Forum Aski - Türkiye'nin En Eğlenceli Forumu
 

Go Back   Forum Aski - Türkiye'nin En Eğlenceli Forumu > Hayat ve Eğlence > Serbest Kürsü > Bunları Biliyor musunuz ?
facebook bağlan


Kanser Nedir Nasıl Ortaya Çıkar?

Bunları Biliyor musunuz ? kategorisinde açılmış olan Kanser Nedir Nasıl Ortaya Çıkar? konusu , Kanser Nedir Nasıl Ortaya Çıkar? İnsanın gözüyle hiçbir zaman göremeyeceği günlük hayatta farkında bile olmadığı herhangi bir organındaki herhangi bir hücre... Bu hücre diğer trilyonlarca arkadaşıyla uyum içinde yaşarken birden ...


Yeni Konu aç  Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Arama Stil
Alt 19.09.2012, 18:10   #1 (permalink)
Kurucu

Kullanıcıların profil bilgileri misafirlere kapatılmıştır.
Standart



Kanser Nedir Nasıl Ortaya Çıkar?


İnsanın gözüyle hiçbir zaman göremeyeceği günlük hayatta farkında bile olmadığı herhangi bir organındaki herhangi bir hücre... Bu hücre diğer trilyonlarca arkadaşıyla uyum içinde yaşarken birden ne olduğu bilinmeyen bir şey olur ve yapmaması gereken bir şeyi yapmaya başlarsa ne olur? Bu küçük canlı o güne kadar 24 saat görevini yaparken bölünmemesi gereken bir anda birdenbire bölünmeye başlarsa ve durmaksızın çoğalmaya devam ederse ne olur? İşte hiç farkında olunmayan o küçük canlı bu işlem sonucunda milyonlarca insanın hayatının sona ermesine sebep olan kanser hücresini meydana getirir.

Kanser Nedir?

En genel tanımıyla hücre tarafından ortaya konan ve sebebi henüz anlaşılamamış anormal bir davranıştır. Bu anormal davranış bedenin herhangi bir yerinde herhangi bir hücrede ve herhangi bir zamanda aniden başlayabilir.

Normal Hücrelerden Hızlı Çoğalırlar…

Kanser hücreleri komşuları olan normal hücrelere göre daha hızlı çoğalırlar. Normal hücrelerin büyüme evreleri vardır ve hücreler yetişkinliğe ulaşınca büyümeleri durur. Kanser hücreleri ise besin kaynağı buldukları sürece hiçbir zaman bölünmeyi durdurmazlar. İlk akla gelen soru ise kanser hücrelerini normal hücrelerden ayıran en temel fark olan bu durumun nasıl olup da birden ortaya çıktığıdır.

Kanserli Hücre Nasıl Anlaşılır?

Kanserli hücrelerin etraflarındaki hücrelerle her zamanki ilişkilerinde bir değişiklik olur. Eskisinden daha bağımsız asi ve diğer hücrelerle uyumlu olmaktan çıkıp kendi başlarına hareket etmeye yani "bencil" hatta "kötü komşu" davranışı sergilemeye başlarlar. Örneğin hücre yapışkanlığını yitirirler. Bu yapışkanlık gelişmenin en önemli faktörlerinden biridir; bölünen hücreler yüzeylerindeki özel proteinler sayesinde komşularıyla birbirlerine yapışma eğilimi gösterirler. Normal hücrelerin bu temel niteliğinin kaybolması habis büyümeye diğer bir deyişle kansere yol açan önemli bir unsurdur.

Kanser Hücreleri Nasıl Organize Olurlar?

Yukarıdaki iki özelliğin birleşmesi; yani hücre bölünmesinin artan hızı ile birlikte hücre yapışkanlığının kaybolması öldürücüdür. Bu durum yeni ve uyumsuz garip bir dokunun doğduğu noktadan hızla yayılarak büyümesi demektir.


Ayrıca kanserli hücreler "metastaz" da yapabilirler başka bir deyişle kan dolaşımıyla bedenin başka yerlerine gidip orada yeni kanserli koloniler oluşturabilirler. Zamanla bu habis hücreler içinde doğdukları bedeni öldürürler.

Kontrolden Çıkan Hücreler

Normal hücrelerde bölünme programını durduran sınırlamalar ve yasaklar vardır. Hücre bölünmesinin yasaklanması hücreler belli bir boşluğu doldurduklarında veya önceden belirlenmiş bir toplam kütleye eriştiklerinde ortaya çıkar.


