Forum Aski - Türkiye'nin En Eğlenceli Forumu
 

Go Back   Forum Aski - Türkiye'nin En Eğlenceli Forumu > Bayanların Dünyası > Anne ve Çocuk
facebook bağlan


Çocuk Psikolojisi ve Detaylı Açıklamalar

Anne ve Çocuk kategorisinde açılmış olan Çocuk Psikolojisi ve Detaylı Açıklamalar konusu , Çocuklar Okulla İlgili Problem Getirdiğinde Nasıl Tepki Verilmeli Çocuğun küçük de olsa duygu ve isteklerine kulak asmamak kaynayan tencereye kapak koymak demektir. Çocuğu susturmak ve onun davranışlarını kısıtlamak ise tencerenin ...


Yeni Konu aç  Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Arama Stil
Alt 10.07.2013, 13:31   #71 (permalink)
Root Administrator

Kullanıcıların profil bilgileri misafirlere kapatılmıştır.
Standart Cevap: Çocuk Psikolojisi ve Detaylı Açıklamalar



Çocuklar Okulla İlgili Problem Getirdiğinde Nasıl Tepki Verilmeli

Çocuğun küçük de olsa duygu ve isteklerine kulak asmamak kaynayan tencereye kapak koymak demektir. Çocuğu susturmak ve onun davranışlarını kısıtlamak ise tencerenin kapağını gitgide lehimlemek olur. Kapağı lehimlenmiş sağlam görünen içi su dolu ateş üzerindeki tencere basınç arttığında nasıl ansızın patlarsa dilekleri sevinçleriüzüntüleri endişeleri içe atılan çocukta da bir gün ansızın patlama olabilir. Bu patlamalar çocuğun zamanla benliğini yitirmesine sebep olur. Çocuklar öğretmenlerinden ya da okuldan yakındıkları zaman yakınmalarının derinleşmesine fırsat vermemeliyiz. Onlara kimi gerçekleri açıklayabiliriz:
* Her öğretmen her çocukla yeteri derecede ilgilenmeyebilir.

* Okul herkesin istediği düzene girmez.
* Biz okul düzenine uymalıyız gibi.

Çocuğunuzun okul yönünden isteklerinden bazıları size uygun gelmiyorsa okul yönetimi ile direk görüşme yolunu seçinçocuğu okulla aile arasında aracı olarak kullanmayın onun yanında yakınmamaya çalısın.

İnsanların toplu yasadıkları yerlerde problemlerin olması tabiidir. Önemli olan problemlerin çözümü için o problemi gerekli merciye götürmektir. Okul gibiinsanların her yönüyle eğitilmelerinin hedeflediği kurumlarda problem çözümü daha da önem kazanır. Bir doktora gittiğinizde kendinizi doktora her şeyiyle teslim edersiniz; o sizi muayene edersizden tetkikler ister. İlaçlar yazar; siz hiç itiraz etmezsiniz çünkü doktora güvenirsiniz okula çocuğunu veren veli de her şeyiyle teslim eder. Onu ruhi hayati düşüncesi psikolojisiyle öğretmenine teslim eder. Çocuğunuzun okulla ilgili getirdiği problem ne olursa olsun işin aslini öğrenmeden hemen okulu ya da öğretmeni suçlama yoluna gitmeyiniz. Ona fark ettirmeden hemen okul aranmalı; ilgili öğretmen ya da idareci kimse onunla görüşüp olayın aslı öğrenilmeli.
Eğer çocuğun her getirdiği meseleye oğlum sen mutlaka bir yaramazlık yapmışsındır diyerek olayı araştırmadan peşin hükümle onu suçlarsınız ve okulu da hiç aramaya gerek görmezseniz size karsılaştığı problemi bir getirir iki getirir üç getirir; sizin çözüm konusunda yardım etmediğinize kanaat getirirse artık problemlerini size getirmek istemez. Kaldı kiher gelen meselede kendi çocuğunuzu suçlu göstermeniz için o okulun bütün personelinin ve binasının her şeyiyle mükemmel olması gerekir ki; böyle bir okul şu anda dünya üzerinde mevcut değil.

Veliler;
• Okula olan teveccüh ve itimatları
• Çocuğuma bir zarar gelir endişesi
• “En basit şeyleri dahi problem ediyor.” derler düşüncesi gibi düşüncelerle okula pek
yansıtmıyorlar.

Çocuklarla ilgili problemler okula iletilmezse bunun zararı en basta okula sonra aileye sonrada çocuğadır. Çocukların okuldaki tutum ve davranışlarını kendilerinden öğrenmeye çalışmak çok uygun değildir. Çünkü çocuklar genellikle durumlarını her şeyiyle evde söylemezler. Çocuğunuzun okulla ilgili olsa da olmasa da bütün problemlerini okula gidip öğretmeniyle tartışmaktan çekinmeyin. Bu problemlerden bazılarına öğretmen sizden daha tarafsız objektif bir gözle bakacaktır. Ayrıca sizin probleminiz gibi güçlüklerle karşılasan başka annelerden bahsedeceği için hangilerinin size özgü hangilerinin genel olduğu hakkında fikir edinirsiniz. Çocuğunuz uslu ve çalışkansa öğretmeniyle aranızdaki ilişkiler de tabii iyi olacaktır. Çocuk yaramaz ve ders durumu iyi değil ise bu ilişkiler gergin ve nazik hale gelebilir. Ebeveyn ve öğretmenler olarak iki tarafta da kendi yaptıklarının doğru olduklarını düşünürler. Anne baba daha baştan şunu kabul etmelidirler ki: ideal bir öğretmen öğrenci konusunda anne baba kadar duyarlı ve bu konuda daha çok çırpınan bir insandır.

Öğretmenle sıkı bir diyaloga işbirliği içine girilirse birçok şeyi halledecektir. Yeni ders yılının basında öğretmenle görüşür daha önceki yıllarda çocuğun okul hayatının nasıl geçtiğini ve çocuğun iyi ve kötü yönlerini açıkça izaha çalışırsanız en doğrusunu yapmış olursunuz.


__________________
[Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL]

Konu Laura tarafından (10.07.2013 Saat 15:37 ) değiştirilmiştir.
Jaqen isimli Üye şuanda  online konumundadır Alıntı ile Cevapla
Alt 10.07.2013, 13:32   #72 (permalink)
Root Administrator

Kullanıcıların profil bilgileri misafirlere kapatılmıştır.
Standart Cevap: Çocuk Psikolojisi ve Detaylı Açıklamalar

Korkular Yaşlarına Göre Farklılık Gösterir
Çocuklar nelerden korkar?

Çocukların korkuları yaşlarına göre farklılık gösterir. Daha küçük yaşlarda
korkuların kaynağı seslerken ilerki yaşlarda somut korkular ortaya çıkar. İşte yaşlarına göre çocukların korkuları:

2 yaş
En çok seslerle ilgili korkular söz konusu: Özellikle tren kamyon gökgürültüsü sifonun çekilmesi elektrik süpürgesinin çıkardığı sesler. Karanlık büyük eşyalar koyu renk eşyalar ve şapkalar da korku unsuru bu yaştaki çocuklar için...

2.5 yaş
Oyuncağın veya yatağın yer değiştirmesi annenin uykuya geçişte yanından ayrılması birinin yan kapıdan girmesi gibi alışagelmişin dışında yapılan hareketler çocuğu korkutabilir.

3 yaş
En çok görsel korkular; karanlık hayvan polis anne babanın gece sokağa çıkması.

4 yaş
Yine seslerle ilgili korkular özellikle motor gürültüsü. Ayrıca karanlık yabani hayvanlar annenin evden ayrılışı.

5 yaş
Fazla korkulu bir yaş değil. Daha çok görsel korkular olabilir. Ayrıca daha somut korkular düşme bir yerini incitme gibi...

6 yaş
Çok korkulu bir yaş. Özellikle seslerle ilgili. Kapı zili telefon böcek veya kuş sesi. Hayalet cadı korkusu yatak altında birinin saklanabileceği korkusu. Suateş fırtına anneyi eve gelince bulamama korkusu.

7 yaş
Karanlık bodrum tavanarası korkusu. Gölgeleri hayalet cadı gibi algılama. Okuduklarından televizyondansinemada gördüklerinden fazlasıyla etkilenmeendişelenme.

8- 9 yaş
Endişe ve korkular daha az. Sudan ve karanlıktan daha az korku. Daha gerçekçi korkular var. Mesela bir şeyi yapamamak okulda başarısızlık gibi kişisel endişeler.

çocuğunuz korktuğunda neler yapmalısınız ?

