Forum Aski - Türkiye'nin En Eğlenceli Forumu
 

Go Back   Forum Aski - Türkiye'nin En Eğlenceli Forumu > Hayat ve Eğlence > Aşk - Şiir Dünyası > Aşka Dair Herşey
facebook bağlan


Şiraze'den Şiraze'ye Mektuplar

Aşka Dair Herşey kategorisinde açılmış olan Şiraze'den Şiraze'ye Mektuplar konusu , gün bir gölge dolaşıyordu... aşkın terkettiği bir güzellik, karşıdan karşıya geçerken bir an durdu iki katlı, ahşap, yıpranmış, düz binanın alt katında gölge baktı durana soğuktu hava esmiyordu rüzgar kimsesizdi ...


Like Tree17Beğeni

Yeni Konu aç  Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Arama Stil
Alt 03.08.2013, 09:34   #11 (permalink)
Son/suz Söz,Öz/söz Olmalı!

Kullanıcıların profil bilgileri misafirlere kapatılmıştır.
Standart Cevap: Şiraze'den Şiraze'ye Mektuplar




gün bir gölge dolaşıyordu...

aşkın terkettiği bir güzellik, karşıdan karşıya geçerken bir an durdu

iki katlı, ahşap, yıpranmış, düz binanın alt katında gölge

baktı durana

soğuktu hava

esmiyordu rüzgar

kimsesizdi sokaklar

vakit erkendi, erkenden daha erkendi

güzellik eteğinin uçlarına bakıp yere serildi

gölge izledi

hayat bitti

ölmek o yaşta herkese kolay gelirdi

Bir kahvaltı masasını paylaşabilmek de hayat, ölmek de hayattan.

Eylemlerin adı başka, tadı başka, ardından yaşattıkları başka... o başka, bu başka, ben başka, sen başka; bambaşkalık dört tarafta...

her şey aslında göründüğünden çok başka şiraze.



Birşeyler yapıyorum. Birşeyler yaptığıma kendimi inandırma çabasında yıpranıyorum.

Hastalıklar geliyor, sonra hastalıklar gidiyor şiraze.

Varlık üzerine kendimce endamlı metinler diziyorum ipe, kurusunlar diye.

Geceleri nefesim daraldığında soğuk suya tutuyorum ellerimi, uyandırsın beni diye.

“Daralacak ne var” ferahlığı yağsın üzerime şiraze. Daralacak ne var şiraze?

Yokluğun mu daraltan beni, varlığın mı her yanımda? İçimde dışımda, sağımda solumda, saçımda başımda, gözümde kaşımda... sensin bendeki her şey şiraze.

“Yok” desem varsın, “var” desem hani neredesin?

Ses ver şiraze. Bir feryat mı; bir haykırış, bir çığlık, bir fısıltı ya da... ses ver şiraze.

Yüreğimin çatlama noktasındayım. Yüreğimin çatlama noktasında...



Yani varla yok arası yaşıyorum ya da yokla var arası...

ölümün varlığını daha bir sezerken hayatın kayışını çaresiz seyrediyorum.

Dokunamıyorum ona. Yakasına yapışıp durduramıyorum. Öfkemi üzerine bırakamıyorum.

Duymuyor beni şiraze, görmüyor beni şiraze, görse bile umursamıyor beni şiraze.

Öyle çaresiz, öyle elim kolum bağlı, öyle bitkin, yorgun...

gaflet içinde oluşun bilincidir işte bu.

Dön yüzünü güneye; bırak hayat akıp gitsin, isterse çağlasın dökülsün, dilerse dursun, varsın var olsun herdaim... sen dön yüzünü şiraze, kendine dön.

Şöyle bir bak nesin, neredesin; hangi çizgide, hangi sınırda, hangi zemindesin?

Ölç kendini. Bırak geçenleri, bırak geçmede olanları, bırak geçip gidecek olanları.

Sen kendini dinle şiraze. Ne söylediğini dinle, kime baktığını düşün, kim olduğunun farkına var bir de.

Kimsin şiraze?

Nerelerden geçip geldin, kimlerle hemhal oldun geldin, kimlere yön verdin de geldin...

cümleleri yeniden oku şiraze, cümleleri yeniden hıfzet.

Bir muhaseben olsun seni sen yapan.

Sor kendine ne olduğunu. Nerede yanlış yaptığını, nerede yanlıştan döndüğünü, sığındıklarını, sarıldıklarını, kaçıp saklandıklarını bir bir gözden geçir şiraze.



Kaç doğrun oldu?

Kaç doğruda sebat ettin?

Kaç doğru ile yürüdün yarına?

Söyle şiraze sorularına kaç doğru cevap verdin?

Bildiğini biliyorum. Bütün sorularının doğru cevabını bildiğini en iyi ben biliyorum.

Kaçışlarını, kaç sokak ötede durup dönmeye çabaladığını, en üst kata tırmanıp kat kat aşağıya nasıl baktığını ben biliyorum şiraze.



Neharda, leylde;

en mutsuzluğum, en mutluluğum, en umudum ve en umudumu bitiren şiraze.

Kendi kendini yoklamaya başlamanın anında, arınmanın kapısını çalma zamanıdır.

Gel de sensizliğe tahammülün ne aşılmaz bir duvar olduğunu anlatayım sana.



gel...

ya ben bitireceğim beni

ya sen bitireceksin...

gel de bitmeler de bitsin


Ş İ R A Z E


Laura beğendi.
__________________

Yalnız açığa çıkan ışığı görebiliyorsan,
Yalnız söylenen sesi duyabiliyorsan,
Ne görebiliyorsun,Ne duyabiliyorsun.