Bölünme programını durduran sınırların ne olduğu nasıl çalıştığı bölünmenin başlangıç ve bitiş emirlerini neyin verdiği tıbben halen bilinmemektedir. Bilinen tek şey bu yasaklamaların kalkmasının kanserin başladığı anl***** geldiğidir.

Allah'ın kanser gibi bir hastalığı yaratmasının ardında kuşkusuz önemli hikmetler ve bir amaç vardır. Allah yarattığı sistemde en ufak bir değişiklik olduğunda bunun nasıl sonuçlar vereceğini kanser ile göstermekte insanlara aciz birer varlık olduklarını düşündürmektedir.

Kanserli Hücreler Nasıl Beslenir?

Kanserli hücreler besin buldukça sınır tanımaz çoğalmalarını sürdürürler. Besinlerinin kaynağını da içinde yaşadıkları beden oluşturur. Vücutta 100 trilyon hücreyi besleyen dolaşım sistemi yani kan kanserli hücrelere de ihtiyaçları olan besini götürür.

Sağlıklı akciğerler içlerinden kolaylıkla hava geçebilen temiz solunum borularına sahiptir. Sağlıklı olduklarında akciğerlerin küçük alveolleri tüm oksijen ihtiyacını karşılayabilir ve tüm karbondioksit yükünü boşaltabilirler.


Sağlıklı akciğerlerin içindeki silia (solunum yolları yüzeyini kaplayan sivri uçlu kamçılar) kas tabakasının yutağa doğru hareket etmesinin devamlılığını sağlamak için sürekli ve şiddetli bir şekilde atarlar. Kanser akciğeri istila ettiğinde ise silia zayıflar.


Kanser hücreleri bütün akciğer hücrelerinin normal işleyişine müdahale eder. Normal hücrelerden daha hızlı çoğaldıkları için de kısa bir süre sonra kanser hücreleri sağlıklı hücrelerden sayıca daha fazla olurlar. Çok geçmeden normal hücreler zayıflar ve akciğer dokusunu sağlıklı tutan faaliyetlerini daha fazla sürdüremez hale gelirler.

Kanserli Hücreler Kan Damarlarını Çoğalmaya Zorlar

Kanserli hücrelerin hızla çoğalmasıyla mevcut damarlar bu durmaksızın besin isteyen hücreleri beslemek konusunda yetersiz kalırlar. Ama kanser hücreleri bu engeli de aşarlar. Yakınlarındaki damar hücrelerini yeni kan damarları üretmeye zorlarlar. Kan damarları böylece kanser kütlesinin içine kadar uzar ve kanser hücreleri yeniden bölünmeye başlar.

Kan damarları büyüyüp daha çok besin taşıdıkça kanser kütlesi de giderek büyür. Yapılan araştırmalar kanserli hücrelerin kan damarlarının büyümesine neden olan bir sıvı salgıladıklarını göstermektedir. Bu salgının ne olduğu özellikleri ve hücreleri ne şekilde etkilediği tıbben tam olarak açıklığa kavuşmamıştır.


Kanserli hücrelerin salgıladıkları ve kan damarlarının büyümesine neden olan sıvının tıbben açıklığa kavuşamamış olması gerçekten de son derece dikkat çekici bir durumdur. Kanserli bir hücre yaşamını devam ettirmek için modern teknolojiyle sentezlenemeyen hatta ne olduğu bile bir türlü çözülemeyen bir maddeyi üretmektedir. Böylece damar hücrelerini etkileyerek kendisine besin taşıyacak yeni damarlar yaptırmaktadır.

Kimya Uzmanı Kanserli Hücreler
Kanserli hücrenin kan damarlarının büyümesine neden olan sıvıyı "kendi başına" salgılayabilmesi için; damar hücresinin üreme mekanizmalarındaki sırları çözmüş olması bu bilgiler doğrultusunda ürettiği sıvıyla damar hücrelerini harekete geçirmesi ve kendisine hizmet ettirmesi gerekmektedir.

Unutulmaması Gereken Önemli Bir Nokta !!!

Vücuttaki kanseri başlatan ilk hastalıklı hücre de aslında doğuştan kanserli bir hücre değildir. Normal görünümde iken hücre birden ne olduğunu bilmediğimiz bir emir ile bozulmaya uğrar ve bir kanser hücresi haline gelir.

