Forum Aski - Türkiye'nin En Eğlenceli Forumu
 

Go Back   Forum Aski - Türkiye'nin En Eğlenceli Forumu > Spor Dünyası > Galatasaray
facebook bağlan


Galatasaray Unutulmayanlar

Galatasaray kategorisinde açılmış olan Galatasaray Unutulmayanlar konusu , ANDRE CLAUDİO TAFFAREL (1966- ) 8 Mayıs 1966 yılında Brezilya, Santa Rosa’da doğan André Cláudio Mergen Taffarel’in, profesyonel olarak ilk forma giydiği kulüp ülkesinin Internacional takımı oldu. 1990 yılına kadar ...


Like Tree26Beğeni

Yeni Konu aç  Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Arama Stil
Alt 04.11.2012, 11:52   #21 (permalink)
Kurucu

Kullanıcıların profil bilgileri misafirlere kapatılmıştır.
Standart Cevap: Galatasaray Unutulmayanlar



ANDRE CLAUDİO TAFFAREL (1966- )

8 Mayıs 1966 yılında Brezilya, Santa Rosa’da doğan André Cláudio Mergen Taffarel’in, profesyonel olarak ilk forma giydiği kulüp ülkesinin Internacional takımı oldu. 1990 yılına kadar bu kulübün formasını giyen Taffarel, 1990 yılında İtalya’nın Parma takımına transfer oldu. 1993 yılına kadar Parma’da forma giyen Taffarel, 1993 yılının sonunda bir başka ‘Seria A’ takımı Reggina’ya transfer oldu. Bir sezon Reggina’da forma giyen Taffarel, 1994-1997 yılları arasında ise ülkesinin takımlarından Atlético Mineiro’da forma giydi.
1998 yılındaki Dünya Kupası’nın ardından Avrupa’ya Galatasaray forması altında dönüş yapan Taffarel, 2001 yılına kadar sayısız başarılar yakaladığı Galatasaray formasını giydi. 2001-2003 yılları arasında ise Avrupa’da ilk forma giydiği takım olan Parma’ya transfer olan Taffarel’in son durağı İtalya oldu.
Cláudio Taffarel, 2004-2005 sezonunda ise Galatasaray’da kaleci antrenörü olarak görev yaptı. Galatasaray'da 3 sezon görev yapan Taffarel, iki Türkiye Süper Lig Şampiyonluğu ve iki Türkiye Kupası Şampiyonluğunun, yanı sıra UEFA ve Süper Kupa şampiyonluklarında kaleyi koruyan isimdi. 2000 yılında Galatasaray ile Arsenal arasında oynanan UEFA Kupası finalinde 120 dakika boyunca kalesinde gol görmeyen Taffarel maçın oyuncusu seçilmiştir.
1990, 1994 ve 1998 olmak üzere üç ayrı dünya kupasında Brezilya Milli Takımı’nın formasını giymiş olan Cláudio Taffarel, 101 kere milli takım formasını giyerek, milli formayı en çok giyen kaleci olmuştur.
Cláudio Taffarel, beyefendi kişiliği ve örnek aile babası olması sebebiyle Türkiye'de taraflı tarafsız birçok kişinin gönlünü fethetmiştir.

YeşiL6 beğendi.
__________________


Konu YeşiL6 tarafından (06.01.2016 Saat 15:49 ) değiştirilmiştir.
Narsinha isimli Üye şimdilik offline konumundadır Alıntı ile Cevapla
Alt 04.11.2012, 11:53   #22 (permalink)
Kurucu

Kullanıcıların profil bilgileri misafirlere kapatılmıştır.
Standart Cevap: Galatasaray Unutulmayanlar

GHEORGHE HAGİ (1965- )

5 Şubat 1965 tarihinde Köstence'de doğan Gheorghe Hagi, futbola 1979-80 sezonunda Farul Köstence takımında başladı. 1982-1983 ilk kez Romanya Birinci Futbol Ligi’nde forma giyen Hagi, bir sezon sonra Bükreş ekiplerinden Sportul Studenţesc’e transfer oldu. 1985 yılında Romanya'nın en iyi oyuncusu olarak seçilen Hagi, 1986-1987 sezonundan itibaren Steaua Bükreş forması giymeye başladı. Hagi, Steaua’da 3 lig şampiyonluğu bir de Avrupa Süper Kupası sevincini tattı.
İspanya Kariyeri
1990 Dünya Kupası
'nda sergilediği futbol ile dikkatleri üzerine çeken Gheorghe Hagi, 1990-1991 sezonu başında 25 yaşındayken Real Madrid'e transfer oldu. İki sezon taşıdığı Real Madrid formasıyla 64 lig maçına çıkan Gheorghe Hagi, 1992-1993 sezonunda İtalya'nın Brescia takımına transfer oldu. İtalya ekibinde ikinci sezonunda takım kaptanlığına yükselen Gheorghe Hagi, yine bir Dünya Kupası’nın ardından İspanya’ya fakat bu kez Barcelona’ya transfer oldu. Johan Cruyff yönetimindeki Barcelona’da iki sezon forma giyen Hagi, 1996 Avrupa Şampiyonası’nın ardından kariyerinde büyük başarılara ulaşacağı Galatasaray’a imza attı. Gheroge Hagi 1996 yılında Galatasaray'a katıldığında futbol otoritelerinin olduğu gibi hayranlarının da kafalarında çok sayıda soru işareti vardı.
Ve Galatasaray
Gheorghe Hagi
, kendisini eleştirenlere karşın, ilk üç maçındaki galibiyet golleriyle Galatasaray'da etkisini kısa süre içinde gösterdi. Metin Oktay, Turgay Şeren, Fatih Terim gibi kült oyuncuların ölesiye özlemini çeken taraftar, Gheorghe Hagi'yi bağrına bastı. Çok geçmeden Ali Sami Yen'in yanı sıra dört bir yandaki stadyumlar 'I Love You Hagi' sloganıyla yankılanmaya başladı. 4 Lig Şampiyonluğu, UEFA Kupası ve Süper Kupa'nın kazanılmasında büyük rol oynadı. Gheorghe Hagi, 2001-2002 sezonunun ardından profesyonel futbolculuk yaşamını noktaladı. 24 Nisan 2001 tarihinde ise Bükreş’te jübile maçında Dünya Karması'na karşı son kez Romanya Milli Takımı formasını giydi.
Teknik Adam Gheorghe Hagi
Futbolculuk yaşamına veda ettikten sonra Romanya Milli Takımı'nın başına geçen Hagi, 5 Eylül 2001 tarihinde 2002 Dünya Kupası grup eleme maçında ilk kez Romanya Milli Takımı teknik direktörü olarak takımın başında sahaya çıktı. Romanya bu maçta Macaristan’ı deplasmanda 2-0 mağlup ederek bir ilki başarsa da Hagi, ilk teknik direktörlük deneyiminde istediği başarıyı yakalayamadı. Romanya’yı Dünya Kupası’na taşıyamayan Hagi, milli takımın başında çıktığı dört Dünya Kupası grup eleme maçında bir galibiyet, iki beraberlik ve bir mağlubiyet aldı.
2003-2004 sezonunda ise Bursaspor ile anlaşan Gheorghe Hagi, 12. hafta sonunda yeşil-beyazlı kulüpten istifa etti. Bursaspor, Hagi yönetiminde 12 maçta; iki galibiyet, dört beraberlik ve altı mağlubiyet aldı. Aynı sezonun sonunda Fatih Terim'in Galatasaray'dan ayrılmasıyla 27. haftada Galatasaray'ın yeni teknik direktörü olan Hagi, Galatasaray'ı 2004-2005 sezonu boyunca çalıştırdı. Bu süreçte Fenerbahçe’yi tarihi farkla yenerek 5-1 kazanılan final maçının sonucunda Galatasaray’a 14. Türkiye Kupası’nı kazandıran kadronun da başındaydı. Hagi yönetimindeki Galatasaray, 2004-2005 sezonunu 76 puanla üçüncü sırada tamamladı. Galatasaray; Gheorghe Hagi yönetiminde Süper Lig’de oynadığı maçlarda toplam 28 galibiyet, 6 beraberlik ve 8 mağlubiyet aldı.
2005-2006 sezonunun ortasında FC Poli Timişoara’nın başına geçen Hagi, 2007-2008 sezonunda ise Steaua Bükreş’in teknik direktörü oldu. Rumen efsane, Şampiyonlar Ligi'nde Slavia Prag'la deplasmanda oynadıkları ve 2-1 kaybettikleri H Grubu ilk maçının ardından görevinden ayrıldı.
"Türkiye'de oynamış en iyi yabancı oyuncu"
Çoğu insan onu "Türkiye'de oynayan gelmiş geçmiş en iyi yabancı oyuncu" diye tarif ediyor. Nefes kesen serbest vuruşları, zarif çalımları, öldüren sol ayağı, dayanıklı mizacı ve kişiliği dünyanın her yanındaki Galatasaray hayranlarının aklında ve gönlündeki yerini hala koruyor. Bugün Galatasaray Müzesi'nin duvarlarında asılı duran iki 10 numaralı formadan biri ona; öteki ise Metin Oktay'a ait.

YeşiL6 beğendi.
__________________


Konu YeşiL6 tarafından (06.01.2016 Saat 15:46 ) değiştirilmiştir.
Narsinha isimli Üye şimdilik offline konumundadır Alıntı ile Cevapla
Alt 04.11.2012, 11:59   #23 (permalink)
Kurucu

Kullanıcıların profil bilgileri misafirlere kapatılmıştır.
Standart Cevap: Galatasaray Unutulmayanlar

GHEORGHE POPESCU (1967- )

1967'de Kalafat'ta doğan Popescu Steaua Bükreş'te ve PSV Eindhoven'da oynadığı yıllarda yıldızlaştı. Daha sonra Barcelona'ya transfer oldu ve takımın kaptanlığını üstlendi. Kupa Galipleri Kupası Şampiyonluğunu yaşadıktan sonra 1997'de Galatasaray'a transfer oldu. Galatasaray tarihinin unutulmaz savunma oyuncularından olan Popescu 2001-02 sezonunda Lecce'ye transfer olana kadar sarı kırmızılı forma ile 3 lig, 2 Türkiye, 1 UEFA Kupası ve 1 de Avrupa Süper Kupasını kazandı.