1. Korkusuna saygı gösterin.
2. Çoğu korkunun geçici olduğunu kendinize hatırlatın.
3. Tekrar ona yardımcı olmaya çalışmadan önce korktuğu durumdan makul bir süre geri çekilmesine fırsat tanıyın.
4. Korktuğu duruma tekrar alışabilmesi için ufak adımlarla ona yaklaşın (Mesela yükseklikten korkuyorsa az yüksek yerlere çıkarın. Köpekten korkuyorsa köpek yavrusunu sevdirmekle işe başlayın).
5. Çocuğunuzun nelerden korktuğunu saptamaya çalışın. Saptadığınız şeylerden onu uzak tutmaya çalışın.
6. Çocuğunuzun korkusunun yaş düzeyinde çoğu çocukta görülen korkulardan olup olmadığını test edin. Yaş düzeyinde sıkça görülen bir korkuysa geçeceğini düşünüp olayı hafife alabilirsiniz. Korkusu aşırıysa ve geçmiyorsa bir uzmana danışmanız yerinde olur.


__________________
[Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL]

Konu Laura tarafından (10.07.2013 Saat 15:37 ) değiştirilmiştir.
Jaqen isimli Üye şuanda  online konumundadır Alıntı ile Cevapla
Alt 10.07.2013, 13:40   #73 (permalink)
Root Administrator

Kullanıcıların profil bilgileri misafirlere kapatılmıştır.
Standart Cevap: Çocuk Psikolojisi ve Detaylı Açıklamalar

Çekingenlik ve Utangaçlık Bir Hastalık Mıdır?

Aşırı derecede çekingenlik utangaçlık bir psikolojik bozukluktur. Türkiyeli insanlarda ve bazı gelişmemiş ülkelerde daha fazla çekingen insan vardır. Bizim kültürümüzde “ Sessiz uysal itaatkar “ çocuk hep teşvik edilmiştir. Örneğin “ kız gibi oğlan çok sakin uysal “ lafı Anadolu da çok yaygındır.

“ Çekingen- kaçıngan kişilik bozukluğu” ve “ sosyal fobik bozukluk” başlıca iki çekingen yapıyı temsil eder. Yaklaşık toplumdan % 10 kadar insan bu sorunla karşı karşıyadır.

Çekingenlik utangaçlık ve sıkılganlığın kaynağı ; genetik “silik anne- baba modeli” otoriter ebeveynlerin varlığı aşırı koruyucu kollayıcı ve hep eleştiren anne-baba modeli En büyük nedenler aileden ve çevreden kaynaklanır.

Anne- babanın her ikisi veya biri aşırı evhamlı titiz koruyucu- kollayıcı ise ; sürekli çocuğunu “ kollamaya” “göz önünden ayırmamaya çalışır.” Yada çocuğun yaptığı işler beğenilmeyip hep eleştiriyor ve küçümseniyorsa diğer çocuklarla kıyaslanıyorsa veya çocuğa her “ yanlışında” dayak atılıyorsa bu çocuklar potansiyel çekingenliğe adaydır.

Çocuğun kendine güvenli girişimci olabilmesi için teşvik edilmesi iltifat edilmesi gerekir. Çocuğun sırtını sıvazlamakaferin demek onu motive eder. Çocuğa uygun ve kesinlikle zararlı olmayan şeylerde ona uymak ve onun tercihlerine saygı göstermek çocuğun yeteneklerinin gelişmesi için özgür ve öz denetime dayalı bir disiplin anlayışı olmalıdır. Çocukla hem oynamalı hem eğlenmeli hemde ciddi konularda ilgilenilmelidir.
Aşırı derece de çekingen ve utangaç olan çocuklar ; gençlikte de yetişkinlikte de bu sorunla iç içedir.

Çocuklar ve gençler günlük hayatta ne gibi zorlularla karşılaşırlar ?

- Öğrenci ise tahtaya kalkamaz
- Soruları bildiği halde parmak kaldırmaz
- Öğretmen kaldırıp soru sorarsa aşırı heyecanlanır yüzü kızarır ve kekelemeye başlar ve dili dolanır. Bildiği halde şaşırıp yanlışlar yapar. Çok utanır. Arkadaşlarına ve öğretmenine karşı rezil olduğunu düşünür bazen okula bile gitmek istemez.
- Bu çocuklar arkadaş edinemezler hep yalnızdırlar veya çok azının bir- iki arkadaşı vardır.
- Karşı cinsle iletişim kuramazlar.
- Yüzleri kızarır elleri titrer çok heyecan yaparlar.
- Kalabalık bir ortamda kendilerini izleniyor gibi hissedip bakışların üzerinde olduğunu zannederler. Bu nedenle bu tür ortamlarda bulunmamaya dikkat ederler. Zaruri ise o ortamın en kuytu sote yerini bulup “ gizlenmeye” çalışırlar.
- Bazı çekingen çocuklar sürekli eve kapanırlar.Bilgisayar internet başında sanal alem bağımlısı olabilirler.
- Bu gençlerin % 40 ı zamanla depresyon geçirebilirler.
- % 10-15 i alkol bağımlısı olabilirler.
- % 40 ı yaşamları boyu evlenemezler bekar kalırlar. Çünkü karşı cinsle iletişim kuramazlar ve o kız isteme törenlerinişan nikah onlara işkence gibi geldiğinden bekar kalırlar.
- Bu gençler çalışmaya başladıklarında genelde masa başı ve geride insanlarla göz göze iletişim olmayacak şekilde iş tercih ederler.
- Hak ve hukuklarını arayamazlar.
- İnsanlara hayır diyemezler.
- Güçlü etkili insanların çekim alanlarına girip onların her dediğini yapabilirler.
- Marjinal ideolojik tarikat ideolojilerine kapılabilirler.
- Kendisini tanımaya bir şehre yada ülkeye göç edebilirler.

BU DURUMDA OLAN ÇOCUKLARIMIZA NE YAPILMALI NASIL YARDIMCI OLUNMALIDIR ?

- Bu çocuklarımız eleştirilmemeli sosyal olmaya zorlanmamalı
- Çocuğu- genci anlamaya yönelik yaklaşmalı onun açılmasına yardımcı olunmalı
- Eğer hatalar varsa süratle düzeltilmeli
- Çocuğu olan ailelerle dialog arttırılarak doğal karşılanma kaynaşma sağlanmalıdır.
- Küçük sorumluluklar verilerek başarı için yüreklendirilmeli teşvik edilmelidir.
Sonuç alınmadığı durumlarda ailecek bir uzmana gidip yardım alınmalıdır. İlaç tedavisi ile psikoterapi iyi sonuç vermektedir.


__________________
[Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL]

Konu Laura tarafından (10.07.2013 Saat 15:38 ) değiştirilmiştir.
Jaqen isimli Üye şuanda  online konumundadır Alıntı ile Cevapla
Alt 10.07.2013, 13:42   #74 (permalink)
Root Administrator

Kullanıcıların profil bilgileri misafirlere kapatılmıştır.
Standart Cevap: Çocuk Psikolojisi ve Detaylı Açıklamalar

Bastırılan Kişilik

Bastırılan kişilik özgüven duygusu eksik birey kendi yaratılışını ve varoluşunu yaşamayan insanımız...
Türkiye toplumunda kendine güvenen haklarını sonuna kadar savunan direngen insanlara pek itibar edilmez fakat içten içe bir özenme gıpta ve takdir hep olmuştur... İç âlemimiz vicdanımız doğrudan yana olsa da bunu davranışlarımıza yansıtamıyoruz. Sanki bir güç bizi engelliyor adım attırmıyor dilimizi bağlıyor... "Biz" "kendimiz" olamıyoruz içimiz başka dışımız başka. Neden? Niçin?

Ülkemizde kökü çok derinlerde olan alışkanlıklar düşünce biçimleri davranış kalıpları vardır. Nesilden nesile sorgulanmadan üzerinde durulmadandüşünülmeden aktarılıp giden tutum ve davranışlar hayli fazla. Toplumun her kesiminde değişik derecelerde bunu görmek mümkündür.

Ataerkil otoriter aile yapımızda belirleyici olan aile büyükleridir. Erkeğin baskın olduğu ailede erkek kadının baskın olduğu ailede kadın aileyi yönlendirir. Burada cinsiyet çok önemli değildir. Her şartta büyüklerin haklı olduğu doğru bildiği ve uyguladığıdır. Bu nedenle onlara karşı gelmek farklı kulvarda koşmaya çalışmak aileden dışlanma nedenidir.

Ailede böyle de; okulda işyerinde kışlada partilerde sendikalarda derneklerle vakıflarda sosyal kulüplerde dinî cemaat ve gruplarda farklı mı?
Büyükler yöneticiler her şeyi ve de doğru bir şekilde bilir zihniyeti. Sağdan sola kadar bütün kesimleri içine almaktadır. Birinde sağcılık birinde solculuk adına yapılmaktadır. İkisinin de ortak noktası liderlere yönetimlere sınırsız itaattir. Ve önlerine sunulan doğruları tartışmasız kabul etmek iyi bir militanlığın ölçüsüdür.
Bundan dolayıdır ki ülkemizde her konuda bir tıkanıklık durgunluk yaşanmaktadır. Fikir üretilmemektedir. Çünkü düşüncenin önünde duvarlar vardır. Ülkemizde hâlâ düşüncelerinden dolayı "sağdan ve soldan" insanlar cezaevlerinde "sürünmektedir."