Allah'ın İnsanlara Lütfu: Sağlıklı Bir Beden

Kanserli hücrelerle ilgili tüm bu gerçekler de göstermektedir ki; sağlık özel bir yaratılışın sonucudur Allah'ın insanlara sunduğu bir nimettir. Bunun karşılığında ise Allah'a şükretmek gerekir. Zira Allah dilediği zaman sağlığı kolaylıkla geri alabileceğini vücudun bilinmeyen bir noktasında ölümcül bir hastalık yaratabileceğini bize örnekleriyle göstermektedir.


İnsanın yapması gereken kendisini yoktan var eden ve sağlık verip onu "düzgün bir insan kılan" (Kehf Suresi 37) Allah'a şükretmektir. İnsan hastalandığında ise hastalığın da sağlığın da Rabbimiz'den olduğunu bilmeli ve Hz. İbrahim gibi "Hastalandığım zaman bana şifa veren O'dur" (Şuara Suresi 80) diyerek Allah'tan yardım dilemelidir.

Kanser ve Mutasyon

Bir hücrenin bu önüne geçilmez özellikleri kazanmasının ne gibi bir nedeni olabilir? Bu henüz bilinmiyor. Dönüşümün tetiğini neyin çektiği de büyük bir soru. Ama bedende kanserin başlama biçimi ile ilgili olarak elde edilen bazı bulgular akla mutasyonu başka bir deyişle bir tek hücrenin DNA'sındaki bir değişimi getiriyor.

Kanseri mutasyon ile ilişkilendiren bu bulgular şöyle;

Kanser her zaman bir tek hücredeki ani bir değişmeyle başlıyor.


Hücre bir defa hastalanınca ondan üreyenlerin hepsi hastalıklı oluyor. Yani kötü özellik hücreden hücreye geçiyor.


Kanserli hücreler görünen o ki kendilerinden üredikleri normal hücrelere göre daha dayanıklı oluyor ve hayatta kalmak için avantaj elde ediyorlar.


Kanser yapan maddelerin çoğu örneğin kimyasal maddeler x-ışınları ve ultraviyole ışınları aynı zamanda mutasyona da neden oluyorlar.


Dolayısıyla kanserin en muhtemel nedeni DNA'daki bir değişme yani mutasyon. Kuşkusuz bunun tersini de söylemek mümkün; yani DNA'da değişiklik yaratan bir mutasyon insanın kanser olmasına neden oluyor.

Bu durum ise evrim teorisini bir kez daha çökerten önemli bir delili oluşturuyor. Çünkü hatırlanırsa evrimcilerin canlıların nasıl tek bir kökenden gelip de böylesine farklı olabildiklerini açıklamak için kullandıkları açıklamalardan biri mutasyondur. Mutasyonların canlılarda "tesadüfi" değişiklikler yarattığını ve bu tesadüflerin bazılarının "yararlı" olduğunu; böylece yararlı bir özellik kazanmış yeni canlı türlerinin ortaya çıktığını öne sürerler. Oysa daha önce de değindiğimiz gibi evrimciler her ne kadar aksini iddia etseler de "faydalı mutasyon" diye bir kavram yoktur. Mutasyonların tam***** yakını kanser dediğimiz ölümcül hastalıklarla Hiroşima Nagasaki Çernobil'de yaşanan türde hasarlarla sonuçlanmaktadır. Görüldüğü gibi evrimcilerin türlerin oluşumunu açıklamak için başvurdukları son çare olan mutasyonlar sadece mevcut sistemi tahrip etmektedirler.

Mutasyonun bu zararlı özelliği sayesinde DNA'da yazılan milyonlarca şifrelik bilgideki ihtişam da bir kez daha ortaya çıkar. Kusursuz bir düzenle yazılmış olan DNA'da meydana gelecek bir değişim canlının sonu olabilmektedir. Bu tek bir değişmenin bile kansere yol açması insanın DNA'sının ve dolayısıyla bedeninin hiçbir parçasının tesadüfen oluşmuş olamayacağını da bir kez daha açıkça gösterir.

Kanserden Korunmaya Neler Vesile Olmaktadır?

Sigara alkol vs gibi kötü alışkanlıkları terk etmek


Yoğun güneş ışınlarından korunmak


Beslenme alışkanlıklarına dikkat etmek Allah'ın izniyle bu hastalıktan korunmaya vesile olan sebepler arasındadır.


Sigara ve tütün ürünlerinin akciğer kanseri ağız yutak soluk borusu yemek borusu pankreas böbrek gibi kanser çeşitlerine yol açtığı kesin olarak bilinmektedir. Bu nedenle sigaradan uzak durarak bu kanserlerden korunulabilir.