YeşiL6 beğendi.
__________________


Konu YeşiL6 tarafından (06.01.2016 Saat 15:45 ) değiştirilmiştir.
Narsinha isimli Üye şimdilik offline konumundadır Alıntı ile Cevapla
Alt 04.11.2012, 12:01   #24 (permalink)
Kurucu

Kullanıcıların profil bilgileri misafirlere kapatılmıştır.
Standart Cevap: Galatasaray Unutulmayanlar

BÜLENT KORKMAZ (1968- )

Bir Galatasaray Efsanesi: Bülent Korkmaz

Zaman dursa
Hepimiz yine çocuk olsak...
Mahallenin arsasında plastik topa vursak...
Her sene ama her sene hayat bilgisi okusak...
Pikapta bir Ömür Göksel 45’liği* çalsa...
Shogun seyretsek siyah beyaz ekranda...
Hiç ama hiç büyümesek...
Sen hep Küçük Bülent kalsan...

Durmuyor işte zaman
İçimi(zi) acıtıyor...
Biliyorduk birgün...............
Bilmezden geliyorduk...
Kapatıyorduk gözlerimizi
Akıyordu ah o hain zaman...
Sensizlik nedir biliyor muyuz ki biz...
Sorsana Büyük Kaptan!..

8 Lig şampiyonluğu, 6 Türkiye Kupası, 5 Cumhurbaşkanlığı Kupası, 2 Başbakanlık Kupası, 6 TSYD Kupası, 1 UEFA Kupası, 1 Süper Kupa ve Dünya Kupası 3.lüğü.

Lütfen bu hikayeyi ayakta okuyunuz!..

Futbol sevdası Edirnekapı’nın toprak sahalarında, mahalle arasında düşer kalbine Bülent Korkmaz’ın. Mahallede bir takım kurarlar: Adı Tayfunspor, formaları kırmızı-siyahtır. Orta sahada oynar o günlerde. Tayfunspor finale kalır bir turnuvada. 29 gol atmıştır Bülent finale kadar. O yaşta bile Karagümrük’de, Edirnekapı’da adı duyulmuştur. 2-0 mağlup duruma düşerler. Rakip takımın yedekleri "nerede sizin golcünüz?" diye dalga geçmeye başlamıştır. Bülent, orta sahadan vurur topa, gol olur; sonra bir gol daha atar. Kazanırlar turnuvayı...

Malatya, Doğanyol, Gevheruşağı köyünden Osman Korkmaz ve Nevin Korkmaz’ın üç erkek evladının ortancasıdır. Osman Korkmaz, başarılı bir tekstilcidir. İlk çocukları Recep’den sonra 68’in Kasım 24’ünde doğan evlatlarına Cesur ismini verirler. Nüfus Müdürlüğü’ndeki memurun, ismi duyduğundaki bir anlık duraklaması, baba Korkmaz’ın ağzından ikinci bir ismin çıkmasına sebep olur: "Cesur Bülent" olsun der. Tembel midir, dalgın mıdır nüfus memuru bilinmez; sadece "Bülent" yazar nüfus kağıdına.

Doğuştan Lider
Edirnekapı’daki mahalle arkadaşlarını maç için ayartan odur. Aşağı mahalle, yukarı mahalle maçlarının değişmez organizatörüdür. Okulun bahçesi, toprak saha, sokak arası hiç farketmez, derslerden arta kalan vakitte her daim futbol vardır hayatında. İlkokulda sınıfında başkanlık yapmaz ama sahaların lideri her zaman odur. 70’li yıllar, Uzay Yolu seyredilen, pikap çalınan, telgraf çekilen, yoğurtçuların gezdiği sokaklarda iki taştan kale yapılan, üç kornerin bir penaltı olduğu, kazananın Ankara gazozunu kafaya dikdiği, çocuklarının terli sırtlarına annelerin tülbent koyduğu yıllardır.

Yerinde duramayan bir çocuktur Bülent. Eve sadece yemek ve uyumak için uğrar. Futbol topunun, misketin peşinde geçer o yıllar. Hava karardığında gider eve ve en geç 9.30’da yatağında olur. Uykusuna düşkündür. Yıllar sonra profesyonel yaşamında da bu huyundan vazgeçmez: "Evde misafir olsa bile farketmez benim için, bana müsaade der ve gider yatarım. Suarede sinemaya gitmemişimdir. En geç 12’de yataktayımdır" diye anlatır profesyonelliğinin sırlarından birini.

“Sen kaleci değilsin”
İlkokulu bitirdiğinde aile Florya’ya taşınır. Edirnekapı yıllarında da Galatasaray’lıdır o. Yeşil kaleci kazağı ile Galatasaray kalecisi Nihat’ın bir minik kopyasıdır. Zaten ilk zamanlarda kalede oynamıştır, daha sonra orta saha en sonunda da defans...

Evleri Galatasaray Tesisleri’nin karşısındadır. Çocukluğunun aşkını baştan çıkarmak için fırsat ayağına gelmiştir. Ahmet Keskinkılıç ve Altyapı sorumlusu rahmetli Salih Bulgurlu mahallenin minik yeteneğini keşfetmekte zorlanmazlar. O yıl Florya Tesisleri bir arsadan öte birşey değildir. Antrenmanlar Mecidiyeköy’dedir. O günün Küçük Bülenti yıllar sonra yine “K. Bülent” olarak adını duyuracağı günlerden habersiz topun peşinden koşturmaya devam eder. 1979’da Florya Tesisleri’nde antrenmanlar başlayınca Bülent soluğu seçmelerde alır. "Kaleciler kim?" diye sorar Salih Hoca. El kaldırır Bülent ve "sen kaleci değilsin, orta sahasın, indir bakim elini" der Salih Bulgurlu. O dakika anlar artık Galatasaray formasını giyeceğini. Bilimkurgu ustalarının bile hayal etmekte zorlanacakları kariyerini o günlerde Bülent Korkmaz da tahmin edemez elbette.

Okuduğu ilkokulu bile "Vefa Stadı’nın arkasındaki Hattat Ragıp İlkokulu" diye futbolca tarif eden Bülent’in top sevdasına, babası Osman Korkmaz da destek olur. "Onun içindeki hırs ve isteği görünce elimden geldikçe destek olmaya çalıştım. Futbolla yatıp futbolla kalkardı" der yıllar sonra sorulduğunda. Kardeşi Mert de Bülent’in futbol sevdasının peşinden gitmiştir.

Haftada üç maç oynamaya yıllar sonra A takımda değil, 15 yaşında başlar. 14-16 yaş takımında Ahmet Hoca onu liberoda görevlendirir. Genç takımı çalıştıran Bülent Ünder onu genç takıma çağırdığında, artık haftada 4-5 maça çıkmaya başlamıştır. Galatasaray’ın nerede maçı varsa Bülent oradadır. Amatör, Paf, 3.Lig. Bir yaz sezonu boyunca Ahmet Keskinkılıç ile dayanıklılık idmanları yapar. İnatçı ve hırslıdır, tekmeye kafasını sokacak kadar da cesur...

“Topu vermedi,
ben de kırdım”
Çok cam kırar çocukluk yıllarında. Bugün "uzun toplarla mı kırdın o camları?" sorusuna, o günleri hatırlayıp kahkahayla cevap verir: "Kızdığım zaman indirirdim camı. Edirnekapı’da bir alt komşumuz vardı. Bir öğleden sonra top oynuyoruz. Top balkonlarına kaçtı. Kadın aldı topu, ‘kocam uyuyor, oynamayın top’ dedi. Ben de topu vermezsen camı kırarım dedim. Vermedi, ben de kırdım." Baba Korkmaz en iyi müşterilerindendir mahallenin camcısının.

Gece uykudan kalkıp, yemek yeme alışkanlığı vardır Bülent’in, bir de tatlı sevdası. Bir akşam babası, kalan pasta dilimlerinden sadece birini buzdolabına koymasını söyler Anne Korkmaz’a. Diğer dilimler balkonda bir köşeye saklanır. Sabah kalkıldığında ne buzdolabında pasta vardır ne de balkondaki divanın altında... Geceyarısı operasyonu başarılı geçmiştir Bülent’in. "Sirkeci’deki Hacı Bekir’in çikolatalı pastası oldu mu dayanamazdım" diye anlatır o günleri...

1984 yılında Galatasaray genç takımı Türkiye Şampiyonası öncesi Almanya’ya turnuvaya gider. Glasgow Rangers, Kızılyıldız gibi güçlü takımlar vardır. Leverkusen ile final oynayan ve penaltılar sonrasında kaybeden kadroda, Bülent Korkmaz da vardır. Leverkusen’in altyapı sorumluları transfer teklif ederler. Yirmisinde, 25’inde, 30’unda da Galatasaray’dan kopamayan Bülent Korkmaz, kariyerinin ilk transfer teklifine "hayır" der. Turnuva dönüşü Galatasaray tarihinde sıkça rastlanan bir durumla karşılaşırlar: Avrupa zaferleri sonrası sürpriz yenilgiler!.. Dönemin en iyi kadrosu ile Kütahya’da oynadığı maçı kaybeder ve elenirler. Çok kızar Bülent Ünder ve Salih Bulgurlu hocaları...

Bülent-Tugay...
21 yaş altı takımla Balıkesir’deki finallere gittiğinde ateşi 39.5’dur. Bugün halen görevde olan masör Erkan Kazancı, onu hastaneye götürür ve iğne yaptırır. "Otelde kal" derler, durmaz. Giyer kat kat eşofmanı, yedek kulübesinde de olsa takımını yalnız bırakmaz. Takım 2-0 mağlup duruma düşer. Bülent Hoca, "Adalı Bülent"i oyuna almak için seslenir. "Adalı" yı duymaz bile Bülent, çıkartır eşofmanları dalar sahaya. 2-0’dan 3-2’ye döner maç, Altay bir gol daha atar, penaltılar sonrasında kazanan Galatasaray’dır...