"Hayret et! Çünkü hayrettir göğe açılan pencere.
Hayret ettim ve gördüm, bin ayet güldü yüzüme."
Asrevya isimli Üye şimdilik offline konumundadır Alıntı ile Cevapla
Alt 03.08.2013, 09:35   #12 (permalink)
Son/suz Söz,Öz/söz Olmalı!

Kullanıcıların profil bilgileri misafirlere kapatılmıştır.
Standart Cevap: Şiraze'den Şiraze'ye Mektuplar



sabahları yağmur düşerdi yollara

ben düşerdim yağmur damlalarına, bir başka hoşluk içimde

tanıyan tanırdı, tanımayan tanımazdı

bir dokundular mı bir dahası olmazdı

kaçardım ya ben, ya kaçarlardı benden

bir günah koşardı peşimden

korkardım...

Çok eskidendi sanki şiraze. Bundan kırk asır mı öncedeydi, yoksa bin asır mı geride yaşandı bitti. Hiç bilmiyorum, bilemiyorum. Birbirine giriyor yaşanmışların tümü. Çözemiyorum düğümlerini, çetrefilleşen dönemleri ayıramıyorum birbirinden. Beceremiyorum şiraze. Yaşandı bitti’ler hep öyle kenetlenmiş duruyorlar sayfaların üzerinde. Belli ki istemiyorlar dokunulmayı, belli ki onlar da küsmüşler birşeylere, belli ki terkedildikleri yerde kalmak arzuları şiraze. Ben de anlıyorum ki birileri hep küsüyor. Birileri hep kızıyor. Birileri hep çekiliyor hayatımdan.



Her şeyi kaybediyoruz şiraze. Sen beni, ben seni... her şeyimizi zamanın “geçmiş” safına bırakıyoruz. Kimileri eskiyor şiraze. Kimiler yitiyor şiraze. Kimileri kayboluyor şiraze. Ne kadar da üzülsek, ne kadar da dövünsek, ne kadar da devirsek yüzümüzü... eskiyen, yiten, kaybolan gelmiyor şiraze. Boynumdaki fular uçuyor rüzgara kapılıp. Bir acip bakıyorum uçuşuna, nasıl böyle deli divane. Rüzgara aşık olmak zordur şiraze. Bilir misin rüzgar acıtır hep. Ne hızına yetişir sevdalı, ne dokunabilir tenine, ne görür güzelliğini, ne de aşk cümleleri duyar dilinden. Bir deli hırçınlıktır onunkisi şiraze, eser geçer. Sevdalı kanatlanır ardısıra. Rüzgar umursamaz, rüzgar dönüp bakmaz şiraze. Hep haşin, vurur yerden yere, yetmez alır yerinden yurdundan fırlatır uzak ve alakasız yerlere, yetmez savurur da savurur. Şiraze ben rüzgarın girdabında, ıslıkları kulağımda, içimde o titreten hep üşüten soğuğu, durmak nedir bilmez yorgunluktayım.

Yağmur da yağıyor üstelik.

Eskimeyen bir fistan üzerimde, az kala sona döküyor çizgilerini.

Bir çilek en kırmızı haliyle yanaşıp, “ye beni” diyor.

“Ben çilek severim.”

Elimi uzatıyorum tutayım diye.

Avucuma düşer düşmez yakıyor elimi.

Bir çığlık bırakıyorum havaya, karşımda asılı kalıyor.

Çığlık çığlık bağırıyor, çığlık çığlık bağırıyor; kulaklarım acıyor, içim bulanıyor.

Avucumda kalan bir çilek acısı, bir de karşımda çığlıklarım; yağmur da yağıyor üstelik.

Eskimeyen fistanım en çizgisiz haliyle, üzerimde.

Bir delinin arta kalan yanıyım şiraze.

Bir delinin en deli haliyim.

Neredesin şiraze?



Şiraze sen arayıp bulamadığım, şiraze sen sesini duyamadığım; şiraze sen en uzağım, en yakınım, en telaşım, bir de en aşkım. Yağmur da yağıyor üstelik. Aşk bu anlatılmıyor işte. Yaşansa farkına varılmıyor, bulunsa tanınmıyor, yakalansa hemen kaçıyor, ben “mor” desem yeşil çıkıyor. Yeşil de aşk’a bence şiraze hiç yakışmıyor. Üstelik yağmur da yağıyor. Islak bütün yeni çiçeklenmiş ağaçlar. Islak bütün şemsiyesi olanlar. Islak bütün şarkılar. Islak şiraze. Bir ıslandım mı bitiyor, ne acı ki uçamıyorum şiraze.



sen beni bırak şiraze, nasılsa ben hep seninleyim...


Ş İ R A Z E


Laura beğendi.
__________________

Yalnız açığa çıkan ışığı görebiliyorsan,
Yalnız söylenen sesi duyabiliyorsan,
Ne görebiliyorsun,Ne duyabiliyorsun.

"Hayret et! Çünkü hayrettir göğe açılan pencere.
Hayret ettim ve gördüm, bin ayet güldü yüzüme."
Asrevya isimli Üye şimdilik offline konumundadır Alıntı ile Cevapla
Alt 03.08.2013, 09:36   #13 (permalink)
Son/suz Söz,Öz/söz Olmalı!

