Forum Aski - Türkiye'nin En Eğlenceli Forumu
 

Go Back   Forum Aski - Türkiye'nin En Eğlenceli Forumu > Eğitim - Öğretim > Dersler > Felsefe - Sosyoloji
facebook bağlan


Felsefi Terimler

Felsefe - Sosyoloji kategorisinde açılmış olan Felsefi Terimler konusu , BEĞENİ Güvenilir ince ayrımlara varan bir duyguya dayanan estetik yargılama ve değerlendirme gücü; güzeli çirkinden ayırma yetisi. BETİMLEME (tasvir) Somut gerçekliği içinde bir nesnenin kendine özgü belirtilerini elden geldiğince tam ...


Yeni Konu aç  Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Arama Stil
Alt 21.11.2012, 21:21   #31 (permalink)
Root Administrator

Kullanıcıların profil bilgileri misafirlere kapatılmıştır.
Standart



BEĞENİ

Güvenilir ince ayrımlara varan bir duyguya dayanan estetik yargılama ve değerlendirme gücü; güzeli çirkinden ayırma yetisi.



BETİMLEME (tasvir)

Somut gerçekliği içinde bir nesnenin kendine özgü belirtilerini elden geldiğince tam ve açık seçik bir biçimde gözönüne serme.



BİLİNMEZCİLİK

Gerçek ve mutlak varlığın kendinde nesnelerin (Tanrı gibi) bilinemeyeceği kanı ve öğretisi. (Agnostisizm)
Bilme : Bir şeyin ne olduğunun bilincine varma.


__________________
[Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL]

Konu Asi Ruh tarafından (01.02.2014 Saat 20:35 ) değiştirilmiştir.
Jaqen isimli Üye şimdilik offline konumundadır Alıntı ile Cevapla
Alt 21.11.2012, 21:21   #32 (permalink)
Root Administrator

Kullanıcıların profil bilgileri misafirlere kapatılmıştır.
Standart Cevap: Felsefi Terimler

BELİT (Aksiyom)

Başka bir önermeye ***ürülemeyen ve tanıtlanamayan böyle bir geri ***ürme ve kanıtı da gerektirmeyip kendiliğinden apaçık olan ve böyle olduğu için öteki önermelerin temeli ve ön dayanağı olan temel önerme. Ne türlü bir belitten yola çıkılırsa o türlü bir sonucu varılır. Belitlere dayanan bir felsefe belitlerin yanlışlığı meydana çıkınca çöker.

1)Mantık: Mantıkta belit terimi bir şeyi tanıtlamak için kullanılan tanıtlanmayı gerektirmeyecek kadar açık ilke anlamını veriri tanıtlanmayı gerektirmediği gibi tanıtlanamazda. Çünkü tanıtlama daha da açıklamak demektir buysa daha çok açıklanamaz. Her belit bir ilkedir ama her ilke bir belit değildir. Örneğin “her bütün kendini meydana getiren parçalarından büyüktür” ilkesi bir belittir buna karşı Einstein’in görelilik ilkesi bir belit değildir. Metafizik dünya görüşünün ürünü olan bütün mantıklar “bir şey kendisinin aynıdır” önermesiyle dile getirilen özdeşlik ilkesini belit saymışlardır. Hegel’in diyalektik mantığı bunun doğru olmadığını meydana koymuştur. Bir şey kendisiyle bile aynı değildir çünkü sürekli olarak değişmektedir.

2) Matematik: nicelikler arasındaki orantıları dile getiren zorunlu önermeler matematikte belit adıyla tanımlanırlar. Örneğin “bir üçüncü niceliğe ayrı ayrı eşit olan nicelikler birbirine eşittir” “eşit niceliklere eşit nicelikler eklenirse toplamları da eşit olur”. Matematiksel belit mantıksal belitin niceliklere uygulanmasıdır. Aralarında başkaca bir anlam ayrılığı yoktur.

3) Dekartçılık: Descartes ve başta Spinoza olmak üzere izdaşları felsefelerini belitlere dayarlar. Örneğin Descartes felsefesini “düşünüyorum öyleyse varım” belitinden çıkarak kurmuştur. Spinoza’da ünlü Etika’sında örneğin “başka bir şeyle tasarlanmayan şeyin kendisiyle tasarlanması gerekir” gibi belitlerden yola çıkar. Ne var ki ne türlü bir belitten yola çıkılırsa o türlü bir sonuca varılır. Bundan başka bu belitler “parçalarının toplamı bütüne eşittir” gibi belitler gücünde değildirler. Daha açık bir deyişle Dekartçıların belitleri öznel kendilerince belit sayılmış belitlerdir. Nitekim Cogito’nun yüzyıllarca önceki biçimini çürütmek için “bin altın düşünüyorum öyleyse bin altınım var” önermesi ileri sürülmüştür.

__________________
[Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL]
Jaqen isimli Üye şimdilik offline konumundadır Alıntı ile Cevapla
Alt 21.11.2012, 21:22   #33 (permalink)
Root Administrator

Kullanıcıların profil bilgileri misafirlere kapatılmıştır.
Standart Cevap: Felsefi Terimler

BİÇİM (Form)

Nesnelerin dış görünüşü. Metafizikte bir nesnenin gizil ilkesi olan hammaddeden ayırt edilen etkin belirleyici ilkesi.

Platon bugün biçim sözcüğü ile karşılanan eidos terimini bir şeyi o şey yapan kalıcı gerçeklik ile sonlu ve değişmeye uğrayan tikelleri ayırmak için kullanmıştır. Platoncu biçim kavramı da Pytagarosçı kurama dayanır. Bu kurama göre nesnelerin ayırt edici özelliklerini veren maddi öğeler değil Pythagoras’ın sayısal olarak adlandırdığı kavranabilir yapılardır.

Madde ve biçim arasındaki ayrımı ilk kez ortaya atan Aristoteles’tir. O’na göre madde kendi içinde bir nesne değil nesnelerin oluşumunda bulunan farklılaşmış temel öğedir. Tikel nesnelerin bu temel öğeden oluşmaları farklılaşma süreci ile gerçekleşir. Bu süreç içinde belirli biçimler alan nesneler de kavranabilir dünyayı oluşturur. Madde gizil öğe biçim ise gerçekleşen öğedir.

Alman filozof Kant’a göre biçim zihnin bir özelliği birey tarafından nesneye yükleniyordu. Kant’a göre mekan ve zamanın duyarlılığı iki apriori biçimindedir. İnsanın kendi başına zaman ve mekan deneyimi olmasa bile insanın mekan ve zaman dışı deneyiminin olmayacağını savundu.


__________________
[Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL]
Jaqen isimli Üye şimdilik offline konumundadır Alıntı ile Cevapla
Alt 21.11.2012, 21:23   #34 (permalink)
Root Administrator

Kullanıcıların profil bilgileri misafirlere kapatılmıştır.
Standart Cevap: Felsefi Terimler

BİLGİ

Öznenin amaçlı yönelimi sonucundaözne ile nesne arasında kurulan ilişkinin ürünü olan şeydir.Nesnelere yönelen özne onlar üzerine düşünerekzihinsel bir etkinlik geliştirir.Bu etkinlik sonucu kavramlara ve kavramlardan da önerme ve çıkarımlara varılır.Bilgi aktıözneden objeye bilinç etkinliğidir.Bilgi akt'ları algılamaanlama ve açıklama şeklinde olabilir.

Algılama aktısomut nesneler üzerinde yapılan duyu deneyleri sonucunda elde edilir.Anlama aktıdoğruyu bütünüyle sezgisel yada zihinsel anlamadır.Açıklama aktıbir şey hakkındaki ilk bilgiden yola çıkarak son bilgiye ulaşma çabasıdır.Bilgi çeşitleri 6'ya ayrılır

a)Gündelik Bilgi:İnsanların sıradan deneyimleri sonucu elde ettikler bilgilerdir.Neden-sonuç ve yönteme dayanmaz.kişinin algı ve sezgilerine dayanır.Bilimsel ve geçerli değildir.Sistemsizdir

b)Dinsel Bilgi:özne ve nesne arasındaki bağyüce bir varlık tarafından belirlene bir inanç sistemine dayanıyorsa buna dinsel bilgi denir.dinsel bilgi değişmezkesin bir bilgidir.Amacı insana manevi yaşam ve yaratan hakkında inanca dayalı bilgi vermektir

c)Teknik Bilgi:Öznenin nesneyi pratik amaçları için değiştirme ve ve ondan alet yapma bilgisidir.Pratik bir bilgi olup insana yarar ve kolaylık sağlar.

d)Sanatsal Bilgi:Sanatçınesneye yönelerek onda gördüğü bir şeyi elindeki malzemeyle ifade etmeye çalışmasıdır.Yara gibi bir amacı yokturoğadaki nesneleri kullanmasına rağmendoğada olmayan bir güzelliği eserine katar

e)Bilimsel Bilgi:İnsanın aklıyla belli bir konuya yönelerek elde ettiği yöntemlisistemlidüzenli geçerli kanıtlana bilinir ve denetlene bilinir nesnel bilgiye denir.

