Forum Aski - Türkiye'nin En Eğlenceli Forumu
 

Go Back   Forum Aski - Türkiye'nin En Eğlenceli Forumu > Eğitim - Öğretim > Psikoloji
facebook bağlan


Psikoloji Tarihi

Psikoloji kategorisinde açılmış olan Psikoloji Tarihi konusu , III. Sonuç Yerine: Psikoloji Tarihi Araştırmasında Başvurulması Gereken Kaynaklar Yukarıda da ifade edildiği gibi, “eski” anlayışla kaleme alınmış kısa tanıtıcı yazıların dışında bir uzmanlık alanı olarak psikoloji tarihi araştırması Türkiye ...


Like Tree1Beğeni

Yeni Konu aç  Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Arama Stil
Alt 10.09.2012, 17:26   #11 (permalink)
Aktif Üye
Kullanıcıların profil bilgileri misafirlere kapatılmıştır.
Standart Cevap: Psikoloji Tarihi



III. Sonuç Yerine: Psikoloji Tarihi Araştırmasında Başvurulması Gereken Kaynaklar

Yukarıda da ifade edildiği gibi, “eski” anlayışla kaleme alınmış kısa tanıtıcı yazıların dışında bir uzmanlık alanı olarak psikoloji tarihi araştırması Türkiye için oldukça yenidir. Bugüne kadar konuyla ilgili yazılan makaleler, genel bir çerçeve sunmakla birlikte yanıltıcı bilgiler verebilmektedirler. Peki bir psikoloji arşivinin tutulmadığı, psikologları bir araya getiren bir kuruluşun ancak geç bir dönemde kurulabildiği bir ülkede psikoloji tarihi araştırmaları hangi kaynaklar üzerinden yürütülebilir?

Şüphesiz ilk başvurulacak kaynaklardan bir tanesi araştırılan dönemin yayınları, yani birincil kaynaklardır. Bu yayınlar yapılan çalışmaların içeriği ve niteliği hakkında oldukça kapsamlı bilgi vermekle birlikte, araştırmaların nasıl yapıldığı, ya da araştırmaların sosyal organizasyonlarının nasıl olduğu hakkında bazen fikir bile vermekte zayıf kalmaktadırlar. Nitekim burada başvurulması gereken bir kaynak, araştırılan dönemde psikoloji bölümünde hazırlanmış olan bitirme tezleridir. Bu tezlerde, genellikle bir deneysel çalışmanın bir bölümü yapılmaktadır. Bu çalışmaların genel toplamından çıkacak istatistiksel sonuçlar, ele alınan dönemin hem temel araştırma konularının ve genel paradigmalarının saptanmasında, hem de araştırmaların sosyal organizasyonlarının anlaşılmasında yardımcı olacaktır.

Yine işe yarar bir diğer kaynak kitaplık kataloglarıdır. Kısıtlı ekonomik koşullar altında psikoloji enstitüleri yurt dışında çıkan “her yayını” satın almak yerine, sadece “önemli görünen” yayınları satın almayı tercih etmişlerdir. Bu yayınların listesi ve içeriklerinin bilinmesi, araştırılan dönemde hangi yurtdışı çalışmalardan etkilenildiğini, hangi paradigmanın hakim olduğunu anlamakta faydalı olacaktır.

Bunların dışında en önemli kaynaklar bürokratik kayıtlardır. Her öğretim üyesinin üniversitede bir “özlük dosyası” tutulmaktadır. Bu dosya öğretim üyesiyle üniversite yönetimi arasındaki tüm yazışmaları ya da yazışmaların kopyalarını kapsamaktadır. Üstelik ayrıntılı bir kronolojik bilgi barındırmakta, dönemin idari sorunlarının anlaşılmasında canlı tanıkların ifadelerinden, çok daha güvenilir bir kaynak sağlamaktadır. Satın alınan deney aletlerinin listesi için ayniyat kayıtları, yabancı öğretim üyelerinin statüsü için diğer devlet kurumları tarafından tutulmuş olan dosyalar da, yayınlanmamış ama zengin bir kaynak teşkil etmektedir. Bu kaynakların kullanımında karşılaşılacak bir sorun, henüz bilimsel tarihçe çalışmaları yeterince gelişmediğinden, sözkonusu dosyaları tutan kurumların bu tarz çalışmalara pek de alışkın olmamalarından kaynaklı bir takım zorlukların çıkabilmesi olasılığıdır. Bu sorun ancak bu tarz çalışmaların sıklaşması ve yaygınlaşması ile aşılabilecek bir sorun olarak görünmektedir. Psikoloji tarihi çalışmaları sistematikleştikçe ve akademik olarak yaygınlaşmaya başladıkça bu tarz sorunlar da muhtemelen asgari seviyeye inecektir.