Aileler çocukları çok kitap okuduklarında "Aman çocuğum fazla okuma gözlerin bozulur yorulursun kafayı üşütürsün!" telkinini yapmaktadırlar. Resmi görüşlere ve genel kabullere aykırı düşünce ve davranışlar geliştirildiğinde; buna en başta aileler karşı çıkmakta ve çocuklarını boyun eğmeye zorlamakta "Aman evladım bu ülkeyi sen mi kurtaracaksın? Boşver el âleme neyse sana da o dur" şeklinde pasifleştirme operasyonunu başlatmaktadırlar.

Böylece bireylerde sağlıklı kişilik kendine güven duygusu olmamaktadır. Bu duygusu olmayan bireyler bu güveni sağlamak için değişik grupların içine girdiklerini o grupların en "gözde" elemanları oldukları "kuraldan fazla kuralcı" kesildiklerinde bilinmektedir. Çünkü içindeki hastalıktan dolayı tutunacak bir dal ararlar ait oldukları grubun değerleri ile kişilik ve kimlik kazanırlar. Her türlü telkine ve yönlendirmeye açık olurlar.

Ülkede hakim olan resmi ideoloji ve onun vasıtasıyla egemenliğini sürdüren hakim güçler de sürekli olarak vatandaşları itaate davet etmektedir. Kendi belirlediği çerçeveyi aşanları komünist faşist bölücü dinci irticacı gibi sıfatlarla toplum dışına atmakta ve şaibeli vatandaş sınıfına sokmaktadır. Sosyalsiyasal ekonomik abluka altına almaktadır. Oysa uzun vadede hakim güçlerin de bunda faydası yoktur.

Ülkemizde bunca haksızlığa adâletsizliğe zulme dayağa işkenceye kötü muameleye karşı hepimizin sergilediği duyarsız tavır içler acısıdır. "Ateş düştüğü yeri yakmaktadır." "Bana dokunmayan yılan bin yaşasın" felsefesi yaygındır.

Toplumsal olarak felç olmuş gibiyiz her tarafımıza iğneler batırılmakta kesilmekte fakat bizden hiçbir tepki çıkmamaktadır. Çünkü beynimize düşüncelerimize prangalar vurulmuştur. Tepki verecek merkezler baskı altına alınmıştır. Kanatılmış felç edilmiştir.

Ülkenin geniş sosyal ekonomik coğrafi kültürel hayatı maalesef çağa ayak uyduramamaktadır. Devlet sivil askeri bürokrasi de beton bir duvar gibi halkın önünde durmaktadır. "Utanç duvarı gibi" bu "beton duvara" balyozla vurduğumuz gün kişiliğimizi kendimizi bulduğumuz gün olacaktır.

Ülkemizde gerçek aydınlık ve barış olacaktır. Herkes çekinmeden kendini ortaya koyacak tartışacak ama kavga etmeyecek bir başkasını zorlamayacaktır. Haklı bulunan fikirler alınıp istifade edilecektir.

Yanlışlıklar haksızlıklar aza inecek; tepkilerden dolayı insanlar daha ölçülü ve insaflı davranacaktır. Yönetim açık ve şeffaf olacaktır. En önemlisi devlet milletin emrinde ve hizmetinde olacaktır. Millet sözde değil özde efendi olacaktır.

__________________
[Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL]

Konu Laura tarafından (10.07.2013 Saat 15:38 ) değiştirilmiştir.
Jaqen isimli Üye şuanda  online konumundadır Alıntı ile Cevapla
Alt 10.07.2013, 13:44   #75 (permalink)
Root Administrator

Kullanıcıların profil bilgileri misafirlere kapatılmıştır.
Standart Cevap: Çocuk Psikolojisi ve Detaylı Açıklamalar

Anksiyete Bozuklukları

Anksiyeteher insan tarafından bazı durumlarda yaşanan bir duygudur.Türkçe de"kaygıbunaltıiç sıkıntısıstres"gibi sözcüklerle anlatılmaya çalışılmıştır;fakat"korkuendişe bunalım"gibi duyguları da kapsamaktadır.

Anksiyetenin amacıyaşamı uyumlu ve dengeli sürdürmektir;tehlikelibilinmeyenyeni uyaranlardan organizmayı sakınmakonlarla başa çıkmakonlara karşı koymak ya da o uyarıdan kaçmaktır.İnsanın gerek bireysel gerekse toplumsal adaptasyonu için belli dozlarda anksiyete gereklidir.Anksiyeteya içerel (intrapsişik) ya da dış çevreden kaynaklanan bir tehliketehlike ihtimali veya kişi tarafından tehlikeli olarak algılananyorumlanan herhangi bir durum karşısında yaşanan bir duygu durumudur.

Kişikendini bir çeşit alarm durumunda ve sanki kötü bir şey olacakmış gibi bir duygu içinde hisseder.Bir yere kadar sağlıklı olan anksiyetebir yerden sonra kişininaile ve sosyal aktivitelerinikişiler arası ilişkilerinizi olumsuz etkilemeye başlar;kişide ruhsal problemler doğuran bir duygu olarak karşımıza çıkar.Anksiyetebirbiriyle uyumlu bir ilişki içinde ve bir bütün halinde çalışan bir çok alt sistemi etkilerkenyaklaşan tehlikeleri haber verereksinir sisteminin tüm birimlerini(santralotonom periferik sinir sistemlerini ve endokrin sistemi)en üst düzeyde uyarırharekete geçirir ve böylece kişiye kendisini koruma fırsatı verir.
Patolojik anksiyete:

Normal anksiyetenin ötesindeanksiyete"bir hastalık belirtisi" olarak karşımıza çıkabilir.
Patolojik anksiyetebelli bir uyarana karşısüresi ve şiddeti bakımından uygun olmayan bir yanıttır.

Patolojik anksiyete."anksiyete bozuklukları"başlığı altında toplanan bozuklukların yanı sıra diğer pek çok psikolojik hastalıkta da bir belirti olarak bulunur .diğer yandansantral sinir sistemini ya da diğer sistemleri etkileyen bir organik bozukluğun belirtisi de olabilir.Aksiyete belirtileri çoğu kez temporo limbikhipotalamo-hipofizer tiroit arkının uyarılarak harekete geçirilmesi sonucu ortaya çıkarlar.Böylecesantral ve periferik sinir sistemi ile otonom sinir sistemi ve nörü-psikoendokrin sistemi bir bütün olarakkendine yönelen tehdide karşı savunan ve de saldırı durumuna geçmiş olur.Bu sistemlerin harekete geçişinde başlıca nörotransmitterler(noradrenalinserotonin.GABA ve muhtemelen diğerleri)rol oynar.

Anksiyetenin oluş nedenleri:
1.Psikanalitik görüşe göre:
Son yıllara kadar anksiyete bozuklukları Freudyen kuramlarla açıklanıyordu.Biyolojik çalışmalar ve diğer kuramlar ortaya atılınca psikanalitik açıklamalar yetersiz kaldı.Freud'a göre iç çatışma;benlikalt benlik veya benliküst benlik arasında oluşmaktadır.

Alt benliğe ait dürtü ve isteklere karşı denge kurmaya çalışan benlik bir nedenle zayıflar ya da bilinç dışı dürtülerin gücü artarsa benlik alt benlik arasında çatışma ortaya çıkar.çatışma benliğin dürtüler karşısında çözüm bulamadığınıbaş edemediğini gösterir;bir tehlike olarak algılanır.Bunaltı(aksiyete) benlikte bir tehlikenin habercisibir alarm işaretidir.Anksiyetebenliğin homeostatik işlevi olan ve tehlikeyi algılayan bir tepkisidir.psikolojik kuramda bilinç dışı dürtüleryasak cinsel ya da saldırgan dürtülerdir

Çatışma durumundaki anksiyeteye karşı benliğin savunma mekanizmaları harekete geçer.yer değiştirme mekanizmasıanksiyetenin belli bir nesneye ya da duruma bağlanmasını sağlar;böylece fobi oluşur.kişifobik durumdan kaçınabildikçe kendini rahat hissedecektir.

Psikanalitik açıdan bunaltıya karşı savunmalar yetersiz kalınca açık bunaltı görülür.Bunaltı kaynağına göre yedi türe ayırabilir.
1-Süperego anksiyetesi(Toplumsal değerler vs)
2-İğdişlik(kastrasyon)
3-Ayrılma(seperasyon)
4-İd bunaltısı(alt benlik)
5-Sevgiyi yitirme anksiyetesi.
6-Kötülük görme anksiyetesi.
7-Çözülme bunaltısı.

2-Öğrenme Kuramlarına göre
Bu kurama göreanksiyeteöğrenilmiş bir süreçtir ve açlıkcinsellik gibi biyolojik kökenli birincil dürtüler yanındayine insanı güdüleyici bir güç olarak görev yapan ikincil bir dürtüdür

Öğrenme kuramlarıözellikele fobileri açıklamakta onay görmüştür."koşullu refleks teorisi"ne göre deanksiete"tehlikeli dış uyarılara karşı organizmanın şartsız cevabı"olarak açıklanmaktadır.