Kullanıcıların profil bilgileri misafirlere kapatılmıştır.
Standart Cevap: Şiraze'den Şiraze'ye Mektuplar



Güçlü olmak artık beni yoruyor Şiraze,herkese karşı dimdik olmak...
bir çınar gibi asırlara direnebilecekmişim gibi görünmek...
Liman olmaktan yoruldum Şiraze,
artık ben de ağlamak istiyorum uluorta
susturulmuş hikayelerime ses vermek istiyorum.
haykırmak...çılgınca bağırmak...
en cart pembeyi giyip yürümek yollarda,
kimseyi umursamadan ve önemsemeden kurulacak cümleleri.
artık ben de ağlamak istiyorum Şiraze;
sakınmadan gözlerden, sakınmadan kendimi.
Kurumuş
rengi bakıra çalmış, bir bahar sonu kırgınlıklarım var içimde
İçimden içime, düşlerimden gecelerime, gecelerimden gündüzlerime...
uçurduğum turnalarım var
seher vakti kavak yelleriyle salınan,
salındıkça cama tıklayan;
beni benden alıp bilmediğim diyarlarda bana öyküler yaşatan düş kanatlarım var
turnalar uçarken, başımdan allı yazmalar düşer...
ben düşerim;
toprak, kokusunu salar içime;
içim ürperir, hasret türküleri yakar
‘bilemedim kıymetini kadrini/hata benim, günah benim, suç benim’ düşer bakışlarım...
sen masal uykularındayken gönderilmiş beyaz güvercinler uçuşur etrafımda
çırp çırp kanat sesleri; çırp çırp...
ben buralarda bilmem ki hangi uykunun hangi köşesinde beklemedeyim hiç gelmeyecek olanı
bir beyaz kelebek olur umut, avuçlarıma konan……
biliyor musun, bir zemheri gününde,
yine elimde mektuplar yola çıktığımda tam da başımın üzerinde beyaz bir kelebek...
hafif , kanatları huşu içinde dönüyor... dönüyor... dönüyor...
işte o gün sonrası Şiraze,
ben her bahar beyaz kelebekleri aradım
her güne beyaz kelebek görme umuduyla başladım
uyan Şiraze, doğrul...
kelebekler seni bekliyor, düş değil gerçek kelebekler seni bekliyor...
revnakı güzelliğinin, tüm zamanlarımı doldurduğunda
en onulmaz derdin tam orta yerine düştüğümün idrakinde değildim elbet….
kimseye düş bahçelerimden geçen katarların ağırlığını duyurmadım; duymayın da artık beni...
bundan sonrasında mı lâl rengi masallara yelken açacağız Şiraze?
lâl olup lâl’e mi boyanacağız Şiraze?
gözümüzden akan lâl, gönlümüzden taşan lâl...
hepsinin içinde ben de bir lâl...
bir yerlerde hep yanlış yapmanın telaşlı kıpırtısını yaşıyorken,
o yanlışın artık sonsuza dek düzeltilemeyeceğini bilmenin kıstırılmışlığı ile pusuyorum bazen…
uzun süre gecelere küsüyorum...
uzun süre kendime küsüyorum...
uzun süre kaleme, kağıda küsüyorum...
denizin en sığ yerinden başladık yol almaya Şiraze, şimdi kara görünmüyor gerimizde….
küsmeyide boş verelim, hep ileri... hep ileri...
bizi bekleyen sahilin taşlarında ışıltı var Şiraze.
denizin dalgalarından anemonları toplayıp dolduralım çıkınımıza; onlar da mor, düşlerimiz gibi...
varacağımız sahilleri mor’a boyayıp, mor uykulara dalalım
biz, denizin en sığ yerinden başladık yol almaya Şiraze.
düş bahçesi ile...

ŞİRAZE


Laura beğendi.
__________________

Yalnız açığa çıkan ışığı görebiliyorsan,
Yalnız söylenen sesi duyabiliyorsan,
Ne görebiliyorsun,Ne duyabiliyorsun.

"Hayret et! Çünkü hayrettir göğe açılan pencere.
Hayret ettim ve gördüm, bin ayet güldü yüzüme."
Asrevya isimli Üye şimdilik offline konumundadır Alıntı ile Cevapla
Alt 03.08.2013, 09:37   #14 (permalink)
Son/suz Söz,Öz/söz Olmalı!

Kullanıcıların profil bilgileri misafirlere kapatılmıştır.
Standart Cevap: Şiraze'den Şiraze'ye Mektuplar


birgün’dü

birgün’ün bir günüydü, yazıldı

.......

Yolun sonu hayat. Yolun başı hayat. Yol boyu hepten hayat. Sıkışıp kaldım şiraze. Diyorum çoğu zaman göklere dönüp yüzümü “emanet çok ağır.” Büküldükçe bükülüyorum şiraze. Çatlayan ellerim acıyor. Tırnaklarım acıyor. Saçlarım, kaşlarım, kirpiklerim acıyor. Kanıyorum gün boyu. Nasıl olayım işte, bunca sıkışmışlığın arasında heyhat’ım şiraze.

Düşünüyorum çok zaman, “hayat üzerine kaç cümle kurdular” diye. Cümleler de hayatın kendisi de, hayattan olmayan bir ben miyim ne? Bul beni şiraze. Daha girmeden karanlığa tüm aydınlığımı yuttum. Başıma bir ayla takıp, olamayacağım her ne var ise el ettim. Bul beni şiraze. Gözümden tut, dilimden tut... çek çıkar beni kuytularımdan şiraze.



Bazen gecenin en sessiz anında göğe bir merdiven dayayıp çıkmak geçiyor içimden yukarılara. Aşağıda hayat. Yukarıda hayat. Aşağı yukarı hepten hayat şiraze. Tutup askıya asamıyorum. Dolaba koyup saklayamıyorum. Sandığa kilitleyemiyorum. Kilit üstüne kilit vuramıyorum. Şiraze, ben en var halimle yok olmanın telaşındayım. Dünyanın her anını hayata döndürememenin telaşındayım. Sonsuzluğumu yeşertememenin telaşındayım. Her mevsimi ruhuma aşılayamamanın telaşındayım. Telaş içinde bir ben’im şiraze.



