeye başlanmıştır. Türkiye’de yaşlılara kurumsal bakım veren tüm huzurevleri ya da rehabilitasyon merkezleri genel müdürlüğe bağlanmıştır.
·Genel müdürlük yaln1zca belediyeler taraf1ndan yürütülen ve kapsam1 çok geniş olmayan yaşlılara yönelik evde bakım/destek hizmetlerini kurumsallaştırmaya yönelik çalışmalar başlatmıştır.
· T.C. Sağlık Bakanlığı tarafından evde sağlık hizmetleri yürütülmektedir. Bu kapsamda özellikle bağımlı
olan yaşlı bireylere evlerinde sağlık hizmetleri sunulmaktadır.
·65 ya_1n1 doldurmu_ muhtaç, güçsüz, kimsesiz Türk vatandaşlarına aylık bağlanması” hakkındaki
kanunun uygulamaları sosyal refah devleti anlayışı kapsamında devam etmektedir.
· Türkiye’de yaşlılık ve yaşlanma ile ilgili sivil toplum örgütlerinin sayısı son yıllarda artmıştır. Bu da
toplumun yaşlılık ve yaşlanma konusuna ilgi göstermesine ve farkındalığının artmasına katkı
sağlamaktadır.
·Son y1llarda Türkiyenin ev sahiplii yapt11 ya_l1 hizmetleri, evde bak1m, geriatri, gerontoloji
konularında gerçekleştirilen ulusal ve uluslararası düzeydeki kongrelerin sayısında artış olmuştur.
· Kurumlarda kalan yaşlılara daha nitelikli hizmet götürebilmek için yaşlıların bağımlılık düzeyine göre
tasnif edilmesi ve kurumların yeniden yapılandırılması çalışmalarına başlanmıştır.
YEREL YÖNETİMLERCE VERİLEN HİZMETLER
Bu çerçevede belediyeler, yardıma muhtaç olan yaşlıların barınması için huzurevi yapmakta, ücretsiz muayene ve ilaç yardımı yapmakta, gıda, yakacak, ev temizliği hizmetlerine destek olmak, belediye otobüslerinden ücretsiz veya indirimli yararlanmalarını sağlamak gibi görevleri yerine getirmektedirler.
Ekonomik ve kültürel olarak çok gelişmiş belediyeler ise, seminer ve poliklinik hizmetleri, aşevinden
evlere yemek dağıtımı, nakdi yardım, ambulansla evden alınarak sağlık hizmeti verilmesi, özel gün
kutlamaları, sinema ve tiyatro, davetlere belediye ile gönüllü kuruluşlar tarafından gezi programları
düzenlenmektedir. Ancak, bu görevler özellikle büyükşehir belediyeleri ile nüfus ve gelişmişlik
bakımından büyük olan il ve ilçe belediyelerince yerine getirilmektedir.
Büyükşehir, ilçe ve ilk kademe belediyelerinin görev ve sorumlulukları kanunlarda genel hatları ile
belirlenmiştir. Belediyeler yasal olarak, sağlık merkezleri, hastaneler, gezici sağlık üniteleri ile yetişkinler,
yaşlılar, engelliler, kadınlar, gençler ve çocuklara yönelik her türlü sosyal ve kültürel hizmetleri
yürütmek, geliştirmek ve bu amaçla sosyal tesisler kurmak, meslek ve beceri kazandırma kursları açmak,
işletmek veya işlettirmek, bu hizmetleri yürütürken üniversiteler, yüksekokullar, meslek liseleri, kamu
kuruluşları ve sivil toplum örgütleri ile işbirliği yapmaktadırlar.
1 Ekim 2012 tarihinde Ankara’yı “yaşlı dostu kent” ilan eden Ankara Büyükşehir Belediyesi
bünyesinde Yaşlılara Hizmet Merkezi 5 Eylül 1994 tarihinde kurulmuştur. Sosyal inceleme, psiko‐sosyal
destek, sağlık hizmeti, temizlik hizmeti, bakım‐ onarım‐tamirat gibi hizmetleri yaşlılara evlerinde sunan
bu merkezin Ankara’da 31.483 üyesi bulunmaktadır. Bu kapsamda ayrıca sosyal inceleme sonrası ihtiyacı
olduğu belirlenen mağdur durumdaki yaşlı üyelere gıda ve yakacak yardımı sağlanmakta; gezi, piknik,
özel gün kutlamaları, eğlence programları tiyatro vb. sosyal ve kültürel etkinlikler düzenlenmektedir.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi Sağlık ve Sosyal Hizmetler Daire Başkanlığı bünyesinde faaliyetlerini
sürdüren Sağlık ve Hıfzıssıhha Müdürlüğü tarafından yürütülen Evde Sağlık Hizmetleri projesi ile her yıl
on binlerce İstanbullu hastaya, evde tedavi hizmeti sunulmaktadır. Evde Sağlık Hizmetleri Projesiyle,
2004 yılından bu yana 398.000 kişiye ulaşılmıştır.
Yaşlıların sayılarının hızla artması ve aktif yaşlanma anlayışı, yaşlılara yönelik büyük bir Pazar oluşturmaktadır. Bu pazarın, çocuklara ve gençlere yönelik yapay tüketici pazarları gibi kolay bir Pazar olmayacağı, piyasaları terbiye edici etkileri olacağı beklenmektedir.
Bu tutum ve davranışların, kaynakları ve emeği israf eden, bir çok gereksiz üretimi ihtiyaç gibi gösteren son pazarlar üzerinde düzenleyici etkisi olması da beklenmektedir.
"Nüfustaki değişim, küresel yaşlanma ile sağlık profesyonelleri yaşlılık alanında çalışmalar yapmaya başlamış ve yaşlılara sağlık hizmeti sunmada toplum gereksinimleri, olanakları, bilimsel gerçekler ve toplumun beklentilerine uygun hizmet modellerini geliştirmek ve bu hizmeti sunacak personel yetiştirmek zorunlu olmuştur. Bu gereksinim doğrultusunda topluma insanın yaşadığı her yerde hizmet sunan hemşirelik mesleği geriatri ve gerontoloji hemşireleri yetiştirmeye başlamıştır. Geriatri ve
gerontoloji hemşireliği; yaşlıların özgün gereksinimlerini anlama, saptama, değerlendirme, geriatrik
bakım ve rehabilitasyonu planlama, uygulamalar sonunda tekrar değerlendirme yapma, bilgi ve beceri konularını kapsar.
