Forum Aski - Türkiye'nin En Eğlenceli Forumu
 

Go Back   Forum Aski - Türkiye'nin En Eğlenceli Forumu > Kültür - Sanat > M.Kemal Atatürk ve Cumhuriyetimiz
facebook bağlan


Ünlü Kişilerin Atatürk Hakkındaki Anıları

M.Kemal Atatürk ve Cumhuriyetimiz kategorisinde açılmış olan Ünlü Kişilerin Atatürk Hakkındaki Anıları konusu , Ünlü Kişilerin Atatürk Hakkındaki Anıları Yenilmeyen Atatürk Hüseyin Cahit Yalçın, demokrasi devrine geçer geçmez bir gazeteden kendisine telefon edildiğini şöyle anlattı: -“Atatürk devrinin en büyük sıkıntısını çekenlerden biri de sensin… ...


Yeni Konu aç  Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Arama Stil
Alt 08.12.2013, 16:42   #1 (permalink)

Kullanıcıların profil bilgileri misafirlere kapatılmıştır.
Post Ünlü Kişilerin Atatürk Hakkındaki Anıları



Ünlü Kişilerin Atatürk Hakkındaki Anıları


Yenilmeyen Atatürk

Hüseyin Cahit Yalçın, demokrasi devrine geçer geçmez bir gazeteden kendisine telefon edildiğini şöyle anlattı:

-“Atatürk devrinin en büyük sıkıntısını çekenlerden biri de sensin… Şimdi sırasıdır; hatıralarınızı yazmaz mısınız?” Demişler…

Hüseyin Cahit Bey gülerek:

-“Ne budala adamlar, yaşarken yenilmeyen Atatürk’ü öldükten sonra yenilecek sanıyorlar” demişti.

( Kaynak: Atatürk’ten Gençliğe Unutulmaz Anılar, Ahmet Gürel, Mayıs 2009 )

Büyük Adam Ölünce

Sene 1938, 10 Kasım...

İstanbul Üniversitesi’nde saat 9'u 5 geçenin meşum haberi duyulmuş... Bir alman profesör var, Hukuk Fakültesinde, o da duymuş, şaşırmış. Derse girsin mi, girmesin mi bir türlü karar veremiyor. O sırada aklına rektöre müracaat etmek gelir. Kalkar, yanına gider. Aralarında şu konuşma geçer:

- "Efendim, mütereddidim1. Acaba ne yapsam?"

- "Sizde böyle büyük bir adam ölünce ne yaparlarsa, onu yapın."

İşte o zaman Alman profesör kollarını iki yana sarkıtarak:

- "Bizde bu kadar büyük bir adam ölmedi ki... der."

- Kararsızım

( Kaynak: Atatürk'ün Nükteleri - Fıkraları, Hatıraları, Hilmi Yücebaş, İstanbul, Kültür Kitapevi, 1963. Sayfa: 39 )

10 Kasım 1938

Unutamam o günü, dersteydik. Akademiden Dolmabahçe görünüyordu. Bahçeden bir çığlık gelmişti. O ses hala hatırladıkça yüreğimi yakar.

-“Atatürk öldü.” Fırladık sınıftan, Akademinin rıhtımındaydık, Dolmabahçe’nin çatısındaki bayrak yarıya inmişti. Şimdi ne yapacağız, öğretmeniyle, öğrencisiyle o şaşkınlığı unutamam. Müdürümüz Mareşal Çakmak’ın damadı Burhan Toprak’tı. Müdürümün iki eliyle başını avuçlamış:

-“Ölmemeliydi… Ölmemeliydi” diye bağırması ve taş kanepe üzerine yığılması gözümün önünden gitmiyor. Sınıf hocamız Prof. Gintter iki gün sonra:

-“Dünya Atatürk’ten sonra çok değişir” diyordu.

-“Hür yaşamak istiyorsanız, onun ideallerinden yürüyeceksiniz. O’nu size anlatacak değilim. Almanya’daki evimde kütüphanemde dört Atatürk kitabım var. Hepsi de Alman yazarların. Onu ben de sizler kadar tanıyor ve seviyorum.”

( Kaynak: Atatürk’ten Gençliğe Unutulmaz Anılar, Ahmet Gürel, Mayıs 2009 )

Endonezya’da Atatürk Sevgisi

Yakup Kadri Karaosmanoğlu yazıyor:

“Endonezyalı bir tanıdığım Tahran’da bulunduğum sıralarda şahit olduğu bir olayı bana şöyle hikâye etti:

-‘Bundan dokuz yıl önce ticaret işi için Saygon’a gimiştim. Baktım, halk tapınaklarda toplanmış, bir matem töreni yapılmaktadır.