"Tugay’dan 6 ay sonra A takıma çıktım, İhsan ve Hüseyin, dört gençtik" diye anlatır profesyonelliğe adım attığı günleri. Tugay’ı bilir ama Hüseyin ve İhsan’ı merak eder Galatasaraylı. "İhsan, Gaziantep’de, Antalyaspor’da oynadı, sonra bıraktı futbolu, Hüseyin de hala 3.Lig’de oynuyor" diye giderir merakımızı.

Kaç Sistem Geçti!
"Avrupalı Bülent"e çıkar adı A takımdaki ilk yılında. Mustafa Denizli, Bülent’i Lig maçlarından çok Avrupa Kupaları’nda oynatmaktadır. "Raşit Hoca’nın, Öner Abi’nin jübilesinde çok iyi oynamıştım, Beşiktaş’ta o yıl Ferdinand vardı, onu çok iyi tutmuştum" diye anlatır Denizli’nin tercihini. Kendini yetiştiren tüm isimleri tek tek saymayı da ihmal etmez. Öncelikle Salih Bulgurlu, Ahmet Keskinkılıç ve Bülent Ünder. Sonra A takımda beni "Küçük Bülent" olarak tanınmamı sağlayan Mustafa Denizli, çok şeyler öğrendiğim Feldkamp ve kazandığı 30 kupanın 13’ünde teknik adamlığını yapan Fatih Terim...

Stumpf’dan profesyonel futbolcunun nasıl yaşaması gerektiğini öğrenir. Falco ve Stumpf ile bir sistemin parçasıdır. "İki stoper ve liberolu oyunda, adam markajı yapmaktan yorgun düşerdik. Gölge gibi takip ederdik rakibi" diye anlatır o günlerin taktik anlayışını. Bireysel hata affedilebilir ama pozisyon hatası onu çılgına çevirir. Rambo Yusuf, Falco, Semih, Erhan Önal, kardeşi Mert, Popescu, Emre Aşık, Song, Tomas... Defansta beraber oynadığı isimleri tek tek saymasını istemek haksızlık olur aradan geçen 14 yıldan sonra.

Deplasmandaki derbi maçlarında, Ali Sami Yen’deki büyük maçlarda takım arkadaşlarından beş dakika önce çıkar sahaya. Aslında soyunma odasında da yarım saat önce başlamıştır ısınmaya. Daha da geriye gidersek maç sabahı yaptığı "streching"le. Isınmanın yanında, bir ayrıntı daha vardır. Rakip seyircinin bütün elektriğini çeker üzerine, sanki bütün takıma bir kalkan olur o beş dakikada. Sahanın ortasında tek başına, sarı-kırmızı formasıyla "bayrak adam"ın en hasıdır...

Milan’da Baresi ve Maldini, Real Madrid’de Raul, Roma’da Totti ne ifade ediyorsa Galatasaray taraftarının kalbinde de Bülent Korkmaz odur: "Bayrak Adam"dır, "Büyük Kaptan"dır. Simgedir, formasını derisi yapmış adamdır Bülent Korkmaz. 26 yıldır sarı-kırmızıdan başka renk bilmez. "Kızlarım Florya’da tesislerde büyüdü, burada yürümeye başladılar, benim için herşey bir tarafa, Galatasaray bir tarafa" diye en "baba"ca anlatır Cimbom aşkını.

3 Numara
Taraftarın "3 numaralı formasının birgün müzeye kaldırılması" fikrine ise suskun kalmayı tercih eder. "Benim için Galatasaray’ın zaferleri önemli" der sadece. Kazanılan hiçbir kupayı tek başına kaldırmadı Bülent Korkmaz. "Bütün takım aynı anda kaldırabilsek... Yeter ki kazanalım" diye açıklar ortak zaferlerin en keyifli dakikalarını...

17 Mayıs 2000’de, Kopenhag Parken’da kaldırdığı UEFA Kupası’nın müjdesini 8 ay önceden almıştır Bülent Korkmaz. Yazlığında, yardımcıları Nursel Hanım’ın falından. "Fala da inanmam ama bana ‘sen haçlı bir kupa kaldıracaksın’ dedi. Kahkahayı basmıştım o gün, ben takımda yoktum o günlerde, kendi başıma antrenman yapıyordum yazlık evimde. Sezon sonunda kaldırdık o kupayı." Kolay değildir elbet UEFA Kupası’nı kazanmak. Maç içinde iki kez çıkan omuzuna rağmen savaşır sahada Bülent. "Tanrı’nın eli"ni ya da Taffarel’in elini görmemiştir. Henry kafayı vurduğunda gözlerini kapatmıştır. "Açtığımda gözlerimi bu kupa bizim, bu iş bitti" dedim. Popescu topu ağlara gönderdiğinde, ellerini açan ve o inanılmaz kareleri ekrana yansıyan Fatih Terim’in görüntülerini çok sonra seyreder. "Hala etkilenirim Fatih Hoca’yı öyle gördüğümde. O baskının, medyanın ağır eleştirilerinin yok olup gittiği ve "ohhh" çektiği andır hocanın. İnanılmaz bir sahnedir o." Futboldan sonra gönlü teknik adamlıktadır ama bir çekincesi vardır. "Ben teknik adamlığı yaparım ama Türk futboluna bu kadar emeği, katkısı olan insanların bu kadar acımasızca eleştirildiği bir ortamda bu eleştirileri kaldırabilir miyim?" diye de kendine sormadan edemez... Bir de bugünden herkesin bilmesini ister. Galatasaray’dan başka takımda zordur çalışması, Cimbom deyince akan sular durur...

Hayatının İmzası
Hagi’nin yıllar boyunca oda arkadaşlığını yapar. "İnanılmaz bir adam o" diye başlar söz Hagi’den açılınca: "Kamplarda 2. Lig maçlarını seyrederdik, hangi oyuncu hangi takımdan gelmiş tek tek bilirdi. 2. Lig’i bizden iyi takip ederdi, şaşar kalırdım. Futbol sevgisi kelimelerle anlatılmıyor Hagi’nin. Bir de Kocaelispor maçı var, 2-0 öndeyiz, son dakikalarda bir frikik kazandık, ben atmak istedim. Bana "sen topun üzerinden atla ve git kaleden topu al" dedi. Dediğini de yaptı, ben de kaleden çıkardım topu...."

Hayatının imzasını 15 Haziran 1990’da atmış Kaptan. Kızları, 10 yaşındaki Selen ve 5 yaşındaki Ezgi, Ali Sami Yen’in müdavimleri. Kaptan’ın giyim zevkinin altında ise eşi Banu Hanım’ın gustosu yatıyor. "Çok dostum, arkadaşım yoktur" diyen Bülent, bütün boş vakitlerini evde ailesiyle beraber paylaşmayı tercih eder. Bir de, sıkı Ferrari taraftarıdır. Elbet sarı-kırmızının payı vardır bu tutkuda. Çok fazla araba değiştirmemiştir. İlk arabası Renault 11’dir: "Sonra bir Honda CVX aldım, BMW’den sonra da son olarak Mercedes. Benim için arabada önce güvenlik gelir".

Bıyıklarını 10 yıl önce eşinin önerisi ile kesmiş, bir daha da bırakmamış. Antalya’daki tatilde kesilen bıyıklar, Kaptan Bülent’e bir umut olmuştur: "Artık kolay tanınmam, rahat bir tatil olur dedik ama otelin animatörü sağolsun mikrofondan seslendi: Bülent Bey bıyıklarınızı kesmişsiniz ama yine de tanıdık sizi!.."

Bu hikayenin sonu yok mu dediniz?
Noktası bile yok efendim
En fazla ama en fazla bir virgül...
Kaldığımız yerden...

* Pikapta bir Ömür Göksel 45’liği çalsa
sana bağlandım
yollara düştüm
gitme, seninle gelemem artık
beni hiç eden sensiz hayatı
sevmek istesem de sevemem artık
acısı tarifsiz hallere düştüm
senden başkasının olamam artık
beni hiç eden sensiz hayatı
sevmek istesem de sevemem artık
aşkınla beni bin parçaya böldün
daha bundan küçük olamam artık
beni hiç eden sensiz hayatı
sevmek istesem de sevemem artık...

__________________


Konu YeşiL6 tarafından (06.01.2016 Saat 15:43 ) değiştirilmiştir.
Narsinha isimli Üye şimdilik offline konumundadır Alıntı ile Cevapla
Alt 04.11.2012, 12:02   #25 (permalink)
Kurucu

Kullanıcıların profil bilgileri misafirlere kapatılmıştır.
Standart Cevap: Galatasaray Unutulmayanlar

JUPP DERWALL (1927 - 2007)
Jupp Derwall ve Galatasaray

Türk Futbolunun ve Galatasaray’ın kaderini değiştiren adam...

Alman futbolunda kazandığı başarıların ardından “Şef Gümüş Kıvrım” lakabı anılan Jupp Derwall, 1984 Avrupa Şampiyonası’nın ardından görevi Franz Beckenbauer’e bıraktı.

Jupp Derwall, kendisi ve Galatasaray için tarihi olan bir kararla, Galatasaray’ın başına geçti. 1988 yılına kadar görev yaptığı Galatasaray’da iki şampiyonluk kazanarak kariyerini noktalayan Jupp Derwall taraflı tarafsız Türk futbolseverlerin gönlünde taht kurmuştur.

1986-1987 sezonunda 14 senelik aranın ardından Galatasaray’ın şampiyonluğa ulaşmasındaki en büyük pay sahiplerinden olan Jupp Derwall o yıl kazanılan şampiyonluğu şöyle özetlemiştir. “Almanya ile kazandığı Avrupa Şampiyonluğuna bu kadar sevinmedim”

Jupp Derwall, bir sonraki sezon danışmanlık pozisyonunda yer alarak Mustafa Denizli ile şampiyonluğu Galatasaray’a bir kez daha yaşatmıştır.

Bu başarılarının yanında bizler onu futbola olan farklı bakışı, birçok futbol adamının göremediğini kolay fark edebilmesi, Alman disiplin anlayışını Akdeniz’de bu kadar kolay anlatabilmesi ve en önemlisi güler yüzü ile hatırlayacağız.

Güle Güle Jupp Derwall, Güle Güle, “Şef Gümüş Kıvrım”, güle güle Türk Futbolunun kaderini değiştiren adam.