Sadece sigara içenler değil "pasif sigara içici" olarak adlandırılan kişiler de bu kanser türlerine karşı risk altında bulunur.


Bazı deri kanserleri güneş ışınlarına fazla maruz kalma sonucunda ortaya çıkar. Bu nedenle güneş ışınından korunulması ile bu kanserlerin gelişimi engellenebilir.


Bunun yanı sıra bitkisel kaynaklı besinlerin fazla tüketilmesi özellikle hayvansal kaynaklı yüksek yağlı gıdaların sınırlandırılması bitkisel sıvı yağların tercih edilmesi fiziksel olarak aktif olup egzersiz yapılması ve ideal ağırlığın korunması kanserden korunmada etkin rol oynar.

Alıntı

Kanser nedir?

kanser belirtileri, kanser çeşitleri, kanser türleri, kanser nedir nasıl oluşur, kanser tedavisi, kanser nasıl oluşur, kanser nedenleri, Kanser hakkında bilgi, kanserde erken teşhis

Erkeklerde Kanser Dağlımı


Kanser nedir?
Vücuttaki dokulardan birine ait bir veya birkaç hücrenin normal özelliklerinin dışında bir değişim göstermesi ve kontrolsüz çoğalması ile meydana gelen ve genellikle tümör (kitle) meydana gelmesine sebep olan, çağımızın en önemli hastalıklarından biridir. Kanser, kelime manası olarak Türkçe'de "yengeç" demektir.

Vücudumuzun çeşitli doku ve organlarında meydana gelebilen tümörler veya urlar iki türlüdür. İyi huylu (selim) urlar, kötü huylu (habis) urlar. Kötü huylu urların epitel dokusundan gelişen türlerine kanser veya karsinoma, bağ dokusundan gelişen türlerine ise sarkom ismi verilmektedir. Fakat kötü huylu urların hepsine kanser demek adet haline gelmiştir.

Kanser çok eski çağlardan beri bilinmekte ise de, 20. yüzyılda dikkatleri üstüne çekmiş ve çağımız insanlarının en çok çekindiği bir hastalık olma vasfını kazanmıştır. Çağımızda kanserin en yaygın hastalıklardan biri olmasında, kesin teşhis imkanlarının artmış olmasının da rolü büyüktür. Kanser ilk geliştiği yerden vücudun diğer kesimlerine de sıçrarsa (metastaz), iyileşme ümidi hemen hemen yok gibidir.Günümüzde kesin teşhis ve tedavi imkanları oldukça arttığından, erkenden teşhis edilen birçok vak’alar şifa bulabilmektedir. Fakat teşhis, hastaların çoğu defa ihmalleri yüzünden erken yapılamamakta, dolayısıyla de kanser, ölüm sebepleri arasında ilk sıralarda yer almaktadır. Birçok gelişmiş ülkelerde ve yurdumuzda kanserden olan ölümler ikinci sırayı almaktadır. Gerçekte ise, bu oran daha fazladır. Çünkü kanserden olan ölümlerin birçoğu istatistik kayıtlara geçmemekte bir kısmı ise kanser ölümü olarak gösterilmemektedir. Yurdumuzda her sene 40-50 bin kişinin kanserden öldüğü tahmin edilmektedir. Modern teşhis ve tedavi metodlarının gelişmesine rağmen İngiltere’de bütün ölümlerin % 20’si kansere bağlıdır.

Kanserin bir genetik hastalık olduğu inancı, gün geçtikçe artmaktadır. Köklerinin hücrelerimizin derinliklerinde yattığı sanılmaktadır. Anarşik olarak gelişen bir hücre vücudun normal biyolojik kanunlarına uymaksızın çoğalmaktadır. Kanserin sebepi ve meydana geliş mekanizması kesin olarak bilinmemektedir. Yeni çalışmalar kanserleşmenin hemen her zaman tek bir hücrede başladığını ortaya koymuştur. Monoklonal immün globülin yapan lenfoit doku tümörleri, kromozom işaretleri ve enzim işaretleri ile yapılan çalışmalar organizmadaki bütün tümör hücrelerinin kanserleşmiş tek bir hücreden geliştiği intibaını vermektedir. Kanser olmaya potansiyel gücü olan normal genlere protoonkojen (protooncogene) gen denir. Onları bu tip bir değişime zorlayan sebepler muhit, diyet, yahut ırsi faktörlerdir. Bu demektir ki kanser, hemofili (kan pıhtılaşma yetersizliği) veya kistik fibrozisde olduğu gibi ırsi değildir. Bununla beraber kanserde ırsi faktörlerin de önemi tecrübi (deneysel) ve klinik müşahedelerle (gözlemlerle) belirlenmiştir. Mesela meme, mide, kolon (kalın barsak), prostat, akciğer kanserlerinin yakın akrabalar arasında görülme riski, normal halk topluluklarına (popülasyon) göre üç defa daha fazladır. İnsan kanserlerinde dış tesirlerin de rol oynayabileceği bilinmektedir. Kansere yol açtığı düşünülen bu faktörleri üç ana grupta toplamak mümkündür: Kimyasal ajanlar, virüsler ve radyasyon. Radyoaktivitenin kanser gelişiminde rolü olabileceğine iyi bir misal, Japonya’ya atılan atom bombasından sonra kan kanserinin o bölgede yaşayanlarda yüksek bir artış göstermesidir. Kansere sebep olduğu düşünülen maddelere kanserojen ismi verilmektedir. Bu maddeler hücre çekirdeği ile ilişkiye girerler. Asbestoz hastalığı ile akciğer zarı kanseri (mesothelioma) ve akciğer kanseri arasında sıkı bir ilişki vardır.