3Bilişsel(kognitif)yaklaşımlara göre:
Bu yaklaşımdaanksiyete nedeni olayların kendisi değilkişilerin beklentileridirbu olayları nasıl ve ne şekilde algılayıp yorumladığıdır.kişiler bazı ipuçlarıyla karşılaştıklarındazararı ve tehlikeyi beklemeyi öğrenebilirler.Bu öğrenme gözlemleyerek bilgilendirilme ya da tepkisel koşullanma yoluyla gerçekleşir.Zarar beklentisiyle orantılı olarak aksiyete ortaya çıkarBu nedenle bireyin herhangi bir olayı ilk değerlendirmesi önemlidir.Bu değerlendirme tehlike ve zarar içeriyorsakişinin bununla başa çıkma konusunda gösterdiği başarılarıortaya çıkarabilecek anksiyete konusunda olumlu ya da olumsuz rol oynamaktadır..Bu nedenle mantık dışı bilgilerbilişler ya da korku uyandıran benlik yönergeleri anksiyete gelişiminde olumsuz rol oynarlar.

Günlük yaşamımızda her birimiz çeşitli tehlikelerle yüz yüze kalırız.Ancak ne zaman ki kişi bu durumları diğerinden farklı ve olumsuz olarak algılarişte o zaman anksiyete programı kendiliğinden işlemeye başlar:

_Otonomik uyarılabilirlikte değişikliklerkavga ya da kaçışa hazırlık durumu oluşur.
_Kişinin olağan davranışı durur.

_Kişimuhtemel çevresel tehlikelere karşı tedbir alabilmek için çevreyi seçici olarak taramaya başlar.
Bilişsel modelde iki ayrı düşünce bozukluğuna rastlanır:

A)Olumsuznegatif düşünceler:
Örneğin;Bir toplumda konuştuğunda anksiyete yaşayan kişi"Acaba konuştuklarımdan sıkılıp can sıkıcı birisi olduğumu düşünürler mi?.ya da Anlattıklarımı beğenmez ve aptalca şeylerden bahsettiğimi düşünürler mi?şeklinde olumsuz düşünceler geliştirebilir.

B)Disfonksiyonel varsayım:
Kişiyi rahatsız eden kesin düşünce ve inançlardır.
Anksiyete bozukluklarında gözlenen bilişsel çarpıtmalar dört ana başlıkla toplanabilir:

a)Onaylama duygusuyla ilgili olanlar.
b)Yetersizlik duygusuyla ilgili olanlar.
c)Denetim duygusuyla ilgili olanlar.
d)Anksiyete duygusuyla ilgili olanlar.

4.Varoluşçu yaklaşımlara göre:
Varoluşçulara göre"insan doğduğununyaşadığının ve öleceğinin farkında olan ve de farkında olduğunun farkında olan tek canlıdır;varoluşun dinamiği dünyaya gelmekledünyada olmakla başlar;varoluşa atıldığında bomboştur ve düşünerek kendini bulurkendi varlığını yaratır;kendini nasıl anlıyorsakişiliğinin nasıl olmasını istiyorsa o olacaktır.

İnsanın varoluşu onun hissettiği bir şeydir.o kendini bilen bir varoluştur.kendisi yoksa hiçbir şey yoktur.

O zaman kişi şöyle düşünebilir:"Mademki farkına vardığım şey sadece bana aittiröyleyse onun ne olacağı benim elimdediryani nasıl istersem öyle yaparımGörüldüğü gibisöz konusu olan sonsuz bir özgürlüktür.Dolayısıyla hayatın anlamını oluşturma sorumluluğugerçekte kişinin kendisine ait olan oluşumdur.yani yaşamın anlamıbizim ona verdiğimiz anlamdır.işte özgür olmakişiye yaşamın anlamını verme sorumluluğu getirir.Bunun farkına varma isejean paul sartre'a göre anksiyete demektir ve insanın varoluşunun temelinde bulunur.

5)Anksiyetenin biyolojik kökenleri:
a)kalıtım:
Anksiyete bozukluklarında kalıtım gittikçe önem kazanmaktadır.panik bozukluğu gibi anksiyetenin yoğun yaşandığı durumlarda birinci derece akrabalarda panik nöbetininmajör depresyonun ve alkolizimin daha sık görüldüğü bilinmektedir.Eş zamanlı hastalanma oranının tek yumurta ikizlerinde % 4-9 arasından olduğu bilinmektedir.Birinci derece akrabalıklarda anksiyete bozukluğu olasılığı yüzde 15-18 arasında ikenikinci derecede akrabalarda yüzde 6'dır.Anksiyete bozukluklarında aşırı bir otonom sinir sisteminin kalıtsal olarak geçtiği ve çevredeki koşullarda da hastalık belirtilerinin oluştuğu düşünülmektedir.

b)Biyokimyasal nedenler:
Son yıllarda anksiyete bozukluklarında depresyon giderici ilaçlarınbeta blokörlerindiazem türü ilaçlarınMAO inhibitörlerinin etkin olduğu görüldükçe bu alanda biyokimyasal araştırmalar hızlanmıştır.

Spontan panik nöbetleri geçiren insanlarındamar içi sodyum laktat verildiğinde deneysel olarak panik nöbetleri ortaya çıkarılabilmektedir.
Panik nöbetleri geçirenlerde beynin para hippokampal bölgesindelokus seruleusta beta adrenerjik dizgenin etkilendiğinde kalıtımla gelen bir bozukluğun olduğu;merkezi kemo reseptörlerde aşırı bir duyarlığın varlığı öne sürülmüştür.

Sonuç olarak;aksiyete bozukluklarının nedenlerini tek bir kuruma dayandırmak yanlış olur.Bütün kuramların biyolojik etkenlerle birlikte işlediği görüşü daha yaygınlaşmaktadır.fakat bazı hastalarda bazı etkenler daha baskın olabilmektedir.

Psikolojik-somatik belirtileri:
Tablo 1:
Anksiyetenin başlıca semptomları
Psikolojik
Anksiyete
Dehşet
Kaygı
Korku
Aşırı endişe
İnsomini(Uykuya dalamama)
İrritabilite(Aşırı huzursuzluk)
Obsesyon(Takıntı)
Kompulsiyon(Takıntının eyleme dönüşmesi)
Depersonalizasyon(Parcalanma hissi
Fobiler(Gerçeği uygulayamama)
Zihinde evirip çevirmek
Panik
· Somatik
Tremor(Titreme)
Terleme
Çarpıntı
Baş dönmesi
İdrara sık çıkma
Barsak hipermotilitesi
Hiperventilasyon(sıksık nefes alıp verememe)
Kas_iskelet ağrısı
Ağız kuruluğu
Kas gerginliği
Huzursuzluktezcanlılık
Titreklik
Senkop(Bayılma)
Göğüste sıkışma hissi
Nefes darlığı
Parestezi(Uyumalar)
Başağrısı
Vertigo(Baş dönmesi)
Kuvvetsizlik
Son yıllarda sıkça söz edilen panik ataklar sırasında ortaya çıkabilen belirtiler:
Tablo 2:

Panik ataklar sırasında ortaya çıkabilecek semptomlar.
Dispene ya da boğulma hissi (Nefes darlığı)
Baş dönmesidüşecek ya da bayılacak gibi olma.
Palpitasyon ya da taşikardi.
Titreme ya da sarsılma.
Terleme.
Soluğun kesilmesi.
Bulantı ya da karın ağrısı.
Uyuşma ya da karıncalanma(Parestezirler)
Kızarma(Ateş basması)ya da ürperme.
Göğüs ağrısı ya da ğöğüste sıkışma hissi.
Ölüm korkusu.
Çıldıracağı ya da elinde olmadan bir şeyler yapacağı korkusu.
Panik atakların en sık görüldüğü anksiyete bozukluğu"panik bozukluktur"panik hastaları yaşadıklarını" kalp krizi geçirmekaklını yitirmekkontrolünü kaybetmeko anda ölmek" şeklinde tanımlamaktadırlar.Nöbet geldiğinde hemen acil ünitelerine koşulurEKG ve diğer tıbbi tahliller yaptırılır;fakat organik bir şey saptanmaz.Doktor doktor dolaşılıren son aşamada psikiyatriste başvurulur.psikiyatri dışı hekimlerin bu hastaları öncelikle psikiyatriste göndermeleri önemlidir.çünkünöbetler sırasında yaşanan korkuludehşet dolu dakikalar tekrarlanır kaygısıyla hastalar zamanla yalnız başına bir yere gidememeyevasıtalara binememeyesürekli kendilerini dinlemeye başlar.Her an kötü bir şey yaşayacakları endişesiyle kendilerini en rahat hissettikleri ortamdan ayrılmamaya dikkat ederler

Yanlarında ilaçsutansiyon alet vstaşımaya başlarlarişlerine gidemezçalışamaz hale gelirler.Ciddi meslekisosyal fonksiyon kayıpları olur.Ekonomik zararlar ve zamanla depresyon gelişebilmektedir.Bu nedenle panik atakla psikiyatri dışı bir hekime başvuran hastanın fiziksel muayenesi ve tetikleri normal çıkıyorsa:"Bir şeyin yokpsikolojik takma kafana"lafını kesinlikle etmemek"senin sorunun psikiyatrik"deyip yönlendirmek gerekmektedir.