Jupp Derwall’in Galatasaray Dergisi’ne verdiği ropörtaj

Jupp Derwall: "Büyük Bir Aile Gibiydik"

Jupp Derwall. 14 yıl süren şampiyonluğa hasret günlerini sona erdiren isim... Galatasaray'ın futboluna getirdiği yeni bakış açılarıyla, bugüne dek süren Galatasaray damgasını şekillendiren teknik direktör... Kimine göre ise, Galatasaray'daki futbol devriminin ilk harcını koyan büyük hoca...

Tanıtım sayfalarında da okuyabileceğiniz gibi, geçtiğimiz ay yeni kitabı Türkçe'ye çevrilen, Galatasaray tarihinin bu köşebaşı ismiyle Galatasaray Dergisi adına sevgili ağabeyimiz, Jupp Derwall'in yakın dostu Yavuz Kocaömer Almanya'da konuştu...

Ilık bir bahar gününde trenimiz Frankfurt'tan Saarbrücken'e doğru yola çıktığında, içimde inanılmaz bir heyecan vardı. 18 yıldır hiç ara vermeden devam eden dostluğumuz, son senelerde telefon konuşmalarıyla sınırlı kalmıştı. Bundaki en önemli etken ise, Jupp Derwall'in sağlık nedenleriyle seyahat edemeyişi, benim de işlerimin yoğunluğu idi.

Kameramanımız Serhan ile Jupp Derwall'in bizi karşılayacağı Saarbrücken tren istasyonunda buluşacaktık. Daha gideceğimiz yere varmamıza 1 saat 10 dakika kala cep telefonum çaldı. Serhan ''Ağabey, ben Saarbrücken tren istasyonundayım. Jupp Derwall de burada" dedi. ''Daha 1 saat 10 dakika ver Serhan! Ne işi var Jupp'un bu saatte orada’’ dediğimde, "Bilmiyorum. Ama çok heyecanlı" diye cevap verdi.

Trenden indiğimizde birbirimize sarılarak uzun bir süre öyle kaldık. Trende gelirken ''çok heyecanlıyım'' dediğimde ''Çocuk (kendisi bana öyle hitap eder) sen ne diyorsun? Ben, bir haftadır yeniden karşılaşacağız diye bu heyecanı iple çekiyorum'' diye cevap verdi. CNN-TÜRK'te yayınlanan söyleşimizi bitirdikten sonra, FC Saarbrücken Kulüp Başkanı’na ait, orman içindeki otelinin terasında bu sefer Galatasaray Dergisi için konuşmaya başladık.


1984’de Türk futbolunun Avrupa’da başarısı yoktu, sen ise zirvedeydin. Bu tercihinin sebepleri neydi?

Futbolu her şeyiyle gençliğimde olduğu gibi, yeniden yaşamak için bu tercihi yaptım. İlk teklif geldiğinde, Alp Yalman'a 4 defa hayır demek ve görüşmemek beni çok üzmüştü. Ama sonunda İstanbul'a bir görüşme yapmak için gelmeye karar verdim. İstanbul'a ilk geldiğimde hayal kırıklığına uğradım. Bana gösterebilecekleri hiç bir şey yoktu. Bir çim sahaları bile yoktu. Avrupa ülkelerinde I. Lig'de mücadele eden bir takımın, böyle bir durumda olması söz konusu değildi. Toprak sahalarda antrenman yapmak, neredeyse bataklık gibi sahalarda futbol oynamak benim için aklın almayacağı bir şeydi. O anda orada yapılacak çok iş olduğunu anladım. İstediğim koşulları sağlayabilmeleri konusundaki ricalarımı hemen kabul ettiler. O kadar altyapısız bir durumdaydı ki mukavelemi bile kendim hazırladım. Sonra akşam otelime gittim. Oradan eşimi aradım. Telefonda sesimi duyduğunda ''Kabul ettin değil mi?'' diye sordu. Kendimi övecek bir şey söylemek içimden gelmiyor. Övülecek birileri varsa, onlar da, o tarihte birlikte çalıştığım futbolcularımdır. Her dediğimi yaptılar. Tabii içlerinde bir-iki tane ters yapıda olanı vardı. Ama her dediğimi yaptılar; bana ve kendilerine büyük destek oldular. Birinci yıl kupayı kazandık. Daha sonra toparlandık ve nihayet 3. yıl Lig Şampiyonu olarak Avrupa Kupaları’na katıldık. Böylece yaptığımız çalışmaların semeresini de almaya başladık.


Peki, anlaşmayı kendim yazdım dedin. O nasıl oldu?
Konuları görüştükten sonra Alp Yalman'a ''Bir mukavele yapınız'' dedim. O da ''Bay Derwall bunu siz yazacaksınız'' dedi. Ben de ''İyi de, buraya bir de benim alacağım parayı da yazmak lazım'' dedim. Alp Yalman yüzüme bakarak ''Onu da siz yazacaksınız" dedi. O zaman çok şaşırdım ve çaresiz bir durumda olduğumu hissettim. Çünkü diğer kulüplerde, kurumlarda para en önemli konudur. Tamam Almanya'da da ben çok para kazanan, zengin bir insan değildim. Alman I. Ligi'nin Antrenörleri, Milli Takım Antrenörü olarak benden daha fazla para kazanırlardı.

Hilton Oteli'nde oturup, otelin kağıdına mukavelemi yazdım ve Alp Yalman'a ''bunu inceleyin lütfen '' dedim.

Jupp, geldiğinde, 2002 yılında Türkiye Dünya üçüncüsü olacak deseler inanır mıydın?
Florya'ya ilk geldiğimde, itiraf edeyim, kendi kendime ''Ne işin var senin burada?" dedim. ''Alman Milli Takımı ile Avrupa şampiyonu, Dünya 2'ncisi olmuş bir teknik adamsın. Böyle bir yerde sen nasıl çalışırsın?'' diye düşündüm. Biri bana o an Türkiye'nin Dünya üçünçüsü olacağını söyleseydi ''Hadi ordan'' derdim. Aslında benim yerimde bir başkası olsaydı, oradan hemen eşyalarını toplayıp, ertesi gün geri dönerdi. Akşam, otelin penceresinden baktığımda, Boğazın şahane manzarası beni çok etkiledi. Balıkçı motorları, giden gelen vapurlar. Ve kararımı verdim.

İlk günlerinizde karşılaştığınız en önemli zorluk neydi?
Takım içinde bir motivasyona ihtiyacım vardı. Bana 35 futbolcu verilmişti. Kendilerine ihtiyacım olmayan futbolcuları satmayı önerdim. Onlar da bana ''Galatasaray'da böyle şey yoktur. Bizde bir futbolcu istediği sürece oynar. Kimseyi satmayız '' dediler. Peki dedim, ''O zaman istediğim futbolcuları satalım, bu satıştan kulübün alması gereken parayı futbolculara verelim'' Ve böylece hiçbir futbolcuyu kırmadan 9-10 tanesini satarak paralarını verdirdim ve bana da 24-25 futbolcu kaldı. Ve o futbolcular çok kısa bir süre içinde yeni bir şeyler olduğunu, işlerin düzgün gitmeye başladığını hissettiler. Ve şöyle yorum yaptılar: Ben eğer 35 futbolcunun içinden son 24'e kaldıysam demek daha iyisini de yaparım.

Mustafa Denizli yardımcılığınızı yapıyordu...
Mustafa'yı futbolculuk zamanından tanıyordum. Ve önünde saygı duyulması gereken çok klas bir futbolcuydu. Mükemmel bir tekniğe sahip, golü iyi koklayan bir futbolcu yapısına sahipti. Galatasaray'a geldiğimde, onun görevi genç takımı çalıştırmaktı. Ve bu tam ona uygun bir işti. O gençliğin dilinden çok iyi anlayan, onları hoşgörü ile karşılayan ama gerektiğinde de dediğini yaptıran bir yapıya sahipti. Ve ben göreve başladığımda Mustafa hala çok kaliteli bir futbolcuydu ve kendisini hiç düşünmeden ilk 11'de de oynatabilirdim. Ama bunu yapmadım. Çünkü Galatasaray'ı ileriye taşımak isteyen diğer genç futbolculara bu haksızlık olurdu. Ondan sonra Bay Yalman'a ''Mustafa'yı asistan olarak yanıma almak istiyorum. Ona ihtiyacım var'' dedim. Çünkü o çok yetenekli biriydi. Kaleci antrenörlüğü de yapabiliyor, taktiği çok iyi alıyor ve anlatıyor, oyunun akışını çok iyi okuyabiliyordu. Zaten daha sonra da aldığı şampiyonluklarla bunu kanıtladı. Senli benli konuşmadığımız halde, zaman içinde çok yakın iki dost olduk.

Çevirmenin Ahmet Akçam, daha sonra teknik adam olarak Galatasaray’a da hizmet etti...
Ahmet benim için büyük bir şanstı. Samimiyetle söylüyorum benden daha iyi Almanca konuşuyordu. Üstelik benim memleketim Saarbrücken'de okumuştu! Ne kadar şanslı olduğumu düşünebiliyor musun? İyi çeviri benim için çok önemliydi. Çünkü tercümanın kendi yorumunu da katarak çeviri yapması kadar kötü bir şey olamaz. Bu güven çalışmalarımı çok daha kolaylaştırdı. Biz büyük bir aile gibiydik. Benim başarımın sırrı da herhalde buradan kaynaklanıyordu.

Biraz açar mısın?
Örnek vereyim. 60'ncı doğum günümü kutlayacaktım. Hilton Oteli’nde verdiğim partiye yaklaşık 100-150 kişi davet etmiştim. Ama bunların içinde 20 kişilik, kulüpte birlikte çalıştığım ekip de vardı. Sahadaki çimleri kesen bahçıvanımızdan, ahçımıza, malzemecilerimizden, masörümüz Ahmet’e kadar, hepsinin o akşam orada olmasını istedim. Yukarıda misafirlerimle ilgilenirken Hilton Oteli'nin resepsiyonundan bir telefon geldi: ''Bay Derwall lütfen aşağıya gelir misiniz?'' Aşağıya indiğimde benim o 20 kişilik ekibim giyebilecekleri en iyi kıyafetleriyle aslanlar gibi kapıda bekliyorlardı. Resepsiyon Müdürü girmelerine güçlük çıkartıyordu. Çok kızdım. Müdüre ''Bayım bunlar benim arkadaşım ve benimle birlikte gelecekler'' dedim. Malzemeci Ahmet'e ''Hadi Ahmet yürü'' dedim. Asansörün önüne geldik. 10 kişiyi asansöre bindirip yanıma aldım, çünkü onlar benim ailemdendi. Aynı kaderi paylaşıyorduk. Ondan sonraki 2 yıl da o insanların nasıl şevkle çalıştığını, bana nasıl destek olduklarını söylememe bilmem gerek var mı?