Yine kadmium, uranyum, arsenik, nikel ve katranın da kanserle ilişkili olduğu durumlar bildirilmiştir. Kanser tedavisinde kullanılan bazı ilaçların da başka tür kanserlere sebep olduğundan söz edilmektedir. Bazı hormonların kanserle ilişkisi olduğu ileri sürülmektedir. Buna misal olarak içinde sentetik östrojen (kadınlık hormonu) bulunan doğum kontrol hapları ile rahim ve meme kanserleri arasındaki ilişki ve testosteron (erkeklik hormonu) ile prostat kanseri arasındaki ilişki verilebilir. Alkol ve sigaranın da kanserin meydana gelişinde rolleri olduğu kabul edilmektedir. Mesela akciğer kanseri sigara içenlerde içmeyenlere göre 100 kat daha fazladır. Alkoliklerde mide ve karaciğer kanseri daha fazla görülmektedir.

Virüslerle yapılan incelemelerde, bozuk genlerin görünüşü genlerin kanserde rol aldığına dair ipucudur. Virüslerin, yaklaşık olarak tamamı genetik materyalden yapıldığı için, böyle bir araştırmaya çok müsaittirler. 1970’de Kaliforniya Üniversitesi’nde Berkeley ve diğer araştırıcılar tarihi bir araştırma yaptılar. Tavuklarda kansere sebep olan bir virüsle çalışırken genlerden birini çekip çıkardıklarında, kanser yapıcı özelliğinin kaybolduğu görüldü. Virüslerin de insanda kansere sebep olduklarına dair deliller gittikçe artmaktadır. Bazı alışkanlıkların da kanser meydana gelmesinde rolleri vardır. Mesela, çocuğunu emzirmeyen kadınlarda meme kanseri, emzirenlere oranla çok daha fazladır.

Kanserlerin ortaya çıkmasında sürekli mekanik, fiziki ve iltihabi tahrişler ve güneş ışığına aşırı ve devamlı maruz kalınmasının da rolü büyüktür. Bütün bu sebeplerin yanısıra şahsın bedeni ve ruhi bünyesinin zayıflaması da kansere bir zemin teşkil edebilmektedir.

İmmünolojik teori; vücutta sürekli olarak anormal hücrelerin meydana geldiğini, ancak vücudun savunma mekanizmalarının bunları yok ettiğini, fakat bilinmeyen sebeplerle bu savunma sisteminin kırılması durumunda anormal hücrelerin çoğalarak kansere yol açtığını ileri sürmektedir. Bugün bu teori en çok taraftar bulan teoridir.

Kanser hücresi, normal hücrelere benzemez. Kanser, normal hücre çoğalmasını kontrol eden faktörlerin denetimi dışındadır. Vücud, kanser hücrelerini yabancı bir doku olarak değerlendirip reddetmeksizin benimser, halbuki normalde bütün parazitlere karşı vücut red cevabı gösterir. Araştırmacılar, insanın mesane kanseri hücrelerinden DNA’yı (kromozom içinde protein zinciri), yani genleri yapan materyeli çekip, test tüplerinde gelişen sıhhatli farelere aşıladılar. Böylece farenin hücrelerinde kanser yapmaya muvaffak oldular. Sonra, bu tip sağlam farelere; DNA’nın daha küçük parçalarını çekerek aşıladılar. Böylece, kansere sebep olan geni ortaya çıkardılar. Bu parça, protoonkojenlerin bir parça değişiği oluyor. O zamandan beri muhtelif onkojenler bulundu. Hepsi protoonkojenlere benzemektedir; fakat, bunlar, sağlam hücreleri kanser yapmaz. Onları onkojen hale çevirmek için muhakkak bir olay olmalıdır.