Tablo 3:
Anksiyetenin görüldüğü psikiyatrik bozukluklar ve organik nedenli aksiyete sendromları:

Psikiyatrik bozukluklar Toksik durumlar
Depresyon Alkol ve ilaç kesilmesi(Zehirlenme durumları)
Mani Amfetamin
Şizofreni Kokain
Atipik psikozlar Marijuana
Pre_senil ve senildemnaslar Kannabis
Akut kronik beyin sendromları Hallusinojenler
İlaç ve alkol bağımlıkları Nikotin
İlaç ve alkol yoksunluk durumları Kafein
İlaç kötü kullanımı Teofilin
(özellikle kafein ve amfetamin) Amly nitrite
Solvent kötü kullanımı Antikolinerjikler
NÖROLOJİK BOZUKLUKLAR Sempatomimetik ajanlar
Serebral neoplazi Vazopresör ajanlar
Serebral travma ve Antihipertansiflerin kesilmesi
Post-tıravmatik sendromlar Sülfamidler
Serebrovasküler hastalıklar Penisilin
Subaraknoid hemoroji Aspirin intoleransı
Migren Civa
Meniere hastalığı Arsenik
Ensefalit Fosfor
Serebral sifilis Organik fosfatlar
Multipl skleroz Karbon diülfid
Wilson hastalığı Benzen
Huntington hastalığı Epilepsi ENDOKRİN BOZUKLUKLAR
Addison hastalığı

KARDİVASKÜLER BOZUKLUKLAR
Anemi Karsinoid sendromu

Anjina Pektoris/Miyokard enfarktüsü Hipertiroidi
Konjestif kalp yetmezliği Hipoparatiroidi
Hiperaktif B_adrenerjik durumu Hipoglisemi
Hipertansiyon Diabet
Mitral valf prolapsı İnsulinoma
Proksismal atrial taşikardi Feokromositoma
Kardiyak distrimitler Menapozal
Premenstrual
Viriliz PULMONERBOZUKLUKLAR(AKCİĞER) VİTAMİN EKSİKLİKLERİ
Astım B12 eksikliği

Pulmoner emboli Niacin(nikotinik asit) eksikliğiallegra

Pulmoner ödem DİĞER DURUMLAR

Akut repiratuar distres Sistemik maliniteler

Hiperventilasyon sendromu Sistemik enfeksiyonlar

SİSTEMİK HİPOKSİT DURUMLAR Enfeksiyöz mononükleoz

Kardiovasküler hastalıklar Anafilaksi

Pulmoner yetmezlik Elektrolit denge bozukluğu

Anemi Posthepatit sendromu

ENFAMATUAR BOZUKLUKLAR Porfiri
Sistemik lupus eritematosus Üremi

Romatid artrit

Poliarteritis nodoza
Temporal arteriti
Anksiyete bozukluklarında hangi hastalıklar yer alır?
Genelleşmiş anksiyete bozukluğu
Agorafobili panik bozukluk.
Agorafobisiz panik bozukluk
Agorafobi.
Özgül fobiler.
Sosyal fobi.
Obsesif-kompolsif bozukluk(saplantı-takıntılar)
Akut stres bozukluğu.

Anksiyete bozukluklarında tedavi:
Tedavide ilaç ve psikoterapi kullanılmaktadır.Bugün en etkin ve yaygın kullanılan ilaçlar antideprasanlardır.Tirisiklik antideprasanlar ve selektif serotonin geri alım inhibitörleri(SSRI) noradrenalin ve serotonin geri alım inhibitorleri(SNRI)NASSA gibiMAO inhibtörleri yaygın olarak kullanılmaktadır.

Kısa süreyardımcı ilaç olarak;benzodiazepin gurubu ve betablokerler de tercih edilmektedir.Ayrıca davranışçı ve bilişsel terapiler bugün için en tercih edilen terapi şekilleridir.


__________________
[Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL]

Konu Laura tarafından (10.07.2013 Saat 15:39 ) değiştirilmiştir.
Jaqen isimli Üye şuanda  online konumundadır Alıntı ile Cevapla
Alt 13.11.2013, 05:51   #76 (permalink)
Aktif Üye
Kullanıcıların profil bilgileri misafirlere kapatılmıştır.
Standart Cevap: Çocuk Psikolojisi ve Detaylı Açıklamalar

Çok güzel bi sayfa olmuş kızlar ellerinize saglık

cananyakut isimli Üye şimdilik offline konumundadır Alıntı ile Cevapla
Alt 30.11.2013, 16:59   #77 (permalink)
Yeni Üye
Kullanıcıların profil bilgileri misafirlere kapatılmıştır.
Standart Cevap: Çocuk Psikolojisi ve Detaylı Açıklamalar

Arkadaşlar, beyin dalgalarının görüntülenmesi ile dikkat eksikliği tanısının konulması hakkında bir makale buldum:

2013 senesindeki teknolojik gelişmeler ile, beyinde dikkatin bilişsel fonksiyonlarını yöneten ilgili bölgenin nasıl çalıştığını öğrenebiliyoruz. 30 dakikalık beyin dalgalarının görüntülenmesi sonrasında, dikkat eksikliğinin varlığını kesin olarak tespit edilebilmektedir. Beyin dalgalarının görüntülenmesi ile dikkat eksikliği tanısının konulması 15 Temmuz 2013 günü Amerika USA FDA tarafından resmi olarak onaylanan görüntüleme, tanı ve tedavi yöntemidir.
[Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL] ve Hiperaktivite Bozukluğu tanısı, özellikle çocuk ve ergenlerde, uzman çocuk psikiyatrisi ve ergen psikiyatristi tarafından konulmalı ve tedavisi ilgili uzman doktor tarafından düzenlenmelidir. Amerikan Pediatri Birliği’nin Aralık 2011’de yayınladığı DEHB Tedavi Kılavuzunda, tanı ve tedavi uygulamasının 4 yaşından itibaren başlatılması gerekliliği ön planda tutulmaktadır. Zira çocuk çağında 4 yaşından itibaren bu rahatsızlığın tanısının konması mümkün olduğu gibi, tedavi konusunda izlenecek yeni ve farklı birçok alternatifler gelişmektedir. Çocuğun dikkat düzeyi ve dikkat derinliği, öğrenme sürecinde çok önemlidir. Çevresinden doğru mesajları alması, bu mesajları doğru yorumlaması ve öğrenme sürecinde bu mesajları kullanması için, dikkat süreci eksiksiz çalışmalıdır. Eğer aile çocuğunda dikkat eksikliği sorunu olduğunu fark etmez ya da gerekli tedaviyi doğru uzmanlardan almaz ise, çocukta okul eğitim-öğretim sisteminde anaokulundan itibaren akademik sorunlar yaşanabilir.

kaynak: [Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL]

boritta isimli Üye şimdilik offline konumundadır Alıntı ile Cevapla
Alt 11.03.2014, 22:10   #78 (permalink)

Kullanıcıların profil bilgileri misafirlere kapatılmıştır.
Arrow Çocuklarda Psikolojik Sorunlar

Çocuklarda Psikolojik Sorunlar

KORKULAR
Bilinmeyen şeyler korkutucudur. Özellikle anne babadan ayrı kalmak küçük yaşlarda çocukta korku yaratır. Anne babalar bilmeyerek çocuklarında korkular oluştururlar. Anne çocuğunun yaramazlık yapmasını engellemek için "yaramazlık yaparsan bırakır giderim", "seni dilenciye veririm" şeklinde korkutmaya çalışır. Çocuklar için en dayanılmaz korku anne babadan ayrı kalmaktır. 4 ile 6 yaş arasında korkular çok fazladır.
Çocuklar anne babalarının veya büyüklerinin uslu dursunlar diye uydurdukları şeylerin gerçek olduğuna inanırlar. Büyükler korkuyu bir disiplin aracı olarak kullanmaktadırlar. Anne babalar veya büyükler yaramazlık yapan, uyumayan çocuğu "öcü gelir" diye korkuturlar. Ancak bu kolay bir yoldur. Çünkü bunu duyan çocuğun hemen sesi kesilmektedir. Hatta korkutmanın dövmekten daha fazla yaptırım gücü vardır. Özellikle doktorla korkutulan çocuklar hastalandıklarında anne baba çok zorlanır. Yemeğini yemeyen çocuğa "şimdi ilaç veririm" şeklinde yapılan korkutma ise ilaç alması gerektiğinde aşılmaz sorunlar yaratır. Örneğin, iğneci veya hemşireyle korkutulan çocuklar aşı olacaklarında çok korkarlar, tepki gösterirler. Bir başka sorun yaratan korku da sünnetçi korkusudur.
En küçük şeyden korkan, paniğe kapılan, kendine güvenini kaybeden anne babaların çocukları da onlara benzerler. Anne bazen çocukların peşinde "aman düşecek", "hastalanacak", "dayak yiyecek" şeklinde düşüncelerle çocuğu kısıtlar, engeller, aşırı koruyucu, kollayıcı tutuma girer. Çocuğu çevrenin, insanların tehlikeli olduğuna inandırır. Çocuk fazla korunduğu için beceriksiz ve pısırık hale gelir.
Bazen de korkutma Tanrı'yı işin içine karıştırarak olur: "Tanrı seni cezalandıracak" gibi sözler, çocuk Tanrı'yı kafasında nasıl canlandıracağını bilmediği için, onda daha fazla korku geliştirir.
Bir de duruma bağlı olan korkular vardır. Örneğin eve hırsız girmesi, çocuğun kaza geçirmesi gibi durumlar, çocukta korku durumları ortaya çıkarır. Böyle durumlarda çocuğun korkusu dinlenilmeli, ciddiye alınmalıdır. Annenin aşırı koruyucu ve kollayıcı tutumundan vazgeçebilmesi için bir çocuk psikoloğundan yardım alınmalıdır.

