Forum Aski - Türkiye'nin En Eğlenceli Forumu
 

Go Back   Forum Aski - Türkiye'nin En Eğlenceli Forumu > Kültür - Sanat > Kültür - Sanat - Tarih
facebook bağlan


Sanat Sözlüğü (A-Z)

Kültür - Sanat - Tarih kategorisinde açılmış olan Sanat Sözlüğü (A-Z) konusu , A abaküs: Antik sütun başlıklarının en üstünde yer alan taş levha. afiş: Tanıtım ya da reklam amacıyla ha*zırlanan yazılı veya resimli grafik sanat ürünü. agora: Eski Yunan kentlerinde çarşı, meydan. ...


Yeni Konu aç  Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Arama Stil
Alt 10.06.2013, 04:17   #1 (permalink)
Son/suz Söz,Öz/söz Olmalı!

Kullanıcıların profil bilgileri misafirlere kapatılmıştır.
Standart Sanat Sözlüğü (A-Z)



A
abaküs: Antik sütun başlıklarının en üstünde yer alan taş levha.
afiş: Tanıtım ya da reklam amacıyla ha*zırlanan yazılı veya resimli grafik sanat ürünü.

agora: Eski Yunan kentlerinde çarşı, meydan. Ticari ve idarî merkezlerin bu*lunduğu alan.

akademik: Sanat alanmda belli ilke ve kurallara bağlı olarak yapılan çalışmalara denir.

aksiyon: Hareket, eylem ve etkinlik niteliğine sahip olma.

alegori: Canlandırma, göz önüne ge*tirme.

alınlık: Yapıların cephesinde çatı ile korniş arasında yer alan üçgen kısım.

almaşık: Farklı malzemelerden, özel*likle taş ve tuğla birlikte kullanılarak örülen duvar.

altar: bkz. sunak.

anıt: Herhangi bir olay, kişi ya da top*luluğun anısına yapılmış her türlü yapı ya da heykel.

antik: Eski Yunan ve Roma eserlerine verilen ad. M.Ö. VI. - M.S. IH. yy. arası dönem. Antikite.

apsis (absi,apsid): Kilise ve bazilika*larda kapının karşı tarafmda bulunan, yarım plânlı niş.

arkaik: Bir sanat anlayışının ya da üs*lûbunun olgunluk dönemi öncesi geçir*diği aşama sürecine verilen ad.

arşitrav: Antik mimarîde, sütunlar tara*fından taşman üst yapı elemanlarının en alt parçası.

atrium: Eski Roma evlerinin ortasında, ilk Hristiyan kiliselerinde (bazilikalarda) ise girişin önünde yer alan avlu.

ayrık düzen: Kent plânlamasında yapıla*rın birbirine birleştirilmeden yapılması.

B
Barok: XVII ve XVIII. yy. da Avrupa'da egemen olan üslûp.

bazilika: Uzunlamasına gelişmiş mekân düzenine sahip, sütun dizilerine taşman yapı türü.

beşik tonoz: Yarım daire kesitli eğrisel örtü unsuru.

bezeme: Mimarî eser ya da her çeşit kul*lanım eşyaları üzerinde süslemeye yöne*lik yapılan çalışmaların tümü. Deko*rasyon.

biçim: Sanat eserleri de dahil, her çeşit nesnenin görme ya da dokunma organ*larıyla algılanabilen kendine özgü ger*çekliği. Form.

bindirme: Yapımında genellikle harç, çivi, kenet vb. kullanılmadan yapılan in*şa tekniği. Yapım öğesinin bir diğeri üze*rinde, ancak biraz daha çıkacak şekilde yerleştirilerek uygulanması.

bingi: Kare bir alt mekân üzerine kubbe*nin oturtulabilmesi için yapılan geçiş öğesi. Pandantif, tromp (tonoz bingi) ya da Türk üçgeni de denilir.

bingil: Kemerler üzerine oturtulmuş kubbe ile kemerlerin arasını kapatan üç*gen biçimindeki kubbe parçalarından her biri.

bitişik düzen: Kent plânlamasında yapı*ların birbirine bitişik olarak yapılması.

blok: Ağır ve büyük yapı öğesi. Ayrıca, büyük boyutlu ve bir kısmı bir araya gelerek siteyi oluşturan binalara ya da kent, yol veya sokaklarla sınırlı yapı gruplarına verilen ad.