Birincil kaynakların kullanılması sadece kısa tanıtıcı yazıların yeniden ürettiği “efsane”lerin tarih yazımından uzaklaştırılmasını değil, aynı zamanda bu “efsane”lerin oluşumunda etkili olan kaynakların açıklamalarının yapılmasını da olası kılacaktır. Yukarıda sayılan örnekleri ele alırsak: Anschütz’ün Türkiye’de psikolojinin “kurucusu” olarak anılmasında psikolojiyi “deneysel psikoloji”ye indirgeyen felsefi tutumun, Mümtaz Turhan’ın eğitimiyle ilgili “abartılı” ifadelerin arkasında Turhan’ın politik kimliğinin, Gelb’in ya da Peters’in “sığınmacılık”larının ifade edilmesinde, ya da Peters’in dönüşüyle ilgili öykünün anılmamasında kimi ideolojik tutumların etkisi hissedilmektedir. Birincil kaynakların kullanılması bu tarzda bilgilerin yorumlanmasında en önemli ve güvenilir dayanak noktasını oluşturmaktadır. Sonuçta bilim tarihi araştırması, tarihin bir “yeniden yapılandırılması”nı gerektirmektedir ve bu yeniden yapılandırmalar yeterli kaynak olmadığı koşullarda gerçekten oldukça farklı, yanılsatıcı yapılandırmalar olma riskini fazlasıyla taşımaktadır.

IV. Kaynakça

a. Kitap ve Makaleler

Abou-Hatab, F. (1997): Psychology from Egyptian, Arab, and Islamic Perspectives Unfulfilled Hopes and Hopeful Fulfillment, European Psychologist, 2, No. 4, 356-365.

Anschütz, G. (1916): İnsanların Ahval-i Ruhiyeleri Arasındaki Ferdi Farklar Hakkında Tetkikler, Darülfünun Edebiyat Fakültesi Mecmuası, Cilt 1, No. 5, 475-480.

Arkonaç, S. (1995): İstanbul Üniversitesi Psikoloji Bölümü 80. Yıl, Türk Psikoloji Bülteni, Cilt 2, 91-95.

Benetka, G. (1997): „Im Gefolge der Katastrophe...“ Psychologie im Nationalsozialismus, Paul Mecheril ve Thomas Teo (Haz.), Psychologie und Rassismus içinde, 1997, Hamburg, S. 42-72.

Benetka, G. (2002): Denkstile der Psychologie, Viyana.

Bilgin, N. (1988): Başlangıcından Günümüze Türk Psikoloji Bibliyografyası, İzmir.

Boring, E. G. (1950): History of experimental psychology, New York.

Galip, R. (1933): Milli Eğitim Bakanı Sayın Reşit Galib’in Demeci, In: Hirş, E. (Haz.) Dünya Üniversiteleri ve Türkiye’de Üniversitenin Gelişmesi Cilt 1. İçinde, 1950, İstanbul, S. 310-319.

Geuter, U. (1980): Insitutionelle und professionelle Schranken der Nachkriegsauseinandersetzungen über die Psychologie im Nationalsozialismus. Psychologie und Gesellschaftskritik, 4, No: 13-14, 5-39.

Goldmann, L. (1998): İnsan Bilimleri ve Felsefe, İstanbul.

Kağıtçıbaşı, Ç. (1994): Psychology in Turkey, International Journal of Psychology, 29(6), 729-738.

Kayral, S. (1953): Türkçe Psikoloji Eserleri Bibliyografyası, İstanbul.

Kuhn, Th. (1976): Die Struktur wissenschaftlicher Revolutionen, Frankfurt.

Leahey, Th. (1991): A History of Modern Psychology, New Jersey.