Kadınlarda Kanser Dağılımı


Bu tarihe kadar üç farklı işlem üzerinde duruldu;

1. Genler, nükleotit denen moleküllerin tesbih gibi bir araya gelmesinden DNA’yı ortaya çıkarması esasından başlar. Bu nükleotitlerin dizisi ve tabiatı, yapacakları proteinlerin kalıpları olması bakımından çok önemlidir. Nokta mütasyonu denen (genlerin kesiştiği nokta) olayda, bir nükleotit başka bir nükleotitle yer değiştirirse bozuk bir protein imaline yol açacak, bu da kansere sebep olacaktır.

2. Başka bir genetik olay, kromozom translokasyonu (yerdeğiştirmesi) dur. Bu kromozomlar genlerin içine yerleştiği serbest ünitelerdir. Bir translokasyon olayı esnasında iki kromozom, genetik materyelin bir parçasını diğeri ile değiştirir. Mesela Burkit lenfomalı çocukların % 100’ünde translokasyon olduğu bildirilmiştir. Bu değişme esnasında myc geni hücre büyüme ve çoğalması yani proliferasyonunda kontrolör görevi yapıyorsa, uygun olmayan dokunuş düğmeyi nasıl ki devamlı açık tutarsa, burada da hücrenin devamlı büyümesine yol açar.

3. Üçüncü hadise ise amplifikasyon yani büyütmedir. Hücreler garip bir şekilde çoğalmaya veya genlerin birçok kopyalarını yapmaya muktedirdirler. Böylece her hücrenin iki kopyası olması yerine yüzlerce olabilir. İncelemeler neticesinde bir kolon (kalın barsak) kanserinde myc antijeninde 30-50 misli artma olduğu belirtilmiştir.

Sonuç olarak, insan kanserlerinin oluş mekanizmalarının kesinlikle anlaşılamadığını belirtmek gerekir. Bilinen bütün karsinojenlerin de hücrenin genetik materyelini doğrudan veya dolaylı olarak etkiledikleri anlaşılmaktadır. Bu arada çevremizde çeşitli sebeplerle karsinojenlerin sürekli olarak arttığını belirtmek faydalı olur. Teşhis ve tedavi gayesiyle x ışınları ile röntgen cihazlarının ve atom reaktörleri ile bomba denemelerinin artıkları sebepiyle insanların maruz kaldıkları radyasyon dozu hergün yükselmektedir. Kanserojen kimyasal maddeler de çok büyük bir hızla artmaktadır. Yeni kimyasal ürünlerin sentezi, atmosfer, su ve besin maddelerinin kirlenmesi, değişik ilaçların klinik kullanım sahasına girmesi bu tehlikeyi artırmaktadır. Herhangi bir kimyasal maddenin kanserojen olup olmayacağını önceden kesin olarak tespit edebilecek tecrübi usuller de henüz geliştirilememiştir. Bilinen odur ki kanser hücreleri, vücudun normal hücrelerinden gelişirler ve tek bir hücreden bir tümör gelişmesi başlayabilir. Ancak normal hücreden kanser özellikleri taşıyan hücreye geçiş yavaş bir olaydır ve yıllar süren değişik safhaları ihtiva eder. Zaman ile tam bir kanser hücresi halini alır. Bu gelişim genellikle fark edilmeden olur. Ancak bazı durumlarda kanser öncesi safha tespit edilip tedavi imkanı doğabilir. Buna en güzel örnek rahim ağzı kanserlerinin daha kanser haline geçmeden erken safhalarda hücre incelemeleri ile tespit edilmesidir.

İnsanlarda en çok görülen kanser türleri, erkeklerde akciğer, mide ve barsak, kadınlarda; meme ve rahim kanserleridir. Kanser hemen her yaşta görülmesine rağmen, en çok 40 yaşın üzerinde rastlanılmaktadır. Yani yaşlandıkça, kansere yakalanma ihtimali artmaktadır. Çocuklarda ve gençlerden en sık rastlanan kanserler; kan kanserleri, sarkomlar (mesela kemik kanseri) ve böbrek kanserleridir.