1998’de Fatih Terim'e mektup yazdığını ve kendisinin Avrupa'da büyük başarılar kazanacağına inandığını belirtmiştin...
Önce şunu söylemeliyim. Fatih Terim karakterinde bir insana çok az rastladım. Hem insan olarak, hem aile babası olarak, hem de futbola aşık bir insan olarak. Kaptanım olduğu için her şeyi de futbolcularımın yanında konuşamayacağım için onunla birçok kereler yemeğe gittim. Daha sonra kendisine ''Avrupa'ya git. Sen bu işi başaracaksın" dedim. Çünkü kendine olan özgüveni çok yüksek seviyede idi. Kendisine İtalya'yı önermiştim. Çünkü İtalyanlar futboldan anlayan bir kişiye, lisan üzerinde durmayıp görmezden gelecek bir yapıya sahiptirler. Sonra da bildiğiniz gibi İtalya'ya gitti. Ordayken de telefonda defalarca konuştum.

Türkiye'nin Portekiz'deki finallerde olmayışı için neler söyleyeceksiniz?
Bu benim için büyük bir hayal kırıklığı. Sebeplerini kestirmek çok zor. Futbolda her şey olur. Belki de o futbolcuların büyük kısmı ''Bu kadar başarıya imza attım. Dünya üçüncüsü oldum. Şampiyonlar Ligi'nde çeyrek final oynadım. Para da kazandım. Artık beni rahat bırakın'' diye düşünmüş olabilirler. Futbolda böyle şey vardır. Bu söylediğime inanın. Ve o zaman da zevk almazlar. (Jupp Derwall bu arada yine yazılmaması kaydıyla, eski Galatasaray günlerine dönüp, o zamanki bazı yaşadıklarını anlatıyor.) Bu bakımdan üzücü olmakla beraber, bu futbolcuları da anlayışla karşılamak lazım.

Peki Jupp, 2004’deki Galatasaray için ne diyorsunuz?
Bana ne soruyorsun? Ligdeki puan cetveline bak. Her şey orda gözüküyor.

Şimdi Galatasaray'ın başında Hagi var. Düşüncelerinizi alabilir miyiz?
Hagi süper bir yetenek. Onun gibi futbol zekasına sahip dünyada çok az oyuncu var. Çok başarılı antrenörler vardır, parlak futbolcu değildirler. Çok parlak futbolcular vardır, antrenörlük hayatında başarılı olamazlar. Bunlar birbirinden farklı şeyler. Hagi de önümüzdeki 2 yıl Galatasaray'da yönetici olarak neler yapabileceğini hepimize gösterecek. Umarım başarılı olur. Çünkü Galatasaray'ın başarılı olması, yeniden Avrupa'da üst sıralara çıkması, beni tahmin edemeyeceğin kadar fazla mutlu eder.

Şu anda Galatasaray'dan kimlerle devamlı temas halindesiniz?
Ahmet Akçam, Mustafa Denizli, Alp Yalman, Erhan Önal, Cüneyt Tanman. Lütfen bunu yazmanı istiyorum. Fatih gittikten sonra Cüneyt Tanman benim kaptanımdı. O da süper bir çocuktu. Çok karakterli bir insandı. Ama maalesef aşırı alçakgönüllü idi.

Peki eski Galatasaray yöneticilerinden hiç görüştüğünüz var mı?
Hayır yok. Bu saydıklarımın dışında belki ara sıra görüştüklerim olabilir, ama şu anda hatırlamıyorum. Ama bir kişiyle gerçekten ilişki kurup, görüşmek isterdim. Gürsoy....

Ergun Gürsoy?
Evet. Çok isterdim onunla buluşup, görüşmeyi. Dostluğumun, arkadaşlığımın devam etmesini. Ama maalesef müşterek konuştuğumuz bir dil yoktu. O, buna mani oldu.

Ergun Gürsoy yaz tatilinde bir gün buraya gelse ister miydin?
Çok sevinirdim. Böyle bir şey yapar mısın?

Neden olmasın? Bakarsın bir günlüğüne sizi ziyarete geliriz. Hem de haber vermeden, çünkü haber verince çok heyecanlanıyorsunuz...
Tamam, haber vermeden gelin! Ha bir de Alman Hastanesi'nde yattığım sırada devamlı beni arayan, ondan sonra hala halimi hatırımı soran, görüştüğüm, -yaşlanıyorum galiba Ali isminde bir arkadaşım var. Bir bacağını kaybetti. Ama onunla da dostluğum devam ediyor.

1988'de bana bir futbol topunu imzalayarak vermiştin. Bu topu maddi imkanları olan bir Galatasaraylı’ya satarak gelirini engelli sporculara kullanmak istiyorum. Bu konuda söyleyeceğiniz bir şey var mı?
O topu sana imzalayarak yalnız ben değil, tüm Galatasaray takımı imzalayarak vermiştik. Türkiye'de senin istediğin fiyata alacak bir Galatasaraylı çıkmazsa, bana telefon et, ben senin istediğin fiyatı verip, o topu müzeme koymaya hazırım. Hele parasını engelli sporculara kullanacağını bildikten sonra...


IRKÇILIĞA KARŞI DERWALL

Aynı zamanda Engelliler Spor Federasyonu Başkanlığı’nı da yürüten Yavuz Kocaömer, 1987-1990 yılları arasında Frankfurt'da Türk-Alman Genç Sporcuları Kaynaştırma Derneği yönetim kurulunda Derwall ile birlikte görev yapmıştı. Dernek her yıl yüzlerce genç Alman sporcusunu Türkiye'ye göndererek, Almanya'daki Türkler hakkındakı önyargıları ortadan kaldırmaya katkıda bulunmayı hedefliyordu. Kocaömer, 1990 yılında spora politika karıştırılmasını protesto ederek dernek yönetiminden istifa etti. Bir süre sonra da bu dernek kapandı. 1992 sonunda Solingen'de Doğu Alman kaynaklı Neo - Naziler 6 Türk vatandaşını yakarak öldürmesinin ardından, Jupp Derwall’in Kocaömer'e gönderdiği mektup, Derwall'in futbol adamlığı dışında insanlığını ve belki de futboldaki başarısını borçlu olduğu karakterini yansıtıyordu. Eski Galatasaray Teknik Direktörü, Kocaömer'e yazdığı mektubun bir bölümünde şöyle diyordu:

"Yavuz, son aylarda seni ve geçmişteki müşterek çalışmamızı çok sık düşündüm. Hem sen, hem ben, ama hem de Alman devleti bence vicdan azabı çekmelidir. Bu dünyadaki bütün maddi değerler ülkemizdeki yabancı insanlarımızın korunması için harcanmaya değer olmalıydı. Alman vatandaşlarım adına utanıyorum. Hele böyle feci bir olayın bugün özgürlük içinde yaşayan Doğu Almanya tarafından kaynaklanmasını içime sindiremiyorum. Biz bu çabaları gösterdiğimizde Federal Alman Hükümeti şu olacakları hissedebilseydi herhalde iki ülke için de yararlı olacak bir eser ortaya çıkarmış olabilirdik. Aynı sitemlerim ve eleştirilerim Özal Hükümeti için de geçerli. Yurtdışında yaşayan insanlarını korumak ve kollamak adına çok fazla bir şey yaptıklarına inanmıyorum. Seninle uygun göreceğin her türlü projenin içinde sonuna kadar çalışmaya hazırım.''

Derwall, söyleşimizde bu mektubu hatırlattığımızda şöyle diyor: "Hala aradan 16 sene geçmesine rağmen, ara sıra düşünüyorum. Çok güzel bir girişimdi bizim başladığımız. Ama sonunu getiremedik. Suçlu aramıyorum ama, galiba sen ve ben olmak üzere hepimizin bu işte biraz payı vardı."

YeşiL6 beğendi.
__________________


Konu YeşiL6 tarafından (06.01.2016 Saat 15:42 ) değiştirilmiştir.
Narsinha isimli Üye şimdilik offline konumundadır Alıntı ile Cevapla
Alt 04.11.2012, 12:02   #26 (permalink)
Kurucu

Kullanıcıların profil bilgileri misafirlere kapatılmıştır.
Standart Cevap: Galatasaray Unutulmayanlar

HAKAN ŞÜKÜR (1971)

Hakan Şükür


Hakan Şükür, 1 Eylül 1971 tarihinde Sakarya'da doğdu. Futbol hayatına, 1987 yılında, doğum yeri olan Sakarya da başladı. Daha sonra Bursaspor forması giyen Hakan 1992 yılında Galatasaray’a transfer oldu. Galatasaray forması altında 8 şampiyonluk, biri Sakaryaspor forması altında olmak üzere 6 Türkiye Kupası, 3 Cumhurbaşkanlığı, biri Bursaspor ile olmak üzere 2 Başbakanlık Kupası kaldıran Hakan Şükür, kariyerinin en büyük başarılarından birine; 2000 yılında UEFA Kupası'nı kaldırarak uzandı. Hakan Şükür, ayrıca İtalya'da Parma forması ile İtalya Kupası sevinci yaşadı. Türkiye 1. Ligi'nde ise, 1996-1997 sezonunda 32 maçta 38 gol; 1997-1998 sezonunda 34 maçta 32 gol, 1998-1999 sezonunda 33 maçta 19 gol atan Hakan Şükür, Türkiye 1. Ligi'nde üç kere gol kralı olma başarısı gösterdi.