Orhonlu, C. (1973): Edebiyat Fakültesinin Kuruluşu ve Gelişmesi (1901-1933) Hakkında Bazı Düşünceler. Cumhuriyetin 50. Yılına Armağan içinde, İstanbul, 1973, S.57-70.

Özbaydar, S. (1973): Cumhuriyetin İlk 50 yılında Türkiye’de Psikoloji. Cumhuriyetin 50. Yılına Armağan içinde, İstanbul, 1973, S.219-222.

Yıldırım, A. (1998): Türk Üniversite Tarihi, Ankara.

Widmann, H. (1973): Exil und Bildungshilfe. Die deutschsprachige akademische Emigration in die Türkei nach 1933, Bern/Frankfurt.

b. Kişisel Dosyalar

Wilhelm Peters, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’ndeki Özlük Dosyası

Notlar

1 Boring, E. G. (1950): History of experimental psychology

2 Leahey, Th. (1991): A History of Modern Psychology, s. 34.

3 Benetka, G. (2002): Denkstile der Psychologie, s. 12

4 Geuter, U. (1980): Institutionelle und professionelle Schranken der Nachkriegsauseinandersetzungen über die Psychologie im Nationalsozialismus.

5 Kuhn, Th. (1976): Die Struktur wissenschaftlicher Revolutionen

6 Bak. Abou-Hatab, F. (1997): Psychology from Egyptian, Arab, and Islamic Perspectives
Unfulfilled Hopes and Hopeful Fulfillment.

7 Goldmann, L. (1998): İnsan Bilimleri ve Felsefe, İstanbul.

8 Kağıtçıbaşı, Ç. (1994): Psychology in Turkey

9 Erkek öğrencilerin çok büyük bir bölümünün silah altına alınmasından dolayı 1915-16 öğretim yılında sadece dört, 1918-19 öğretim yılında sadece 5 öğrenci felsefe bölümünü bitirmişti. 1916-17 ve 1917-18 öğretim yılları boyunca ise kimse Edebiyat Fakültesinden mezun olamamıştı. Bak. Orhonlu (1973): Edebiyat Fakültesinin Kuruluşu, s. 63.

10 Anschütz, G. (1916): İnsanların Ahval-i Ruhiyeleri Arasındaki Ferdi Farklar Hakkında Tetkikler

11 Yıldırım, A. (1998): Türk Üniversite Tarihi, s. 94

12 Özbaydar, S. (1973): Cumhuriyetin ilk 50 yılında Türkiye’de Psikoloji, s. 219

13 Kayral, S. (1953): Türkçe Psikoloji Eserleri Bibliyografyası

14 Bilgin, N. (1988): Türk Psikoloji Bibliyografyası. (Bu kaynaktan beni haberdar eden ve kitabın elime geçmesini sağlayan sayın Doç. Dr. Melek Göregenli’ye teşekkürler)

15 Galip, R. (1933): Milli Eğitim Bakanı Sayın Reşit Galib‘in Demeci, s. 315.

16 Görevlendirmelerin ayrıntılı hikayesi için bak. Widmann, H. (1973): Exil und Bildungshilfe.

17 Arkonaç, S. (1995): İstanbul Üniversitesi Psikoloji Bölümü 80. Yıl, s. 92

18 Benetka, G. (1997): „Im Gefolge der Katastrophe...“, s. 66, Not: 4.

Toplum ve Bilim Dergisinin 98. sayısında yayınlanmıştır.

Jσѕє` isimli Üye şimdilik offline konumundadır Alıntı ile Cevapla
Alt 10.09.2012, 17:27   #12 (permalink)
Aktif Üye
Kullanıcıların profil bilgileri misafirlere kapatılmıştır.
Standart Cevap: Psikoloji Tarihi

“SAKINCALI PSİKOLOJİ” – Muzaffer Şerif Başoğlu ve Sadrettin Celal Antel’in Görevlerinden Uzaklaştırılmaları Örneğinde Politika ve Psikoloji İlişkisi

Bu sunuşta bizler siyaset ile psikoloji arasındaki ilişkiyi Antel ve Sherif’in yaşamları ve özerk üniversitenin önemi üzerinden değerlendirmeye çalışacağız. Bunu yaparken öncelikle dünyanın ve Türkiye’nin zaman içinde değişen siyasal bağlamını ortaya koymaya çalışacağız. Antel ve Sherif tahliyelerini gözden geçirdikten sonra da, son bölümde siyaset ile psikoloji arasındaki olası bağları tartışacağız.