·Geriatri hem_iresinin fonksiyonlar1;
·Sal11 korumak ve geli_tirmek,
·Deerlendirme yapmak,
·Öz bak1m ve ki_isel hijyeni öretmek,
·Kazalara neden olacak durumlar1 deerlendirmek ve gerekli önlemleri almak,
·Ya_l1 bireyin kapasitesini art1rmak ve olabildiince ba1ms1zl11n1 salamak
·Ya_l1 birey ve bak1m verenlere eitim ve dan1_manl1k yapmak,
·Ev ziyaretleri yapmak
Akut sağlık sorunları, kronik hastalıkların değerlendirmesini yapmak, hemşirelik tanılarına yönelik girişimleri uygulamak başlıkları altında toplanabilir
Amerika Birleşik Devletleri, Hollanda, Almanya, İngiltere gibi ülkelerde geriatri hemşireliği eğitimi erişkin eğitimi kapsamında ele alınmakta ya da özel dal hemşireliği olarak temel hemşirelik eğitimi üzerine teorik ve uygulamalı bir eğitimi gerektirmektedir
Ülkemizde geriatri hemşireliği dersi lisans eğitimi içinde erişkin bakımı konularının içinde ele alınmakta ve bazı üniversitede ise seçmeli ders olarak yürütülmektedir. Ayrıca ülkemizde yaklaşık 40 üniversitede iki yıllık Yaşlı Bakım Hizmeti Önlisans Programları olarak yürütülmektedir.

11.ÜNİTE
YAŞLILARA YÖNELİK HİZMETLER SOSYAL HİZMETLER
Artık çağdaş yaşlılar için çağdaş sosyal hizmet politikası güç durumda yardıma koşma amacının ötesine geçmiştir. Müdahaleler yalnızca niteliği ve derecesi açısından stresli bir durumdan bireyi kurtarmakla sınırlı olmayıp; bireyin sosyal statüsü için güvence sağlamalıdır.
Yaşlılar için sosyal hizmet alanlarındaki uygulamalara “gerontolojik sosyal hizmet” denmekte Son yıllarda Türkiye’de gerontolojik sosyal hizmete duyulan ihtiyacın farkına varılmış, yaşlı gruba destek olmak için aile sisteminin yeterli olmadığının anlaşılması ile sosyal hizmetlere mesleki ilke ve standartlar çerçevesinde duyulan ihtiyacı gündeme gelmiştir.
Sosyal hizmet mesleği, yaşlı refahı hizmetlerinin geliştirilmesi ve yürütülmesinin esas sorumluluğunu yüklenmiştir. Devletin güvencesi altında olan yaşlı refahı hizmetlerinde, kamusal ya da toplumsal düzenlemeler belirli ilkelere dayanır. Bunlar:
·Ya_l1, al1_t11 aile ortam1nda, çevresinde ba1ms1z ya_amaya olabildiince devam etmelidir. Bunun için, gerekiyorsa yaşlıya ve ailesine yardım ve destek hizmet sunulmalıdır.
·Tek ba_1na evinde ya da yak1nlar1yla kalamayacak ya_l1ya evi ve ailesi d1_1nda daha korumalı başka düzenlemeler yapılmalıdır. Bu düzenlemeler yapılırken yaşlının ailesinden ve özellikle toplumdan soyutlanmamasına, kendisini toplumun katılan bir üyesi olarak hissetmesine özen gösterilmelidir. Yeni bilgiler, deneyimler, değerler edinme, uyarıcı bir çevrede yaşamaya devam etme hakkını kullanma fırsatı yaşlıya tanınmalıdır.
·Her bireyin kendine özgü ihtiyaçlar1n1n olabilecei kabul edildiinde, ihtiyaçlar1
karşılayacak çeşitli çözüm yollarının ve hizmetlerin en uygun olanının sunulabilmesi
gerekir.
·Ya_l1lar1n da ya_amlar1na ili_kin kararlar1 kendilerinin verme, kendi kaderini tayin etme hakkını kullanmalarının, en azından karar sürecine katılmasının önemi kabul edilmelidir.
·Hizmetler sunulurken ya_l1 ve ailesi bir bütün olarak ele al1nmal1d1r.
·Ya_l1lara ve ya_l1l1a yönelik toplumda var olabilen ayr1mc1l1a kar_1 duyarl1 olunmal1
ve ayrımı giderecek önlemler alınmalıdır.
·Toplum, ya_l1 sorunu ve refah1yla ilgili olarak bilinçlendirilmeli ve katk1 salamas1 için harekete geçirilmelidir. Gönüllü çalışmalar teşvik edilmelidir.
·Ya_l1 refah1 hizmetleri uzman meslek gruplar1 taraf1ndan disiplinler üstü bir yaklaşımla yürütülmelidir.
·Kurumlarda ya_ayan ya_l1lar, kurumun i_leyi_ine kat1lmal1, verilen hizmeti
denetlemek, gerekli değişim ve gelişmelerde aktif rol almak hakkına sahip olmalıdırlar.
SAĞLIK HİZMETLERİ
Sağlık hizmetleri bireyin fiziksel, mental ve psiko‐sosyal kapasitesini en üst
düzeyde tutarak yaşamını devam ettirmek, olası sağlık sorunlarından koruyarak
kendilerini daha mutlu hissetmelerini sağlamak ve böylece yaşam kalitesini
iyileştirmek amacı taşımaktadır.
Yaşlılara ilişkin olarak;
i. Yaşlılar toplumsal zenginliğimizdir,
ii. Kültürel mirasımızın koruyucusudur,
iii. Bağımsız yaşama hakkına sahiptir,
iv. Fırsat eşitliğinden yararlanabilmelidir,
v. Sosyo‐ekonomik yönden desteklenmelidir,
vi. Katılımcı demokrasinin bir parçasıdır,
vii. Ulaşılabilir bir çevrede yaşayabilmelidir,
viii. Yaşlılara ayrımcılık yapılmamalıdır,
ix. Ülkenin her bölgesinde eşit haklara sahip olmalıdır.
Aktif yaşlanma, bireyleri ve tüm yaş gruplarını etkileyen faktörleri en açıklama ve genel olarak “sağlıklı yaşlanmanın da ötesinde daha katılımcı olma mesajını içermektedir.
Aktif yaşlanma sürecini; ekonomik, sosyal, bireysel ve davranışsal belirleyiciler ve yaşanan fiziksel çevre, sağlık hizmetleri, sosyal hizmetler etkilemektedir. Bu belirleyici ve etkileyicilerin toplumsal cinsiyet yargılarına ve kültürel değerlere göre biçimlendiği de açıklanmaktadır.
Yaşlılarda sıkça görülen sağlık sorunları arasında kas iskelet ve kalp‐damar sistemi hastalıkları, hipertansiyon, diabetes mellitus, kronik akciğer hastalıkları, anemi, idrar yolu enfeksiyonu, bazı kanserler gibi kronik ve dejeneratif hastalıklar önemli yer tutar.
Yaşlı bireylerin hemen hepsinde bazı fizyolojik bozukluklar ve çeşitli sağlık sorunları bulunur. Bu bireylerin bir kısmı bu sorunlar nedeni ile sağlık kuruluşuna başvurarak çare ararlar.