İhsanı bol olana sevdalıyken, insana dair her şey ne kadar da az görünüyor gözüme. Verseler verseler ne kadarını verirler şiraze? Verirken kaç ölçer, kaç biçerler şiraze? Buralardayım. İkinci paragrafın üçüncü satır, sekizinci kelimesinde... Sayfalardan iki-yüz-yetmiş-dokuz... Okuya okuya bul beni şiraze. “Boşluk” diye bir şey yok, her kelime arası dolu. Her satır arası dolu. Her paragraf arası dolu. Sayfa kenarları dolu. Dopdoluyum şiraze.

“Aşk” desen aşk.

“Hasret” desen hasret.

“Acı” desen acı.

“Sevda” desen sevda.

“Renk” desen renk.

“Yol” desen yol.

“Işık” desen ışık.

Ne ise aradığın onunla doluyum şiraze.



Gül verdiler, dikenini de istedim. Dikensiz gül kokmuyor şiraze.

Gökyüzü verdiler, bulut da istedim. Bulutsuz gökyüzü dalgasız deniz gibi şiraze.

Kağıt verdiler, kalem de istedim. Kalemsiz kağıt boş şiraze.

Anladım ki, verenden hep isteniyor şiraze.

Verdikçe isteniyor, verdikçe dahası isteniyor şiraze.



Buralarda kalakaldım gibi. Öyle bir his işte. Durağanlaşmak. Lakin... hiçbir şey kalmıyor şiraze. Benimle birlikte hiçbir şey kalakalmıyor. Rüzgar katıp bulutları önüne götürüyor, pazardaki meyveler akşama satılıyor, sular akıyor, saat tik tak’larını sürdürüyor, buzdolabı gürültüyle çalışmaya devam ediyor, akşam oluyor, sabah oluyor, ağaçlar bir yapraklanıyor bir çiçekleniyor... Hiçbir şey kalakalmıyor şiraze.



“Önüm arkam, sağım solum sobe” diyorum. Kimseler yok. Sobeleyecek kimseler yok şiraze. Ben de duvardaki tabloyu, çekmecedeki düğmeleri, pencereden görünen evleri, yoldan geçen arabaları sobeliyorum. Sonra kaçıp saklanıyorum kendime. Kimse beni bulmuyor, bulamıyor şiraze.

hep seninle...


Ş İ R A Z E


Laura beğendi.
__________________

Yalnız açığa çıkan ışığı görebiliyorsan,
Yalnız söylenen sesi duyabiliyorsan,
Ne görebiliyorsun,Ne duyabiliyorsun.

"Hayret et! Çünkü hayrettir göğe açılan pencere.
Hayret ettim ve gördüm, bin ayet güldü yüzüme."
Asrevya isimli Üye şimdilik offline konumundadır Alıntı ile Cevapla
Alt 03.08.2013, 09:37   #15 (permalink)
Root Administrator

Kullanıcıların profil bilgileri misafirlere kapatılmıştır.
Standart Cevap: Şiraze'den Şiraze'ye Mektuplar

Şehirler değişiyor şiraze, ben değişiyorum.

Ben değişiyorum, dünya değişiyor şiraze.

Bir, yaşanmışlar olduğu gibi duruyor.



“Sen yok desen de, ayın tamamı orada” diyorum.

“Hayat zaten zor, onu daha da zorlaştırmak için neden bu çaba?” diye soruyorum.

“Yanlışlar birbirini izler” gerçeğine uyanıyorum.

“Yapmamız gereken, bize zaman verildiğinde yapacağımıza karar vermek” diyerek bir gayret yerimde doğrulup göğe avuç açıyorum.

Ve hayatlardan bir gölge gibi çekiliyorum uzaklarına...



Paylaşımın için teşekkür ederim

Asrevya beğendi.
__________________
[Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL]
Jaqen isimli Üye şimdilik offline konumundadır Alıntı ile Cevapla
Alt 03.08.2013, 09:38   #16 (permalink)
Son/suz Söz,Öz/söz Olmalı!

Kullanıcıların profil bilgileri misafirlere kapatılmıştır.
Standart Cevap: Şiraze'den Şiraze'ye Mektuplar



şakayık ki dağların lâlesi, seni bekler gizli gizli

her sabah umutla döner yüzünü göğe, bir dua belki dilinde

ve her akşam çöküşünde büker boynunu, döker yüzünü

ertesi güne...

Ben... nereden geçersem geçeyim, hangi kapıyı çalarsam çalayım ve her kimle oturup sohbete dalarsam dalayım bir şekilde sen çıkıyorsun karşıma şiraze. Giderken hiç gitmeyen, kaçarken hep beni izleyen, her adreste karşıma çıkan... dağ başı olsun ya da çöl... sensin şiraze atamadığım. Bak yağmur yağıyor yine, üstelik gri. Burada yağmurların rengi hep gri. Az gri, çok gri; ama hep gri şiraze.

saat dört yönünde bir yakamoz dansı büyülerken görenleri

bir necva ulaştı kulaklara, titrek

dedi

“olanı biteni aşk imiş”

sen alevlendin, sen dillendin, sen çöktün birdenbire

çöle damladım, zamansız yine...