1)Formel Bilimler:Konusunu doğadan almayan yani duyu ve deneyime dayanmayan fakat duyular üstü bir ideal varlık alanını ele alan bilim dallarıdır(matematik.mantık) Formel bilimlersembolleri kullanarak kendilerini ifade ettikleri için aynı zamanda bir ideal;yani yapay anlatım biçimidir.Bundan dolayı diğer bilimlerle oranla daha nesneldiroğa insan bilimleri sembolleri kullanarak daha nesnel olmayı amaçlar

2)Doğa Bilimleri:Nedensellik ilkesine göreyani aynı koşullar altında hep aynı sonuçların çıkacağı ilkesine dayanan doğa bilimleri deneysel yöntemi temele alır.konu alanı içinde doğa bilimleri(fizik)yaşam bilimleri yer alır.Temel özelliği olgusal ve deneysel olmalarıdır.Olgusaldır.Çünkü olgular ile neden-sonuç ilkesini araştırır.Nedenseldir.Çünküoğa bilimleri genel kesintümeldoğru yasalara ulaşmayı amaçlar.

3)İnsan Bilimleri:İnsanı değişik boyutlarıyla inceleyen bilgi türüdür.İnsan bilimleri;antropolojisosyolojipsikolojisiyaset bilimidil bilimi ve tarihtir.Bu bilimler insanın yapıp ettikleriyle ve ne yapacaklarıyla ilgilenir.Fakat kesin bir yasaya varamazlar.

f)Felsefi Bilgielsefi bilgievrenivarlığıinsanıdoğayı parçalara ve konulara bölmeden bir bütün olarak anlamaya çalışır.Felsefi bilgi insanın aklıyla ortaya koyduğu tümel düşüncelerdir.Felsefi Bilgi;araştırma ve eleştiriye dayalıdırakla dayanır.Mantık ilkelerine dayalı akıl yürütmelerdirSoyut ve kavramsal olduğu için evrenseldirbirleştirici ve bütünleyicidirÖzneldirbir bitmişlik yoktur

BİLGİCİLİK (Sofizm)

Eski Yunan’da İ.Ö 5. yüzyılın ikinci yarısından İ.Ö 4. yüzyılın başlarına değin para karşılığı felsefe öğreten gezgin felsefecilerin (sofistler) oluşturdukları akıma bilgicilik denir.

Sofist deyimi bilgeliği yeğleyen öğreti bilgi öğretmeni siyasada yararlı olma sanatı söz söyleme sanatı anlamlarında kullanılmıştır. İ.Ö 5. yüzyıl antik çağ Yunan felsefesinde bilgicilik akımının egemen olduğu çağdır. İlk düşünür sayılan Thales’den beri ortaya atılan sayısız varsayımlar sonunda insan zekasını şahlandırmış ve bütün olup bitenleri yeniden gözden geçirerek kıyasıya eleştirmeye yöneltmişti. Doğa bilimlerinin denetiminden yoksun insan düşüncesi varlığın temeli konusunda daldığı hayal aleminden kendisine dönüyordu. Bilgicilik akımının inceleme amacı insanın kendisiydi. Protagoras’ a göre “insan her şeyin ölçüsü” ydü. Bilgi teorik bir merak değil pratik bir yarar olmalıydı. Protagoras “tanrılara gelince ben onların ne var olduklarını ne de yok olduklarını bilirim” diyordu. Bilgici Hippias giydiği elbiseyi kendisi diktiği için “ bağımsızlığa kavuşmakla” övünüyordu. İnsan her türlü yapma bağlardan kurtulmak ve insansal yasanın (nomos) yerine doğal yasa (physis) konulmalıydı.

Bilgiciler özdekçi düşünceleri sürmekle beraber ürünü oldukları idealist çizgiyi sürdürmüşler ve dünyayı tanıma olanağını yadsımışlardır. İşte bu idealist çizgidir ki bir yandan bilgicilik akımını yozlaştırarak felsefeyi güzel söz söyleme sanatına dönüştürürken diğer yandan idealist ilkelerin gelişmesi sürecini doğurmuştur.





BİLİM NEDİR

Sözlüklerde ve ansiklopedilerde bilimin değişik tanımları vardır. Sanırım bu tanımların hiçbirisi bilimi eksiksiz olarak açıklayamaz.

Cumhuriyet'te ve Cumhuriyet Bilim Teknik'te bilimin tanımı ya da açıklaması çok yapılmıştır. Bunlara bir yenisini eklemenin bir yararı olabilir mi? Bu soruyu biraz minder dışına kaçarak yanıtlama olanağı vardır. Aşkı binlerce yazar anlatmıştır. Gene de her gün yeniden anlatılmaktadır ve insanoğlu var oldukça anlatılmaya devam edilecektir. Ama hiçbirisi aşkı eksiksiz anlatamamıştır ve anlatamayacaktır. Belki bilim de böyledir; onun eksiksiz bir tanımı yapılamaz. Ancak bir temele dayanabilmek için bir yerden başlamak iyi olacaktır.

TDK sözlüğünde bilim şöyle tanımlanıyor: Bilim: "Evrenin ya da olayların bir bölümünü konu olarak seçen deneysel yöntemlere ve gerçekliğe dayanarak yasalar çıkarmaya çalışan düzenli bilgi." "Genel geçerlik ve kesinlik nitelikleri gösteren yöntemli ve dizgesel bilgi."

"Belli bir konuyu bilme isteğinden yola çıkan belli bir ereğe yönelen bir bilgi edinme ve yöntemli araştırma süreci."

Bilim ile uğraşan bir kişinin bu tanımları yeterli bulmayacağını söylemeye gerek yoktur. Bu nedenle bilimin eksiksiz bir tanımını yapmaya kalkışmak yerine onu açıklamaya çalışmak daha doğru olacaktır.

İnsan doğaya egemen olmak ister!

Derler ki insanoğlu varoluşundan beri doğayı bilmek doğaya egemen olmak istemiştir. Bu nedenle insan varoluşundan beri doğayla savaşmaktadır. Son zamanlarda bu görüşün tersi ortaya atılmıştır: İnsan doğayla barış içinde yaşama çabası içindedir.Bence bu iki görüş birbirlerine denktir. Bazı politikacıların dediği gibi sürekli barış için sürekli savaşa hazır olmak gerekir.

Gök gürlemesi şimşek çakması Ay'ın ya da Güneş'in tutulması hastalıklar afetler vb. doğa olayları bazen onun merakını çekmiş bazen onu korkutmuştur.

Öte yandan bu olgu insanı doğa korkusunu yenmeye ve merakını gidermeye zorlamıştır. Korkuyu yenebilmenin ya da merakı gidermenin tek yolunun onu yaratan doğa olayını bilmek ve ona egemen olmak olduğunu insan önünde sonunda anlamıştır. Peki insanoğlunun doğayla giriştiği amansız savaşın tek nedeni bu mudur? Başka bir deyişle bilimi yaratan güdü insanoğlunun gereksinimleri midir?

Elbette korku ve merakın yanında başka nedenler de vardır. İnsanın (toplumun) egemen olma isteği beğenilme isteği daha rahat yaşama isteği üstün olma isteği vb. nedenler bilgi üretimini sağlayan başka etmenler arasında sayılabilir. İnsanın korkusu merakı ve istekleri hiç bitmeden sürüp gidecektir. Öyleyse insanın doğayla savaşı (barışma çabası) ve dolayısıyla bilgi üretimi de durmaksızın sürecektir.

Bilim neyle uğraşır?

Bilimin asıl uğraşı alanı doğa olaylarıdır. Burada doğa olaylarını en genel kapsamıyla algılıyoruz. Yalnızca fiziksel olguları değil sosyolojik psikolojik ekonomik kültürel vb. bilgi alanlarının hepsi doğa olaylarıdır. Özetle insanla ve çevresiyle ilgili olan her olgu bir doğa olayıdır. İnsanoğlu bu olguları bilmek ve kendi yararına yönlendirmek için varoluşundan beri tükenmez bir tutkuyla ve sabırla uğraşmaktadır.

Başka canlıların yapamadığını varsaydığımız bu işi insanoğlu aklıyla yapmaktadır.

Bilimin gücü

Bilim yüzyıllar süren bilimsel bilgi üretme sürecinde kendi niteliğini geleneklerini ve standartlarını koymuştur. Bu süreçte çağdaş bilimin dört önemli niteliği oluşmuştur: çeşitlilik süreklilik yenilik ve ayıklanma.Şimdi bunları kısaca açıklamaya çalışalım.