GECE KORKULARI
4-6 yaşları arasında çocuklar korkulu rüyalar görürler. Bu gibi durumlarda çocuk anne babanın odasına gelir ve onlarla yatmak ister. Bu durumda çocuğu azarlamak, kızmak sakıncalıdır. Çocuğu alıp odasına götürmek ve dalıncaya kadar birlikte kalmak onu sakinleştirmeye çalışmak gördüklerinin gerçek olmadığını anlatmak uygun olacaktır.
Çocuk anne babanın cinsel ilişkisine tanık olmuş ise, bunu annesinin saldırıya uğraması şeklinde yorumlayabilir. Bu olaydan dolayı ya annesini korumak için ya da bu olayın yeniden olmaması için annesiyle yatmak ister. Uykuya dalmak istemez ya da anne babanın büyük kavgalarına şahit olmuş çocukta "eğer uyursam yine kavga ederler, ben Önleyemem" şeklinde birdüşünce gelişir. Böyle durumlarda çocuğa kızmamak uykuya
dalıncaya kadaryanında yatmak, sakin ve sevecen davranmak uygundur.

OKUL KORKUSU
Bu sorun, çocuk ilkokula başladığında ortaya çıkabileceği gibi okulun herhangi bir döneminde de görülebilir. Hatta yuvaya başlayan çocuklarda da görülür. Çocuk anneye âdeta yapışır, onu bir türlü bırakmak istemez, ağlar, hırçınlasın Annenin yanında kalmasını İstediğinden anne günlerce, sınıfta çocuğun yanında oturur.
Ya da çocuk birden bire okula gitmek istemez; zorlanırsa, midesi bulanır, kusar, zorlamalara direnir. Yoldan veya okuldan döner gelir. Neşesizleşir, uykusu bozulur, iştahı kesilir. Ödevlere ilgisi kalmaz. Her sabah somatik bir belirti ortaya çıkartır. Örneğin, başı, karnı ağrır veya bulantısı olur, ateşi yükselir, hatta kusar. Evde rahattır. Ağır vakalarda ise çocuk evde bile huzursuzdur. Bunun kaynağı genellikle anneden ayrılma korkusudur. Okul korkusu görülen çocuklar genellikle uslu, sessiz, uyumlu, anneye aşırı bağımlıdırlar. Böyle durumlarda dayak ve korkutmalar sonuç vermez. Bu korku ortaokulda, lisede de görülebilir.
Anne babalar okul korkusu gösteren çocuğu okuldan uzak tutmamalıdırlar. Evde kalış uzadıkça okula dönüş güçleşir. Anne baba kararlı ve tutarlı davranmaya çalışmalıdır. Öğretmene durum anlatılmalı, işbirliği sağlanmalıdır. Çocuk sınıfa girmese de okula gitmeli, bahçede dolaşmalıdır. Çocuğun korkusu ciddiye alınmalıdır. Okula götürülmesi çözümün yarısı demektir. Birkaç günde düzelmiyorsa, gecikmeden bir psikologa gidilmelidir.

KEKEMELİK
Kekemelik, ses, hece ve sözcüklerin tekrarı, uzatılması ya da konuşmanın akışını kesen, duraklamalar şeklinde ortaya çıkan, bir konuşma bozukluğudur. Psikolojik sorunlar yoğun olduğunda ve stresli ortamlarda artar. Konuşma hızı yavaş veya hızlı olabilir. Şarkı söylerken ve şiir okurken görülmez. Ağır durumlarda vücut, el kol hareketleri konuşmaya eşlik eder.
Genellikle 12 yaşından önce, çoğunlukla da 2-7 yaşları arasında başlar. Belli bir yaşa kadar düzgün konuşan çocuk birden tutulur. Önceleri belli sözcüklerde, daha sonra her sözcükte takılır. Kekemelere uygulanan fiziki tekniklerde konuşma ile ilgili organlarda bozukluk saptanamamıştır.
Kekemelik genellikle erkek çocuklarda, kızlardan dört-beş kat fazla görülmektedir. Kekeleyen çocuğun aile üyeleri ve yakınları arasında da kekemeliğe rastlama olasılığı yüksektir. Oluş nedeni tam olarak bilinmemektedir. Çok etkenli bir bozukluktur. Ailesel, genetik bir yatkınlıktan bahsedilmektedir. Bazı anne babalar çocuğa küçük yaşta düzen, temizlik ve terbiye konularında katı disiplin uygulamışlardır. Bu anne babanın çocuktan beklentileri çok yüksektir. Çocuğu aşırı denetim altında tutarlar. Konuşmasına sürekli müdahale ederler. Lütfen siz konuşmasını istemezler. Bu durumun çocuğun konuşmasını engelleyebildiği ve konuşmada duraksamalara sebep olabildiği ifade edilmektedir.
Bir başka görüş de konuşmanın beyinde yetersiz lateralize olduğu; daha çok her iki hemisferde de temsil edilişinden ortaya çıktığı şeklindedir.
Kekemeliği başlatan en büyük nedenin korku olduğunu belirtebiliriz.
Kekemelik çocuğun toplumsal uyumunu aksatır. Konuşmaktan çekinir, kekeleyeceği korkusuna devamlı sahiptir. Çekingenlik, utangaçlık, güvensizlik gibi ek belirtiler gelişir. Bu durum çocuğun arkadaş ilişkilerini ve okul başarısını etkiler.
2-3,5 yaşlar arasında başlayan kekemelik genellikle geçicidir. Bu yaşlarda çocukta düşünme hızı konuşma hızını geçtiğinden ya da yetersiz konuşma ile düşünce ifade edilemediğinden fizyolojik kekemelik ortaya çıkar. Erken yaşta başlayan geçici kekemelik durumunda aile çocuğa düzgün konuşması için baskı yapmamalı, çocuğun konuşmasına dikkat çekilmemelidir.
Hafif vakalarda düzelme % 50 ile % 80 arasındadır. Ergenlik döneminde geçebileceğini vurgulayan araştırmalar vardır.
Anne babanın dayaktan, korkutucu tepkilerden sakınması uygun olur. Aile çocuğun konuşmasına sürekli karışmalar ve düzeltmeler yapmamalıdır. Anne baba sabırsız ve üzgün bir tavır içine girmemelidir. Çocuğun tedirginliğini azaltıcı önlemler almalı, aşırı titiz, düzenli, denetimci ve kuralcı tutum gevşetilmelidir.
Kekemelik başlar başlamaz bir psikoloji merkezine gidilmesi uygun olur. Çocuğun ruhsal sorunlarının çözülmesi, kekemeliğin yer etmeden geçmesini sağlayabilir. Kekemelik tedavisinde amaç, kekemelikle birlikte çocuğun ruhsal durumunun da düzeltilmesidir. Yani tedavinin büyük ölçüde amacı benlik saygısının korunmasıdır.
Konuşma tedavisi, uzmanları tarafından yapılmalıdır. Altı-yedi yaşından büyük çocuklar bu tedaviden kolay yararlanırlar.

TİKLER
Kaslarda beliren, irade dışı aralıklı kasılmalardır, En çok yüz kaslarında görülür. Tik yer ve biçim değiştirebilir. Örneğin, göz kırpma, baş sallama gibi. 6-7 yaşlarında sık görülür.
Tik erkek çocuklarında daha çok görülen bir gerginlik belirtisidir. Genel gerginliğin, belli bir kasın kasılmasıyla dışarı vurulması olarak yorumlanır. Kekemelik gibi tikler de çocuğun duygusal durumuyla ilişkilidirler. Ortaya çıkışı, aşırı korku, heyecan ve ürkme yaratan olayları izler. Sık olarak altı yaşından sonra başlarlar. Tikin ortaya çıktığı çocuklar, genellikle tedirgin, kaygılı ve gergindirler. Genellikle bu çocukların anne babalarında titiz, kuralcı kişilik özellikleri gözlenebilmektedir.
Çocuğun yorgun, heyecanlı, sıkıntılı olduğu durumlarda ortaya çıkan tiklere, çocuğun dikkati çekilmelidir. Tiklerin çoğu geçicidir. Tik görülür görülmez, vakit geçirmeden bir çocuk psikologuna danışmak yararlı olur. Böyle durumlarda çocuğu tedirgin eden nedenlerin bulunması ve durumun düzeltilmesi gereklidir..