büst: İnsan vücudunun baş ya da göğüs*ten yukarı kısmının heykeli
C
cella (söylenişi: sella): Çok tanrılı din*lerde tanrı heykeli ya da kült objesinin korunduğu en önemli kutsal bölüm.
cephe: Yapının dıştan görünen yüzeyi. çanak-çömlek: Pişmiş topraktan yapılan her türlü kullanım eşyası. Keramik.
çizgi: Yüzey sanatlarda uzunluğuna oranla kalınlığı çok az uzun şerit. Resim*lerde fırçayla vurulan uzunlamasına boya darbesi.


çizim: Düzlem üzerinde çizgiler kullanı*larak resimleme ya da tasvirleme işlemi.
D
dehliz: Geleneksel yapım teknikleriyle meydana getirilen uzun ve karanlık ko*ridor

dekor: Bir iç mekânı bezeme, süsleme ve döşeme amacıyla yerleştirilen ya da eklenen öğeler. Tiyatroda ise, oyunla il*gili her tür eşya ya da malzemeye verilen ad.

dentil (Fr. dentele): Kenarı dişli, dantel kesmeli ve girintili çıkıntılı yapı türü.

desen: Resim sanatında tasarı ve hazır*lık niteliğinde olup, genellikle kalemle renkli ya da renksiz olarak yapılan çi*zimler. Doğrudan eser olarak yapılan de*sen çalışmaları da yapılabilmektedir.

devasa: Çok büyük. Oldukça iri ve görkemli.

dikilitaş: Herhangi bir olay ya da zafer anısına dikilen yekpare yüksek taş.

düzen: Sanat eserinin ortaya çıkşını sağ*layan malzemeler arasmdaki bağlantılar bütünü. Ayrıca, Antik dönem mimarî üs*lûplarının (Dor, İyon, Korint) her biri. Nizam

E-F
ekol: Genel çizgileriyle aynı üslûp kap-samında değerlendirilmekle beraber; bir topluluğa, bölgeye veya kente özgü bazı ayrılıklar gösteren sanatçı grubuna veri*len ad.

eksedra: Yarım daire plânlı, kubbe ör*tülü ve kendinden daha geniş bir mekâna bağlantı kurdurulan mimarî mekân un*suru.

eksen: Resim ve mimarî eserlerde doğ*rultu belirleyen var sayımsal çizgi.

estetik: Güzellik konusundaki görüş ve düşünceler.

fantastik: Gerçek dışı ve hayalî nitelikli olgu ve oluşumlar.

fasat: Binanın cephesi, ön yüz.

fascia: Antik Yunan ve Roma mimarlı*ğında arşitrav yüzeyindeki yatay şerit biçimindeki alçak kademeler.

feodal: Orta Çağ'da Avrupa ülkelerinin hemen hepsinde yaygın olan, toprak kö*leliğinin hâkim olduğu sistemle (feo-dalite=derebeylik) ilgili.

fibula: Pelerin ya da benzeri bir elbise*nin insan üstünde kalmasını sağlamak için kullanılan özel iğne.Broş.

figür: Resim ve heykel sanatlarmda tas*vir edilen insan resmi. Ayrıca, tabiattarastlanan ya da hayal edilen varlıkların adı.

filayak: Büyük kubbeli yapılarda kubbe*leri üzerinde taşıyan kaim ayak.

fonetik: Ses. Sesle ilgili. Sesleri özel*likleriyle gösteren, sesçil.

fresko: Henüz yaşken ince duvar sıvası üzerine toprak boyalarla yapılan resim.

friz: Baştabanla korniş arasmda yer alan resim, kabartma ya da süsleme. Bunların yapıldığı şerit.

frontal duruş: Eski Mısır ve Arkaik Yu*nan heykeltıraşlığında insan vücudunun ön cepheden verilmesi. Ağırlık her iki yanda aynıdır.
G
galeri: Bazilikalarda yan netlerin üze*rinde bulunan asma kat.