Çeşitlilik:Bilimsel çalışma hiç kimsenin tekelinde değildir hiç kimsenin iznine bağlı değildir. Bilim herkese açıktır. İsteyen her kişi ya da kurum bilimsel çalışma yapabilir. Dil din ırk ülke tanımaz. Böyle olduğu için ilgilendiği konular çeşitlidir; bu konulara sınır konulamaz. Hatta bu konular sayılamaz sınıflandırılamaz.

Süreklilik:Bilimsel bilgi üretme süreci hiçbir zaman durmaz. Kırallar imparatorlar ve hatta dinler yasaklamış olsalar bile bilgi üretimi hiç durmamıştır; bundan sonra da durmayacaktır.

Yenilik:Bir evrim süreci içinde her gün yeni bilimsel bilgiler yeni bilim alanları ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla bilime herhangi bir anda tekniğin verdiği en iyi imkânlarla gözlenebilen denenebilen ya da var olan bilgilere dayalı olarak usavurma kurallarıyla geçerliği kanıtlanan yeni bilgiler eklenir.

Ayıklanma:Bilimsel bilginin geçerliği ve kesinliği her an isteyen herkes tarafından denetlenebilir. Bu denetim sürecinde yanlış olduğu anlaşılan bilgiler kendiliğinden ayıklanır; yerine yenisi konulur.




__________________
[Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL]
Jaqen isimli Üye şimdilik offline konumundadır Alıntı ile Cevapla
Alt 21.11.2012, 21:24   #35 (permalink)
Root Administrator

Kullanıcıların profil bilgileri misafirlere kapatılmıştır.
Standart Cevap: Felsefi Terimler


BİLİMSEL TOPLUMCULUK = BİLİMSEL SOSYALİZM


(Os. İlmî sosyalizm Fr. Socialisme scientifique) Marksist sosyalizm. Bilimsel toplumculuk deyimi Alman düşünürü Karl Marx'ın sosyalizmini ütopyacı ya da düşçü sosyalizmden ayırır. Marx'ın materyalist ve tarihsel diyalektiğine bilimsel adının verilmesi bu diyalektiğin bilimsel bir yönteme deney ve gözlemlere dayanması ve bunlarla doğrulanması nedenine dayanır. Karl Marx toplumsal değişimlerin doğasal değişimlerde olduğu gibi belli yasalara bağlı olduğunu göstermiştir. Yasalara bağlılık bilimselliğin nedenidir. Bilimsel sosyalizm üstün kişilerin düşünsel tasarımlarına değil nesnel gerçekliğin belli yasalarına bağlıdır. Bilimsel sosyalizm Marksizmin ayrılmaz bir parçasıdır ve sosyo-ekonomik yasaların kesin bir zorunluğudur. Bu zorunluk eskimiş üretim ilişkileriyle gittikçe gelişen üretim güçleri arasındaki uyuşturulamaz karşıtlığın doğurduğu bilimsel bir zorunluktur
BİLİNÇ

(Os. Şuur İstiş'ar Zamir Hatır İdrâk İlim Vukûf Vicdân Hissi bâtın Hissi nefis Akide İtikat İnsâf Derûn; Fr. Conscience Al. Bewusstsein Selbstbewusstsein; İng. Consciousness İt. Coscienza) İnsanın çevresini ve kendisini anlamasını sağlayan anlıksal süreçlerin toplamı.

1. Etimoloji: Osmanlıca şuur anlamını veren Türkçe bilinç terimi bilmek mastarından Osmanlıca vicdan anlamını veren Türkçe bulunç terimi bulmak mastarından türetilmiştir. Bu türetimde Osmanlıca terimlerin Arapça anlamları göz önünde tutulmuştur. Her iki anlam da Hind-Avrupa dil grubuna bağlı Fransızca İngilizce ve İtalyancada aynı terimle dilegetirilir. Terim Hind-Avrupa dil grubunun kesmek ve yarmak anlamlarını veren skei kökünden türemiş Latince aynı bilgilere sahip olduklarından ötürü kişiler arasında kurulan dayanışma anlamını veren conscientia sözcüğü aracılığıyla bu dillere geçmiştir. Terimin bu dillerdeki ilk anlamı bulunç (Fr. Conscience morale)'tu sonradan bilinç (Fr. Conscience psychologique) anlamına kaymıştır.

2. Metafizik: Metafizikte bilinç insandan bağımsız bir güçtür ve insana verilmiştir evrensel ya da Tanrısaldır. Metafizik düşünme dizgesi içinde yer alan idealizme göre de bilinç maddeden ayrı ve bağımsız bir güçtür. Bu savda temellenen idealizm antikçağ Yunan düşünürü Anaksagorasla başlar. Anaksagoras nus adı altında bir evrensel us düşünmüş ve onu maddenin karşısına koymuştur. Aristoteles'in deyişiyle "Anaksagoras nusun yaratan ve maddenin yaratılan olduğunu söylemiştir. Çünkü her şey bir aradayken nus gelip düzenlemiştir". Bu anlayış bilinç'le maddeyi birbirinden tümüyle ayrı şeyler sayan Descartes'dan geçerek onu evrenselleştiren Hegel'de ulaşır. Hegel'e göre önce evrensel bir bilinç vardı ve bütün doğa bu evrensel bilincin ürünüdür doğa diyalektik evriminin sonunda gene bu bilince ulaşarak kendi kendini tanıyacak ve evrim böylelikle son bulmuş olacaktır. İdealist akımın karşısında yer alan ve antikçağ Yunan düşünürü Demokritosla başlayan materyalist akım kaba ya da Vülger materyalistler adıyla adlandırılan bilim-öncesi materyalistlerinin bilinç'i maddeyle aynılaştırmalarıyla uçlaşır. Bunlara göre de "Karaciğerin safra salması gibi beyin de bilinç salar". İdealist akımın düştüğü yanılgı kadar yanlış olan bu sonuç bilim-öncesi materyalistlerinin gerçekte tekyanlı metafizik düşünme sistemine baglılıklarından doğmaktadır.

3. Ruhbilim: Ruhbilimde bilinç terimi öznenin kendini sezişi ya da kendinin farkına varışı anlamında kullanılır algı ve bilgilerin anlıkta izlenmesi süreci olarak tanımlanır. Geniş anlamda bilinç usun kullanılmasıdır. Ruhbilimsel açıdan insan kendi varlığını ancak bilinciyle aşabilir. Türk Dil Kur umunca bilinç'le ilgili çeşitli ruhbilim terimleri önerilmiştir (Bk. Ruhbilim Terimleri Sözlügü TDK. yayını birinci baskı s. 35-36): Anımsamayı sağlayamayacak aşamadaki öğrenme bilinçdışı öğrenme (İng. Subliminal learning) belli bir anda insanın aynı zamanda algılayabileceği nesnelerin toplamı bilinç genişliği (İng. Span of consciousness) bilinç sürecini denetlediği ilerisürülen beyin yeri bilinç katı (İng. Seat of consciousness) hekime duyulan güvensizlik ya da utançtan ötürü verilmesi gereken bilgileri saklama bilinçli direnç (İng. Conscious resistance) bir küme yaşantının ötekilerden ayrılarak kendi içlerinde örgütlenmesi bilinçliliğin bölünmesi (İng. Split-off consciousness) nesne ve olaylara karşı uyanık bulunma durumu bilinçlilik (İng. Consciousness) belli bir anda bilinçte bulunmayen ama anımsanıp bilince çağrılabilen anıların bilinçteki yeri bilinç öncesi (İng. Foreconscious Preconscious) Fröydcülüğe göre baskıya alındıklarından ötürü doğrudan anımsanmamakla beraber gizli yollardan bilinci ve davranışları etkileyen etkenlerin tümü bilinçsiz bellek (İng. Unconscious memory) kişinin bilincinde olmadığı ve ancak davranışlarıyla yansıtabildiği eyleme geçme isteği bilinçsiz güdülenme (İng. Unconscious motivation) terimleriyle dilegetirilmektedir.