En kötü gidişli kanser türleri; osteosarkom (kemik kanseri) ve malin melanom (genellikle deri üzerindeki benlerden gelişen pigment kanseri)dur. Gidişatı en az kötü olan kanser türleri ise deri kanserleri (çok yavaş yayılırlar, teşhis ve tedavileri kolaydır) ve kan kanserlerinin müzmin lenfositik tipidir.
Kanser hücrelerinin vücudun içlerine doğru yayılma kabiliyetinde olmaları, kanseri kanser yapan en mühim özelliktir. Kanser, önce yakınındaki dokulara yayılım gösterir. Bu durum lokal belirtilere ve tahribata yol açar. Daha sonra kanser hücreleri bulundukları yerden koparak vücut sıvılarına geçerler ve vücudun savunma sisteminden kurtulanları lenf sistemi vasıtasıyla veya direkt olarak kana karışarak, vücudun uzak yerlerine kadar giderler (beyin, akciğer, karaciğer, kemik vs.). Buralara giden hücrelerden de gittikleri yerde yeni yeni kanser kitleleri gelişmeye başlar ve bu organlarla ilgili bölgesel çeşitli belirtiler ve birtakım genel sistemik belirtiler ortaya çıkar.

Kanserin belirti ve bulguları menşe aldığı doku tipine, vücut bölgesine ve hastalığın safhasına göre çok çeşitli olabilmektedir. Bu belirtiler kansere has olmayıp diğer bazı tip hastalıklarda da görülebilmektedir. Kanserli hastalarda görülebilen bazı belirti ve bulgular olarak; uzun süre iyileşmeyen yaralar, memelerde ele gelen sert yuvarlak kistlerle bezelerde meydana gelen sertlik, vücudun herhangi bir yerinden sebepsiz yere kan gelmesi, uzun süren inatçı ses kısıklığı, sebebi izah edilemeyen kilo kaybı, iştahsızlık, ete karşı tiksinti duymak, karaciğerin büyümesi, vücutta herhangi bir yerde süratle büyüyen bir kitlenin mevcudiyeti, meme başından veya rahim ağzından devam eden kokulu bir akıntı, kanlı balgam ve öksürük, dışkılama alışkanlığında meydana gelen değişiklikler (ishal veya kabızlık), vücudun bulaşıcı hastalıklara karşı direncini kaybetmesi sayılabilir.

Kanserle mücadele ve tedavide neler yapılabilir: Herşeyden önce kanseri kontrol etmesini öğrenmeli ve erken safhada yakalamalıdır. Hakikaten ilim adamlarının çoğunluğu kanseri yenmek için hastalığın öldürücü safhaya gelmeden fark edilmesi ve bugünkünden daha iyi tedaviler bulunması hususunda hemfikirdirler. Kemoterapi (ilaç tedavisi) ve şua (ışın) tedavisi faydalı kabul edilmemektedir. Onlar kanser hücrelerini tahrip ederken sağlam hücreleri de öldürmektedirler. Ekseriya bulantı, saç dökülmesi gibi yan etkileri de olmaktadır.

Kanserin erken teşhisi, tedavisinden daha fazla önem arz etmektedir. Çeşitli teşhis metodları geliştirilmiştir. Kanserden şüphe edilen hastanın hastalık hikayesi etraflı ve ayrıntılı dinlenmeli, iyi bir şekilde muayene edilmelidir. Daha sonra gerekli laboratuvar metodları uygulanmalı, biopsi yani parça alınarak kesin teşhis konulmalıdır. Biopsi yapılmadan kesin teşhis konulmamalıdır. Kanser teşhisinde kullanılan metodlar arasında çeşitli tekniklerde çekilmiş röntgen filmleri, sintigrafi, ultrasonografi, anjiografi, positron emisyon tomografi (PET), bilgisayarlı tomografi (BT), nükleer manyetik rezonans tekniği (NMR) ve birçok özel testler sayılabilir. Bu metodlarla kanserin vücuttaki yayılma durumu hakkında da bilgi edinilmekte ve tedavi ona göre ayarlanmaktadır.