Gotik: XIII. yy.'da Avrupa'da egemen olup, Rönesansa kadar devam eden üslûp. Deyim, İskandinavya'dan gelen Gotlara izafeten verilmekle beraber, bu sanat üslû*bunun onlarla ilişkisi yoktur.

gölge-ışık: Yüzey sanatı olan resmin üç boyutlu nesnelerini ifade etmek için, bir kesimin gölgeli, bir kesimin ise aydınlık biçimde boyanması.

gravür: Ahşap veya metal baskı levha-larıyla çeşitli teknikler kullanılarak ya*pılan sanat eseri.

grifon: Kartal başı, kanatları ve pençesi ile aslan vücudunun birleştirilmesinden meydana gelen hayalî yaratık.
H
hacim: Nesnelerm uzayda yer kaplayan kitlesi.

harç: Taş ya da tuğla duvar yapımında kullanılan kaynaştırma maddesi.

hat: Yazı. Hat sanatmda kullanılan yazı çeşitlerinden her biri. Yazı sanatı; yazı sanatı ürünü.

havari: Hz. İsa'nm inanç sistemini ve öğütlerini yaymakla görevli on iki yar*dımcısından her biri.

heykel: Üç boyutlu hacim sanatı.

hol: Odalar arasmda bulunan sofa.

I-İ-J
idol: Çok tanrılı (politeist) dinlerde kü*çük tanrı ya da tanrıça heykelciği. ikon: İsa, Meryem ve ermişlerin resmi.

İkanoklast: İkonların, yani resim kırı*cılığına yandaş olan kimse.

istinat duvarı: Arkasmda toprak vb. bu*lunan, üstü dar, altı geniş duvar.

izlenim: Resim ve heykelde tabiattan edinilen intiba, görüntü. jest: Davranış. Yerinde yapılan, anla*tımcı hareket

K-L
kabartma: Taş, kıl, metal, ahşap gibi malzeme yüzeylerinin oyulması yön-teniyle yapılan sanat eseri.

kagir: Taş, tuğla ve kerpiçten yapılan her türlü yapı.

kaide: Bir sütunun oturtulduğu alt kısım.

kanelür: Antik mimarlıkta sütun göv*desi üzerine açılmış yarım daire plânlı düşey oluk.

karyatit: Antik mimarîde kadm heykeli biçiminde sütun.

katakomp: İlk Hristiyanların içinde top*lanıp ibadet ettikleri yer altı mezar*larının genel adı.

katedral: Piskoposluk kilisesi. Mimarî yönden diğer kiliselerden daha bü*yüktür.

kemer: Bir açıklığın giderilmesi için kullanılan eğrisel biçimli yapısal öge.

kenger: Yayvan yapraklı, dikenli bitki.

keramik: bkz. çanak-çömlek.

kerpiç: Saman ve çamur karışımının ka*lıp hâline getirilip güneşte kurutulma*sıyla yapılmış inşaat öğesi.

kitabe: Bir yapının tarihini veya yaptı*ranını belirtmek amacıyla o yapı üzerine yerleştirilen metin. Ayrıca, hatırlatma amacıyla bazı konularm işlendiği taş ya da metal küçük anıt.

kolossal: Büyük boyutlu masif mimarî unsurlar ve heykeller.

konsol: Mimarîde ana yapıdan çıkmtı yapan kısımlar, balkon.

konstrapost: Resim ve heykelde insanın resmedilmesi ya da tasvirinin yapılması sırasında kullanılan klâsik duruş. Poz*lardan biri. Bu pozda, ayakta duran kişi*nin, kalça ve bacaklarıyla gövdesinin üst kesimi hafifçe farklı yönlere dönük ola*rak işlenir.

konstrüksiyon: Yapının tüm ögeleriyle birlikte inşa edilmesi, yapım.

kontur: Resimde figürlerin sınırlarını belirleyen çizgi.

koro: Kiliselerde apsis ile çapraz nef ara*sında bulunan, kilise korosuna ve papaz*lara ayrılan kısım.

korniş: Yapı cephelerinin en üstünde, çatı hizasmda yer alan silme dizisi.

krepis: Tapınağın oturduğu platformun çevresindeki basamaklı kesim.

kripta: Eski Roma'da Hristiyanların giz*lice ibadet ettikleri yer altı kilisesi.

kubbe: Yarım küre biçiminde mimari örtü unsuru.

kült: İbadet, tapınma, dinî tören.

kümbet: Silindirik ya da çokgen plânlı bir gövde üzerine konik biçimde yapıl*mış Türk ve İran mezar yapısı.