YATAĞINI ISLATMA (ENÜREZİS)
Tekrarlayıcı nitelik taşıyan, istem dışı işemedir. Çocuklar 3-5 yaşlan arasında idrarı kontrol edebilecek biyolojik olgunluğa erişir. Bu yaşlardan sonra ayda en az iki kez yatağını veya altını ıslatması bir sorun olarak değerlendirilmekte ve tedaviye gerek duyulmaktadır. Tuvalet kontrolü uygun eğitimle kazanılır. Altını ıslatma bebekliğinden beri sürüyorsa birincil, en az bir yıl kontrol edebildikten sonra başlamışsa ikincil adı verilir. Tek başına olabildiği gibi başka sorunlarla birlikte de görülebilir.
Toplumumuzda çok sık rastlanılan bir psikolojik şikâyettir. Erkek çocuklarda daha sık görülmektedir. Altını ıslatan çocuklarda ailesel bir yatkınlıktan söz edebiliriz. Araştırmalarda bu çocukların birinci derece akrabalarında da % 70 oranında altına işeme şikâyeti görülür. Erken başlatılan, kusurlu tuvalet eğitimi, kardeş doğumu, ailedeki ölüm, ayrılık, hastalık gibi duygusal durumlar okut sorunları veya aşın koruyucu aile tutumu tuvalet eğitimim geciktirir.
Altını ıslatmada bedensel hastalıkların rolü çok azdır.
Altını ıslatanlar da uyku derindir, işeme devam ettikçe anne ile ilişkiler bozulur. Bu çocuklarda epileptik bir durum olup olmadığı incelenmelidir.
Altını ıslatmanın organik, biyolojik bir nedenden dolayı olmadığı anlaşıldıktan sonra psikolojik tedavi başlar. Anne babanın sabırlı ve anlayışlı yaklaşımı sorunun kısa sürede çözülmesini sağlar. Azarlanıp ayıplanan çocuklarda aşağılık duygusu gelişir. Sertlik ve utandırıcı cezalar işe yaramaz. Akşamlan sulu besinlerin kesilmesi sonuç vermeyen bir önlemdir.
Bu çocukların tedavi edilmeleri sonucu kısır kalacakları veya erkekliklerini Kaybedecekleri düşüncesi kesinlikle yanlıştır. Altını ıslatmanın sünnetle, ergenlikle, askere gitmekle veya evlenmekle ortadan kalkacağı gibi fikirlerin temeli yoktur. Çocuk bir psikoloji merkezine götürülmelidir. Bu merkezlerde psikolojik yardım ve davranışçı yöntemlerle soruna çözüm bulunacaktır.

DIŞKI KAÇIRMA (ENKOPREZİS)
Çocuğun tuvalet eğitimini tamamlaması gereken yaşa gelmiş olmasına rağmen istemli ya da istem dışı olarak kakasını kontrol edememesiyle ortaya çıkan bir bozukluktur. Seyrek görülen ve daha çok erkek çocuklarda rastlanan bir durumdur. Burada altını ıslatmada-kinden daha ağır bir ruhsal uyumsuzluktan söz edebiliriz. Bu tanı 4 yaşından sonra konur.
Yeni bir kardeşin doğumu, anneden ayrılık, korkutucu olaylar, hastaneye yatış, anaokuluna gidiş gibi tedirgin edici durumlarda görülebilir. Bu durumlarda çocuğun bu tepkisi annenin aşın temizliğe ve titizliğe önem veren, cezalandırıcı tutumuna bir tepki olarak ortaya çıkabilmektedir Çocuğa tuvalet eğitimi baskıyla uygulanmışsa bu durum görülebilir. Bu davranışıyla çocuk hem annesinin ilgisini çekmekte hem de ona baş kaldırmaktadır. Bu çocuklarda güven eksikliği ve benlik saygılarında zedelenmeler gözlenebilmektedir. Aile ve arkadaş ilişkilerini bozan bir durum olduğundan tedaviye vakit kaybetmeden başlanmalıdır.
Böyle bir çocukta ilk yapılması gereken, varsa gereksiz baskıların kaldırılması ve aşırı titiz tutumdan vazgeçilmesidir. Çocukla önce olumlu bir ilişkiye girilmeli, sonra günde üç-dört kez belirli aralıklarla tuvalete oturması sağlanmalıdır. Hatta bu aşamada uygun ödüller yarar sağlayabilir.
Sorun, uzun süredir devam ediyorsa, bir psikolojik merkezden yardım istenmelidir. Psikoterapi ve davranışçı yöntemlerle sorun çözülür.

DAVRANIŞ BOZUKLUKLARI
Yapılan araştırmalar davranış bozukluğunun 1-5 yaşlarında görülebileceğini, tanının 8 yaş sonrasında konabileceğini gösterir. Davranış bozukluğu gösteren çocukların, yetişkinliklerinde de buna rastlandığını söyleyebiliriz. Erkek çocuklarda davranış bozuklukları kızlara oranla, dört kat daha fazla görülmektedir. Davranış bozukluklarında organik nedenlerden bahseden çalışmaların yanı sıra bazı araştırmalar ana babadaki ruhsal bozuklukların çocuktaki davranış bozukluğu ile doğrudan ilgili olabileceğine dikkati çekmektedirler. Sıklıkla boşanma, aile içi kavgalar da davranış bozukluğuna neden olabilmektedir. Ana babalarında davranış bozukluğu olan çocuklarda davranış bozuklukları olabileceği de ileri sürülen görüşler arasında-dır.Davranış bozukluğu da tek nedenle açıklanamaz. Böyle durumlarda psikoloji merkezlerinden yardım istemek gerekmektedir.

YALAN SÖYLEME
Yalan herkesçe ayıplanan bir davranıştır. Ama anne baba çocuğun hayal gücüyle yalanı birbirinden ayırmalıdır. 3-5 yaş arasındaki çocukların hayal güçleri çok zengindir. Hayalî olaylar, hikâyeler masallar anlatırlar. Anlattıkları şeylere kendileri de inanırlar. Hatta bazı çocukların hayalî arkadaşları bile vardır. Anne baba bu durumu tam doğru değerlendiremezse, çocuğun yalan söylediğini sanarak paniğe kapılır. "Benim çocuğum çok yalan söylüyor" diye psikologa getirilen pek çok sağlıklı çocuk vardır.
Çocuğu yalana yetişkinlerin çelişkili tutumu iter. Çocuklar yalana çok duyarlıdırlar. Anne veya baba kendi yalanına çocuğu ortak etmemelidir. Çocuk bu tür yalanları anne babaya karşı kullanır.
Çocuk sık sık yalan söylüyorsa bu önemli bir durumdur. Anne baba ile çocuk arasındaki güven sarsılmış demektir. Çocuk anne babanın beklentileri kendi gücünü aştığında ya da ceza korkusuyla yalana başvurabilir. Yalan söylediği için çocuğu zorlamak, dövmek sakıncalıdır. Çocuk gerçeği söylemekten korktuğu için yalana başvurabilir. Ya da yaptığı şeyin yanlış, yapılmaması gereken bir şey olduğunu bildiğinde yalan söyler. Böyle durumlarda çocuğun yalan söyleme sıklığı ve dozu dikkate alınarak bir psikologdan yardım istenmelidir. Çalma (Hırsızlık)
Anne babalar çalma karşısında sert tepki gösterirler. Üç yaşındaki çocuk sormadan alınmaması gerektiğini bilir. Yine de beğendiği bir şeyi cebine koymaktan kendini alamaz. Böyle durumlarda en doğru yol çocuğu korkutmadan, dövmeden, alınan şeyin mutlaka geri verilmesidir. Çocuk gereksiz yere suçlanmamış, davranışı da onaylanmamış olur.
Okul çağındaki çalmaların üzerinde önemle durulmalıdır
Çalma önemli bir ruhsal sorundan ileri gelebilir. Kendine güveni olmayan çocuk İlgi çekmek için hırsızlık yapabilir. Çalma, bazı durumlarda da bir yardım çağrısıdır. Çocuk çalarak ailesine "benim farkıma varın" demek istemektedir. Sevgi eksikliği ile çalmanın arasında bir ilişki vardır. Anne, baba yoksunluğu çeken çocuklarda çalma davranışı görülür. Çocuk sevildiği, benimsendiği duygusu iyice yerleşinceye kadar çalmaya devam eder.
Anne babalar çalma karşısında soğukkanlı davranmalıdır. Dövme, ayıplama, yüzüne vurma, arkadaşları arasında rezil etme çok tehlikeli yöntemlerdir. İlk çalmada anne baba ve okulun bağışlayıcı ama duyarlı olması çok önemlidir. Çalma çocuk için çok hassas bir konudur. Böyle bir davranışa hiçbir zaman boş verilmemeli, bir psikologa danışılmalıdır.