-‘Ne oldu, kim öldü?’ Diye sordum.

-‘Mustafa Kemal ebediyete göçtü’ dediler.”

( Kaynak: Atatürk’ten Gençliğe Unutulmaz Anılar, Ahmet Gürel, Mayıs 2009 )

Ölüm Döşeğinde Bile Azalmayan İlim Sevgisi

Sene 1938… Atatürk hasta yatağındaydı. Buna rağmen kazılarla ve Türk Tarih Kurumu’nun çalışmalarından zevk alıyordu. Bir gün, Trakya höyüklerinden çıkan son eserlerden bahsetmiştim. O kadar ilgilendi ki:

-“O, çıkan eserleri bana getir göreyim” diye arzusunu bildirdi. Fethi Okyar Bey’le görüşüyorlardı. Eserleri istedi; hepsini birer birer gördü:

-“Devam ediniz, memleketimizin kültür tarihi zenginliğini daha çok bulacaksınız” diyordu.

O’nun son gördüğü kitap da ‘Belleten’ oldu. 15 Ekim 1938 Cumartesi akşamıydı. Saat 7 ila 8 arası beni çağırdı.

-“Bu akşam kendimi daha iyi hissediyorum” diyordu. Çok sevinmiştim. Yine Tarih Kurumu’nun çalışmalarından bilgi istedi, doktorların tavsiyelerine göre kendisini çok yormamak istiyordum. Kısaca istediği bilgiyi verdim. Bu arada Belleten’in yeni çıkan sayısından söz etmiştim.

-“Onu getir, görmek isterim” dediler.

‘Belleten’in 56. sayısını eline alarak yazılarına göz gezdirdi ve memnuniyetini bildirdi. Dinlenmesi için kendisini yalnız bıraktım.

Böylece Atatürk’ün son gördüğü kitap ‘Belleten’ oldu. (Afet İnan)

( Kaynak: Atatürk’ten Gençliğe Unutulmaz Anılar, Ahmet Gürel, Mayıs 2009 ),

Vatan İçin

Ölümünden otuz altı gün önce, Başbakan Celal Bayar, hastalığı süresince yaptığı hafta sonu ziyaretinde, beraberinde hazırlığı tamamlanmış üçüncü beş yıllık plan dosyasıyla gelir. Doktorlar, zaman alan ciddi konularla meşgul olmasını yasaklamışlardı. Başbakan, bir-iki temel konuda fikrini öğrenme ihtiyacındadır. En çok beş dakika için evet derler. Bundan sonrasını Celal Bayar şöyle anlatır:

-“Sanki hasta değil, rahat bir uykudan yeni kalkmış gibiydi. Elimdeki dosyanın ne olduğunu sordu:

-‘Üçüncü beş yıllık planın son şekli Atatürk’ dedim. Eliyle işaret etti.

-‘Şöyle, yanıma otur anlat.’

Şezlongunu yükseltmelerini ve arkasına bir yastık konulmasını istedi. Göreceği yakınlıkta oturdum. Dinledikçe alakası artıyordu. Verilen beş dakika geçmişti. Genel sekreteri Hasan Rıza’nın bana bunu hatırlatmak için içeri girdiğini hissetti;

-‘Gel Soyak, sen de dinle, Başbakan çok güzel şeyler anlatıyor’ dedi.

Sadece başlıkları okuyor, birkaç cümle ile o bahsi tamamlıyordum. Öğrenmek istediklerimi de öğrenmiştim. Yakın gelecekleri okurcasına:

-‘Ufukta yeni bir dünya savaşının bulutları var. Acele edin. Bunların çoğu ordu ve halk ihtiyaçları için şart olan tesisler, Allah muvaffak etsin acele edin’ dedi.”

Bunları söyleyen insan birkaç gün önce komadan çıkmıştı. Sağlığı ile ilgili bir tek kelime etmedi.

( Kaynak: Atatürk’ten Gençliğe Unutulmaz Anılar, Ahmet Gürel, Mayıs 2009 )

Atatürk Savarona'da

Atatürk’ün en yakınlarından Şükrü Kaya’nın bu yazısı Atatürk’ün bilmediğimiz birçok hususiyetlerini de ilk defa açıklamaktadır.