4. Diyalektik: Diyalektik materyalist felsefeye göre bilinç; insanın düşüncesi duygusu iradesi karakteri heyecanı anlağı kanısı sezisi vb. gibi bütün anlıksal süreçlerinin toplamıdır. Nesnel gerçekliğin insandaki yansıtıcısıdır. Maddesel olan insan beyninin bir özelliğidir. Önce maddesel doğa vardı. Doğasal evrim insana ve bilinç'e kadar gelişti. Bilinç elbette doğasal eşdeyişle maddi bir üründür ama maddeyle ayrılaştırılamayacağı kadar aynılaştırılamaz da. Nitekim çocuk da annesinin ürünüdür ama annesinin aynı değildir. Bilinç toplumsal bir üründür ve dil'le sımsıkı bağımlıdır. Dil olmaksizin bilinç de olamaz. Çünkü dil başkaları için gerçekleşen pratik bilinçtir. Hayvanın ön ayaklarının elleşmesi ve ellerin emekte kullanılmasıyla başlayan insanlaşma zorunlu toplumsallaşma olgusundan geçerek dil-bilinç olgusunu meydana getirmiştir. Bilinç olgusu insanların yaşma biçimlerinin ürünüdür. Öyleyse pek açıktır ki bilinç insanların yaşama biçimlerini yansıtır. Ama bilinç sadece yansıtmakla yetinen basit bir ayna değil belirmesiyle birlikte diyalektiğe girmiş etken bir güçtür. "Bir sarayda bir kulübedekinden başka türlü düşünülür". Ama saray koşullarından doğan saray düşüncesi de saray koşullarını etkiler ve değiştirir. Marksist diyalektik ipinin iki ucundan biri eylem (pratik) öbürü de bilinç (teori)'dir. Çeşitli yanlış anlamalar ve yorumlar bu ipin iki ucunu birden elde tutamamaktan doğmaktadır. İnsansal girişkenlik (Fr. Initiative) bilinç'le gerçekleşir. İnsan olaylardan oluşan bilinciyle o olaylara egemen olabilir. Bilim-öncesi felsefede insanların yaşarna biçimleri düşünme biçimleriyle açıklanırdı oysa düşünme biçimleri yaşama biçimlerinin sonucuydu. İnsan bilimsel olarak bunun bilincine vardıktan sonradır ki bilinç'li etkenliğiyle yaşama biçimlerini de değiştirmeye başlamıştır. Hiç bir şeyi değiştiremeyen hayvansal çabayla her şeyi değiştirebilen insansal çaba arasındaki tek fark insansal çabanın bilinç'li oluşudur. Engels şöyle der: "Bilinçli amaç istenmiş bir erek olmaksızın hiç bir şey meydana gelmez". Bilinç insanın kendisini çevreleyen şeyleri farketmesini algılamasını ve algıladıktan sonra kavramasını gerçekleştirdiği gibi istemesini ve istediğini yapmasını da gerçekleştirir. Marx da Alman İdeolojisi adlı yapıtında şöyle der: "İşte ancak şimdi yani temel tarihsel ilişkilerin dört uğrağını gözden geçirdikten sonra insanın bir de bilinç'i olduğunu görüyoruz (Marx'ın saptadığı temel tarihsel ilişkilerin dört uğrağı: 1. ihtiyaçları karşılayan araçların üretimi 2. Yeni ihtiyaçlar üretimi 3. Soyun üretimi 4. İşbirliği eşanlamda belli bir üretim tarzı üretimi uğraklarıdır. O. H.). Ama gene de bu arı bir bilinç değildir. Çünkü ruh daha başlangıçta hava tabakaları sesler kısaca konuşma biçiminde beliren maddenin yükü altına sokulmuştur. Bilinç ne kadar eskiyse dil de o kadar eskidir. Dil başkalari için varolan ve ancak bundan ötürüdür ki benim için de gerçekten varolan pratik bilinç'in ta kendisidir. Dil tıpkı bilinç gibi başkalarıyla ilişki kurma zorunluğundan doğmuştur. Nerede bir ilişki varsa orada insansal bir şey vardır. Hayvanın hiç bir ilişkisi yoktur hayvanın başkalarıyla ilişkisi onun için bir ilişki değildir. Demek ki bilinç başlangıcından beri bir toplumsal üründür insanlar varoldukları sürece de öyle kalacaktır". Demek ki insan topluluğunun dışında insan bilinci olamaz. Bilincin ürünü olan düşünce de kendisinin maddi iskeleti olan dilin dışında varolamaz. Bundan ötürü bilinç ilk anından beri dil temeli üstünde biçimlenir. Engels konuşmanin ortaya çıkışının maymun beynini adım adım bilinçlendirerek insan beynine dönüştürdüğüne özellikle dikkatleri çekmiştir.




__________________
[Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL]
Jaqen isimli Üye şimdilik offline konumundadır Alıntı ile Cevapla
Alt 21.11.2012, 21:24   #36 (permalink)
Root Administrator

Kullanıcıların profil bilgileri misafirlere kapatılmıştır.
Standart Cevap: Felsefi Terimler

BİLİNÇALTI

(Tr. Ruhbilim) Altbilinç teriminin anlamdaşı. Gerçekte bilinç süreçleri olmadıklari halde bilinç süreçleri üstünde etkisi bulunan ruhsal süreçler'i dilegetiren altbilinç ya da bilinçaltı deyimi diyalektik felsefeyle idealist felsefeler açısından başka anlamlar taşıdığı gibi çeşitli yerli ve yabancı sözlüklerde çeşitli tanımlarla açıklanmaktadır. İdealist felsefeler onu bilinç eşiğini aşamayan eksik algıların biriktiği bilinçdışı bir bölge saymışlardır. Öyle ki Alman düşünürü Leibniz'in bulanık algı (Os. idrâkâtı müpheme Fr. Perception obscure) adını verdiği bu eksik algıların bıraktığı bilinçdışı izler bu bölgede toplanıyor ve zaman zaman bilinci etkiliyordu. Bu bölge esrarlı bir bölgeydi ve bilinmesi olanaksız izlerle doluydu. Bir zaman sonra Avusturyalı hekim Freud bu bölgenin sırlarını çözmeye çalışacaktı. Kimi sözlükcülerin güçsüzce bilinç (Os. Zayıfça şuûr Fr. Faiblement conscient) deyimiyle dilegetirdikleri bu bölge Freud'cülere göre unutulmuş ya da törebilimsel baskılarla bilincin dışına atılmış anı ve isteklerin gizlendiği bir bölgedir. Bu bölgedekiler bilince çıkmak için çabalarlar ve insanı hasta ederler. Kimi sözlükçüler onu belli belirsiz edindiğimiz bilinç deyimiyle tanımlamaktadırlar. Kimi sözlükçüler de eşikaltı (Os. Mâdûnüşuûr Fr. Subliminal) deyimiyle anlamdaş sayarlar (Örneğin Bk. Cuvillier Nouveau Vocabulaire Philosophique Paris 1967 s. 178). Buna karşı Alman düşünürü Schopenhauer onu bilinmesi olanaksız bilinç temeli olarak tanımlar daha açık bir deyişle düşünüre göre bilinci bu bilinmesi olanaksızlar yönetmektedir. Oysa bilinçaltının ya da altbilincin bilinemeyecek hiç bir yanı yoktur. Herhangi bir olguyu algıladığımızda onunla birlikte ve onunla ilişkili olarak bir takım yan olgular da algılarız ama ne onların üstünde durur ve ne de dilegetiririz. Bu yan olgular temel olguyla ilişkili olduklarından temel olgu üstündeki faaliyetlerimizde kimi zaman etken olurlar. Ya da önceden bildiğimiz ama bu anda düşünmediğimiz öyle şeyler vardır ki bu andaki temel düşüncemizi onunla ilişkili olduklari için etkilerler. Altbilinç ya da bilinçaltının bütün esrarı bundan ibarettir.



__________________
[Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL]
Jaqen isimli Üye şimdilik offline konumundadır Alıntı ile Cevapla
Alt 21.11.2012, 21:26   #37 (permalink)
Root Administrator

Kullanıcıların profil bilgileri misafirlere kapatılmıştır.
Standart Cevap: Felsefi Terimler

BİREYCİLİK

1- (Genel olarak)
a. Bütüne genele değil de bireye tek olana üstünlük tanıyan görüş.
b. Bireyin kendine dayanması eğilimi.
2- (Fizikötesi açısından)
a. Yalnızca tek olanın bireyin bağımsız gerçekliği olduğunu;
b. Gerçekte yalnız bireylerin bulunduğunu tümel terimlerin gerçeklikte hiç bir karşılığı olmadığını savunan öğreti.
3- (Yöntem- bilim açısından) Tarihsel ve toplumsal olayların açıklanmasını bireysel ruhbilime dayandıran görüş.
4- (Gelenekçiliğin karşıtı olarak) Kurulu düzene eleştirmeden uyma yerine bireylerin toplumda hertürlü kurum inanç kanı ve eylem üzerinde tartışıp bunları yargılamaları gerektiğini savunan görüş (düşünce bağımsızlığı).
5- Toplumun kendi başına bir ereği olmadığı gibi kendini kuran bireylerin üstünde bir ereğe araç da olmadığını savunan görüş. // Bu görüşe göre toplumsal kurumların ereği: a. bireylerin mutluluğu b. bireylerin yetkinliği olmalıdır; böylece bireyin ereğine erişmesi için toplum ve devlet yardımcı araç olacaktır.
6- Kişiliğin ve kişisel sorumluluğun kaldırılamayacağını dile getiren görüş.
7- Yaşamın özellikle toplumsâl yaşamın tek kişiler üzerinde kurulduğunu ileri süren ve bu tek kişileri özce aynı türden ve eşit haklı olarak kabul eden öğreti (aydınlanma felsefesi).
8- Başkalarıyla karşılaştırılamayan niteliksel özelliği ve bir kezliği içinde bireyin kendi değeri üzerindeki kanı (Shaftesbury Herder)
9- Seçkin bireycilik: Bütün bireyleri eşit görmeyip kimi bireylere özel koşulları ve özel nitelikleri dolayısıyla ayrı bir yer veren görüş.(Nietzsche)
10- (Ekonomik yaşamla ilgili bireycilik): Her bireyin özgür olarak kendi ölçülerine göre kendi ekonomik işlerini düzenleyebileceğini savunan görüş. (Bırakınız Yapsınlar ilkesi)