İlk Gol
Ligdeki ilk golünü Eskişehir Atatürk Stadı'nda 26 Şubat 1989 tarihinde Eskişehirspor'a karşı attı Hakan Şükür. 2-1 gerideki takımına beraberlik golünü oyuna sonradan girip kazandıran Kral'ın önünde daha atacağı çok gol vardı. 1988-89 ve 1989-90 sezonlarında Sakaryaspor forması altında birinci ligde mücadele eden Hakan Şükür, iki sezonda 38 lig maçında forma giydi ve 10 gol attı. 1990-1991 sezonu başındaysa ligin iddialı ekiplerinden Bursaspor’a transfer oldu. Hakan Şükür, Bursaspor’a transfer olduğunda ilk etapta fazla forma şansı bulamadı. Olimpik Milli Takım’da forma giyen Hakan Şükür, Bursaspor’da ilk sezonunda 4 gol atabildi. 1991-92 sezonundaysa göreve Yılmaz Vural’ın gelmesiyle daha çok forma şansı buldu. 1991-92 sezonunda Galatasaray’la da ilk teması gerçekleşti. Kiralık döneminde başta Yurdaşen Karahasan olmak üzere, Galatasaraylı yöneticilerin Hakan’ı kiralama girişimleri Yılmaz Vural’a takıldı ve Hakan Şükür’ün Galatasaray’a gelmesi gecikti. O sezon ligi altıncı sırada bitiren ve Türkiye Kupası’nda final oynayan Bursaspor’da 27 maçta forma giyen Hakan Şükür, 7 kez ağları havalandırıyordu. Hakan Şükür aynı sezon içinde ilk kez milli takıma da seçiliyordu. Alman Teknik Direktör Sepp Piontek, Hakan Şükür’e 25 Mart 1992 tarihinde Lüksemburg'u 3-2 yendiğimiz özel maçta ilk kez A Milli Takımı formasıyla şans veriyordu. Hakan Şükür, o sezon iki kez daha A Milli Takımın formasını giyecekti.

Galatasaray Yılları
2000-2001 sezonuna kadar 4 ayılık Torino ayrılığı dışında, sekiz sezon Galatasaray’da forma giyen Hakan Şükür, 2000 yılı başında İtalya’nın Inter takımına transfer oldu. Avrupa’da üç farklı takımda forma giydikten sonra 2003-2004 sezonunda tekrar Galatasaray’a dönen Hakan, bir anlamda ikinci Galatasaray dönemini yaşadı.
1992-1993 sezonunda yeniden yapılanan Galatasaray Futbol Takımı'na Bursaspor'dan transfer edildi Hakan Şükür. 1991 yılında Avrupa Gol Krallığına ulaşmış olan Tanju Çolak'ın Galatasaray'dan ayrılmasının ardından boşalan forvet mevkiine oynanan ilk sezonda çare bulunamamıştı. Aynı sezon Bursaspor forması altında ligde 7 gol atan Hakan Şükür'ün transferi kafalarda soru işaretlerine neden olmuştu. Karl Heinz Feldkamp teknik direktörlüğünde yeni bir yapılanmaya gidiliyordu, genç oyuncular takıma monte edilmeye başlanmıştı ama futbolun “gol” için oynandığı göz önünde bulundurulursa, bu transfer çarenin karşılığı mıydı? Cevabı beklenen soru buydu! 1990'lı yılların başında Avrupa futbolu için yaşanan değişimlerden bir tanesiydi santrfor mevkisindeki oyuncuların uzun boylu olmaları ve mücadeleci duruşları. Bu oyuncu tipinin Türkiye'deki tek adresi ise Hakan Şükür'dü. Zaten, dönemin Futbol Şube Sorumlusu Adnan Polat da Hakan Şükür'ün Bursaspor'dan transfer edilişinin ardından bu noktaya işaret etmişti. “Gelecek yıllar için uzun boylu bir forvet transfer ettik”. 21 yaşında ayak bastığı Galatasaray'da beklentilerin çok ötesinde bir performans sergileyecekti Hakan Şükür. 1992-93 sezonu Galatasaray açısından çok bereketli geçecekti. Keza Hakan Şükür için de… Hakan, sezona çok iyi bir giriş yapacağı sinyalini TSYD Kupası’nda Fenerbahçe’ye attığı gol vermişti. Oynadığı ilk derbide ağları havalandıran Hakan, ligde ise ilk dört hafta gol bulamayacaktı. 1992-1993 sezonun 5. haftası Hakan Şükür'ün liglerdeki 22'inci, Galatasaray forması altında ilk golünü filelere gönderdiği hafta olarak tarihe geçti. Hakan Şükür, 1-1 berabere biten maçta, Galatasaray adına ilk golünü attı. Hakan Şükür, 1992-1993 sezonunda çıktığı 30 maçta 19 gol atarak takımın şampiyonluğunda büyük pay sahibi oluyordu. Galatasaray aynı sezon lig şampiyonluğu TSYD, Türkiye Kupası ve Cumhurbaşkanlığı Kupası’nı da müzesine götürecekti. 1993-94 sezonunda ise göreve bir başka Alman teknik adam Rainer Hollman getirilmişti. Galatasaray o sezon ligi yine şampiyon olarak tamamlayacak ve Hakan Şükür de 27 maçta 16 golle Galatasaray’ın en çok gol atan oyuncusu olacaktı. 1994-95 sezonda ise Galatasaray açısında kötü bir sezon olacaktı. Hakan Şükür ise 33 maçta 19 golle ortalamasını koruyacaktı. 1995-96 sezonunda göreve İngiliz teknik adam Greame Souness getirilmişti. Fakat Hakan Şükür sezona Galatasaray forması ile başlamayacaktı. Başarılı futbolcu, 1995-96 sezonunun başında İtalya'nın Torino takımına transfer oldu. 4 ay kaldığı Torino'da 5 maça çıkan Kral, ligin üçüncü haftasında golünü de attı. Torino'nun şampiyonluktan ziyade ligde tutunmak için oynayan bir takım olması Hakan Şükür adına en büyük talihsizlik olsa da o dönemde kimse değerlendirmesini bu şekilde yapmayacaktı. 4 ay sonra Galatasaray’a dönen Hakan Şükür, o sezon, 25 maçta 16 gol atacaktı. Galatasaray ise sezonu Türkiye Kupası ile tamamlıyordu.

Fatih Terim’li Yıllar ve Ligdeki 100. Gol
İngiltere’de düzenlenen 1996 Avrupa Şampiyonası’nda Fatih Terim’in kadrosunda yer bulan Hakan Şükür, 1996-1997 sezonunda Fatih Terim ile Galatasaray’da beraber olma şansını yakalayacaktı. Hakan Şükür, Fatih Terim'le yaşadığı ilk sezonda takımın en büyük silahlarındandı. Türkiye liglerinde en çok 14 golle Şanver Gökmen'in ağlarını sarsan Hakan Şükür, ligdeki 100. golünü de İzmir deplasmanında Altay'a attı. Galatasaray'ın İzmir Atatürk Stadı'nda Altay'ı 8-1 yendiği müsabakada iki gole imza atan Hakan Şükür'ün o maçtaki ilk golü, aynı zamanda ligdeki 100. golü oluyordu. Aynı sezon sonunda 38 golle Metin Oktay’ı yakalayacak ama Tanju Çolak’ın bir gol gerisinde kalacaktı Hakan Şükür. Takımını şampiyonluğa taşıyan isimlerin başında gelen golcü futbolcu, 1997-98 sezonunda da 32 maçta 34 golle gol kralı oluyor ve ayrıca bir şampiyonluk daha yaşıyordu. Hakan Şükür, 1998-99 sezonunu 19 gol, 1999-2000 sezonunu ise 14 golle geçiyordu. Aynı sezon UEFA Kupası’nı sevincini de yaşayacak “Kral”, sezon sonunda ise İtalya’nın Inter takımına transfer oluyordu. 2000-2003 yılları arasında İtalya'nın Inter ve Parma daha sonra İngiltere ekibi Blackburn Rovers takımlarının formalarını giyen Hakan Şükür bu formalar altında çıktığı 56 maçta 11 gol atma başarısı gösterdi.



İkinci Galatasaray Dönemi
2003 yılında döndüğü Galatasaray'da ilk sezonunda 12 gol, 2004-05 sezonunda 33 maçta 18 gol atacaktı Hakan Şükür. 2005-2006 sezonunda Erik Gerets yönetimindeki Galatasaray’da 31 maçta 10 gol atarak bir şampiyonluk daha yaşayacaktı. 2006-07 sezonu ise en verimsiz yılı oldu Hakan Şükür’ün, 26 maçta 4 gol atan futbolcu, kariyerindeki son sezonunda ise iki rekoru birden kıracaktı. Galatasaray forması altında 219 gole ulaşarak, Metin Oktay'ın 217 gollük rekorunu geride bırakan Kral, Türkiye birinci liginde attığı toplam 249 golle ulaşılması güç bir rekora imza atıyordu.

TÜRKYE’DEK LİG KARİYERİ
Sezon Kulüp Maç Gol
1988-1989 Sakaryaspor 11 5
1989-1990 Sakaryaspor 27 5
1990-1991 Bursaspor 27 4
1991-1992 Bursaspor 27 7
1992-1993 Galatasaray 30 19
1993-1994 Galatasaray 27 16
1994-1995 Galatasaray 33 19
1995-1996 Galatasaray 25 16
1996-1997 Galatasaray 32 38
1997-1998 Galatasaray 34 32
1998-1999 Galatasaray 33 19
1999-2000 Galatasaray 32 14
2003-2004 Galatasaray 29 12
2004-2005 Galatasaray 33 18
2005-2006 Galatasaray 31 10
2006-2007 Galatasaray 26 4
2007-2008 Galatasaray 28 11

Milli Takım
25 Mart 1992'de Lüksemburg'u 3-2 yendiğimiz özel maçta ilk kez A Milli Futbol Takımı'nın formasını giyen Hakan Şükür, A Milli Futbol Takımı'nın 85 yıllık tarihinde en fazla gol atan futbolcusudur. A Milli Futbol Takımı formasıyla çıktığı 112 maçta toplam 51 gole imza atan Hakan Şükür’ün, 2002 Dünya Kupası’nda Türkiye'nin Güney Kore ile yaptığı üçüncülük maçında, maçın başlama vuruşundan 10.8 saniye sonra attığı gol, Dünya Kupaları'nda atılan en erken gol olarak tarihe geçmiştir.