lahit: İçine ölünün konduğu özel tabut.

levha: Üzerine resim yapmak için kul*lanılan düzgün yüzeyli küçük pano.

lirik: Coşku ve ilham dolu, etkili

M-N
mabet: Tapmak.

manastır: Kırsal alanlarda Hristiyan din adamlarının kaldığı yapı ya da yapı top*luluğu.

mask: İnsan yüzünden alınmış alçı kalıp ya da başın sadece yüz kısmını ortaya çı*karan heykel.

mastaba:Eski Mısır mimarîsinde bir tür mezar yapısı. Kesik piramit biçimli alçak bir toprak üstü kısmıyla, toprak altmdaki bir mezar odasından oluşur.

meander (meandr): Eski Yunan, Roma ve Neoklâsik nizamlarda kullanılan mi*marî öğelerden biri. Geometrik kıvrımlar yapan bir şerit halindedir.

mekân: Bir yapının üç boyutlu olmasın*dan başka, onun uzay içinde kapladığı alan.

mimesis: Doğadaki canlıları taklit etme. Mimetizm; yansılama, taklide ilişkin, yansıtma.

mimik: Yüz, el ve kol hareketleriyle dü*şünceyi anlatma sanatı. Duygu ve düşün*celerin yüzde beliren kımıldanış ve hare*ketlerle anlatımı.

minyatür: Çoğunlukla eski yazma ki*taplarda görülen, ışık-gölge ve derinliF duygusu yansıtmayan küçük, renkli re*sim sanatı.

mistik: Mistisizmle ilgili. Tanrıya sezgi ve gönül yoluyla erişilebileceğini kabul eden dinî doktrin yanlısı.

mitolojik: Mitolojiye ilişkin.

motif: Bezeme ve süslemelerde bütünü oluşturan parçalardan her birine verilen ad.

mozaik: Küçük boyutlu renkli parça*cıkların bir düzlem üzerinde bitişik ola*rak yerleştirilmesiyle yapılan kompo*zisyon.

mumya: Bozulmadan korunabilmesi için üzerinde çeşitli teknikler uygulanarak muhafaza edilen ceset.

mümesis: Benzerleşme, taklitçilik.

nakış: Kumaş, duvar gibi yüzeyleri süs*lemek için yapılan resim.

narteks: Erken Hristiyan ve Bizans mi*marîlerinde kilisenin ana mekânına açı*lan giriş bölümü.

naturalist: Gerçeğin doğaya uygun bi*çimde yansıtılması amacıyla davranan sanat akımı, bu akım içinde olan sanatçı. natürmort: Çiçek, meyve vb. doğal ve hareketsiz varlıkları ele alan resim. Ölü tabiat.

nef: Kilisede apsise dik doğrultuda, bir*birinden sütun ya da ayak dizileriyle ay*rılmış, uzunlamasına mekânların her biri. nekropol: Kentin dışında yer alan me*zarlık alanı.

niş: Kendisinden daha geniş bir mekâna açılan ve duvar içine oyulmuş, genel*likle üstü kemer biçiminde olan girinti ya da hücre.

nizam: düzen.

O-Ö
obelisk: bkz. dikilitaş.

obje: Nesne.

obsidiyen: Siyah, gri, yeşil ya da mor renkli saf ve doğal cam. Volkan camı da denir.

opera: Sözlerinin çoğu ya da tümü şarkı*lı olarak söylenen müzikli tiyatro eseri.

organizasyon: Devlet, toplum, idare vb.nin düzenleniş hâli.

ortostat: Eski Ön Asya ve Anadolu uy*garlıklarında, duvarlarm alt-ön yüzünde olan ve resim kabartmaları bulunan taş bloklar.

otomatizm: Ön yargı ve kurallara uyma*dan, bilinçsizce yapılan sanatsal çalışma.

özgün: İçinde üretildiği toplumun ger*çek şartlarının bir sonucu olarak beliren ve taklit etmeye yeltenilmeden ortaya konulanlar. Bir eserin kendine has nite*liklerinin olması.

öznellik: Nesnelerin gerçeğine değil, bi*reyin duygu ve düşüncelerine dayanan, sübjektif. Nesnellik karşıtı.