“1938 yılı Haziran’ın beşiydi, Türkiye Büyük Millet Meclisi vaktinde bütçeyi kabul etmiş, onunla ilgili kanunlar tartışılıyordu. Yaz tatiline girmek zamanı da gelmişti. Böyle günlerde Meclis’te nasıl sinirli ve sabırlı bir hava estiğini, soruları cevaplandırmak, konuları aydınlatmak zorunda olanlar bilirler. Ben, o tarihte Hükümetin en son sorumlusu değilsem de en meşgul olan vekillerindendim. Üzerimde Dışişleri’nin ve partinin işlerinden başka Hatay davasının düzen ve takibi görevi de vardı. Fazladan olarak, Başbakanın emriyle Meclis görüşmelerine devam edip, gerekli cevapları ve açıklamaları vermeye de memur edilmiştim.

Atatürk 19 Mayıs’ta İstanbul’a gitmiş, Savarona Yatı’nda kalıyordu. Rahatsızdı. Saraydan telefon etmişler, Atatürk, mümkünse o akşam, değilse, ertesi gün kesinlikle İstanbul’a gitme emri buyuruyorlarmış. Zaman az, vaziyet sıkışık olmakla beraber, Meclis Başkanı ve Başbakan çabuk dönmek emriyle İstanbul’a gitmeme izin verdiler. Gittim. Atatürk beni Dolmabahçe önünde demirli Savarona da açık salonda hiçbir ev sahibinde görülmeyen o eşsiz nezaket ve samimiyetle kabul etti. Ben onu, yatak odası dışında hiçbir vakit gecelikle görmemiştim. O gün entari gecelikle idi. Devetüyü rengindeki pardösüsü de üzerindeydi. Meclisteki kanunlar işi ve Hatay hakkında bilgi aldıktan sonra:

-‘Gel sana kamaramı göstereyim’ diye ayağa kalktı. Gözleri yine mavi, zekâlı ve manalıydı. Bakışları yine cana yakın ve okşayıcıydı. Fakat çehresi süzük ve solgun, hali üzüntülü ve yorgundu. Fakat çehresi süzük ve solgun, hali üzüntülü ve yorgundu.

( Kaynak: Atatürk’ten Gençliğe Unutulmaz Anılar, Ahmet Gürel, Mayıs 2009 )

Hatay Hikâyesi

Artık hastalığı kontrol edilemez bir durumdaydı. Bir taraftan Hatay, diğer taraftan hastalık onu eritiyordu. Son günlerin en büyük neşesini ona bir subay vermişti. O Hatay konusunda endişe içindeyken subay Şükrü Kanatlı karşısına çıkmış:

-“Paşam izin ver, yalnız elimdeki kuvvetle, değil Hatay’ı Süveyş’e kadar bütün sahili sana teslim edeyim. Sonra beni asi diye as… Tek sen üzülme” demişti. Şükrü Kanatlı çıkınca Atatürk:

-“Ektiklerimiz meyve verdi. Artık ölsem de gam yemem” demişti.

( Kaynak: Atatürk’ten Gençliğe Unutulmaz Anılar, Ahmet Gürel, Mayıs 2009 )

Gömüleceği Yer

Atatürk’ün gömüleceği yer ve toprak konusunda manevi kızı Prof. Dr. Afet İnan şunları anlatır:

“O’nun kabri Ankara’da olacaktır. Fakat bu şehrin neresinde? Çünkü O’nun en son kuvvetli isteği bir an önce Ankara’ya dönebilmekti. Biri Büyük Millet Meclisi’nden İstasyon’a inen cadde üzerindeki yuvarlak yer, diğeri Çankaya’daki yeni köşkün mermer havuzu. Bu yerler şu nedenle konuşulmuştur:

Bir akşam, Atatürk etrafında toplananlara, ölümlü oluşu üzerinde durmuş ve özellikle kendisi 1926 suikast girişiminden sonra söylediği cümleyi tekrar etmişti. ‘Benim naçiz vücudum bir gün elbette toprak olacaktır. Fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır’ dedikten sonra ‘Milletim beni istediği yerde yatırsın, yeter ki beni unutmasın’ demişti. Meclisin altındaki yuvarlak yeri ortaya atan kişiye ise, ‘iyi ve kalabalık bir yer, fakat ben böyle bir arzumu milletime vasiyet edemem’ demişti. Ancak, gene o akşam ileri sürülen bir fikrin kendisini çok duygulandırdığını, bugün bile hatırlıyorum.