Avrupa’da sağlık hizmetleri hiç olmadığı kadar iyidir. Fakat yaşlı ve engellilerin sağlıklı bireylerden çok daha fazla hizmete ihtiyaç duydukları açıktır. Toplumun yaşlanması 20. yüzyılın bir başarısı olarak görülse de bazıları bunu bir “kriz” olarak yorumlamaktadır.
Ülkemizde geriatri ile ilgili çalışmalar İngiltere’ye paralel olarak ilk defa 1987 yılında İstanbul Üniversitesi Haseki Tedavi Kliniğinde başlamıştır. 60 yaşın üstünde . dâhili problemi olan, yatarak tedavi edilmesi gereken hastalara sağlık hizmeti sunulmaktadır. Yatan hastaların hastalıkları ile ilgili rehabilitasyonu, yara bakımı, eve çıktıklarında evde bakım ve uyum problemleri fizyoterapist tarafından sağlanmaktadır. Diyetisyen, yaşlı hastanın hastanede ve hastaneden çıktıktan sonraki diyet programını hazırlamakta; bu konuda yaşlıyı ve yaşlıya bakan kişileri eğitmektedir. Yaşlı bakımı ve tedavisi özellik içerdiğinden, hemşireler bu konuda eğitilmektedir.
ÇALIŞMA YAŞAMI VE EKONOMİK SORUNLARA İLİŞKİN HİZMETLER
Hemen her insanın ihtiyaçlarını karşılayabilmesi ve yaşamını sürdürebilmesi için gelire, gelir elde edebilmesi için de bir işe ve çalışmaya ihtiyacı vardır. İş sahibi olmak, genel refah düzeyini ve toplumsal statüyü belirleyen önemli faktördür. Bu nedenle, çoğu yaşlı birey, çalışma yaşamını sürdürmeye ve para kazanmaya devam etmek ister.
Çünkü iş; zaman geçirme, yetenekleri ortaya koyma, bireyin kendisini ve ailesini geçindirme aracı da olmaktadır. Bu kapsamda çoğu zaman atıl, yetersiz sayılan ve genellikle “işe yaramaz” kategorisine konulan bir dönem olarak değerlendirilen emeklilik, yaşlı bireyler için bir dönüm noktası olmaktadır.
Emekliliğe Uyum;
Emeklilik hemen her birey için fiziksel, mental, sosyal ve ekonomik değişimlerin yaşandığı bir süreçtir. Sözü edilen değişimlere hazır olmayan bireyler için bu dönem, zihinsel ve fiziksel açıdan çöküş niteliği kazanabilmektedir. Çünkü toplumsal sistem içinde statü sağlayan ve rolleri belirleyen mesleki kimliğin kaybı, bireyin toplumsal yaşamda daha aktif ve üretken bir yaşam sürdürmesine engel olabilmektedir.
Böylece, yaşamın bir bütün olarak sürdürülebilirliğinin yavaşlaması/azalması ile yalnızlaşmaya doğru giden süreçte güvensizlik duygusu hâkim olmakta ve toplumsal yaşama katılım azalmaktadır. Özellikle iyi beslenemeyen, sağlık hizmetlerinden yeteri kadar yararlanamayan, iyi bir konutta oturamayan yaşlıların rol kaybı daha fazla olmakta, bu bireylerin kendisine ve çevresine karşı olumsuz tutum geliştirmeleri kolaylaşmaktadır. Tüm bu nedenlerle çalışan, bireylerin emeklilik dönemine kendilerini hazır hissetmeleri; hatta emeklilikten sonra da kendi kapasitelerini verimli bir şekilde kullanacakları bir çalışma ortamında bulunmaları önemli hâle gelmektedir.
Uygun çalışma koşulları ve tatmin edici bir iş, emekliliğe kadar bireylerin güvenli çalışma koşullarını sağlamak açısından önemlidir. Bireylerin emeklilikten sonra da çalışma yaşamında bulunmaları, yaşlıların bilgi ve deneyimlerini paylaşabilmelerini sağlar. Emeklilikten önceki yıllarda yaşlıların yeni yaşam koşullarına uyum sağlayabilmeleri için geliştirilen emekliliğe hazırlık programları işçi ve işveren temsilcilerinin katılımı ile yürütülmelidir. Bu programlar emeklilikte hak ve yükümlülükleri, gönüllü çalışmalara katılmanın önemini, mesleki aktiviteleri sürdürmek için fırsat ve koşulları, yaşlılığı olumsuz yönde etkileyen durumlarla baş etmeyi, yetişkin eğitimi ve kültürel aktivitelere ilişkin kolaylıkları ve boş zamanın etkili bir şekilde kullanımını içermelidir
Sosyal Güvenlik;
Yaşlılara yönelik sosyal politika uygulamalarından biri de yaşlılık (emeklilik) sigortası olup iki temel amacı vardır: Birincisi, bireylere emeklilik döneminde gelir sağlamak yoluyla onların tüketim ihtiyaçlarını temin etmektir. İkincisi ise, eşit dağıtımı sağalarak bireyi güvence altına almaktır. İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’ne göre, toplumun bir üyesi olarak herkesin sosyal güvenlik hakkı vardır. Bireylerin kişiliklerinin özgürce gelişmesi; onurlu bir yaşam sürdürmelerinde ekonomik, sosyal ve kültürel hakların gerçekleştirilmesi için, devletin kaynakları dikkate alınarak, ulusal çaba gösterilmeli ve uluslararası işbirliği yapılmalıdır.
Garanti edilen özel bir koruma düzeyi ya da tipi olmaksızın herkesin sosyal güvenlik hakkı vardır. Sosyal güvenlik, bireyin kontrolü dışında geçim araçlarının kaybı ile ilişkili tüm riskleri kapsamaktadır.
3294 sayılı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Kanunu’nun amacı ise; “fakru zaruret içinde ve muhtaç durumda bulunan vatandaşlar ile gerektiğinde her ne suretle olursa olsun Türkiye’de kabul edilmiş ya da buraya gelmiş olan bireylere yardım etmek, sosyal adaleti pekiştirici tedbirler alarak gelir dağılımının adil bir şekilde yürütülmesini sağlamak, sosyal yardımlaşma ve dayanışmayı teşvik etmek” seklinde belirtilmiştir. Yoksul ve muhtaç durumda bulunan, sosyal güvenlik kuruluşlarına tabi
olmayan, bu kuruluşlardan aylık ve gelir almayan (2022 Sayılı Kanun’a göre aylık alan kişiler dâhil) yaşlılar vakıftan yararlanmaktadırlar.
BOŞ ZAMANLARI DEĞERLENDİRMEYE YÖNELİK HİZMETLER
Bu dönem de boş zamanların kişisel ve etkili bir şekilde planlanması, sosyal uyumun sağlanmasına ve bireylerin yaşamdan tatmin olmalarına katkıda bulunmaktadır. Çünkü emeklilik sonrası dönemde boş zaman aktiviteleri, yaşam koşullarının tetiklediği sıkıntı veren düşüncelerden uzaklaşmak; kısaca “mutlu olmak” anlamına gelmektedir.