P-R
palmet: Bir sapın ıkı tarafında simetrik olarak sıralanmış uzunca yapraklardan oluşan üslûplaştırılmış bitkisel bezeme öğesi.

pandomim: Sözsüz oyun sanatı.

papirüs: Eski Mısır kâğıdı.

pastoral: Kırsal alanda ya da orman*larda geçen veya çoban yaşantısını tas*vir eden sahnelere verilen genel ad.

patetik: Dokunaklı, etkileyici, içlendi-rici. Dokunaklılık.

payanda: Duvarın dışa doğru eğilmesini önlemek için karşı yönde inşa edilen destekleme sistemi.

paye: Yapıda taşıyıcı ayak.

perdah: Pürüzlü yüzeyin düzgünleşti-rilmesi, parlatılması.

perspektif: Üç boyutlu nesneleri, iki bo*yutlu resim düzlemi üzerinde yansıtmak için, üçüncü boyut izlenimi vermek için yapılan resim ve çizim tekniği.

peyzaj (mimarlığı): Açık alanlardaki ağaç, çiçek vb. doğal öğeleri dikkate alı*narak yapılan mekân düzenlemesi.

pigment: Her türlü boyanın renk verici ana maddesi.

pilon: Yeni Krallık Dönemi Mısır tapı*naklarının giriş kısmma verilen ad.

piramidal: Resimde yer alan figür, şe*kil ve tasvirlerin bir eşkenar üçgenin sı*nırları içinde yerleşik biçimde düzen*lenmiş olması.

plastik: Bir cismin yoğrulabilir, şekil*lenebilir maddeyle örneğini yapma. Üç boyutlu anlatım. Üç boyutlu eser.

plinth: İyon sütunlarında üzerine kaidenin konulduğu taş blok.

podium (podyum): Roma ve Rönesans mimarîsinde yapmm üzerine konduğu zeminden yükseltilen kaide. Roma anfi tiyotralarında arenanın çevresini dola*nan hafif yüksek platform.

porfir: Kırmızı renkli bazaltik sert taş. Somaki.

portal: Taşkapı. Binanın ana kapısı.

portik: Küçük sütunlarla taşman giriş sundurması. Yalnızca Batı mimarlığında-ki bu tür öğeleri anlatmak için kullanılır. Ayrıca, antik yapılarda revak niteliğinde kullanılan, sütunlarla taşman ve genel olarak bir avluyu çevreleyen kolonad. portre: İnsan yüzünün gerçek ölçülere uyularak yapılan resim ya da heykel.

potern: Eski Anadolu medeniyetlerinde, kaleden kaçış yolu olarak yapılan tünel.

potetik: Dokunaklı, etkili.

profil: İnsan ya da hayvanın yandan yapılmış resmi veya fotoğrafı.

renk: Işığın yapısındaki niteliklerin nes*neler üzerindeki yayılımına bağlı olarak göz üzerine yaptığı etki.

resim: Yüzey üzerinde oluşturulan her türlü iki boyutlu kompozisyon.

revak: Yapının önünde yer alan, uzun kenarlarının biriyle binaya bitişik, diğeri sütunlarla taşman ve bir kemer dizisiyle dışa açılan; üstü kubbe, tonoz ya da çatıyla örtülü uzunlamasına mekân.

ritm: Sanat eserinde bulunan öğelerin kendi aralarında oluşturdukları ardışık zaman ve mekân aralıklarının belirlediği düzen.

ritmik: Düzenli aralıklarla tekrarlanan, dizemli, tartımlı.

Roman: X.-XII. yy.'lar arasmda Avru*pa'da yaygm hâle gelen sanat üslûbu. Or*ta Çağ'da Avrupa'da yaşanan sanat tarzını ifade etmek için ilk kez 1824'te Fransız arkeolog De Caumant tarafından kullanıl*mıştır. Kelime seçilirken, bu dönemde Ro*ma medeniyetinin etkisi olduğu vurgu*lanmak istenmiştir.

rölyef: Kabartma.

S-Ş
saçak: Eğimli çatılarda, çatı yüzeymm yapının dışına doğru uzanan etek kısmı.saçaklık: Eski Yunan ve Roma mima*risinde sütunların taşıdığı üst yapı öğe*lerinin bütünü. Yukarıdan aşağıya kor*niş, friz ve arşitravdan oluşur.