Almanya’da modern üniversitenin babası sayılan Wilhelm von Humboldt bilimle uğraşanların uyması gereken iki temel koşul belirlemişti: Tek başınalık ve özgürlük. Humboldt kendi üniversite düşüncesini bu temeller üzerine inşa etmişti. Özgürlük düşüncesi öncelikle her ikisi de bağımsız özneler olarak öğretmen ve öğrencinin istedikleri şeyi öğrenme ve öğretme özgürlüğünü ifade ediyordu. Tek başınalık ile ifade edilen üniversitenin dışarıya karşı, özellikle de ekonomi ve politikaya karşı tek başına olmasıydı. Bu arı bilim anlayışı politikanın ve ekonominin çıkarlarından bağımsız bilimsel bilginin varolabileceği yanılsamasını taşıyordu (Fürnkranz, 1992: 32).

Humboldt’un yaklaşımı bir ideali ifade ediyordu. Ancak bu yalnız bir arı bilim ideali değil, aynı zamanda 1848 devrimleri günlerinde geliştirilmiş bir demokratik toplum idealiydi de. Oysa ki tarihte “demokrasi” sözcüğünün bugün olduğu gibi olumlu bir içerik taşımadığı bir dönem de vardır. Avrupa’da kara gömlekli çetelerin demokrasi sözcüğünü kullanan herkese dehşet saçtığı, “devletin haklarından” ve “yurttaşların yükümlülüklerinden” bahsedilmesinin gayet olağan karşılandığı bir dönem. 1848’in demokrasi ideallerinin Avrupa başkentlerinin işçi semtlerinde kan içinden boğulmasından 85 yıl sonrasından bahsediyoruz. İtalya’da birkaç yıldır iktidarda bulunan faşizm bu kez de Almanya’da iktidara gelmiştir. Yahudilerin devlet memuru olamamalarına ilişkin bir yasanın yanı sıra, akıl hastalarının kısırlaştırılmalarına ilişkin bir yasanın çıkarılması Nazilerin ilk işi olmuştur. Liberal demokrasi son saatlerini yaşamaktadır.

Avrupa’da bu gelişmeler yaşanırken, Avrupa’nın yanı başında da on yaşında genç bir cumhuriyet yönünü aramaktadır. İlk yılların liberal girişimleri Türkiye’de de yerini giderek devletçi politikalara bırakmaktadır. Çok partili hayat denemeleri, en son liberal Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın kapatılmasıyla sona ermiş, 1937’de tümüyle kurumsallaşacak tek parti iktidarının toplumsal ve ekonomik zemini yaratılmaya başlanmıştır. Kemalizm sözcüğü artık daha çok telaffuz edilmektedir ve Kadro dergisi gibi dergiler, kendilerini “inkılabın ideolojisini” üretmeye ve Kemalist devrimi bütün sömürge ve yarı sömürgelere bir model olarak ihraç etmeye çalışmaktadırlar.

Eski imparatorluğun başkentinde bulunan ve bu gelişmelere karşı çıkmadığı zamanlarda da tarafsız kalan İstanbul Darülfünunu, bu dönüşüm sürecinde artık iktidar tarafından bir ayak bağı olarak görülmeye başlanmıştı. Nazizmin iktidar olduğu ve Yahudi ve solcu öğretim üyelerinin Alman üniversitelerinden kovulduğu yıl olan 1933’de Türkiye’de büyük bir üniversite reformu yapıldı. Darülfünun kapatıldı ve yerine İstanbul Üniversitesi kuruldu. Bu reformun sözcüsü Milli Eğitim Bakanı Reşit Galip, Humboldt’tan daha gerçekçiydi. “Yeni üniversitenin en esaslı vasfı, diyordu Galip, onun milliliği ve inkılapçılığıdır. Bunun içindir ki üniversitenin edebiyat ve hukuk fakültelerinin tedrisatı bu iki mühim esasa göre teşkilatlandırılmıştır. Millî tarih için yeni kürsüler ihdas edilmiştir. Türk inkılabının ideolojisini yeni üniversite işleyecektir” (Reşit Galip, 1933: 316).