Halen yapılan ve çoğu defa vücuda zararlı olan kemoterapi ve şua tedavisi yerine, kansere karşı vücudun kendi müdafaa sistemi olan "İmmün sistemi" tenbih etmek, uyarmak daha iyi olacağı kabul edilmektedir. İmmün sistemin kanser dokusunu seçme kabiliyeti vardır. İmmün sistem, vücudu koruyan polis hücrelerden yapılmıştır. Onlar virüsleri ve bazı bakterileri ve bunlara benzer yabancı ajanları tanır ve tahrib ederler. Bu faaliyetlerini vücutta bulunan ve adı geçen yabancı ajanlara karşı meydana getirdikleri antikorlarla yaparlar. Bu bilgiler çerçevesinde kanserin tedavi edilebilir bir hastalık olduğu söylenebilir. ilim adamları antijenlere karşı antikorlardan İmmün sistem parçalarını yapabilmektedirler. Bu parça vücuda girince İmmün sistemi uyarır. Spesifik kanser tiplerine karşı gelen ve Monoclonal denen sun’i zıt cisimler (antibody), halen yapılabilmektedir. Monoclonal antibody’ler (MAB) halen tecrübe safhasındadır. Diğer yandan tümörlerden çıkarılan antijenler, tatbik edilecek aşılar için kullanılma çareleri aranmaktadır. Vücudun kansere direncini artırma metodları(BCG aşısı uygulama, interferon gibi biyolojik ajanların uygulanması) termal (ısı ile ilgili) tedavi gibi yeni metodlar da tatbik edilmeye başlanmıştır. Deri kanserleri erken dönemde şua tedavisi veya cerrahi tedavi ile tamamen iyileşebilmektedir. Nadiren de olsa, bazen kanserin tedavisiz, kendiliğinden gerileyebileceği bildirilmiştir. Son yıllarda moleküler biyoloji, moleküler genetik ve immünoloji dallarındaki gelişmeler, kanser probleminde yeni merhalelere imkan vermiştir.

Kanserin çeşitine ve kanser yapıcı tesirin özelliğine göre bilinen ve başarıyla uygulanabilen bir kısım korunma yolları vardır. Bunlardan bazıları, kanserojen etkisi bilinen ilaç, kimyasal madde, tarım ilaçları, sanayi ve yakıt artıkları, radyoaktif maddeler gibi sebepleri zararsız hale getirici, hiç değilse asgariye indirici yollar, tedbirler gerektirir. Bunlarla beraber alkol, aşırı sigara kullanımı, aşırı derecede güneşe maruz kalma, kirli havada uzun süre yaşama ile mücadele edilmelidir. Diğer yandan ileride kansere dönüşebilen bazı cilt, ağız, kalınbarsak ve kadın üreme organları hastalıklarının zamanında tedavi ettirilmeleri de ihmal edilmemesi gereken tedbirlerdir.

Erken teşhisi sağlamak için herkes veya hiç olmazsa risk grupları altı aylık aralarla periyodik kontrollerden geçirilmeli ve en ufak bir kanser şüphesi durumunda derhal ilgili hekime veya kuruluşa başvurulmalıdır.

Kanserli bir hastaya, hastalığı hakkında verilmesi gereken bilgi, toplumun yapısına, şahsın sosyal, kültürel ve ruhi yapısına, gerçekleri bilme arzusuna göre değişmelidir. Hastanın kanserli olduğunu bilmesi, bu konuda edinmiş olduğu yanlış bilgiler sebepiyle tedaviyi aksatıcı, hatta caydırıcı bir unsur olabileceği gibi, hekimi ile birlikte tedavinin başarıya ulaşmasında da önemli rolü oynayabilir.


__________________


Konu YeşiL6 tarafından (14.05.2015 Saat 11:43 ) değiştirilmiştir.
Narsinha isimli Üye şimdilik offline konumundadır Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Yukarı'daki Konuyu Aşağıdaki Sosyal Ağlarda Paylaşabilirsiniz.


(Tümünü Görüntüle Konuyu Görüntüleyen Üyeler: 5
Ada, Behice, Jade, Papatya, YeşiL6
Seçenekler Arama
Stil

Yetkileriniz
Konu Açma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Forum hakkında Kullanılan sistem hakkında
Forumaski paylaşım sitesidir.Bu nedenle yazılı, görsel ve diğer materyaller sitemize kayıtlı üyelerimiz tarafından kontrol edilmeksizin eklenmektedir.Bu nedenden ötürü doğabilecek yasal sorumluluklar yazan kullanıcılara aittir.Sitemiz hak sahiplerinin şikayetleri doğrultusunda yazılı, görsel ve diğer materyalleri 48 saat içerisinde sitemizden kaldırmaktadır. Bildirimlerinizi bu linkten bize yapabilirsiniz.

Telif Hakları vBulletin® Copyright ©2000 - 2016, ve Jelsoft Enterprises Ltd.'e Aittir.
SEO by vBSEO 3.6.0 PL2 ©2011, Crawlability, Inc.

Saat: 05:50