Sanat: Dilimize Arapça'dan geçmiş keli*melerden biridir. Amel, yani iş yapmak demektir. XTX. yüzyıla kadar Türk top*lumunda sanat kavramı, el ustalığı, bece*ri, tecrübe ve bilgiyle yapılan işlerde kullanılmıştır. Daha sonra özel yetenek ve el ustalığıyla yapılan işlere zanaat, bunun da üstünde yapılan iş ve etkinlik*lere (resim, müzik, şiir, tezyinat, heykel vb.) sanat denilmiştir.

sanduka: Türbelerde ölünün gömülü ol*duğu yerin üzerine yerleştirilen taştan ya da ahşaptan, tabut biçiminde olup ku*maşla örtülü tutulan öge.

sarnıç: Su toplamak amacıyla genellikle toprak altmda yapılan yapı.

sella: bkz. cella.

Sembolizm: Realizm ve Empresyonizme tepki olarak 1886'da Paris'te ortaya çı*kan sanat hareketi.

sfenks: Başı ve gövdesi farklı yaratıklar biçiminde olan hayalî yaratık.

sır: Pişmiş toprak ve yapı malzemesi üzerine sürülerek fırınlanıp saydam bir katmanla örtülmesi. Koruyucu saydam malzeme.

silme: Duvar yüzeyinde hafif çıkıntılı olarak bulunan şerit biçimindeki min.aıi bezeme öğesi.

simetri: İki ya da üç boyutlu bir biçim üzerinde yer alan tüm noktalarm en az bir eksene göre eşit uzaklıkta bulun*maları hâli.

simge: Sembol.

site: Antik kent devleti.

skolastik: Orta Çağ'da Avrupa'da hâkim olan dinî-felsefî düşünce.

soyutlaştırma: Yüzey ya da hacim sa*natlarında gerçek figür, şekil ve kompo*zisyonların tanmamayacak derecede ya-lınlaştırılması.

statik: Hareketli olmayıp, belli bir süre değişmeyen, duruk.

stel: Küçük dikilitaş.

stereobat: Antik dönem mimarlığında yapının üzerine oturduğu, toprak üstünde kalan bezemesiz ve silmesiz üst yapı öğesi.

stil: bkz. üslûp.

stilize etmek (stilizasyon): Bitki ve hay*vanların doğadaki biçimlerini şematik leştirip yalmlaştırarak yansıtılması. Üs*lûplaştırma.

stilobat: Eski Yunan ve Roma mimarî*sinde yapmm üstüne oturtulduğu ba*samaklı kaide. Subasmanı.

sunak: Çok tanrılı dinlerde tapınağın içinde veya yakmmda yer alan ve tanrı*lara kurban sunulan alan. Kiliselerde ise takdis ayini için kullanılan banko biçi*minde yer.

süje: Konu, özne.

sütun: Daire, kare ya da çokgen plânlı, taştan veya mermerden yapılmış düşey taşıyıcı unsur. Çoğunlukla yekpare ola*rak yapılır.

şapel: Tek mekânlı küçük kilise. Kilise ya da katedrallerde bir azize adanmış küçük tapınma yeri.

T
tablet: Eski Mezopotamya ve Anadolu-Hitit medeniyetlerinden kalma, üzeri yazı ya da resimli pişmiş topraktan yapılı küçük levha.

tablo: Tual, ahşap levha, karton vb. üzerine yapılmış taşınabilir boyuttaki resim.

tapınak: İçinde tapınılan, ibadet edilen her türlü yapı. İslâmî yapılar için kul*lanılmaz.

tarz: Sanat anlayışı, sanat akımı. Üslûp.

tasarım: Tasarlama eylemi sonunda be*liren ve asıl yapmm gerçekleştirilmesi sırasında yönlendirici olan proje, çizim, maket vb. ürünlerin tümü.

tasnif: Gruplandırma. Ele alman olgu ya da nesnelerin niteliklerine göre ayrışı*mının yapılması. Düzenleme.

tasvir: Tabiatta varolan ya da sanatçı*nın tahayyül ettiği her türden gerçek*liğin sanat eserinde yansıtılması. Betim*leme, tasarlama.