Sen, yağmur ve bir bardak demli çay... birbirinize ne de çok yakışıyorsunuz. Ben aranızda ancak bir gölge gibi dolaşıyorum. Dizelerden sayısız ilham devşirme telaşındayken, adınla süslüyorum her mürekkebin değdiği yeri. Şiraze... çay kadar ısıtıyorsun içimi. Şiraze... yağmurlar kadar yıkıyorsun beni. Şiraze... bilmiyorsun, “bir ömrü harcamak” dedikleri gerçeğin altını seninle çiziyorum.

billur kaseler dolaşıyordu elden ele, şerbet kokusu havada

bir eğlentiye gelmişti insanlar, güle oynaya etekleri zilli

göz ucuna hüzün takılmışların yeri değildi

tennurelilerin yeri hiç değildi...

ne avludaki ağaç bir anlam verdi, ne çatıya serilip keyif süren asma...

aradığım neydi orada, sormalıydım

hem doğuyu, hem batıyı uyandıran adama



Umay ana hiç çıkmadı karşıma. Bohçacı Ester, Martinikli cariye, kazak güzeli Ayzada... Yolculuklarımda kimseler yoktu satırlara boyanan. Kalabalıklarda mırıltılı günlerdi yaşanan çoğu zaman şiraze. Hep birileri mırıldanıyordu. Kimi ağıt, kimi ninni, kimi destan... hep birileri mırıldanıyordu şiraze. Duyuyordum. Ben de bozkırın türkülerini söyledim kendi kendime. Mor kadife fistanları diz boyunda dökülürken yanı ucumda, ben de türküler yaktım hep sana. İçimden geçenlarin adı şiraze, yağmurlu günlerin tadı şiraze; söyledim seni. Duyurmak için değil, duymak için. Duyurmak için hiç değil, duymak için şiraze. Yağmurlar eşliğinde yola koyulduğum kaçıncı gece bu. Kaçıncı akşam hem senle hem sensiz gidişim guruba. “Bu gitmeler hep sürecek” nakaratı kulaklarımda saçlarına hoş kokulu buseler konduruyorum.



kehribar, kekik, zencefil bir de karanfil kokusu sarmıştı havayı

ipek yolu üzerindeydim, içimde arkeoloğunu bekleyen kalıntılar

ne kadar değişikti tümsekler, ne kadar başkaydı kasisler

ve ne kadar sığ kalmıştım derinlerde



seni özlüyorum, yağmur penceremde

seni özlüyorum hep şiraze...


Ş İ R A Z E


__________________

Yalnız açığa çıkan ışığı görebiliyorsan,
Yalnız söylenen sesi duyabiliyorsan,
Ne görebiliyorsun,Ne duyabiliyorsun.

"Hayret et! Çünkü hayrettir göğe açılan pencere.
Hayret ettim ve gördüm, bin ayet güldü yüzüme."
Asrevya isimli Üye şimdilik offline konumundadır Alıntı ile Cevapla
Alt 03.08.2013, 09:39   #17 (permalink)
Son/suz Söz,Öz/söz Olmalı!

Kullanıcıların profil bilgileri misafirlere kapatılmıştır.
Standart Cevap: Şiraze'den Şiraze'ye Mektuplar



Al yalnızlığımı ört üzerine şiraze. Al şiraze yalnızlığımı, ört üzerine. Belki o vakit bırakıp her şeyi, gelirim biryerlerden başlamak için yeniden. Hani yalnızlığa pek alışmışların cesareti de gün gün kırılırmış da aydınlıktan dahi korkar olurlarmış. Bir yaprak hışırtısı, en şiddetli yağmurlardan birinde gökte damar damar çizilen şimşek ve ardından patlayan gürültü; konuşmalar, konuşmalar, konuşmalar... Korkular çok, bil ki korkular ille de sebepli şiraze. Al yalnızlığımı ört üzerine. Bitsin benliliğin hükmü üzerimde.

“Sevdiğini incitir insan” diyenleri haklı çıkaracak kadar kapanışım.

Rüzgar ektiğim günlerin sonrasında biçilen fırtınalarım.

Geceleri katettiğim menzillerim.

Bir şiire vurulup da hiçbir şiiri çözemeyişim.

Yapmak istediklerimi yaptıklarımla bir türlü örtüştüremeyişim.

Ve nerede, nasıl, ne zaman sonlanacağını bilemediğim hayatım.

Hepsi bir “yaşandı bitti” noktasının etrafında gezinen cümlelerim. Al yalnızlığımı ört üzerine şiraze.



Buralardayım uzun zamandır. Birgün’ü bekliyorum sanırım, birgün’ü. Öyle büyük fırtınalarım var ki, o fırtınaların birinde “artık yeter” feryadına kapılıp kaybolacağımı sanıyorum. Yutuluyorum şiraze. İzin vermeyeceğimi bile bile dik duruşların ardında bir söğüt eğikliği tavrında, hemen apartmanın ucunda kıvrılan sokak köşesinde, önümden gelip geçen her şeyi derin bir huşû içinde göz hapsinde tutuyorum. Sonbaharın yaprak dökümünde her yer sarı rengin hükmünde. Bu yüzden işte, al yalnızlığımı ört üzerine şiraze.



Orhan Pamuk’un dediği gibi, doğru olanı yapmak her zaman mutlu etmiyor şiraze. Mutlu olmak adına tüm düşüncelerimi bir kenara bırakma arzusuyla yırtarken yazılmışları, hani “niye mutlu olmaya bu kadar çaba” cümlesiyle kol kola geçiyorum ara yolları bir bir. Biliyorum ki artık, kendi istemedi mi gelmiyor, konuk olmuyor hayatımıza şiraze. Bu yüzden al yalnızlığımı ört üzerine. Al yalnızlığımı şiraze.