Böylece bir yanılsama giderilmiş oluyordu. İstanbul Üniversitesi “inkılabın”, yani başka bir deyişle iktidarın hizmetinde olacaktı. Bu hizmeti yerine getiremeyeceği düşünülen Darülfünun hocaları üniversiteden kovuldular. Üniversitenin özerkliği de “yeni düzenlemeler tamamlanıncaya” kadar rafa kaldırıldı.

İktidarın hizmetindeki üniversite “Türk inkılabına ideoloji üretme” görevini elinden geldiği kadarıyla yerine getirdi. Bu durum doruk noktasına tek parti iktidarının anayasal güvenceye kavuşturulduğu 1937 yılı ve sonrasında ulaştı. Türk Tarih Tezi ve Güneş Dil Teorisi gibi bilim dışı ama iktidarın milliyetçi ideolojisine oldukça uygun tezler ortaya atıldı.

Taner Timur’un (1984) gösterdiği gibi aslında yabancı kökenli bir düşünce olan Türkçülük de özellikle bulduğu uluslar arası ideolojik destek sonucunda yeni bir evreye girmiş bulunuyordu. Alman propagandasının etkisiyle de (Glasneck, 1966) Yahudi aleyhtarlığı ve ırkçılık Türkiye’de giderek karşılık bulmaya başlamıştı. Ortalığı Türkçü dergiler kaplamıştı. Üniversitede ırk araştırmaları yapılıyor, Anadolu’da kafatası ölçümleri yapılarak Türklerin ırkları tespit edilmeye çalışılıyordu.

Savaşa doğru yaklaşıldıkça iktidar içinde Almanya etkisi giderek arttı. Alman yanlıları özellikle Cumhuriyet gazetesi çevresinde örgütlenmişlerdi. Savaşın başlamasıyla da hükümet azınlıkları hedef alan bir dizi yasa çıkardı. Kısa süre sonra başbakanlığa getirilen Şükrü Saraçoğlu “Türkçü” olduğunu açıkça ilan ediyordu. Saraçoğlu 5 Ağustos 1942’de parlamentoda şöyle demişti: “Biz Türküz, Türkçüyüz ve daima Türkçü kalacağız. Bizim için Türkçülük bir kan meselesi olduğu kadar ve lâakal o kadar bir vicdan ve kültür meselesidir de” (Atsız, 1944a: 1).

Nitekim Almanya’nın savaşı kazanma ihtimali yaşadığı sürece bu anlayış Türkiye’de iktidar oldu. Ta ki Kızılordu’nun Berlin’e yürüyüşünün artık engellenemeyeceği tüm dünya tarafından anlaşıldıktan sonradır ki, dönemin Milli Şefi 1944 yılı 19 Mayıs kutlamaları sırasında “Türk milliyetçisiyiz, fakat memleketimizde ırkçılık prensibinin düşmanıyız” açıklamasını yaptı (TİTE, 1944).

1944 yılı Türkiye tarihinde önemli bir yıldır. Bu yıl içinde hem o zamana kadarki en kapsamlı komünist tutuklamalarından biri yapılmış, hem de kısa süre sonra ırkçı-turancı yazarlar yargılanmıştır. “Demokrasi” sözcüğü yeniden olumlu bir anlam kazanmış, üstelik bir yıl içinde toplumun büyük kesimi, hatta savaş boyunca nazizmi desteklemiş olanlar bile “demokrat” olmuşlardır. Nitekim bir yıl sonra çok partili hayata, ya da dönemin moda deyimiyle “demokrasiye” geçişle birlikte CHP içinden kopan muhalefet Demokrat Parti adını alacak ve Türkiye’nin 1950’li yıllarına damgasını vuracaktır.

1944 yılına dair unutulmaması gereken bir diğer olay da, savaş boyunca tutarlı bir şekilde nazizm karşıtı tavır almış kimi üniversite öğretim üyelerine yönelik tasfiyelerdir. Bu tasfiyelerin bir şekilde kurbanı olmuş iki ismi anmak, psikoloji tarihi adına önem taşımaktadır: İstanbul Üniversitesi’nden Sadrettin Celal Antel ve Ankara Üniversitesi’nden Muzaffer Şerif Başoğlu.