Batı’da boş zaman aktiviteleri yaşlıların refahını iyileştirmek amacı ile evde bakım hizmetleri kapsamında verilmektedir. Türkiye’de yaşlılar için doğrudan boş zamanları değerlendirmeye yönelik hizmetler, kurumsal bakım modeli kapsamında yürütülmemekle birlikte; Ülkemizde ilk uygulama “Yaşlı Kulübü” olmuştur. İlk Yaşlı Kulübü 1991 yılında İl Sosyal Hizmetler Müdürlüğünün girişimi ile Tokat’ta açılmış, yöre yaşlılarının sosyal yoksunluklarını gidermek amacı ile rekreasyonel etkinliklerde bulunulmuş; ancak sürdürülememiştir. Türkiye’de özellikle yaşlı dayanışma merkezleri kapsamında verilen hizmetler arasında boş zaman aktiviteleri bulunmaktadır.
2828 Sayılı anun’un 9. maddesinin “j” fıkrası gereği acılan bu merkezler, yaşamını evde yalnız ya da ailesi ile birlikte sürdüren yaşlıların boş zamanlarını değerlendirmelerine yardımcı olmak, yaşam koşullarını iyileştirmek, günlük yaşamla ilgili etkinliklerine destek olmak, rehberlik ve mesleki danışmanlık yapmak, kendi olanakları ile karşılamakta güçlük çektikleri konularda destek hizmetleri vermek, sosyal ilişkilerini ve aktivitelerini artırmak amacı ile hizmet vermektedir.
YAŞLILIK EĞİTİMİ
Eğitim, insan sermayesine yatırımın en önemli parçası olup, yaşam boyu süren bilgi edinme sürecidir. Bireyler yalnızca resmi olarak okul sıralarında değil, yaşam boyu eğitime bağlı olarak her yaşam döneminde eğitimi deneyimlemeli, aktif bir yaşam sürdürmelidirler. Farklılıklar da dikkate alınarak eğitim, bireylerin tüm yaşam alanlarına yansıtılmalıdır. Eğitime yaşam boyu yaklaşımı geleneksel olarak gençliğin yetişkinliğe hazırlanmasının da ötesindedir. Bu noktada eğitim önleyici, kolaylaştırıcı, iyileştirici / tedavi edici, hazırlayıcı ve işlevsel olmalıdır.
Eğitim, insan hakkıdır. Yaşlılar için bu hak; eğitim programlarından faydalanma, bilgilenme ve genç kuşakların; yaşlı bireylerin bilgilerinden faydalanması olarak tamamlayıcı bakış açısı ile açıklanmaktadır. Aynı zamanda Birleşmiş Milletler’in belirlediği 16 yaşlılık ilkesinden biri eğitimdir.
Yaşlanma ve eğitim arasındaki dinamizm 60 yaş ve üzerindeki yaşlıların sosyo demografik yapısının değişmesi ile birlikte değişmeye devam etmektedir. Artan yaşlı sayısı ve yaşlı nüfusun ihtiyaçları, çeşitlenen etnisite ve pek çok durumla birlikte yaşamın her döneminde eğitim ihtiyacı da değişerek önemli hâle gelmektedir. Özellikle çalışma ve emekliliğin süreç ve kapsamı değiştikçe, mevcut ve gelecekteki eğitim ihtiyaçları da değişmeye devam etmektedir. Teknolojiye uyum, ikinci çalışma yaşamı ve emeklilik sonrası verimli ve başarılı yaşamın önem kazanması ile eğitim, iş, boş zaman, eğlence ve emeklilik arasındaki ilişki yeniden değerlendirilmektedir. Batı toplumlarında erken ve orta yetişkinlik ile emekliliği izleyen yıllarda çalışma yaşamına hazırlık için erken çocuklukta eğitim verilmeye başlanmaktadır.

12.ÜNİTE
YAŞLI BİREYLERLE SOSYAL HİZMET UYGULAMASI
Sosyal hizmetlerin yaşlılara ulaştırılmasında en temel yaklaşım; yaşlı için değil, yaşlı ile birlikte süreci planlamak, gerçekleştirmek, izlemek ve denetlemektir. Yaşlılara yönelik sosyal hizmetler, özel bir uzmanlık alanıdır. Bu nedenle hizmetlerin planlanması ve sürdürülmesinde amaçların, hizmet uygulamalarına ilişkin çeşitli düzeydeki ilkelerin iyi bilinmesi gerekmektedir. Bu noktada sosyal çalışmacının hizmet alanındaki uygulamaları gerçekleştirmesi için üstlenmesi gereken sorumlulukları yaşlı gruba özgüdür.
SAVUNMA
•Yaşlı birey ve yakın çevresi, ailesi adına ihtiyaç duydukları bakım hizmetlerini ve diğer yetersizliklerini karşılamak üzere gerekli kaynakların yeterince sağlanmasını harekete geçirmektir.
Müracaatçı yaşlı bireyin ya da ailesinin sosyal hizmet desteği için yardım ihtiyacını doğrudan belirtmesi ile gerçekleşir. Bu noktada sosyal çalışmacının sorumluluğu, hizmet ihtiyacının gerçekliğini kanıtlamak bir anlamda hizmet ihtiyacını savunmaktır.
Diğeri sosyal çalışmacının yaşlı bireyin fark etmediği durumlardaki hizmet ihtiyaçlarını saptamasıdır. Müracaatçı olarak yaşlı bireye ulaşmak ve hizmet ihtiyacını görerek, ilgili kurum ve kuruluşları kanalize etmektir. Sosyal çalışmacı, hizmet sunma aşamasında, müracaatçı yaşlı birey adına hizmeti veren ilgili kurum ve kuruluşların birbiri ile arasındaki iletişimi de sağlar.
UZLAŞTIRMA
•Hizmet sistemi ile yaşlı arasında; sosyal çalışmacının bu sorumluluğu öncelikle yaşlı bireyin ihtiyaçları ve bağımlılık düzeyini belirlemesi ile başlar. Bağımlılık kısmen ya da geçici midir, herhangi bir işi gerçekleştirmesine engel olan fiziksel bir eksiklik ya da bilişsel bir sorundan mı kaynaklanmaktadır, belirlenmelidir. Ayrıca bağımlılıkla ilişkili bu bilginin aile birliği ile yaslının bireysel bütünlüğü üzerindeki etkisini anlamalıdır. Uzlaklaştırma için kiminle ve kimlerle görüşüleceği, hangi soruların sorulacağı önemlidir. Ya ş lı bireye ve yakınlarına hizmetin içeriği ve koşulları ile ilgili düşünme fırsatı tanıyarak, doğru kararın verilmesinde rehberlik eder.