“İnsanın hiç unutmadığı şeyler var” diyor Jean-Christophe Grange. Ya unutamadığından, ya unutmaya meyli olmadığından, ya da hep hatırlatmaya hevesli ayrıntıların bir boşluk bulup gözlerle buluşuverdiğinden... Ben zihin çıkınımı karıştırdığımda öyle çok unutulmuşlarla karşılşıyorum ki, “Hayret” diyorum kendi kendime. “Nasıl olmuş da bir çizgi geçmişim üzerinden.” Bu bir zihin oyunu. Bu benim zihnimin bana oyunu şiraze. Oyunlarım. Ben oyun oynamayı sevdiğim günlerin peşine takıldım bak yine. Hemen. Bir cümlede kayıverdim anıların içine. Anılarda mutluluk göz kırparmış. Hani insan mutlu olduğunu mutluluk anında değil de sonraları anlarmış. Şiraze oyun oynayalım seninle. Oynayalım ama, içinde yalnızlık olmasın. Al yalnızlığımı ört üzerine şiraze. Al yalnızlığımı. Ört üzerine. Ve uyut ninnilerle.


Ş İ R A Z E


__________________

Yalnız açığa çıkan ışığı görebiliyorsan,
Yalnız söylenen sesi duyabiliyorsan,
Ne görebiliyorsun,Ne duyabiliyorsun.

"Hayret et! Çünkü hayrettir göğe açılan pencere.
Hayret ettim ve gördüm, bin ayet güldü yüzüme."
Asrevya isimli Üye şimdilik offline konumundadır Alıntı ile Cevapla
Alt 03.08.2013, 09:40   #18 (permalink)
Son/suz Söz,Öz/söz Olmalı!

Kullanıcıların profil bilgileri misafirlere kapatılmıştır.
Standart Cevap: Şiraze'den Şiraze'ye Mektuplar



“seninle konuşmalıydım Şiraze

çok çok önceleri ilk karşılaştığımda, bir park duvarı üzerine oturmuş yoldan geçenlerin nereye gittiklerini merak eden bakışlar taşımaktaydın yanında

ben de belli ki senin henüz farketmediğin o eşsiz güzelliğini doya doya seyredebilme telaşıyla bir köşe buldum kendime

affına sığınarak aşık oldum sana

bilmedin

üzerindeki küçük çiçekli, fırfırları ayak bileğinizi okşayan bordo etek tüm sadeliğiyle içime akıyordu hep

gözlerindeki o pus hiç gitmedi... hiç gitmedi... anladığım oydu ki; hiç de gitmeyecekti

neden bu kadar üzgün sardunyalarla süslüyordun gördüklerini?

neden hep aynı yere geçip, aynı yalnızlığın içinde kayboluyordun?

neden hep susuyordun?

neden hep susuyorduk?

neden hep...



seninle konuşmalıydım Şiraze

ne kadar da benden olduğunu anlatmalıydım
her sabah yumuşak bir buse ile seni uyandıran...

her kahvaltıda demli çayını ince belli bardağına dolduran...

her aynanın karşısına geçtiğinde saçlarını okşayan...

her kapıyı kapatışında ardında peşine takılan...

her sokakta adım adım seni izleyen...

ve içinden taşanları bir bir tutmaya çalışan...

işte hepsini... hepsini... yapan benim

hâsılı; ben Şiraze, sen Şiraze...

seninle konuşmalıydım Şiraze

kendini artık dinlemek zorunda olduğunu bir şekilde anlatmalıydım sana

boş boş baktığın kalabalıklardan değil, kendinden medet...

o, benim evet; yani sen

ben Şiraze, sen Şiraze...



seninle konuşmalıydım Şiraze

zaman aktı geçti yanından, durdun hep

birşeylerin geçip giderken, sen dursan bile, senden çok şey alıp götürdüğünü,

parçaların bir bir eksildiğini artık farketmeliydin

sevgililer gider Şiraze... sevgililer hep gider

biz kalırız artakalan onlardan

ve

bize artabıraktıkları...

sevgililer hep gider Şiraze...



seninle konuşmalıydım Şiraze

birgün ‘yarın’ diye bir şey olmayacak

o olmayacak yarın’ımız bize varmadan ne mümkünse yapmalıyız beraberce

tut elimden Şiraze

rüzgarlara katıp kendimizi uçalım, altımızda atlas

tut elimden Şiraze

yağmurlarla sulayıp yüreğimizi turnaların izini sürelim, ışık yol

tut elimden Şiraze

uyanmak için geç olmadan yola çıkalım, rüyalar bizi kilitlemeden



seninle konuşmalıydım Şiraze

ben Şiraze, sen Şiraze...”

...........



her dilden söyleniyorum sana işte, her telden çalıyorum...

hayat devam ediyor Şiraze; bazen kıyısında dünyanın, bazen en içinde...

hayat, her şeye rağmen devam ediyor Şiraze


Ş İ R A Z E


__________________

Yalnız açığa çıkan ışığı görebiliyorsan,
Yalnız söylenen sesi duyabiliyorsan,
Ne görebiliyorsun,Ne duyabiliyorsun.

"Hayret et! Çünkü hayrettir göğe açılan pencere.
Hayret ettim ve gördüm, bin ayet güldü yüzüme."
Asrevya isimli Üye şimdilik offline konumundadır Alıntı ile Cevapla
Alt 03.08.2013, 09:41   #19 (permalink)
Son/suz Söz,Öz/söz Olmalı!