Kaynak: galatasaray.org

YeşiL6 beğendi.
__________________


Konu YeşiL6 tarafından (06.01.2016 Saat 15:40 ) değiştirilmiştir.
Narsinha isimli Üye şimdilik offline konumundadır Alıntı ile Cevapla
Alt 08.10.2013, 16:59   #27 (permalink)
Üyeliği Durduruldu
Kullanıcıların profil bilgileri misafirlere kapatılmıştır.
Standart Cevap: Galatasaray Unutulmayanlar

teşekkürler bu güzel arşiv için

Narsinha beğendi.
ReaL isimli Üye şimdilik offline konumundadır Alıntı ile Cevapla
Alt 21.09.2014, 10:37   #28 (permalink)

Kullanıcıların profil bilgileri misafirlere kapatılmıştır.
Standart Cevap: Galatasaray Unutulmayanlar



Hasan Şaş (d. 1 Ağustos 1976, Adana), orta saha mevkiinde oynayan Türk eski futbolcu, futbol antrenörü ve yorumcusu.

Hayatı

1 Ağustos 1976 yılında Adana, Karataş'ta doğdu.
1996 yılında Ankara 50. Yıl Lisesinden mezun oldu. Küçük yaşta futbola olan ilgisi ve sürekli okuldan kaçarak futbol oynaması üzerine, futbola amatör olarak Akdeniz Karataşspor'da başladı. Kısa sürede gösterdiği başarılı performans ile sırasıyla Adana Demirspor, Ankaragücü, Galatasaray ve Türk Milli Takımı'nda görev aldı. Efsanevi Galatasaray kadrosu ve dünya üçüncüsü olan Milli Takım kadrosunda yer alan oyuncular arasındaydı. Evli ve 2 çocuk babası.

Futbol hayatı

Akdeniz Karataşspor kısa sürede dikkat çekerek Adana Demirspor'a geçti ve ilk profesyonel sözleşmesini imzaladı. Burada çıkardığı başarılı maçlar ile Süper Lig (o dönemki ismiyle 1. Lig) kulüplerinin dikkatini çekti ve Ankaragücü'ne transfer oldu. Ankaragücü'ne geldiğinde henüz 17 yaşında iken gösterdiği performans ile üç büyük kulübün listesine girmeyi başardı.
1998 yılında Fenerbahçe'nin verdiği yüksek ücrete rağmen kendi tabiri ile "Çocukluğumdan beri hayalini kurduğum takım" dediği Galatasaray'a transfer oldu. Fatih Terim yönetimindeki ve gerek Avrupa'da, gerekse Türkiye'de büyük mücadele gösteren Galatasaray'da kısa sürede yıldızı parlayarak hem kulübünün hem de milli takımın değişilmez isimleri arasına girdi. Efsanevi Galatasaray kadrosunda yer alarak 2000 yılında UEFA Kupası şampiyonluğu ile 2000 yılı UEFA Süper Kupa şampiyonluları yaşadı.
Aynı yıl Galatasaray formasıyla Şampiyonlar Ligi'nde, o dönem uygulanan ve çok zorlu olan çift gruplu sistemde grup birinciliği alarak, Şampiyonlar Ligi Çeyrek Finali'nde oynayan ilk Türk takımı unvanını kazanan futbolcular arasındaydı. Burada gösterdiği üstün performans ile Liverpool ve Monaco gibi dünya devlerinin transfer listesine girdi. Kendisine gelen teklifleri reddederek Galatasaray'da kalmaya karar verdi.
Türkiye Millî Futbol Takımı forması ile Japonya ve Güney Kore'de düzenlenen 2002 Dünya Kupası'na katıldı. Bu turnuvada dünya üçüncülüsü olan Türk Milli Takımı'nın kadrosunda yer aldı. Brezilya maçında attığı gol ile 2002 Dünya Kupası'nın jeneriklerinde yer almasının yanı sıra, turnuvanın iyi 6. oyuncusu seçildi ve bu listeye giren ilk Türk futbolcu oldu. France Football tarafından da Avrupa'nın en iyi 11. futbolcusu seçildi. 2003 yılında düzenlenen Konfederasyon Kupası'nda dünya üçüncülüğü elde eden takımın arasındaydı. Aynı yıl Galatasaray ile sözleşmesi sona ermek üzere olan Hasan Şaş bir süre Avrupa'da bazı kulüplerle görüşmelerde bulundu. Fenerbahçe'nin kendisine yapmış olduğu teklifi reddederek, Galatasaray'da kalmaya karar verdi ve sözleşmesini süresiz olarak uzattı.
Usta çalımları, futbol zekası ve sahadaki hırsı ile her zaman gündemde olan bir futbolcu olan Hasan Şaş, 2009 yılında Galatasaray ile sözleşmesinin yenilenmemesi üzerine aktif futbol kariyerine son verdi.


Popülarite

Galatasaray takımının sembol isimleri arasında yerini alan Hasan Şaş aynı zamanda başta Mısır olmak üzere birçok Arap ülkesinde idol olarak görülmekte ve en çok bilinen futbolcular arasında yer almaktadır. Mısır'da ismi birçok dükkâna verilmiş ve en çok forması talep edilen futbolcular arasında yer almıştır.


Kişisel hayatı

2003 yılında evlenip, 2014'te boşandığı bale eğitmeni Sibel Yalçın ile evliliğinden iki çocuk babasıdır.


Başarıları

Türkiye
  • FIFA Dünya Kupası üçüncülüğü: 2002
Galatasaray
  • Süper Lig: 1998-99, 1999-00, 2001-02, 2005-06, 2007-08
  • Türkiye Kupası: 1998-99, 1999-00, 2004-05
  • UEFA Kupası: 1999-00
  • UEFA Süper Kupası: 2000
Kişisel

  • 2001: France Football Avrupa'nın en iyi 11.Oyuncusu
  • 2002: World Cup All-star team
  • 2002 World Cup: En İyi 6.Futbolcu.


Ümit Davala




Ümit Aydın Davala (30 Temmuz 1973, Mannheim), sağ kanat mevkiinde görev almış Türk eski futbolcu, teknik direktör, rap sanatçısı.

Futbol kariyeri

İlk yılları

Ümit Davala, futbola doğduğu şehrin iki büyük takımından biri olan VfR Mannheim altyapısında 1981'de başladı. 17 yaşında ASV Feudenheim altyapısına geçti. Burada geçirdiği iki sene sonra Türkspor Mannheim'a transfer oldu. Burada iki sene boyunca yerel seviye liglerde ilk futbolculuk deneyimlerini yaşadı. 1994'te 20.000 Mark karşılığında Yeni Afyonspor'a transfer oldu[1].
14 Ağustos 1994'te Alanyaspor ile oynanan 2. Lig maçı ile Türkiye'deki futbol kariyerine başladı. 25 Eylül 1994'te Eskişehirspor maçında galibiyeti getiren golü kaydederek ilk golünü atmış oldu. Bu takım ile yükselme grubuna kalmayı başardı. Devre arasında yükselme grubuna kalan bir başka takım olan İstanbulspor'a transfer oldu. İstanbulspor'da kaydettiği 5 golle takımın grup ikincisi olarak 1. Lig'e çıkmasını sağlayan isimlerden oldu.
1 Ekim 1995'te Denizlispor karşısında forma giyerek ilk kez birinci seviye ligde forma giydi. 29 Ekim 1995'te ise Kayserispor'u 1-0 yendikleri maçta tak golü kaydederek, 1. Lig'deki ilk golünü attı. Ancak sezon içinde takıma gelen yeni teknik adam Herbert Neumann tarafından tercih edilmedi. Devre arasında Diyarbakırspor'a kiralanması ile 2. Lig'e geri döndü. Burada yükselme grubu play-off'larına kaldılar. Ancak final maçında Zeytinburnuspor'a 1-0 yenilerek 1. Lig'e çıkamadılar. Davala, final maçında 90 dakika forma giymişti.
Galatasaray SK