Memleketin bütün sınır boylarından getirilecek toprak üzerinde yatmak. Recep Peker, hararetle bu fikrin sembolik savunmasını yapmıştı.

Atatürk, böyle bir fikrin uygulanmasından ancak, ölümlü vücudu için hoşlanacağını ve gurur duyacağını anlatırken bana bakarak:

-‘Bunu unutma’ demişti.

( Kaynak: Atatürk’ten Gençliğe Unutulmaz Anılar, Ahmet Gürel, Mayıs 2009 )

Bir Mutlu Rastlantı

Atatürk, sık sık Bursa’yı ziyaret eder, orada dinlenmeyi severdi. Merinos fabrikasından çıkarken, dışarıda kalabalık vardı. Mustafa Kemalpaşa’nın Güllüce köyü Muhtarı Pepe Ali de onların arasındaydı. Ali kalabalığı yarmış ve Atatürk’ün yanına yaklaşmıştı:

-“Atam, beni tanıdın mı? Ben senin beş yıl emir erliğini yapan Ali’yim.” Atatürk kendini toparlamış, gözleri parlamıştı:

-"Ali sen misin?" diyebildi.

-"O gençsin ha, dinçsin Ali"

-"Sağ ol Atatürk’üm, Anafartalar’da üç bölükle üç tümene ateş ettiğimiz, üç gün üç gece uykusuz beklediğimiz günleri hatırladın mı?” Bu sözler Atatürk’ü duygulandırmıştı, gözlerinden yaş gelmişti. Atatürk emir eri Ali’nin arkasını okşadı:

-“Ali, bana eski günleri hatırlattın, sağ ol, dinç kal Ali.”

-“Sen de sağ ol Paşam, sen Cumhurbaşkanı olduysan, ben de Güllüce Köyü muhtarı oldum.” İki ay sonra Atatürk’ten Güllüce'li Pepe Ali’ye bir mektup geldi:

-“Beni hatırladığına memnun oldum, özellikle sana şunu anlatmak istiyorum. Şimdiye kadar gezdiğim yerlerde benimle çalışmış kime rastladımsa hepsi benden çıkar beklemişlerdir. Yalnız sen bir şey istemedin ve ansızın kendini bana tanıttın. Köyünde çalış, 15 Mart’ta seni Ankara’ya bekliyorum. Gözlerinden öperim.”

( Kaynak: Atatürk ve Unutulmaz Anıları, Ahmet Gürel, Bülent Türker, Nisan 2009 )

Unutmayınız Ki, Mustafa Kemaller Yirmi Yaşındadır

Bir akşam Gazi Mustafa Kemal Paşa’ya nazı geçenlerden biri:

-“Düşünmelisiniz ki, eğer ölürseniz; heykellerinizi paramparça ederler. Yaptıklarınızın hiçbiri ayakta kalmaz. Çok yaşamaya bakmalısınız.”

Ben de sofradaydım. Güldü, işte o zaman bize gönlünün sırrını açtı:

-“Unutmayınız ki, Mustafa Kemaller yirmi yaşındadır” dedi.

( Kaynak: Atatürk ve Unutulmaz Anıları, Ahmet Gürel, Bülent Türker, Nisan 2009 )

Son Baloda

Rıza Ruşen Yücer’den bir Bursa anısı:

“Memlekette ve millet içinde yaptığı son büyük seyahatti. Gemlik yolundan otomobillerle Bursa’ya son gelişleriydi.

Şerefine belediyede büyük bir balo hazırlandı. O akşamın önemli olaylarını ertesi sabahki ‘Bursa’ gazetesine yetiştireceğim için matbaadayım. İstanbul’dan gelen Asım Us’la Vâlâ Nurettin Vâ-Nû henüz matbaadan ayrılmışlardı ki, Bursa gazetecilerinden Musa Ataş, yanında iki bayanla çıkageldi. Bayanların ikisi de, gülkurusu pembeden bir örnek tuvalet giymişlerdi. Birisi, Musa Ataş’ın eşiydi. Ötekisi de, ara sıra gördüğüm fakat o zamana kadar hiç görüşmediğim bir öğretmen bayandı.

Musa Ataş yanıma geldi:

-‘Her erkek ancak bir bayanla gidebilecekmiş, dedi; senden ricam şu; başka bir bayanla gitmeyeceksen, bizim şu bayanla gidiver, baloda bulunmayı pek istiyor…’

Böyle takıp takıştırıp matbaaya kadar geldikten sonra, bu olupbittiye uymaktan başka çare var mı ki?