__________________
[Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL]
Jaqen isimli Üye şimdilik offline konumundadır Alıntı ile Cevapla
Alt 21.11.2012, 21:28   #38 (permalink)
Root Administrator

Kullanıcıların profil bilgileri misafirlere kapatılmıştır.
Standart Cevap: Felsefi Terimler



BİLİNEMEZCİLİK

(Os. Lâedriye Lâirfâniye Lâyûrefîye; Fr. Agnosticisme Al. Agnosticismus İng. Agnosticism İt. Agnosticismo)
Nesnelerin kendiliklerinin hiç bir zaman bilinemeyeceğini ilerisüren felsefe akımı. Bilinemezcilik terimi ilkin İngiliz düşünürü Huxley tarafından Yunanca bilinemez anlamını veren agnôstos sözcüğünden türetilerek kendi öğretisini adlandırmak için kullanılmıştır ve pek yenidir. Terim daha sonra geriye ***ürülerek bütün bilinemezci öğretileri kapsamıştır. Bilinemezcilik tarihsel olarak bilimin denetinden yoksun insan düşüncesinin düştüğü büyük yanılgılara bir tepki olarak belirmiştir. Bu tepkiyi ilkin antikçağ Yunan bilgicileri göstermişlerdir duyumcu olan bu sofistlere göre bilgi duyuların sonucudur duyularımızla elde ettiğimizin dışında başkaca hiç bir bilgiye erişemeyiz. Her kişinin duyusu kendine göre olduğundan her kişinin bilgisi de zorunlu olarak kendine göre olacaktır herkes için geçerli bir bilgi olamaz. İnsan kendisi için bilinebilecek tek şeyle kendisiyle yetinmelidir. Antikçağ Yunanlıları tarihsel koşulları içinde bu tepkiyi göstermekte haklıydılar. Ne var ki bilinemezcilik akımı Kant'dan Auguste Comte'dan Spencer'den William James'den geçerek yüzyılımızın ilginç düşünürleri Sartre'lara ve Camus'lere kadar sürüpgelmiş bulunmaktadır. Kant'a göre ancak görünen bilinebilir öz bilinemez: "Bizler sırlarla dolu bir evrende bir rüyanın rüyasını görmekteyiz. Gerçekte bildiğimiz hiç bir şey yoktur. Bildiğimizi sandığımız şey sadece olaylardır. O olaylar ki bilmediğimiz bir objeyle asla bilemeyeceğimiz bir süjenin birbirlerine olan ilişkisinden doğmuştur". Amerikalı pragmacı William Jamese göre "İnsanın evrendeki durumu bir kedinin kitaplıktaki durumu gibidir. Görür ve işitir ama hiç bir zaman anlayamaz". Pozitivist Auguste Comte'a göre "Nesneler üstü metafizik kadar nesnelerin kendisi fizik de bilinemez. Bilim bu iki bilinemez alanın ortasında sadece duyularımızla algıladığımız deney ve gözlemlerin konusu olan olgularla uğraşabilir". Akıma adını koymuş olan on dokuzuncu yüzyıl İngiliz düşünürü Huxley de aynı kanıdadır. Yirminci yüzyılın Fransız düşünürü Camus'ye göre de "Evren uyumsuzdur ve bilinemez. İşte ağaç sertliğini duyuyoruz. Bu kadarla yetinmek zorundayız. Bilim giderek bize elektronların bir çekirdek çevresinde toplandıkları görünmez bir gezegenler takımından söz edecektir. Bu bir varsayımdır. Böylece dönüp dolaşıp şiirin alanına geldiğimizi ve hiç bir şeyi bilemeyeceğimizi anlarız". Bütün bu yanlış düşünceler çağdaş diyalektiği bilmemenin ya da bilmez görünmenin sonucudur. Metafizik bilinemezcilik haklıdır çünkü metafizik birtakım gerçekdışı tasarımlarla uğraşır gerçek olmayan şey yok demektir ve yok olan şey de elbette bilinemez. Oysa bilimci olduklarını iddia eden bütün bilinemezcilik'ler bilimdışıdırlar çünkü bilimin konusu olan nesnelerin kendilikleriyle bilimin amacı olan bilinebilirliği yadsımaktadırlar. Bu bilinemezcilik'lere çağdaş diyalektikten çok önce Alman düşünürü idealist Hegel gereken karşılığı vermiştir: "Bir nesnenin bütün niteliklerini biliyorsanız nesnenin kendiliği (Fr. Chose en soi Al. Ding an Sich Os. Bizâtihi şey)'ni de biliyorsunuz demektir. Geriye bu nesnenin sizin dışınızda vorolmasından başka hiç bir şey kalmamaktadır. Duyularınız size bu gerçeği de öğrettiği zaman Kant'ın o ünlü bilinmez'inin geri kalan yanını da kavramış olursunuz". Bununla beraber Kant yaşamının son yıllarında "inana yer bırakmak için bilgiyi sınırlandırmak" istediğini itiraf etmiştir. Gerçekten de bilinemezcilik her zaman Tanrıbilimden ve dolayısıyla egemen sınıflardan yana olmuştur. Çünkü nesnel gerçekliğin bilinemeyeceğini söylemek insanları inana çağırmak demektir. Ünlü bir diyalektikçi şöyle der: "Böylesine görüşlerin niçin ilerisürüldüğü sorulabilir. Çünkü bilgi ışık saçar ışıksa herkesi hoşnut etmez. Karanlık çıkarlar ancak karanlıklarda elde edilir. Bilgiyle aydınlanan insan daha önce göremediği ve yapamadığı birçok şeyi görebilir ve yapabilir. Buysa karanlık saçan sömürücülerin ölesiye korktukları bir şeydir". Bilinemezcilik biçimle özü ayrıştırmaktan ve görünüşten gerçeğe geçememekten doğmuştur. Antikçağ Yunan felsefesinde şüphecilik biçiminde belirmiş olan bilinemezcilik giderek bilimi yadsımaya varmış ve bilmeye uğraşmaktansa bilinemez saymanın kolaylığı ve rahatlığı içinde hızla yayılmıştır. Şüpheciler ya şüphe ettikleri için bilinemez sayıyorlar ya da bilinemez saydıkları için şüphe ediyorlardı. Onlar için bu bir yöntemdi doğa bilimlerinden yararlanamayan düşünsel felsefenin aşırı tasarımlarına bir tepki olarak ilerisürülmüştü. Ama XVIII. XIX. ve XX. yüzyıl bilinemezcilerinin böyle bir durumda bulunmadıkları gibi böylesine tepkileri de gereksemedikleri kesindir. Ünlü bir diyalektikçinin dediği gibi "kauçuk yapıyoruz demek ki kauçuğun ne olduğunu biliyoruz". Engels Ütopik Sosyalizm ve Bilimsel Sosyalizm adlı yapıtında şöyle der: "Kavranamaz nesneler bilimin dev adımlarıyla ilerlemesi sırasında kavrandılar çözümlendiler üstelik yeniden üretildiler. Üretebildiğimiz şeyin bilinemez olduğunu elbette düşünemeyiz. Bugün de bilmediklerimiz vardır ama bugün bilmediklerimizi yarın bileceğimizden şüphe etmeye hiç bir neden yoktur".



__________________
[Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL]
Jaqen isimli Üye şimdilik offline konumundadır Alıntı ile Cevapla
Alt 21.11.2012, 21:29   #39 (permalink)
Root Administrator

Kullanıcıların profil bilgileri misafirlere kapatılmıştır.
Standart Cevap: Felsefi Terimler



BUDA VE ÖĞRETİSİ

Buda’nın öğretisinin başlıca özelliği; Buda’nın aydınlanma sonucu bulmuş olduğu gerçekleri birer dogma olarak sunacak yerde aydınlanma yöntemini öğretmeyi ve böylelikle yöntemi öğrenen kimselerin kendi çabalarıyla bu gerçekleri kendilerinin bulup yaşantısal deneyimle doğrulamalarını öngörmesi Budalık yolunu herkese açık tutmasıdır. Buda’nın yaşadığı dönemde Budizm bir din Buda da bir peygamber değildi.

Şimdiye dek her geliş gidişimde

İçinde hapis olduğum

Duyularla duvaklanmış bu evin

Yapıcısını aradım durdum.

Ey yapıcı! Şimdi seni buldum.

Bir daha bana ev yapmayacaksın

Bütün kirişlerin kırıldı payandaların çöktü.

İçimde nirvana’nın suskunluğundan başka bir şey kalmadı

Tutkuların isteklerin biçimlediği yanılgıdan kurtardım kendimi.