Kullanıcıların profil bilgileri misafirlere kapatılmıştır.
Standart Cevap: Şiraze'den Şiraze'ye Mektuplar



Bıraktığım hiçbir şeyin bıraktığım gibi olmadığını

olmadığını kendimin bile o şehirdeki gibi...

biliyorum

zaman tepeleyip geçiyor her şeyi; beni, seni, damdaki kediyi, kaf dağı’nı, anıların her an’ını...

zaman ilerledikçe netleşiyor geçmiş, geçmişin satıraraları canlanıveriyor

isimler yüz hatlarına bürünüp çıkıyorlar karşıma, ‘bak’ diyorlar bana, ben de bakıyorum

tanıdık gelen çok çizgi var yüzlerinde, onlarda bir parça benden harf görüyorum

‘zaman’ diyorum bir potin gibi ayağımda, koncu uzun mu uzun, dolanıyor... dolanıyor... dolanıyor...

ürperiyorum

zamandan yapılma potinler her geçen gün biraz daha sıkıyor beni

sen yoksun diye belki

sen hiç olmadın diye belki

sen hiç olmayacaksın diye belki

sen hiç...

oysa seni şarkıların en manidar kelimelerinde gizledim

oysa seni ebrulî hayatların penceresinden seyrettim

oysa seni bir resim atölyesinin en karanlık köşesindeki ışık belledim

oysa...

bana yakıştırılan gitmek oldu Şiraze, sen kal ben gideyim şimdi

sen kal ben gideyim şimdi

eğer biri gitmek zorunda ise ille de, sen kal ben gideyim şimdi

bir kere gitmeyi başarmış olan, artık sürekli gidebiliyor çünkü

bir kere gittim Şiraze, sen kal ben gideyim şimdi

ben ürkek yaşadım hep, ürkek dolaştım yollarda, ürkek baktım dağlara, ürkek konuştum insanlarla

ürktüm hep

farkederler varlığımı diye

farkederler de gözlerime bakarlar diye

hani gözlerime baksalar seni görürler diye

seni görür sorarlar diye

‘kim’

ben ürkek yaşadım hep, ürkek boyadım resimlerimi, ürkek yazdım, ürkek çıktım evden dışarı

ürktüm hep

adımı sorarlar diye

‘sorsalar ne çıkar’

ben adımı bile unuttum Şiraze, ben adımı bile unuttum

ben ürkek yaşadım hep, ürkek giydim eteklerimi, ürkek baktım aynalara, ürkek okudum şiirleri

ürktüm hep

beni fotoğraflarına hapsederler diye

beni ak yeleli, hırçın atın sırtından alırlar diye



ne desem az, ne desem çok

ne desem boş, ne desem yersiz ve yetersiz

Aşk’ına vurdum başımı, iflah olmam; ne kadar su verirsen ver, artık susuzluğumu gideremezsin

ne kadar ışık tutarsan tut, artık karanlığımı ışıtamazsın

içimde hiç dinmeyen bir fısıltı olarak kalacaksın

Şiraze... seni kaybetmek bir daha bulamamak demekti, geç anladım



Şimdi gölgemizi de alıp yanımıza, ‘ufuk’ dedikleri yeri hedefleyelim gel seninle

gel seninle Şiraze...

Ş İ R A Z E


__________________

Yalnız açığa çıkan ışığı görebiliyorsan,
Yalnız söylenen sesi duyabiliyorsan,
Ne görebiliyorsun,Ne duyabiliyorsun.

"Hayret et! Çünkü hayrettir göğe açılan pencere.
Hayret ettim ve gördüm, bin ayet güldü yüzüme."
Asrevya isimli Üye şimdilik offline konumundadır Alıntı ile Cevapla
Alt 03.08.2013, 09:42   #20 (permalink)
Son/suz Söz,Öz/söz Olmalı!

Kullanıcıların profil bilgileri misafirlere kapatılmıştır.
Standart Cevap: Şiraze'den Şiraze'ye Mektuplar


buz tutmuş türkülerin dilinden damlıyorum; ben hep yabancıyım, nereye gitsem yabancı

dediğim güz başka, eylül başka, havada dolaşan bulutun tadı başka

bilmiyorsun, kaç gece namludan baktım göğe; senden bittim,

senden son uçurumundan düştüm derinlere, ‘pat’ diye

kuru bir yaprak gibi çatladı yanlarım, seni aramıyorum uzun zamandır

seni yabancı topraklarda yabancılaştığım kendimde bile aramıyorum artık

bulduğum yerde yitirdiğim, yitirdiğim yerde bulacağım, bile bile kuytusunda

gizli ölümlere mezar kazıyorum

en’inde piramidin dalgalanıyorum, şlapp... şlapp...

ellerim havalanıp yüzüme tokat gibi iniyor

gidemediğim yerlerin hasretiyle boyadım seni,

girmek isteyip giremediğim sırların giziyle

sırça saraylara, elyazma evraklara kilitledim seni; boğazımda bıçak sancısı

kanadıkça yanıyorum, bundan sonrası hep bu sancı, ötesi silikleşecek

her habbede medet umarak, gözlerimi geceye kapatıyorum

sus ebede kadar, sus ebedden de öteye kadar; ne sesini duymak dileğim

ne sessizliğini... yok olmak mümkünse eğer, hiç olmamış gibi ol diliyorum

bilmiyorsun içimdeki sancının kanayan yarasının derinliğini

sen ‘ol’ dediğin an olsun diyenlerdensin, kendini insanlıktan çıkarmanın bedeli

mor kadar sıcak mıdır? bu kadar az olma, bu kadar az olup tükenme

kimse bir cesaret altın halatlarla uzanamaz sana, ben hem var hem yok arası

serzenişlerde, bir metamorfoz öncesi aşk’ına ok saplayan divaneyim



ey’leme beni, artık hiçbir ey’ine dönmeyeceğim kararan yüzümü

seni her sabah suskun uyandırışımda bıraksaydım bu kadar yok olmayacak

bu kadar tiz’leşmeyecektin

ne bir çınarım yıkılışım dört bir yandan görünsün, ne bir kasırgayım

savururşum dört yanı dağıtsın, ne bir afet, ne bir güneş, ne bir... ne bir... ne bir...