-‘Fakat dedim, bir şartla. Ben sık sık matbaaya dönmeye mecburum; kendilerine devamlı kavalyelik edemem.’

-‘Mühim olan içeri girmek, diye cevap verdi, orada bizimle oturacak. Sen işini bitirdikten sonra gelirsin, olur biter.’

Böylece anlaştıktan sonra, hep beraber kalktık, belediyeye geldik. Onları bırakarak döndüm. Henüz Atatürk gelmemişti.

Gelişinden sonra salona girdim. Nutuklar söylendi. Törenin resmi kısmı sona erdi. Bunları toparlayıp gazeteye verdikten sonra, artık işim bitmiş olarak baloya gelince, bir de ne göreyim; Atatürk, salonun köşesindeki yerinde oturuyor ve yanındaki bir bayana sigara veriyor neşeli neşeli bir şeyler anlatıyor.

Bu bayan, pembe bir tuvalet giymişti, benim ‘dam’ın ta kendisiydi...

Birkaç defa büfeye gittiler, dans ettiler. Bu müthiş ‘rakip’ karşısında benim için artık bizim ‘dam’a uzaktan seyirci kalmaktan başka çare yoktu.

Arkadaşlar, muziplik olsun diye, benim eli boş kalışımı, şuna buna, bu arada rahmetli İsmail Müştak Mayakon’a da fısıldamışlar.

-‘Atam, dedi, bu gazeteci arkadaşın damını kapmışsınız.’

Atatürk, sert bir dönüşle bana baktı:

-‘Senin dam’ın adı neydi?’ diye sordu.

-‘Bayan Hatice’ dedim. Başını salladı:

-‘Kimsenin dam’ını kapmadığımın işte ispatı’ dedikten sonra, yanındaki pembeli bayana sordu:

-‘Lütfen adınızı söyler misiniz?’ Hepimiz genç kadına bakıyorduk. Pembeli bayan, memnun ve mağrur bir eda ile cevap verdi:

-‘Ataca’ dedi. Atatürk:

-‘Gördünüz mü?’ dedi ve muzaffer bir gülümsemeyle, kolunu Bayan Ataca’ya uzattı.

O zaman öğrendim ki, Atatürk, o akşam bir vesile ile iltifat ederek yanına aldığı bizim adını sormuş ve Hatice’ cevabını alınca:

-‘Ben olsam, Atatürk’e bu kadar yakın olduğum için adımı Ataca koydum’ diyerek, bayanın adını değiştirmiş.

Bayan Hatice, o gün bugündür, o tarihi gecenin o hoş hatırasından yadigâr kalan ‘Ataca’ ismini taşımaktadır.”

( Kaynak: Atatürk’ten Gençliğe Unutulmaz Anılar, Ahmet Gürel, Mayıs 2009 )

Türk Kendi Düşer Kendi Kalkar !

Fransızlarla Hatay konusunda anlaşma yapıldığı günlerden biriydi. Atatürk, Hatay’dan dönüşünde Eskişehir’de kaldı. Şereflerine Orduevinde bir şölen verildi. Şölende Eskişehirli bir genç aradı ve buldu. Ona Fransa hakkında bir şeyler yazdırdı ve okuttu. Bunda Fransızların savaşacak durumda olmadıklarından bahsediliyordu. Son derece neşeli ve heyecanlıydı. Yenildi, içildi. Milli oyunlara başlandı. Atatürk bir aralık büsbütün coştu. Zeybek havasına kendisini kaptırdı. Ayağa kalkarak oynamaya başladı. Coşkunluğu o dereceyi bulmuştu ki dizini yere vururken bir aralık sendeledi. Halk, onu kucaklayıp kaldırmak istedi. İşaretle onları durdurdu. Ve:

-“Türk, kendi düşer, kendi kalkar...” diyerek, zemberek gibi yerinden fırladı.

( Kaynak: Atatürk’ten Gençliğe Unutulmaz Anılar, Ahmet Gürel, Mayıs 2009 )

General İle Asker Birdir !

Atatürk, Sümerbank Dokuma Fabrikasının açılış töreninde hazır bulunduktan sonra harp oyunları sahasına hareket etmişti. Yolda bir sel yatağına saplanmış olan top arabasının tekerleklerini bataklıktan çıkarmaya uğraşanlar arasında bir generalin bulunduğunu görünce, kendisine sonsuz takdirlerini bildirdiler. Ve övgüde bulundular.