Öğretide 4 temel gerçek vardır: Yaşamda ıstırap vardır; ıstırabın bir nedeni vardır; bu neden yok edilirse ıstırapta yok edilmiş olur; bu nedeni yok etmeyi sağlayan bir yol bir yöntem vardır.

1. Istırap (DUKKHA) ve Yaşamın 3 özelliği

Dört okyanusun suyu mu daha çoktur yoksa sizlerin inleye sızlaya sürdürdüğünüz bu yolculukta sevdiğiniz istediğiniz şeyleri elde edememek sevmediğiniz istemediğiniz şeylerden kaçınamamak istediğiniz şeylerin istediğiniz gibi olmaması istemediğiniz şeylerin istemediğiniz biçimde olması yüzünden akıttığınız gözyaşları mı daha çoktur? Ananızı babanızı yitirmek kardeşlerinizi kızınızı yitirmek malınızı mülkünüzü yitirmek. Bu uzun yolculukta tüm bunlara katlandınız ve dört okyanusun suyundan daha çok gözyaşı akıttınız.

Buda ıstırap için dukkha sözcüğünü kullanıyordu. Anlamı; ıstırap üzüntü tasa keder maddesel veya ruhsal sağlıksızlık uyumsuzluk tedirginlik doyumsuzluk yetersizlik sürtüşme çelişki yani olumsuz ruh durumları.

Buda’nın gözlerimizi açmaya çalıştığı gerçek daha çok ıstıraptan korunmak kurtulmak için izlediğimiz tutumdaki yanlışlarımız yanılgılarımız. Herkes yaşamda ıstırabın olduğunu biliyor ama yaşamda tatlı anlar hoş ve zevkli olan şeyler olduğunu haz ve zevkin ıstırabı dengeleyebileceğini düşünüp bu anların beklentisi içinde ıstıraba katlanabiliyor. Buda’ya göre yanılgı işte burada. Buda kaynağı dışımızda olan şeylerden elde ettiğimiz haz ve zevkin ıstırabın asıl nedeni olduğunu göstermeye çalışıyordu. Yanılgının dünyanın bu geçiciliğine gözlerimizi kapamak geçici olan kalıcı olmayan şeylere tutunmaya çalışmaktan geldiğini dünyayı gerçek böylesiliği yapısıyla görememekten kaynaklandığını söylüyordu. “Sevdiğimiz hiç bir şey yok ki bir gün gelip ya onlar bizden ya biz onlardan ayrılmayalım.”

Buda yaşamı gerçek boyutları içinde kavrayabilmemiz için yaşamın birbiriyle ilgili 3 özelliğinin üzerinde ısrarla duruyordu:

Dukkha - Istırap

Bir arada bütünleşmiş bileşmiş oluşmuş hiç bir şey değişimden çözülüp dağılmaktan kurtulamaz. Yanılgı değişim içinde olan geçici olan şeylere sanki hiç değişmeyeceklermiş sanki kalıcı şeylermiş gibi tutunmaya sarılmaya çabalamaktan geçiyor. Oysa elde etmek istediğimiz şeyi elde edene kadar o şey değişiyor koşullar değişiyor bu arada biz kendimiz de değişiyoruz.

Buda’nın amacı dünyayı ne olduğundan daha kötü ne de daha iyi göstermekti. Onu olduğu gibi iyi ve kötü yanlarıyla kendimizi hiç bir yanılgıya yanılsamaya kaptırmadan bütünlüğü içinde gerçek böylesiliğiyle görmemizi sağlamaya çalışıyordu. Istırabın dünyayı olduğu gibi içimize sindirememekten dünyadan verebileceklerini değil de daha çoğunu beklememizden istememizden kaynaklandığını anlatma çabası içindeydi. Kötü olan yaşam değil ona arsızca yapışmaya çabalamaktan ondan verebileceğinden çoğunu istemekten gelen ıstıraptır. Akıp giden yaşamla birlikte karşı koymadan direnmeden akıp gitmesini öğrenmek dönüşü olmayan bir akış içinde olduğumuzun yaşamın tek bir anının bile ikinci kez yaşanmasının olanaksızlığını içten içe kavramak her saniyenin tadını bilecek biçimde yaşamın sevinçle kıvançla coşkuyla kucaklanmasına yol açabilir. Mutluluğun ertelenmesinin de para biriktirir gibi haz ve zevk biriktirmenin de olanaksızlığı iyice anlaşılabilir. Acaba yaşamda kendimize sığınak yapabileceğimiz ıstırabın güçsüz kaldığı etkisinin azaldığı bir yer bir zaman var mı? Budizm olduğunu savunuyor. Bu an ve burası.

Hiç bir şeyin öteki şeylerden ayrı bir kendiliği ayrı kalıcı bir benliği olamaz. Istırabın asıl nedenini aradığımız kökenine indiğimiz zaman hiç bir kuşkuya yer bırakmayacak biçimde karşımıza çıkan sorumlunun bir yandan istek ve tutkularımızı besleyip kışkırtan den başka birisi olmadığını görüyoruz. “Benim güvenim” ”Benim görevim” ”Benim sorumluluğum” ”Benim başarım” ”Benim param” ”Benim isteklerim” ”Benim heveslerim” ”Benim öldükten sonra ne olacağım” ”Benim öldükten sonra da var olma doyumsuzluğumdan gelen sorunlarım” Nedir bu ben? Buda insan varlığında geçici olmayan değişmeden kalan dayanıklı bir öz tözel bir nitelik olmadığını göstermeye çalışıyordu. Bir gövde doğar büyür yaşlanır ölür çözülür sürekli değişim içindedir. Bir kimse kolunu bacağını yitirse de ne azalır ne de küçülür. Öyleyse insanın gövdesinde olamaz. duygularımızda da olamaz.Çünkü onlar değişse de gene olduğu gibi kalır. duyu organlarımızdan gelen algılarımız da olamaz. önceki düşüncelerimiz kararlarımız eylemlerimizle biçim almış eğilimlerimiz de olamaz. Ayırt edici bilincimizde de olamaz. Bu beş kümede toplanan bedensel ve ruhsal varlığımız gövdemiz duygularımız duyu organlarımızdan gelen algılarımız önceki düşüncelerimiz kararlarımız ve eylemlerimizle biçim almış eğilimlerimiz karakter özelliklerimiz ayırt edici bilincimizin bir araya gelmiş olmasından da oluşmuş olamaz. Çünkü bunlardan hiçbirisi i içermiyorsa o zaman beşinin bir araya gelmesi de beni oluşturmaz. O zaman geriye değişmeden kalan tek bir şey kalıyor. Ad. Ben’e verilen özel ad.

Milanda Panha adlı kitaptan:

Kral Bilge Nagasena’ya seslenmiş: “Ustam kimsin adını söyler misin?” “Bana Nagasena diyorlar. Ama bu yalnızca bir ad adlandırmaktan belirtmekten başka şeye yaramayan bir deyim bir sözcük içinde bir kimlik bir benlik yok. Bir ad bir lakap bir işaret yalın bir sözden başka bir şey değil. Kral inanmaz ve sorular sorar. “Nagasena bu saçlar mıdır?” “Hayır büyük kral” . “Duygu ve coşkular mıdır Nagasena?” “Hayır büyük kral” Nagasena kraldan arabayı tanımlamasını ister. “Tekerlek dingil ok sandık ve kollar bir arada olunca arabadan söz edilir. Araba yalnızca bir ad adlandırmaktan belirtmekten başka bir işe yaramayan bir deyimden başka bir şey değil.” “Evet kralım. Benim de saçlarım derim . ad ve bedenim duygularım algılarım geçmiş eylemlerimle biçim almış karakter özelliklerim ayırt edici bilincim bir araya gelince Nagasena adı veriliyor. Ama kimlik benlik söz konusu olunca burada öyle bir şey yok. Nasıl arabanın beş bölümü bir araya gelince araba diyorlarsa beş katışmaç bir araya gelince de bir kimden bir den bir özneden söz ediliyor.

Buda diyor ki: Ne ben’in ne de ben’e ilişkin kalıcı bir şeyin varlığından söz edilebilir. Ben ben olarak gelecekte de var olacağım benim sürekli değişmez bir benliğim var savında bulunmak hatalıdır. Ben düşüncesini yok etmeli benlikle kurumlanmak yanılgısını yenmelidir.

Buda’nın görüşüne göre “ben” insanın hem bedensel hem de ruhsal varlığını oluşturan bu beş kümenin bir arada ve birlikte sürekli bir akış sürekli bir değişim içinde oluşunun ortaya çıkardığı bir görüngü bir olgu insanı çevresinden ayrı bir varlık olarak ayırt etme özerk bir biçimde hareket etme durumundan köklenen bir yanılgı bir yanılsamadan başka bir şey değil. Ayırt edici bilinç işe karışıp dünyayı ben ve ben olmayan diye ikiye bölünce bu ben yanılgısı kendiliğinden ortaya çıkıyor. Aslında bilincin ayırt etmeden seçmeden bölmeden bütünü kavrama olanağı da var.