dünya içinde kaybolduğumu seziyorken dünya, gözlerinin parlaklığının farkındayım

bu kadar büyük bir hapisanede bile daralıyorum, öylece yükseliyorum yukarılara

oradan yıldız toplayıp heybeme atacağım, göktaşlarıyla oynarken biri elimden uçup

dünyaya doğru havalanacak belki, belki senin olduğun bir alana yönelecek

sen korkuyu yerleştirip bakışlarına, kaçacak yer arayacaksın küçük bedenine

bulamayacaksın... bulamayacaksın

postallarını çıkarmadığın yaz sıcağında terleyeceksin, alnından düşen damlaların

gümbürtüsü sallayacak zemini, her hâlinden endişeye kapılacak

yüreğine ‘dursun artık’ istemleriyle bakacaksın, nafile... nafile...

bir kere başladın mı artık ‘bitmek’ denen kayboluyor, sürekli başlıyorsun, sürekli

ardı ardına bağlanmış ip gibi asılı kalıyorsun zamana

dursa ne çıkar, başladı ve bitmeyecek, yön değiştirecek, görüntü değiştirecek,

isim değiştirecek, renk... mekan... dil... ama bitmeyecek hiç



her şeye bir sözünüz vardı, ben ne kadar her şeye susuyorsam

siz o kadar her şeye çok tanıdıkmışsınız gibi görünüyordunuz, bilmediğimdendi

susuşum, parmağına büyük gelen kara taş yüzüğün büyüklüğünden utandığım

kimin aklına gelirdi,

kim bendeki benden başka bir ben oluşturmadan beni kabul etmeyi ta baştan kendine

söylemişti

kış kadar dayanılmazdı zaman, kitap raflarında aradığım asıl bulmak istediğimdi

kış önümü kesmeyi sevdi hep, bir cümle yeterdi ısıtmaya içimi, içim kedi kadar mır’layan

bir sevgi düşkünüydü, ‘hep olmayacakları mı ister insan, hep olmayacağa mı yönlendirir yoksa olayları’

takvim kağıdından damladılar ellerime, onları alıp yüzüme sürdüm

şimdi yabancı takvimlerle sarılıyım, okuduğumda anlamadığım kelimelerle dolu

damlıyorlar belki, parmaklarımın arasından kayıp gidiyorlar mazgallara

buralarda çok mazgal var

buralarda üstü açık çok mazgal var

bir gece birisinin içinde kırılacağım, ‘çat’ diye



ritmik tik tak’larımı duyurmak çabasından çok uzaklaştım, benim tik tak’larım

benim tik tak’larım

hepsini mora boyayıp, boynuma astım; tik tak... tik tak... tik tak...

bunlar eylülün dansından geri kalanlar

ver elini Şiraze, aşk’ın bizi bıraktığı sahilden başlayıp açalım içimizdeki tüm gereksiz

kuşkuları, kanat takıp uçsunlar

ben cebimden bilyelerimi çıkarayım, sen cebinden topacını çıkar

bir hacıyatmaz yerden yere savursun kendini

ver elini Şiraze, ‘her şey iyi olacak’ diye diye yolu yarıladık bak

hiç çocuk olmamışım gibi geliyor bana, hepsi bir rüyaydı başladı bitti havasında

unuttuklarımı bir bilsen, hatırladıkça yeniden doğuyorum pırıl pırıl gökte

gök bana beşik Şiraze, bir ucu bir ucuna erişmeyen bir beşik...

salla beni, gözlerime çöken uykunun tadına bakayım, hiçbir tam değil Şiraze

hiçbir sona götürmüyor Şiraze...



Ş İ R A Z E


__________________

Yalnız açığa çıkan ışığı görebiliyorsan,
Yalnız söylenen sesi duyabiliyorsan,
Ne görebiliyorsun,Ne duyabiliyorsun.

"Hayret et! Çünkü hayrettir göğe açılan pencere.
Hayret ettim ve gördüm, bin ayet güldü yüzüme."
Asrevya isimli Üye şimdilik offline konumundadır Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Yukarı'daki Konuyu Aşağıdaki Sosyal Ağlarda Paylaşabilirsiniz.


(Tümünü Görüntüle Konuyu Görüntüleyen Üyeler: 2
Asrevya, Laura
Seçenekler Arama
Stil

Yetkileriniz
Konu Açma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Forum hakkında Kullanılan sistem hakkında
Forumaski paylaşım sitesidir.Bu nedenle yazılı, görsel ve diğer materyaller sitemize kayıtlı üyelerimiz tarafından kontrol edilmeksizin eklenmektedir.Bu nedenden ötürü doğabilecek yasal sorumluluklar yazan kullanıcılara aittir.Sitemiz hak sahiplerinin şikayetleri doğrultusunda yazılı, görsel ve diğer materyalleri 48 saat içerisinde sitemizden kaldırmaktadır. Bildirimlerinizi bu linkten bize yapabilirsiniz.

Telif Hakları vBulletin® Copyright ©2000 - 2016, ve Jelsoft Enterprises Ltd.'e Aittir.
SEO by vBSEO 3.6.0 PL2 ©2011, Crawlability, Inc.

Saat: 10:33