SALDIRGANLIK
Saldırgan çocuk, ruhsal sorunlarından dolayı çevresiyle uygun ilişkiler kuramaz. Kavgacıdır. Büyüklere karşı gelmeye eğilimlidir. Öfkesini kontrol edemez. Durmadan sorun yaratır. Çocuğun saldırganlığı süreklilik gösterir.
Saldırganlık doğuştan getirilen bir dürtüdür. Kontrol edebilir ya da olumlu yollara kanalize edilebilir. Çocuk başlangıçta saldırganlığını açık olarak dışa vurur. Bebek, istekleri engellendiğinde öfke nöbetleri gösterir. Yaş ilerledikçe isteklerini ertelemeyi ve beklemeyi öğrenir.
Her türlü saldırganlığın engellendiği ortamlar çocukta gerginlik yaratır. Uygun yollardan saldırganlığını boşaltmasına izin verilmeyen çocukta bu saldırganlık dışa yönelir. Dayağın olduğu bir evde yetişen çocuk da kardeşini veya arkadaşlarını dövecektir. Saldırgan çocuk temelde güvensiz, doyumsuz ve sevilmediğine inanan çocuktur. Kendine özsaygısı azdır. Dürtülerini kontrol etmeyi öğrenememiştir. Böyle çocukların anne babaları ya çok sert ve hoşgörüsüz, ya tutarsız davranışlar içinde, ya da gevşek bir disiplin anlayışına sahip olabilmektedirler. Bu çocuklar, öfkelerini kontrol etmekte zorluk çekerler. Saldırgan çocuk, ailedeki dengesizliğe ve ayartıcı çevre koşullarına bağlı olarak suça yatkınlık kazanabilir.
Anne babanın olumsuz tutumu saldırganlıkta önemli rol oynamakla beraber, tek neden değildir. Çocuğun organik olarak etkilendiği durumlarda da saldırganlık tepkisi ortaya çıkabilir.

DİKKAT EKSİKLİĞİ ve AŞIRI HAREKETLİLİK (HİPERAKTİVİTE )

Burada, dikkat eksikliği ve aşırı hareketlilik, ataklık en önemli belirtilerdir. Bu çocuklarda motor davranışlarda, bilişsel işlevlerde, kişiler arası ilişkilerde bozukluklar vardır. Bunların yanı sıra tabloya ruhsal bozukluklar da eklenebilmektedir.
Dikkat eksikliği hiperaktivite olmadan da olabilir.
Bu çocuklar aşırı hareketlidirler. Çocuk hiç yerinde dura¬maz. Bebekliğinden beri hareketli olan bu çocuklar genellikle yürümeye başladıklarında hemen farkedilirler. Hareketleri amaca yönelik değildir. Durmak, yorulmak bilmezler. Anneler bu çocukları "Düz duvara tırmanır" biçiminde nitelendirirler. Bu çocuklar savruk ve düzensizdirler.
Özellikle okul döneminde zorlanırlar. Okula uyum sağlamakta sorunlar çıkar. Sırada oturmakta, dersleri takip etmekte sıkıntı çeken bu çocuklar, yazmada ve okumayı öğrenmede de zorluk çekerler. Öğretmenleri ve arkadaşlarıyla sürtüşmeye girer, öğretmeni öfkelendirir, arkadaşlarının saçını çekerler. Bu aşırı hareketlilik kimi zaman saldırganlığa dönüşür. İnce motor hareket gerektiren (yazı yazma, düğme ilikleme gibi) işlerde zorlanırlar.
Bilişsel işlemlerde ise dikkat süreleri az, bir işe yoğunlaşmaları çok zordur. Bu yüzden zekâları normal olmasına rağmen, öğrenme güçlüğü, okul başarısızlığı çekerler. Kısa süreli bellekleri zayıftır, ancak uzun süreli bellekte sorun yoktur. Çarpım tablosunu öğrenmekte zorlanırlar.
Kişisel ilişkilerde başladıkları arkadaşlığı sürdüremezler.
Ruhsal açıdan bu çocuklar ataktırlar, çabuk uyarılırlar, tehlikeyi kavrayamaz, kazalara uğrarlar, engellenme eşikleri düşüktür, çabuk heyecanlanır, küçük nedenlerle aşırı neşe ve ağlama davranışı gösterirler.
Erkek çocuklarda kızlardan daha fazla görülmektedir. Başlama yaşı 3-4 yaş olarak görülse de farklılıklar bebeklikten itibaren başlamıştır.
Bu çocuklar bebekliklerinde huysuz, huzursuz, sürekli ağla¬yan, zor bebekler olarak tanımlanırlar. Aile okul öncesi dönem¬de farketmez. Çoğu zaman okula başladığında farkedilirler. Çünkü çocuk hem okula uyum sağlamakta zorlanmakta, hem de öğrenme güçlüğü çekmektedir.
Burada bilgiyi işlemede bir fonksiyon bozukluğu söz konusudur.
Tedavi, belirtileri, şikâyetleri ortadan kaldırmaya yöneliktir. Bu süreçte çocukların aşırı hareketliliklerini azaltmak ve dikkatlerini artırıcı çalışmalar yapılmaktadır. Ailenin ve öğretmenin bu konu hakkında bilgilendirilmesi ve katılımları gerekmektedir. Aile, çocuk ve öğretmenin işbirliğine girmesi, tedavinin gidişini hızlandıracaktır.Çocuğun bozukluğuna uygun, disiplin uygulayan, tutarlı ve kararlı olan, ilgili, sevecen davranan anne babalar bu konuda başarılı olurlar. Bu çocuklara karşı aşırı disiplin veya gevşek tutum uygun değildir. Böyle bir çocuğa sahip olan ailenin işi zordur. Ailelere tavsiyemiz çocukta yukarıda saydığımız özellikler farkedildiğinde bir psikoloji merkezinden yardım istemeleridir.

AŞIRI KİLO SORUNU
Bebeğin aşırı kilolu olması annenin ve çevrenin hoşuna gider. Anne, çevrenin beğenisini almak için bebeği olması gerekenden daha fazla beslemeye çalışır. Fazla kilo nasıl yetişkinlerde istenmeyen bir durumsa, hem bebek hem de çocuk için uygun değildir. Uzmanlar yetişkinlikteki fazla kilonun bebeklikte ve çocuklukta oluşan yanlış beslenme alışkanlığının sonucu olduğunu söylemektedirler. Fazla kilo, çocukta duygu¬sal ve sosyal problemlere neden olabilir. Bu nedenle anne baba çocuklarının fazla kilo almamasına dikkat etmelidirler. Çocuğa yemek konusunda baskı yapmak, "yemezsen darılırım" biçiminde zorlamalara girmek sakıncalıdır. Yetişkinlerde olduğu gibi ender durumlarda da çocuklar endişeli veya stresli oldukları için daha fazla yemek yiyebilirler. Bu hallerde yemek karın doyurmak için değil, kendini tatmin etmek, rahatlamak için yenir. Sonra alışkanlık haline gelir. Bu çocuk için de istenmeyen bir durumdur.
Anne babalar yemeği ödül veya ceza olarak kullanırlar. Bu çok yanlış bir uygulamadır. Anne babalar çocuğun fazla yemesin¬den dolayı duydukları endişeyi çocuğa hissettirmemelidirler. Bu, çocuğu psikolojik olarak etkileyebilir.
Şişman çocuklar arkadaşlarının alaylarına hedef olurlar. Çocuk bu yüzden psikolojik olarak olumsuz etkilenebilir.

Kaynak:Yasamrehberlik

Etiketler: çocuk eğitimi, çocuk psikolojisi, çocukta alt ıslatma, çocukta davranış sorunları, çocukta dışkı kaçırma, çocukta korku, çocukta öfke, çocukta saldırganlık, çocukta tik, çocukta yalan, dikkat eksikliği ve hiperaktivite, kekemelik

__________________
Taklitler aslını yaşatır.
KIPSS.





Ben soğuk değilim, siz cıvıksınız.




.
Jineps isimli Üye şimdilik offline konumundadır Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Yukarı'daki Konuyu Aşağıdaki Sosyal Ağlarda Paylaşabilirsiniz.


(Tümünü Görüntüle Konuyu Görüntüleyen Üyeler: 11
Ada, boritta, cananyakut, Exodus, Frankenstein, KaRaqiZz, Laura, LiNa, Mezig, semragül, YeşiL6
Seçenekler Arama
Stil

Yetkileriniz
Konu Açma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Forum hakkında Kullanılan sistem hakkında
Forumaski paylaşım sitesidir.Bu nedenle yazılı, görsel ve diğer materyaller sitemize kayıtlı üyelerimiz tarafından kontrol edilmeksizin eklenmektedir.Bu nedenden ötürü doğabilecek yasal sorumluluklar yazan kullanıcılara aittir.Sitemiz hak sahiplerinin şikayetleri doğrultusunda yazılı, görsel ve diğer materyalleri 48 saat içerisinde sitemizden kaldırmaktadır. Bildirimlerinizi bu linkten bize yapabilirsiniz.

Telif Hakları vBulletin® Copyright ©2000 - 2016, ve Jelsoft Enterprises Ltd.'e Aittir.
SEO by vBSEO 3.6.0 PL2 ©2011, Crawlability, Inc.

Saat: 01:30