ARACILIK ETME
•Yaşlıların ihtiyaçları ile kaynaklar arasında; sosyal çalışmacı mümkün oldukça yaşlı bireyi evinde alıştığı yaşam alanında tutmaya, yatılı bir kuruma gitmesini önlemeye çalışır. Bunun için yaşlının bağımsızlık/bağımlılık düzeyini tek başına yaşayabilme Performansını araştırmalıdır. Birçok aile yaşlı aile üyesinin evde değil, kurum bakımında olmasını tercih eder.
PLANLAMA
•Yaşlı bireye özgü hizmet; hizmetin niteliğine ve kaynaklarına ilişkin karar süreci tamamlandıktan sonra yapılır. Sosyal çalışmacı kısa ve uzun dönemli olarak iki tür planlama yapmalıdır. Uzun dönemli planlama daha çok tıbbi bakım ile ilgili planları kapsar. Çünkü fiziksel sağlık iyi olduğunda yaşlının sorunlarını hafifletmek daha kolaydır ve kısa dönemli planlamalar ile çözümlenebilir.
KARAR VERME
•Uygun hizmet ve bakımı seçme; yaşlının değişen ihtiyaçlarına, bağımlılık düzeyine, performansına, toplumsal katılımına, yaşam kalitesini sürdürmesine optimal hizmete uygun alternatifler arasından seçimin yapılmasıdır. Bu bir hüküm vermeye dayanır ve ciddi bir sorumluluktur.
UYGULAMA
•Bakım, yardım ve hizmetin gerçekleşmesini sağlama; sosyal çalışmacının uygulama sürecinde başarısını etkileyen çeşitli ilkeler vardır. Sosyal hizmet alanlarında uygulamaya ilişkin ilkeler genel olarak mikro ve makro olarak iki düzeydedir.
Planlama aşaması için en önemli konulardan biri uygun hizmeti belirlemede; yakın çevredeki kaynakların harekete geçirilmesi (primer), sosyal çalışmacının yaşlı birey ve ailesi ile yaptığı ayrıntılı mülakatlarla yaşlı birey için en uygun hizmete karar verilmesi (sekonder), özellikle sağlık bakımına dayalı hizmetlerde yaşlı bireylere bakım vereceklerin tam zamanlı desteklenmesi için planlama yapılması zor ve karmaşıktır
(tertiary). Planlama sorumluluğu yaşlı birey ve sosyal çalışmacı arasında bir anlamda birlikte çalışma ile ilişkili bir sözleşmedir.
İZLEME‐DEĞERLENDİRME
•Sosyal hizmeti uygulama aşamalarını kontrol etme ve buna göre yeni süreçleri planlama; sosyal çalışmacı müracaatçı yaşlı birey ile karar vermeyi etkileyecek sayıdaki görüşmelerle veri toplarken, değerlendirme süreci de başlar. Değerlendirme esasında yaşlı bireyin psiko‐sosyal özellikleri ile sağlık durumu ve yaşam koşullarının ayrıntılı bir biçimde araştırılmasına dayanır. Değerlendirme, yaşlı bireyin genel durumuna ilişkin gerçekçi bir kanıya varmakta önemlidir.
Değerlendirme sorumluluğu; kayıt tutmayı gerektirir. Sosyal çalışmacı gözlemlerine ve mülakata dayalı olarak belirlediği ihtiyaçlar ile yaşlının belirttiği ihtiyaçlar arasındaki benzerlikleri ve farklılıkları ayırt etmelidir. Değerlendirmenin hangi amaçla yapıldığı önemlidir. İzleme ve değerlendirmenin en önemli çıktısı, bu aşamaya gelinceye kadar sosyal çalışmacının diğer sorumluluklarının yerine getirmedeki başarısının ölçülebilmesine olanak sağlamasıdır. Buradaki başarının göstergesi; yaşlı bireylerin saygınlık, onur ve güven duygularının korunarak mutlu edilmesi ve yaşam tatminin sürdürülmesidir.
Genel olarak sosyal çalışmacının planlama sorumluluğu;
i. Sorunları çözme,
ii. Gelecek, günlere sorunların yansımasına engel olma,
iii. Yaşlı bireyin performansı doğrultusunda sorunları ile başa çıkma kapasitesini
harekete geçirme için yardımcı olma,
iv. Kaynak yaratma,
v. Uygun kaynak tahsisi için alternatifler oluşturma ile gerçekleşir.
Mikro düzeydeki uygulama ilkeleri:
·Ya_l1lar1n ba1ml1l11n1 azaltmak,
· Aile ve yakın çevre desteğini sürdürmek,
· Yaşlı üzerindeki gerginlikleri azaltmak,
· Yaşlılığa özgü ihtiyaçlar ve hizmetlere ilişkin bilgi vermek,
· Ailenin ve bireyin sınırlarını bilmek,
·Aile ve yak1n çevre taraf1ndan verilebilecek bak1m1n düzeyini belirlemektir
Makro düzeydeki uygulama ilkeleri:
·Önyarg1lardan ba1ms1z olarak ya_lanman1n anlam1n1 ve güçlü yanlar1n1 bilmek,
·Kültürel ve bireysel farkl1l1klar1 gözetmek, ya_l1lara yönelik sosyal ve mesleki politikayı etkilemek
·Ya_l1lar1n kendi kaderini tayin etme hakk1n1 içeren bir etik anlay1_1 benimsemek,
·Disiplinleraras1 ve disiplinlerüstü i_birlii ile çal1_mak,
·Ya_l1lara yönelik var olan toplumsal ve kurumsal hizmetlerin geçerliğini ve Uygulanmasını eleştirel biçimde incelemektir.
Sosyal hizmet sunulan farklı yaşlı grupları vardır:
·Temel ve araç yasam aktivitelerini, günlük ya_am1n1 sürdüremeyen,
·Fiziksel, psikososyal ve mental olarak yetersiz olan,
·Yard1m alma gücü olmayan,
·Yaln1z ya_ayan,
·Sosyal güvencesi bulunmayan,
·Evsiz olan,
·0stismar ve ihmal edilen ya_l1lar sosyal hizmet müdahalesine ihtiyaç duyar
Yaşlı refahı konusunda uzmanlaşmak isteyen sosyal çalışmacıların başarılı olabilmeleri için genel mesleki bilgi ve becerilerinin yanı sıra, yaşlılık dönemine ilişkin özel bilgi ve becerileri de geliştirmeleri gerekir. Bunlar;
·Hem ailedeki ya_l1 bireylerin hem de ailelerinin ya_l1 bak1m1 konusundaki ihtiyaçlar1 ve bağımlılık düzeylerine ilişkin anlayış geliştirmek,
·Ya_l1 bireye bak1m veren yak1n aile bireyleri ve kurumsal destek hizmetleri ile birlikte çalışma sorumluluğunu benimsemek,
·Ya_l1 bireylere müdahale yöntemleri konusunda beceri kazanmak;
·Ya_l1 ayr1mc1l11 ile mücadele ederek ya_l1lar için verilen hizmetlerin geli_tirilmesinde etkili olmaktır.