tebşir: Hz. Meryem'e Cebrail tarafmdan Hz. İsa'ya gebe olduğunun müjdelen-mesini tasvir eden ikonokrafık sahne. tempera: Boyar maddenin tutkallı suyla, genellikle de yumurta akıyla karıştırılmasıyla elde edilen boya ile yapılmış resim.

tezyinat: Bezeme, süsleme. Deko*rasyon.

tonoz: Örgü teknikleri kullanılarak inşa edilmiş, kagir, eğrisel yüzey ya da yü*zeylerden oluşan mimarî örtü unsuru.

trajedi: Konusunu efsanelerden ya da ta*rihî olaylardan alan, acıklı sonlara bağla*nan bir tür tiyatro eseri. (Trajik:Acıklı.). transept: Kilisede apsise yönelik olarak uzunlamasına mekânı dik doğrultuda kesen ve kilise plânını bir haça benzeten uzunlamasına mekân.

triglif: Dor nizamı frizinde metoplarm arasmda yer alan taş blok. İki düşey derin olukla bunların iki yanmda bulunan birer yarım oluktan meydana gelir. Üçüz yiv.

tual: Üzerine yağlı boya resim yapılan, ahşap çerçeveye gerili bezden malzeme.

tüf: İşlemesi kolay volkanik taş türü.
tümülüs: Bir yer altı mezar odasıyla o-nun üzerine yığılmış bir toprak yığının*dan oluşan yapay mezar
U-Ü
ulvî: Yüce. Gökle ilgili, semavî.
üslûp: Bir toplumun ve çağın tüm sanat eserlerinde ortak olan biçimlendirme, ta*sarım ilke ve anlayışları bütünü. Ayrıca, birsanatçının kendine özgü biçimlen*dirme ve tasarım anlayışı.
V-Y-Z
vaftizhane: İçinde vaftiz töreni yapılan ve genellikle merkezî plânlı Hristiyan dinî yapısı.

vazo: Seramik, metal ya da cam kap.

vitray: Renkli camlardan meydana geti*rilen kompozisyon. Bu tür resimlerde camlar genellikle kurşun şeritlerle bir*birine bağlanmaktadır.

yiv: Bir yüzeyin üzerindeki ince çizgi. Bir sütun gövdesinin veya bir vazo göv*desinin çevresine eşit aralıklarla paralel ya da sarmal olarak uzunlamasına açılan dar oyuk.

yontu: Taş, mermer vb. malzemelerden yontularak yapılmış heykel sanatı ürünü.

zanaat: İnsanların maddi ihtiyaçlarını karşılamak için yapılan, öğretimle birlikte tecrübe ve ustalık gerektiren iş. Zanaatçı; belli bir zanaatla uğraşan kişi.

ziggurat: Eski Mezopotamya'da basa*maklı olarak inşa edilen tapmak yapısı.

__________________

Yalnız açığa çıkan ışığı görebiliyorsan,
Yalnız söylenen sesi duyabiliyorsan,
Ne görebiliyorsun,Ne duyabiliyorsun.

"Hayret et! Çünkü hayrettir göğe açılan pencere.
Hayret ettim ve gördüm, bin ayet güldü yüzüme."
Asrevya isimli Üye şimdilik offline konumundadır Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Yukarı'daki Konuyu Aşağıdaki Sosyal Ağlarda Paylaşabilirsiniz.


(Tümünü Görüntüle Konuyu Görüntüleyen Üyeler: 1
Asrevya
Seçenekler Arama
Stil

Yetkileriniz
Konu Açma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Forum hakkında Kullanılan sistem hakkında
Forumaski paylaşım sitesidir.Bu nedenle yazılı, görsel ve diğer materyaller sitemize kayıtlı üyelerimiz tarafından kontrol edilmeksizin eklenmektedir.Bu nedenden ötürü doğabilecek yasal sorumluluklar yazan kullanıcılara aittir.Sitemiz hak sahiplerinin şikayetleri doğrultusunda yazılı, görsel ve diğer materyalleri 48 saat içerisinde sitemizden kaldırmaktadır. Bildirimlerinizi bu linkten bize yapabilirsiniz.

Telif Hakları vBulletin® Copyright ©2000 - 2016, ve Jelsoft Enterprises Ltd.'e Aittir.
SEO by vBSEO 3.6.0 PL2 ©2011, Crawlability, Inc.

Saat: 11:48