Davala, 1995-1996 sezonunda Fatih Terim'in Galatasaray'ın başına gelmesiyle İstanbulspor'dan transfer edildi ve buradaki performansı ile Türk futbolunun önemli oyuncularından biri durumuna geldi. Defans, orta saha ve forvet olarak oynayabilen Davala, bu dönemde genel olarak orta sahanın sağında oynadı ve Galatasaray'da 4 şampiyonluk ve 2000 yılında UEFA Kupası ve Süper Kupa'yı kazanma başarısını gösterdi.
Galatasaray kariyeri 10 Ağustos 1996'daki Vanspor maçıyla başladı. Davala sahaya ilk 11'de çıkıp 90 dakika forma giymişti. 23 Ağustos 1998'de Kocaelispor ile oynanan lig maçında beraberliği getiren golü atarak, Galatasaray formasıyla ilk golünü atmış oldu. 12 Eylül 1996'da Constructorul Chişinau ile oynanan Kupa Galipleri Kupası maçı ile ilk kez UEFA seviyesinde bir maça çıkmış oldu. Sezon sonunda kariyerinin ilk lig şampiyonluğunu yaşamış oldu. Ayrıca Cumhurbaşkanlığı Kupası maçında Kocaelispor'u uzatmalarda 2-1 yenerek kupayı kazanırlarken, Davala takımının normal süre içerisindeki golünü atan isimdi.
1997-1998 sezonunda kariyerinde ilk kez UEFA Şampiyonlar Ligi gruplarında mücadele etti ve 6 maçta da sahaya ilk 11'de çıktı. 11 Şubat 1998'de Gaziantepspor ile oynanan Türkiye Kupası maçında sakatlanarak sezonu erken kapattı. Sezon sonunda Galatasaray ile bir şampiyonluk daha yaşadı. 1998-1999 sezonunda Juventus FC ile oynanan Şampiyonlar Ligi grup maçında gol atmayı başardı. Ligi bir kez daha şampiyon bitiren Galatasaray'ın bu başarılı sezonunda 25 maçta forma giymişti. Bu sezon ilk kez Türkiye Kupası şampiyonluğu da yaşadı. 5 Mayıs 1999'da oynanan final maçı rövanşında Beşiktaş JK'yi deplasmanda 2-0 yendiler ve bu maçta iki golü de Davala kaydetti.
1999-2000 sezonu Galatasaray için de Davala için de unutulmaz bir sezon oldu. UEFA Şampiyonlar Ligi'de AC Milan'a deplasmanda bir gol atan futbolcu, grupların son maçında kendi sahalarında AC Milan karşısında yine forma giydi. Milan ile üçüncülük mücadelesi veren Galatasaray, 86. dakikada Hakan Şükür ile durumu 2-2 yapmıştı ancak bu sonuç Galatasaray'a yetmiyordu. 90. dakikada ise Galatasaray bir penaltı kazandı. Davala, penaltıyı gole çevirerek Galatasaray'ı Avrupa arenasında tuttu. UEFA Kupası üçüncü turunda Bologna'ya elerlerken, Galatasaray'a turu getiren gol yine Davala'dan geliyordu. 17 Mayıs 2000'de Arsenal FC ile oynanan final maçında sahaya çıktı ve 120 dakika sahada kaldı. Galatasaray'ın üçüncü penaltısını kullanan Davala başarılı oldu. Penaltılarda 4-1'lik üstünlük kuran Galatasaray, bir UEFA organizasyonunu kazanan ilk Türk takım oluyordu. Ancak bu kupa takımın tek başarısı değildi. Ligi yine birinci bitiren takım, Türkiye profesyonel lig tarihinde ilk kez 4 sene üst üste şampiyon olan futbol takımı oldu. Türkiye Kupası'nda ise Antalyaspor'u uzatmalarda 5-3 mağlup ederlerken, Davala maçın ilk golünü attı.
25 Ağustos 2000'de Real Madrid ile oynanan Süper Kupa maçında sahaya çıkarak bir kez daha bir Avrupa finali yaşadı ve rakiplerini uzatmalarda yenerek bir kupa daha kazandılar. Aynı sezon Şampiyonlar Ligi'nde çeyrek finale kalmayı başaran takım ile Real Madrid'e bir gol de çeyrek finalin ilk maçında attı. Gruplarda da Paris Saint Germain'i 1-0 yendikleri maçta galibiyeti getiren golü atmıştı. Ancak uzun bir süre sonra lig ve kupada başarılı olamadılar.
2001-2002 sezonuna da Galatasaray'da başladı. 3 lig maçında 2 gol kaydedip, UEFA Şampiyonlar Ligi elemelerinde 4 maçta 1 gol kaydetti. Galatasaray ile bir kez daha gruplara kalan futbolcu, 1 grup maçında forma şansı buldu.
AC Milan

2001-2002 sezonuna Galatasaray'da başlamasına rağmen Eylül ayında Serie A 2001-2002 sezonunda eski hocası Fatih Terim'in çalıştırdığı İtalya'nın AC Milan kulübüne transfer oldu. Ancak bu takımda fazla forma şansı bulamayan Davala, Terim'in görevden alınmasından sonra daha da az forma şansı bulup sezonu 10 maçta forma giyerek kapattı. Galatasaray ile Avrupa maçına çıktığı için UEFA Kupası'nda yarı finale çıkan AC Milan'ın bu başarısında forma giyememiş oldu.
Son yılları

2002-2003 sezonu öncesinde AC Milan'ın Dario Simic transferi karşılığında bir başka İtalyan devi İnter Milan'a geçti. Ancak daha Inter forması giymeden Galatasaray'ın başına tekrar geçen Terim'in isteği ile eski takımı Galatasaray'a kiralandı. Burada tekrardan UEFA Şampiyonlar Ligi gruplarında oynama şansı yakalasa da önceki başarılarını tekrarlayamadılar.
2003-2004 sezonunda ise Bundesliga takımı SV Werder Bremen kiralanarak uzun bir aradan sonra Almanya'ya geri döndü. Burada defansın sağında oynatılan futbolcu, özellikle ilk yarıda takımın değişmez elemanlarındandı. Sezonun son haftalarında kırmızı kart cezası nedeniyle takımının şampiyonluk mücadelesinde etkili olamasa da Bremen ile Bundesliga şampiyonluğu yaşadı. Ayrıca Almanya Kupası'nı da kazanarak büyük bir başarı göstermiş oldular. Sonraki sezon Bremen'e transfer oldu ancak sakatlıklar nedeniyle düzenli olarak forma giyemedi. Kariyerindeki son Şampiyonlar Ligi maçlarına bu dönemde çıktı.
2005-2006 sezonuna Ligapokal'da, Bundesliga'nın ilk haftası ve UEFA Şampiyonlar Ligi ön elemesinde forma giyerek başlasa da geçirdiği sakatlıklar nedeniyle forma şansı bulamadı ve sezon arasında 33 yaşındayken aktif futbol hayatını sona erdirdi.
Milli Takım kariyeri

2002 Dünya Kupası'nda 3. olan Türkiye Milli Futbol Takımı'nda oynadı ve oldukça başarılı bir turnuva geçirdi. 2002 Dünya Kupası sırasında çok kritik maçlar olan Japonya ve Çin maçlarında attığı goller ve çeyrek finalde İlhan Mansız'ın Senegal'e attığı goldeki asistiyle bu turnuvadaki başarının en önemli oyuncularından biri oldu.
7 kez Türkiye U-21 44 kez de Türkiye A Milli olmak üzere toplam 51 kez milli formayı giymiş, bu maçlarda 6 gol atmıştır.
Futsal kariyeri

Türkiye Futsal Teknik Direktörü Ömer Kaner tarafından 2006-2007 sezonunda kadroya alınmış ve Türkiye Millî Futsal Takımı'nda görev yapmıştır.
Teknik direktörlük kariyeri

Ümit milli futbol takımı antrenörlüğü yapmıştır. 2008-2009 sezonu için Galatasaray'da Teknik Direktör Michael Skibbe'nin yardımcılığını yapmaktaydı; fakat 10 Ekim 2008 tarihinde Galatasaray SK yönetimi Edwin Boekamp ve Ümit Davala ile nedensiz bir şekilde yollarını ayırdı. 2011-2012 sezonundan itibaren Galatasaray ' da Fatih Terim 'in yardımcılığını yaptı.Fatih Terim'in Galatasaray'dan gönderilmesinin ardından 1 ekim 2013 de istifa ettiğini duyurmuştur.
Müzik kariyeri

Müzikle de ilgilenen Ümit Davala, 2004 yazında rap tarzında bir müzik albümü çıkardı.
Ümit Davala'nın 2004 yılında rap tarzında çıkan albümün klip şarkısı Kayahan'ın şarkısı "Bir Aşk Hikayesi"'nin rap haline dönüştürülerek düzenlenmiş hali oldu. Ümit Davala'nın bu albümünün satışları yurt içinde ve yurt dışında 100 bini geçti. Yeni çıkartmayı düşündüğü albümde iki parçanın kendisine ait olacağını belirtiyor.[2]
Başarıları

  • Avrupa
    • 1999\2000 UEFA Kupası
    • 2000 UEFA Süper Kupa
  • Türkiye Süper Lig Şampiyonluğu
    • 1996/1997 Galatasaray
    • 1997/1998 Galatasaray
    • 1998/1999 Galatasaray
    • 1999/2000 Galatasaray
  • Türkiye Kupası Şampiyonluğu
    • 1998/1999 Galatasaray
    • 1999/2000 Galatasaray
  • Almanya Bundesliga Şampiyonluğu
    • 2003-2004 Werder Bremen
  • Almanya Kupası Şampiyonluğu
    • 2003-2004 Werder Bremen
  • Uluslararası Başarılar
    • Türkiye A Milli Futbol Takımı 2002 Dünya Kupası Dünya Üçüncülüğü


YeşiL6 beğendi.
__________________

Konu YeşiL6 tarafından (06.01.2016 Saat 15:37 ) değiştirilmiştir.
BuRHaN isimli Üye şimdilik offline konumundadır Alıntı ile Cevapla
Alt 29.09.2014, 23:08   #29 (permalink)

Kullanıcıların profil bilgileri misafirlere kapatılmıştır.
Standart Cevap: Galatasaray Unutulmayanlar











__________________
all the best.




[Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL]

Konu YeşiL6 tarafından (06.01.2016 Saat 15:58 ) değiştirilmiştir.
YeşiL6 isimli Üye şimdilik offline konumundadır Alıntı ile Cevapla
Alt 29.09.2014, 23:09   #30 (permalink)

Kullanıcıların profil bilgileri misafirlere kapatılmıştır.
Standart Cevap: Galatasaray Unutulmayanlar









__________________
all the best.




[Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL]

Konu YeşiL6 tarafından (06.01.2016 Saat 15:59 ) değiştirilmiştir.
YeşiL6 isimli Üye şimdilik offline konumundadır Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Yukarı'daki Konuyu Aşağıdaki Sosyal Ağlarda Paylaşabilirsiniz.


(Tümünü Görüntüle Konuyu Görüntüleyen Üyeler: 15
abastug, Baron, BuRHaN, CentilmeN, EbruLi, Friend, ibadeath, iFt, JaCk, Jineps, Kaan, Narsinha, ReaL, thedoctor, YeşiL6
Seçenekler Arama
Stil

Yetkileriniz
Konu Açma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Forum hakkında Kullanılan sistem hakkında
Forumaski paylaşım sitesidir.Bu nedenle yazılı, görsel ve diğer materyaller sitemize kayıtlı üyelerimiz tarafından kontrol edilmeksizin eklenmektedir.Bu nedenden ötürü doğabilecek yasal sorumluluklar yazan kullanıcılara aittir.Sitemiz hak sahiplerinin şikayetleri doğrultusunda yazılı, görsel ve diğer materyalleri 48 saat içerisinde sitemizden kaldırmaktadır. Bildirimlerinizi bu linkten bize yapabilirsiniz.

Telif Hakları vBulletin® Copyright ©2000 - 2016, ve Jelsoft Enterprises Ltd.'e Aittir.
SEO by vBSEO 3.6.0 PL2 ©2011, Crawlability, Inc.

Saat: 14:04