YAŞLI BİREYLERLE SOSYAL HİZMET UYGULAMASI
Yaşlı bireylerle sosyal hizmet uygulamasında sosyal çalışmacının kendi isteği ile müracaatçı olan, herhangi bir biç yardıma ihtiyacı olduğu belirlenen ve imde iletişim içindeki kurumlar tarafından sosyal çalışmacı ile karşılaştırılan (sevk edilen) yaşlı birey, bireysel sosyal hizmet uygulamasına dâhil olur.
Yaşlı bireylerle karşılaşan sosyal çalışmacı için inceleme ve değerlendirme süreci ilk adımdır. Uygulama sosyal çalışmacının soru sorması ile başlar. Dinleme ve gözlem yapması ile devam eder. Bu noktada soru nedir? Neden kaynaklanmaktadır? Sorun neden simdi ortaya çıkmıştır? Soruların yanıtlarının arandığı ilk mülakat önemlidir.
Sosyal çalışmacı ilk görüşmede dürüst, açık ve içtenlikli olduğunu anladığını, dinlediğini yaşlı bireye hissettirmelidir. Sabırlı davranarak yaşlıya güven vermelidir. Bir karar vermeden önce özellikle sevk sonucunda görüştüğü yaşlı bireyler için diğer meslek grupları tarafından değerlendirmeleri ya da sosyal incelemeleri dikkate almalıdır. Bunun nedeni, yaşlı bireyin fiziksel, mental ve psiko‐sosyal olarak geldiği noktanın bir kriz sonucu olup olmadığının ortaya konulması ile ilişkilidir. Sosyal çalışmacının yaşlıya ilişkin bilgi edinmesinde görüşmenin tek başına yeterli olmadığı bilinmelidir. Tıbbi ve ekonomik değerlendirme olmadan bir hizmet planlaması yapılmamalıdır.
Ayrıca değerlendirme, yaşlı bireyin güçlü yönlerini de içermelidir. Bireyin olumlu ve sosyal hizmet uygulamasını güçlendirecek kişisel özellikleri ile koşullarını ortaya koyacak temel verileri elde etmelidir. Bu değerlendirme hizmetin sunumunda ortaya çıkabilecek riskleri de kapsamalıdır.
Sosyal hizmet uygulaması yaşlı bireyi yaşlılık döneminden önceki gücünü tekrar kazandırmayı değil saygın bir yaşam sürdürmesini sağlamayı amaçlar. Uygulama aşaması, esasında bir müdahale sürecidir.

13.ÜNİTE
YAŞLI GRUPLARLA SOSYAL HİZMET UYGULAMASI
Yaşlıların ailelerine ve topluma yük olan, onlara katkıda bulunmayan insanlar olarak algılanmalarının yanlış olduğu bilinen bir gerçektir. Tersine yaşlılar yılların verdiği deneyimle toplumsal yaşama aktif ve üretken bireyler olarak katkıda bulunabilirler. Bu yaklaşımı temel alan Dünya Sağlık Örgütü 1999 yılını “Uluslararası Yaşlılar Yılı” olarak ilan etmiştir.
Demografik verilere göre dünyada 600 milyon dolayında olan yaşlı sayısının 2050 yılında 2 milyara ulaşacağı ve yaşlı nüfustaki artışın daha çok gelişmekte olan ülkelerde meydana geleceği tahmin edilmektedir. Bugün dünyada her 10 kişiden biri 60 yaş ve üzerindedir; 2050 yılında her 5 kişiden birinin 60 yaş ve üzerinde olacağı tahmin edilmektedir.
Yaşlılık sözcüğü yaşam süresinin geç dönemindeki gelişmenin devamını ve bireydeki değişimleri anlatır. Yaşlılık yaşam konusunda kayıpların ve çöküşün görüldüğü bir dönemdir.
Yaşlılık çeşitli açılardan ele alınmaktadır. Buna göre normal yaşlanma; zamanın geçişine bağlı olarak ortaya çıkan anatomik yapı ve fizyolojik işlev değişikliklerini tanımlamaktadır.
Biyolojik yaşlılık yumurtanın döllenmesi ile başlayan ve yaşam boyu süren bir olgudur.
Sosyal yaşlılık kültürel duruma ve sosyal özelliklerine göre toplumdan topluma değişmektedir.
Kronolojik yaşlılık geçen zamana göre bir yıllık birimler esas alınarak yapılan yaşlılık tanımına karşılık gelmektedir.
Patolojik yaşlanma ise normal yaşlanma süreci ile etkileşen patolojik olayların tümünü kapsamaktadır.
Modern tanıma göre yaşlılık kişinin aktif çalışma dönemini tamamlayarak sosyal güvence sisteminin katkısıyla ya da biriktirimleriyle yaşadığı döneme karşılık olarak kullanılmaktadır.
YAŞLILARA YÖNELİK TUTUMLAR
Yaşlılara karşı ayrımcı tutumlar modern toplumlarda geleneksel toplumlara oranla çok daha fazladır. Yaşlanmaya karşı oluşan olumsuz tutumların, sağlık bakımı veren çeşitli meslek elemanları tarafından benimsendiği görülmüştür. Batıda yaşlı hastalar tanımlanırken internetler ve bakım verenler tarafından aşağılayıcı bir terim olan “aciz kimse (crocks)” teriminin kullanıldığı tespit edilmiştir.
Yaşlılara karşı tutumların eğitim ile ilişkisi olduğunu bulunmuştur. Buna göre daha iyi eğitim almış kişiler sınırlı bir eğitim almış kişilere göre yaşlılara karşı daha olumlu tutumlara sahiptirler.
YAŞLILARIN KARŞILAŞTIĞI SORUNLAR
Yaşlılık çeşitli açılardan ele alınmaktadır. Buna göre normal yaşlanma; zamanın geçişine bağlı olarak ortaya çıkan anatomik yapı ve fizyolojik işlev değişiklikleri tanımlamaktadır. Biyolojik yaşlılık yumurtanın döllenmesi ile başlayan ve yaşam boyu süren bir olgudur. Yaşlanma sürecinde farklı insan tiplerinin ortaya çıkmaktadır. Yaşlanma sürecinde ortaya çıkan insan tipleri;
1. Yaşlılıkta, bir avantaj olarak yaratıcı kaynaklara kendini yönlendirebilen özerk insanlar,
2. Sürece uyum gösteren ve öylece kalan insanlar,
3. Sürece uyum gösteremeyen ve çeşitli yıkımlara uğrayan insanlar, şeklinde sınıflanmaktadır.
Yaşamın bu sürecinde emeklilik ve eşin kaybı olmak üzere iki kritik olay bulunmaktadır. Her ikisi de yetişkin yaşamının merkezi olan görevlerdir. Eşin kaybı yaşlılar için travmatik bir durumdur.