Ben’in var olma doyumsuzluğundan kaynaklanan ve ölümün sınırını aştığına inanılan uzantısına verilen ad’sa ruhtur. Budizm’de Özvarlık yoktur. Buda ben-ruh yanılgısını sergilemek istiyor. Bir kez ben-ruh yanılgısı oluştu mu bütün varlığımızı sarıyor bilincimizin özgürce çalışma etkinliği engelleniyor onun bitmez tükenmez istekleri nasıl yaşamı çekilmez bir hale koyuyor sorunlarımız yaşamla bile sınırlı kalmıyor ölümden sonrası ile ilgili sorunlar da gündeme girdiğinden onlar da kaygı ve üzüntü konusu olmaya başlıyor.

Buda ben’i kurtarmaya değil bizi ben’den kurtarmaya çalışıyordu. Ölümsüzlüğe erişmek için tek bir yol olduğunu savunuyordu. Öncesizden sonsuza uzanıp giden varoluş zincirinin içindeki yerimizi bulmak evrensel yaşam ırmağının içimizden aktığının yaşam gücünün bizim burun deliklerimizde bizim ciğerlerimizde nefes alıp verdiğinin bilincine erişmek

2. Nedensellik Çemberi- Bağımlılık ve Özgürlük- Karma ve Gene doğum

Buda’ya göre varolan her şey nedenselliğin bir sonucu olarak vardır boşluktan yokluktan oluşan bir evrende nedenselliğin döngüsüne takılan yokluk varlığa dönüşür her neden bir sonucu her etki bir tepkiyi zorlar. Evrenin değişmez yasası nedensellik (Karma) yasasıdır. Ne başlangıcı ne de sonu olan evrende egemen olan yalnız doğa yasalarıdır. Buda böylelikle tanrıların görevini yasalara yüklemiş tanrıları gereksizleştirmişti. Değil mi ki insanın geleceğini belirleyen nedenlerin zorladığı sonuçlardır öyleyse insanın kendi eylemlerinin sonuçlarından kaçıp kurtulması olanaksızdır. Bir çocuğun anasından beklediği gibi tanrıların bize sevecenlik göstermelerini bizi bağışlamalarını bekleyemeyiz. Eylemlerimizin sonuçlarından kurtulmanın bir yolu varsa onu ancak kendi çabamızla kendimiz bulmalıyız.

On iki halkalı kapalı bir zincir olarak temsil edilen nedensellik yasası:

1. Yanılgı yanlış düşüncelere yol açıyor.

2. Bu düşünceler eğilimlere karakter özelliklerinin biçimlenmesine ortam hazırlıyor.

3. Buradan da bilinç oluşuyor.

4. Bilincin bentle ben olmayanı ayırt etmesinden özne nesne ikiliği ad ve beden ortaya çıkıyor.

5. Bundan altı duyu alanı gelişiyor.

6. Bu altı duyudan dolayı duyularla nesneler karşılaşıyor.

7. Bu karşılaşmadan hoşlanma hoşlanmama gibi duygular oluşuyor.

8. Bu duygular isteklere tutkulara dönüşüyor.

9. İstekler tutkular bağımlılığa insanın isteklerinin tutkularının tutsağı olmasına bireysel yaşam isteğine yol açıyor.

10. Bundan da oluşuma bağımlılık ortaya çıkıyor.

11. Oluşum doğuşa

12. Doğuşsa ihtiyarlık ve ölüme ıstıraba tedirginlik ve umutsuzluğa yol açıyor. Buradan da gene yanılgı çıkıyor ortaya.

Buda’nın yanılgıyı dizinin en başına koymasının nedeni olasılıkla bu döngüden tek çıkış yolunun bu halka olmasıyla açıklanabilir. İstekleri tutkuları kışkırtan yanılgıdır ana yanılgıyı besleyen de gene istekler ve tutkulardır. Kökünü yanılgıdan alan düşünceler karar ve eylemlere dönüşüyor. Düşüncelerimiz kararlarımızı kararlarımız Eylemlerimizi belirlerken eylemlerimiz de kararlarımızı etkileyip zorluyor. Her düşünce sonrakileri sınırlıyor. Biz kez tam bir özgürlük içinde bir şey düşünmüş olabileceğimizi varsaysak bile ondan sonraki düşüncelerimizde aynı oranda özgür olamayacağımız açık. Giderek özgürlük alanı kısıtlanıp daralıyor. Şu anda ne olduğumuzu belirleyen dünkü düşüncelerimizdir. Bu gün kafamızdan geçen düşüncelerse yarınki yaşamımızı biçimliyor. Yaşamımız kesinlikle zihnimizin yaratısıdır.

Budist metinler dört tür bağımlılıktan söz ediyorlar.

1. İsteklerden tutkulardan gelen bağımlılık

2. Yanlış görüşler kanılardan kaynaklanan bağımlılık

3. Erdemli bir yaşamla ve kurallara tıpatıp uygun davranmakla kurtuluşa erişilebileceğini sanmaktan gelen bağımlılık

4. Sürekli ve değişmez bir ben’in varlığına inanmaktan gelen bağımlılık

İsteklerimizin tümüne yakın bir bölümü toplumun yapay olarak yarattığı gereksiz şeyler.Örneğin toplum bizi zeki bir adam gibi görünmeye isteklendiriyor. Çevremizde beğenilen bir kimse olmak bize nelere mal oluyor ? Bunun karşılaştırmalı bir hesabını yapabilmiş olsak harcadığımız bunca çaba üzüntü sıkıntıya değmeyeceğini anlayacaktık. Başka insanların önüne geçememek başka insanlara üstün olamamaktan gelen ezikliklerin ardında hep ben yanılgısı yatıyor ama bu ben yanılgısını besleyen de toplumun özendirici etkisi.

Bir kere gözümüzü açıp ta bu koşturmacanın amaçsızlığını anlamsızlığını görebilsek bu koşullanmalar biçimlenmeler etkisini yitirecek ve bağımlılık da ortadan kalkacak. O zaman ıstırap yerini özgürlüğümüzü yeni baştan kazanmış olmaktan gelen aşkın bir mutluluk duygusuna bırakacak nedensellik döngüsünden kendimizi kurtarmış daha doğrusu döngüyü ters yöne çevirmeyi başarmış olacağız.

İnsan kendini yanılgıdan nasıl kurtarır? Bu sekiz basamaklı yolla mümkündür. Yanılgıdan kurtaran bilgiye çıkarımcı düşünceyle varılamaz. Çünkü bu tür düşüncede özgürlük yoktur. Budizm görüşüne göre bizi yanılgıdan kurtaracak bilgiye ancak sezgiyle erişilebilir. İnsan yanıldığını yanılmadığını; aldatıldığını aldatılmadığını; sevildiğini sevilmediğini ancak sezgiyle anlayabilir. Uyanan kimse karmanın elinde eli kolu bağlı bir oyuncak olmaktan kendini kurtarmış olur.

Koşullanmaya biçimlenmeye bütünüyle karşı koyabilecek bir insan yok bu dünyada. Yanında yada karşısında tutum almakla her zihnini sınırlamış oluyor. Bizi düşündüğümüz gibi düşünmeye davrandığımız gibi davranmaya iten ön koşullar düşünsel yada duygusal zorunluklar var. Uyanınca bu zorunluluğu fark etmiş oluyoruz ve zorunluluk zorunluluk olmaktan çıkıyor. Bu yüzden de karma değiştirilemez bir alın yazısı sayılmaz uyanan kimse karmanın bağlarını da koparmış olur.

Eylemlerimiz er geç bize geri döner. Her eylemin iyi yada kötü sonuçları eninde sonunda eylemi yapana ulaşır.

Buda kalıcı olan bir yaşamdan öbürüne aktarabileceğimiz şu gövdemiz içinde saklanan bir şey olamayacağını anlatmaya çalışmıştı. Öyleyse gene doğumla söz edilmek istenen neydi? Buda’ya göre bir yaşamdan ötekine aktarılan ben yada ruh değil yalnızca eylemlerimizin zorladığı nedensel sonuçlardır. Bu senin gövden de değil başka birisinin gövdesi de değil. Ona geçmiş eylemlerin (karma) ürünü gözüyle bakmak daha doğru olur. Önceki bir yaşamda yaptıklarımın ödülü ya da cezası da değil. Ben nedensellik zincirinin bir zorunluluğu olarak varım. Eylemlerin bir sürekliliği var ama ben’in de bilincin de sürekliliği yok. Buda’nın dilinde doğum ölüm döngüsü yaşamların önceki yaşamların etkisiyle biçimlendiğini anlatmaktan öte bir anlam taşımıyordu.