Daha sonra, “maviler” tarafına ait bir tank birliğinin yaptığı hücum sırasında “pembeler” den bir askerin ansızın siperinden fırlayarak tanklardan birinin üstüne sıçradığını ve şoförüyle mücadeleye başladığına tanık oldular. O zaman yakında bulunanlara, evvelce gördüğü generalin fedakârlığı ile bu askerin gösterdiği cesaretin birbirine denk olduğunu beyan ederek, şöyle dedi:

-“Biz, Milli Mücadelede bütün Türk milleti, bu şekilde çalıştık. Böyle kahraman generaller, subaylar ve askerlere dayanarak savaşı kazandık. Onlar var oldukça kimse vatanımıza göz dikemez.”

( Kaynak: Atatürk’ten Gençliğe Unutulmaz Anılar, Ahmet Gürel, Mayıs 2009 )

On Dakikada Siler

“Bir gün Kılıç Ali’nin evinde, Refik Koraltan,

-‘Paşam, dedi, itimat buyurun, Anadolu’nun en ücra köşesinde bir çobanın kalbini açtığınız zaman orada Mustafa Kemal yazar. Bu böyledir, Paşam.’ Atatürk şu cevabı verdi:

-‘Beyefendi, Anadolu’nun ücra köşesinde bir köylünün, bir çobanın kalbini açtığınız zaman orada Mustafa Kemal yazdığını ben de zatı âliniz kadar biliyorum. Amma benim kadar sizin de bilmenizi istediğim bir şey vardır ve o da şudur: Orada bir çobanın bulunduğu yerin on dakika ilerisindeki bir köy imamı gelip o ismi oradan on dakikada siler. İsterse istediği bir başka ismi yazar. Bunu da sizin benim kadar bilmenizi isterim.”

( Kaynak: Atatürk’ten Gençliğe Unutulmaz Anılar, Ahmet Gürel, Mayıs 2009 )

Milletvekili Ayrıcalığını Hiç de Beğenmedim

Atatürk bir sabah Florya’dan Dolmabahçe sarayına dönüyor. Yeşilköy istasyonunun önünden geçerken birdenbire otomobilini durduruyor ve Başyavere:

-“Sorunuz, tren var mı?” Diye emir veriyor. O sırada tren hemen hareket etmek üzeredir. Hep birlikte otomobilden inip trene biniyorlar. Karar ani verildiği ve uygulandığı için trene biniş hemen hemen kimsenin dikkatini çekmiyor.

Bir müddet sonra, her şeyden habersiz olan kondüktör Atatürk’ün bulunduğu kompartımana geliyor. Kafileyi görünce çekilmek istiyor. Atatürk hemen sesleniyor:

-“Görevini yap.” Yanındaki ekibi göstererek, “Bu efendilere niye bilet sormuyorsun?”

Yanındakiler cevap veriyor:

-“Paşam biz milletvekiliyiz. Tren bileti almayız, parasız seyahat ederiz.” Atatürk hayretle:

-“Bu ayrıcalığı hiç de beğenmedim” diyor. “Bu çok ayıp ve acayip bir kural. Çok güzel halkçılık!”

( Kaynak: Atatürk ve Unutulmaz Anıları, Ahmet Gürel, Bülent Türker, Nisan 2009 )

__________________


Sultan ŞAH isimli Üye şimdilik offline konumundadır Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Yukarı'daki Konuyu Aşağıdaki Sosyal Ağlarda Paylaşabilirsiniz.


(Tümünü Görüntüle Konuyu Görüntüleyen Üyeler: 1
Sultan ŞAH
Seçenekler Arama
Stil

Yetkileriniz
Konu Açma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Forum hakkında Kullanılan sistem hakkında
Forumaski paylaşım sitesidir.Bu nedenle yazılı, görsel ve diğer materyaller sitemize kayıtlı üyelerimiz tarafından kontrol edilmeksizin eklenmektedir.Bu nedenden ötürü doğabilecek yasal sorumluluklar yazan kullanıcılara aittir.Sitemiz hak sahiplerinin şikayetleri doğrultusunda yazılı, görsel ve diğer materyalleri 48 saat içerisinde sitemizden kaldırmaktadır. Bildirimlerinizi bu linkten bize yapabilirsiniz.

Telif Hakları vBulletin® Copyright ©2000 - 2016, ve Jelsoft Enterprises Ltd.'e Aittir.
SEO by vBSEO 3.6.0 PL2 ©2011, Crawlability, Inc.

Saat: 13:37