Emeklilik, kişinin yaşamındaki en kritik zamandır. Emeklilik kişinin kendi iradesi ve planlaması sonucu meydana gelirse iyi bir durumdur. Başkaları tarafından emir sonucu olursa oldukça karmaşık bir süreçtir. Toplumda üretken ve fonksiyonel kimliğin üzerine temel alınan statü kaybı meydana gelir.
ULUSLARARASI SOSYAL HİZMET UZMANLARI FEDERASYONU (IFSW) VE YAŞLILIK
Demografik tahminlere göre yaşlı nüfusun hızla artmakta olması ve teknolojik gelişmeler ile tıptaki ilerlemeler sayesinde 21. yüzyılda yaşlı nüfusun daha uzun ve sağlıklı bir yaşam sürmesinin beklenmesi, IFSW tarafından, sosyal hizmet uzmanlarının yaşlı insanlara katkılarının yeniden gözden geçirilmesi konusunda bir çalışma yapılmasını gerekli kılmıştır.
IFSW’nin Yaşlılarla İlgili Ilkeleri;
1. Yaşlı insanlar için kapsamlı bir sosyal politika bildirgesi olmalı ve onların yaşlılık süreçleri boyunca farklılıklar gösteren ihtiyaçlarının karşılanmasını göz önüne almalıdır.
2. Dünyanın her yerinde yaşlılık süreci benzerlik göstermektedir. Yaşlılık sosyal bir konu ve dünya çapında bir meseledir. Birçok ülke kültüründe geleneksel olarak, emeklilik yaşına gelmiş insanlar yaşlı olarak kabul edilir.
3. Her politika, yaşlı insanların eğer isterlerse çalışmaya devam etme hakları olduğunu yansıtmalıdır. Bununla birlikte; kişisel tatmin duygusunu artırmak ve topluma önemli katkılarda bulunmak için, paralı ve/veya gönüllü olarak çalışma fırsatı gereklidir.
4.Herhangi bir politika bildirgesi; yaşlı insanların kendi istedikleri gibi, kendi kararlarıyla ve değişik yaşam tarzlarında yaşama özgürlüklerini kullanma haklarını koruma altına almalıdır. V. Fiziksel olarak bağımlı olan y aşlı insanların kendilerine sunulan hizmetleri kabul etme veya onları değiştirme haklarına saygı gösterilerek, seçme ve seçenek oluşturma hakkı korunmalıdır.
Güncel araştırmalar; günümüzde yaşlı olarak nitelendirilen insan gruplarının daha iyi bakım koşullarında yaşadığını ve yaşlılık sürecini daha sağlıklı bir tarzda geçirdiklerini göstermektedir. Daha da ötesi, bu insanların iyi durumda olmalarının beraberinde getirdiği en önemli husus, bakım profesyonellerinin kendi kendine yeterlilik prensibi sebebiyle saygı ve onur göstermeleridir.
GERONTOLOJİK SOSYAL HİZMET
Toplumdaki yaşlı nüfusun ve yaşlılık sonucu ortaya çıkan sorunların artması sonucunda geronotoloji ve geriatri alanları ortaya çıkmıştır. Gerontoloji fizyolojik ya da normal yaşlanma ile geriatri de patolojik yaşlanma ile ilgilidir. Gerontolojik sosyal hizmet yaşlıların ve ailelerinin yaşam kalitesini güçlendirmelerine ve sürdürmelerine yardımcı olur. İleri yaşlarda fiziksel ve duygusal iyilik halini engelleyen fiziksel, psiko‐sosyal, ailesel, kültürel, etnik, örgütsel ve toplumsal faktörlerin ortadan kaldırılması konuları da gerontolojik sosyal hizmet kapsamındadır. Sosyal hizmet uzmanlarının müdahaleleri yaşlının onurunu güçlendirmek, kendi kendine karar vermesine yardımcı olmak, kişisel olarak doyum sağlamasını sağlamak, yaşam kalitesini artırmak, en üst düzeyde işlevselliğini sağlamak ve mümkün olduğu ölçüde içinde bulunduğu yaşam koşullarını iyileştirmek üzerinedir.
Yaşlıların baş etme ve problem çözme kapasitelerini artırmaya yönelik müdahaleler gerontolojik sosyal hizmetin en temel ve yaşamsal boyutlarıdır.
Sosyal hizmet uzmanları hem yaşlıların hem de yaşlılara hizmet veren kurum ve kuruluşların etkili ve verimli bir şekilde hizmet verebilmesi ve alabilmesi için hizmetlerin etkililiğini ve uygunluğunu izleme çalışması yapar. Yaşlı birey ve gruplarla doğrudan çalışmanın yanı sıra sosyal hizmet uzmanları yaşlılara yönelik hizmet veren organizasyonların ve diğer sosyal kurumların yaşlıların gereksinimlerine ve sosyal sorunlarına yönelik çalışmalarının geliştirilmesi için çalışmalar da yapar.
Bu çalışmalar yönetim, toplum organizasyonu, politika ve program geliştirme ve değerlendirme, kaynak geliştirme, stratejik planlama şeklinde sıralanabilir. Bu roller etkili ve verimli hizmet sunum sistemlerinin geliştirilmesinde ve işlevsel hale getirilmesinde oldukça önemlidir.

YAŞLILIKTA EKİP ÇALIŞMASI VE SOSYAL HİZMET
Ekip çalışmasının problem çözme, iletişim ve geri‐bildirim, liderlik, karar verme ve olası çatışmanın çözülmesi gibi dinamikleri taşıyan birçok güçlü yönü vardır ve yaşlılara sunulacak hizmetlerde çok önemli bir yer tutar. Bu denli önemli olan ekip çalışmasında ekip üyelerinin sorumluluk taşıma, anksiyetenin üstesinden gelebilme, kendi duygularını denetleyebilme, uygun davranışlarda bulunma, güvenilir olma, ekip içinde çalışma becerisine sahip olma ve çeşitli toplumsal kuruluşlarla işbirliği yapabilme gibi kimi niteliklere sahip olması gerekmektedir.
Sosyal hizmet uzmanlarının kişilerarası ilişkiler, grup çalışması ve interdisiplinerekip becerileri konusunda aldığı eğitim interdisipliner bir ekip oluşturulmasında ve bu ekibin işlevsel olmasında ve değerlendirme, amaç oluşturma, bakım planı geliştirme ve izleme aşamalarında yaşamsal bir rol oynar.