3. Nirvana

Nirvana Batı’da genelde anlaşıldığı gibi ölümden sonra değil burada ve şu anda gerçekleştirilebilecek bir ruhsal durumdur. İstek ve tutkuların yok olması ıstırabın etkili olmayacağı bir iç barışa iç suskunluğa aşkın bir mutluluğa erişmektir. Nirvana’ya erişme isteği de dahil olmak üzere tüm istek ve tutkular bırakılmadan olanla gelenle yetinmekten gelen iyimser bir yetingenlik kazanılmadan nirvana gerçekleştirilemez. Nirvana’yı gerçekleştiren kimse bir yandan da günlük yaşamını normal haliyle sürdürüyor. Eylemlerinin bir takım nedensel zorunluluklar (karma) yaratmaması da olanaksız elbette. Nirvana’ya erişen kimselerin tek farkı bu zorunlulukların dışında kalmayı başarabilmesi. Eylemlerinde beğenilmek beğenilmemek gibi bir güdü etkin olmuyor yaptığı işlerden alkış beklemiyor başarı ya da kazanç onu fazla sevindirmediği gibi başarısızlık ya da yitim de fazla üzmüyor. Kuşkusuz acı da çekiyor ama bunlara bilgece katlanmasını olayların doğal akımına boyun eğmesini de biliyor. Ben’i aşınca bütünle bütünleşiyor Yarının getireceklerine kaygısız ben’in doyumsuzluğundan gelen bütün sorunlara sırtını çevirmiş şu yaşam nasıl yaşanmalıysa öyle yaşamaya başlıyor. Özgürlük coşku aşkın mutluluk içinde akıp gitmekte olan yaşam ırmağı içindeki yerinin bilincine erişiyor.

Buda’nın öğretisi bir yandan ben’i yokumsarken öbür yandan da bireyciliği en ileri ***ürmüş olan öğretidir. İnsanın toplumun kendisine giydirdiği kişiliksiz kişilikten soyunup gerçek varlığıyla başbaşa kalınca gerçeği olduğu gibi özümleyecek bir yeteneğe sahip olabileceğine inanıyordu.

Buda ölümden sonra ne olduğuyla ilgili sorulara yanıt vermek istemiyordu. Böyle bir soruyla karşılaşınca ya susuyor ya da şöyle diyordu: Göğsünüze zehirli bir ok saplanmış olsa oku çıkartmaya çalışacak yerde oku atanın kim olduğunu hangi kasttan hangi soydan geldiğini boyunu bosunu oku atmaktaki amacını falan mı araştırmaya kalkardınız? Ben bir şeyi açıklamıyorsam bırakın açıklanmamış olarak kalsın. Peki neden açıklamıyorum? Çünkü o şeyin açıklanması size hiç bir yarar sağlamayacaktır da ondan. Çünkü bu sorulara yanıt aramak ne aydınlanmanıza ne bağımlılıktan kurtulup özgürlüğünüzü kazanmanıza iç suskunluğuna gerçeğe ermenize Nirvana’ya erişmenize katkıda bulunabilir.

Buda öğretisinde hiç bir dogma iç yaşantıyla doğrulanamayacak hiç bir inanç getirmemeye özen göstermiştir.

Varoluş devingen gücünü nedensellikten alan sürekli bir oluşum değişim sürecinden başka bir şey değildir; varolşun ardında durağan bir öz tözel bir nitelik yoktur. Budizm’de tözsüz özvarlıksız bir nedensellik vardır.

4. Sekiz basamaklı yüce yol

1. Tam görüş

2. Tam anlayış Bu basamaklar kendimizi de dünyayı da olduğu gibi gerçek böylesiliğiyle görmeyi adların biçimlerin gizlediği temel gerçeğin her şeyin ıstırap her şeyin oluşum değişim içinde olduğu kalıcı bir ben’in değişmeyen bir töz’ün olmadığı anlayışına ulaşmayı amaçlıyor.

3. Doğru sözlülük

4. Tam davranış Bu basamak özgür istencinizin ürünü olan içten geldiği için hiç bir amaç gütmeden yapılan davranıştır.

5. Doğru yaşam biçimi Yaşamını sağlamakta doğruluktan ayrılmamak kendine yetecek olandan çoğunu elde etmeye çalışmamaktır.

6. Tam çaba tam uygulama Her şeyin tam bir özenle eksiksiz yapılmasıdır. Bir Budist’in oturması kalkması bile büyük bir dikkatle yapılmalıdır. Zihnini bencil düşüncelerden arıtmak sürekli bir uğraş olmalıdır. Zihnin arıtılması bencil düşüncelerden ayıklanması dört yüce duygunun yüzeye çıkmasına olacak sağlar: Sevecenlik acıma sevgi yan tutmama.

7. Tam bilinçlilik

8. Tam uyanıklık

Bu basamaklar meditasyonla ilgilidir. Meditasyon Batı’da anlaşıldığı gibi derin derin düşünme değil düşüncenin aşılmasını çıkarımcı düşünceden arıtılmış bir zihinle salt bilinçli olmayı amaçlayan bir yöntem. Tam bilinçlilik tüm duyumların duyguların düşüncelerin ruhsal durumların ayırdında olacak biçimde bir alıcılık bir uyanıklık durumunu sürdürmektir. Algının kapıları öylesine temizlensin ki her algı hiç bir engelle karşılaşmadan bilince ulaşabilsin.

Sözcükler de bilinçle yaşantı arasına giren bir engel oluyor çoğu kez. Sözcüklerden oluşan düşünceler durmadan bizi iyi kötü hoşa giden hoşa gitmeyen gibi ayrımlar yapmaya yargılara varmaya kışkırtıyor. Artık dünyayı olduğu gibi değil kurgularla soyutla soyutlamalarla yani sözcüklerle dünyayı kavrıyoruz. Gerçeğin sözcüklerle kavramlarla değil ancak yaşantıyla kavranabileceğini savunan Budizm sözcüklere kavramlara tutsak olmak yerine onları tam olarak denetim altına almak istiyor.

Budist meditasyonun özü nefes alıp verdiğinin ayırdında olmakla başlayan yaygın dikkattir. İnsan nefes alıp verdiğine duyarlı olunca yaşadığının da farkında oluyor geleceğe ya da geçmişe değil kendini şu ana ayarlıyor şimdide yaşamaya başlıyor duyulara daha duyumlu duygulara daha duyarlı oluyor; kendinden kopuk kendinden habersiz yaşamaktan kurtarıyor kendini yaşamla da kendiyle de bütünleşiyor. Bu uygulamada yol almış kimse gövdesinde kendi istencine bağlı olmadan bir nefes alıp verme işleminin sürüp gittiğine duyarlı olmaya başlıyor. Bu yaşamsal bir yaşantı olarak kendini açığa vuruyor ve bu izlenim insanda iç barış esenlik ve mutluluğun oluşmasına yol açıyor. Artık zihindeki karmaşa yatışmıştır.

Buda’nın meditasyon yöntemi öyle dalıp gitmeyi kendinden geçmeyi değil tersine sürekli uyanıklılığı sürekli bilinçli kalmayı gerektiriyor.



__________________
[Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL]
Jaqen isimli Üye şimdilik offline konumundadır Alıntı ile Cevapla
Alt 21.11.2012, 21:30   #40 (permalink)
Root Administrator

Kullanıcıların profil bilgileri misafirlere kapatılmıştır.
Standart Cevap: Felsefi Terimler

ÇELİŞME

İki kavramın ya da yargının birbirini dışta bırakması. Birbirine ters olma birbirini tutmama.

__________________
[Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL]
Jaqen isimli Üye şimdilik offline konumundadır Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Yukarı'daki Konuyu Aşağıdaki Sosyal Ağlarda Paylaşabilirsiniz.


(Tümünü Görüntüle Konuyu Görüntüleyen Üyeler: 17
Asi Ruh, Behiye, cortnek, Ela, FRDVS, Gamze, InnoCence, JaCk, Jade, Jaqen, Jineps, KeNJiBaTuSaY, Myself, Narsinha, Neria, Nerrantsoula, Perii
Seçenekler Arama
Stil

Yetkileriniz
Konu Açma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Forum hakkında Kullanılan sistem hakkında
Forumaski paylaşım sitesidir.Bu nedenle yazılı, görsel ve diğer materyaller sitemize kayıtlı üyelerimiz tarafından kontrol edilmeksizin eklenmektedir.Bu nedenden ötürü doğabilecek yasal sorumluluklar yazan kullanıcılara aittir.Sitemiz hak sahiplerinin şikayetleri doğrultusunda yazılı, görsel ve diğer materyalleri 48 saat içerisinde sitemizden kaldırmaktadır. Bildirimlerinizi bu linkten bize yapabilirsiniz.

Telif Hakları vBulletin® Copyright ©2000 - 2016, ve Jelsoft Enterprises Ltd.'e Aittir.
SEO by vBSEO 3.6.0 PL2 ©2011, Crawlability, Inc.

Saat: 06:53