Ekip içerisinde sosyal hizmet uzmanının rolü aracı, kolaylaştırıcı gibi rolleri kapsar ve grup çalışması konusundaki uzmanlığı ekip üyeleri arasındaki işbirliğinin geliştirilmesinde katkı sağlar. İnterdisipliner ekip çalışması yaşlıların karşılaştığı karmaşık problemlerin çözümü için kapsamlı ve planlı bir yaklaşımın gerekliği olduğu temeline dayanmaktadır. İnterdisipliner ekibin diğer üyelerinde de olduğu gibi, sosyal hizmet uzmanları yaşlılara koordineli hizmetler sunma, bilgi sağlama, uygun hizmetleri geliştirme, hizmetlerde dublikasyonu önleme ve koruyucu hizmetleri sağlama gibi çalışmalar yapar. Sosyal hizmet uzmanları gereksinim olması durumunda yaşlı ve aile ve tıbbi bakım sistemi arasında liazyon hizmetleri de yapar. Sosyal hizmet mesleğinin savunuculuk temeli ve kamu ve özel sektördeki hizmet sistemleri hakkındaki bilgisi, sosyal hizmet uzmanlarının interdisipliner uygulamanın geliştirilmesi, hizmetler arasında eşgüdümün sağlanması, dublikasyonun engellenmesi ve koruyucu hizmetlerin Sunulması konusunda öne çıkmasına yardımcı olmaktadır.
İNTERDİSİPLİNER EKİPTE SOSYAL HİZMET UZMANININ ROLLERİ
İnterdisipliner ekipte sosyal hizmet uzmanının rolleri, teşhis‐inceleme, vaka yönetimi, bireysel danışmanlık, grup çalışması, liazyon, savunuculuk, toplum kaynakları konusundaki uzmanlık şeklinde sıralanabilir. Bu rollere ilişkin bilgiler kısaca aşağıda verilmiştir.
Teşhis‐İnceleme:
Biyo‐psiko‐sosyol incelemenin amacı hastanın ve ailesinin güçlü ve zayıf yönlerini belirlemek ve açıkça tanımlanmış amaçları olan tedavi planı oluşturulmasında onlara yardımcı olmaktır. Bu inceleme hasta‐ailenin bütüncül bir şekilde ele alınmasını sağlar.
Sosyal hizmet uzmanının yaptığı inceleme hastanın (ve ailesinin veya ona bakım veren kişinin) 6 işlev alanı ile ilgilidir:
1. Fiziksel: Kısa bir sağlık geçmişi, işlevsel yetenekleri, görünümü ve gözlenen davranışları.
2. Psikolojik: Duygu, ruh hali, hayata bakış tarzı, kişilik özellikleri, bilişsel işlevsellik düzeyi, benlik imajı.
3. Sosyal: Serbest zaman etkinlikleri, sosyal rolleri, destek ağı, eğitim ve mali durumu.
4. Kültürel: Değerleri, kuralları, “hasta rolü” tanımlaması, hastalığın nedeni ve tedavisi konusundaki inançları, iletişim kalıpları.
5. Çevresel: Yaşam koşulları ve evin güvenli ve bağımsız bir yaşam sürdürmeye elverişli olup olmaması.
6. İnançsal: İnsanların rolleri ve sorumlulukları hakkındaki inançları, yaşama ilişkin kuralları, inanç sistemleri, tıbbi tedavi almayı isteyip istememesi.
Vaka yönetimi:
Bu sosyal hizmet rolü problemlerin belirlenmesinin yanı sıra hastanın ve ailesinin en üst düzeyde işlevsel olabilmesini kolaylaştırmak için toplum kaynaklarıyla bağlantı kurmasına yardımcı olmak ve bunların eşgüdümünün sağlanmasını da kapsamaktadır.
Bu rolün yerine getirilebilmesi için toplum kaynakları, bu kaynaklara nasıl ulaşılacağı, hasta‐ailenin kaynaklarla nasıl bir araya getirileceği, kaynaklara havale etme, hasta ve ailesi için savunuculuk ve yorumlayıcılık yapmak gerekmektedir.
Bireysel danışmanlık;
Bireysel danışmanlık yoluyla hasta ve ailelerinin hastalık, sakatlık, kuruma yerleştirme ve kayıp gibi önemli yaşam olayları, stresörleri ve değişikliklerine uyum sağlamasına yardımcı olunması amaçlanmaktadır.
Grup çalışması:
Hastalar‐aileler veya bakım vericilerin depresyon, Alzheimer hastalığı, kanser ve
diyabet gibi spesifik hastalıklarla baş edebilmesi için grup psikoterapisi ve destekleyici
psikoeğitimsel gruplar düzenlenebilir.
Liazyon:
Sosyal hizmet uzmanının hasta/aile ve profesyonel toplum arasında bağlantı kurar.
Bu durum özellikle hastanın tedavi kurumundan uzak bir yerde bulunması durumunda çok daha önemlidir.
Savunuculuk:
Sosyal hizmet uzmanının etik konular, gizlilik, yönergeler, kültürel/etnik faktörler ve hasta/ailesinin hakları konusundaki bilgisi sistemin gerekleri ile hastanın gereksinimleri arasında bir dengenin kurulmasında yardımcı olur.
Toplum Kaynakları Konusundaki Uzmanlık:
Toplum kaynakları ve bu kaynakların nasıl kullanılabileceği konusunda sahip olunan bilgi sosyal hizmet mesleğinin önemli bir parçasıdır. Bu bilgi uygun kaynakların belirlenmesi ve kullanılması için yüksek düzeyde müzakere ve pazarlık yapma becerisine sahip olunmasını gerektirir.
Krize Müdahale:
Sosyal hizmet uzmanlarının yaşlıların karşılaştıkları kriz durumlarında müdahale
Yapması görevleri arasındadır.

[Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL]

__________________
all the best.




[Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL]

Konu YeşiL6 tarafından (21.01.2016 Saat 10:33 ) değiştirilmiştir.
YeşiL6 isimli Üye şimdilik offline konumundadır Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Yukarı'daki Konuyu Aşağıdaki Sosyal Ağlarda Paylaşabilirsiniz.


(Tümünü Görüntüle Konuyu Görüntüleyen Üyeler: 2
bjk12, YeşiL6
Seçenekler Arama
Stil

Yetkileriniz
Konu Açma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Forum hakkında Kullanılan sistem hakkında
Forumaski paylaşım sitesidir.Bu nedenle yazılı, görsel ve diğer materyaller sitemize kayıtlı üyelerimiz tarafından kontrol edilmeksizin eklenmektedir.Bu nedenden ötürü doğabilecek yasal sorumluluklar yazan kullanıcılara aittir.Sitemiz hak sahiplerinin şikayetleri doğrultusunda yazılı, görsel ve diğer materyalleri 48 saat içerisinde sitemizden kaldırmaktadır. Bildirimlerinizi bu linkten bize yapabilirsiniz.

Telif Hakları vBulletin® Copyright ©2000 - 2016, ve Jelsoft Enterprises Ltd.'e Aittir.
SEO by vBSEO 3.6.0 PL2 ©2011, Crawlability, Inc.

Saat: 03:09