Jσѕє` isimli Üye şimdilik offline konumundadır Alıntı ile Cevapla
Alt 10.09.2012, 17:27   #13 (permalink)
Aktif Üye
Kullanıcıların profil bilgileri misafirlere kapatılmıştır.
Standart Cevap: Psikoloji Tarihi


Sadrettin Celal Antel

Sadrettin Celal Antel 1891’de İstanbul’da doğdu. Paris St. Cloud yüksek öğretmenlik okulunu bitirdikten sonra bir süre Sorbonne’da Durkheim’ın pedagoji derslerini takip etti. Bu sırada marksizmle tanıştı ve 1919 yılında ilk sayısı Almanya’da yayınlanan ve aynı yıl içinde faaliyetlerini İstanbul’a taşıyan Kurtuluş dergisi çevresine katıldı. Türkiye Komünist Partisi’nin yayın organı Aydınlık’ın sorumlu müdürlüğünü üstlendi. 1924’te yapılan Komintern V. Kongresine TKP delegesi olarak katıldı. Şubat 1925’te Takrir-i Sükun yasası sonucunda tutuklandı. Komünist olmak nedeniyle yedi yıl hapse mahkum olduysa da bir yıl sonra çıkan genel afla serbest bırakıldı. Hapisten çıktıktan sonra TKP ile ilişkisini kestiyse de, sol içerikli bakış açısını kaybetmedi.

Bu bakış açısı Antel’in bilimsel yaklaşımında da belirgindir. 1926 yılında çevirdiği “Declory Usulü” adlı kitabın önsözünde iş okulu düşüncesini vurguluyor ve öğretmen merkezli bir anlayıştan, çocuğun çalışarak öğrendiği ve etkin olduğu öğrenci merkezli bir anlayışa geçilmesini savunuyordu. Bu anlayış üzerinde dönemin Sovyet pedagojisinin etkisini gözardı etmemek gerekir.

Antel partiden ayrıldıktan sonra çeşitli okullarda çalıştı ve 22 aralık 1936’da İstanbul Darülfünunu Pedagoji ve Psikoloji Enstitüsü’ne profesör olarak atandı. İkinci Dünya savaşı döneminde tutarlı bir şekilde anti-faşist bir tutum aldı. Liberal içerikli Tan gazetesinde nazizme karşı çıkan ve Sovyet Dış politikasını öven yazıları çıktı. Ancak böylece Irkçı-Turancı basının da şiddetini üzerine çekti. Irkçı hareketin en önemli demagoglarından Nihal Atsız (1944b) Orhun dergisinde başbakana yönelik yazdığı açık mektupta “bir vatan hainini ve hapisten çıkmış bir sabıkalıyı Türk üniversitesinde pedagoji enstitüsünün başına getirmek şaheser bir gaflettir” diyordu.

Bu açık mektup Türkçü hükümet üzerinde etkili oldu ve Antel mektubun yayınlanmasından 16 gün sonra görevinden alındı. Bunun üzerine bakanlığı dava etti. Antel’in görevinden alınma nedeni üniversite diplomasına sahip olmayışı, okuduğu Paris St. Cloud yüksek öğretmen okulunun bir üniversite olarak kabul edilemeyeceği olarak duyuruldu. Ancak rektörlük tarafından mahkemeye gönderilen dekanlık yazısı (İÜEF-A – Antel) Antel’in talebe arasında toplantılar yaptığı, dergilerde de isminin geçtiği gibi iddiaları içeriyordu. Bu da sorunun hiç de Antel’in diplomasıyla ilgili olmadığını gösteriyordu.

Antel’in davası sürerken gelişen olaylar büyük oranda davanın sonucunu etkilemiş olsa gerek. İnönü’nün yukarıda söz ettiğimiz ırkçılık karşıtı konuşması tam da Antel’in görevden alınışının beş hafta kadar sonrasına denk gelmektedir. Üstelik Atsız’ın mektubunda hakaret ettiği bir dizi öğretim üyesinden Sabahattin Ali’nin açtığı davayı takip eden olaylarla birlikte, ırkçı ve Turancılar aleyhinde tutuklamalar başlamıştı. Avrupa’da faşizmin ezilmesiyle, Türkiye’de de demokrasiye doğru bir eğilim belirmişti. İstanbul Üniversitesi rektörü Tevfik Sağlam Eylül 1944’de 12. Ders yılını açış konuşmasında Üniversitede faaliyet gösteren ırkçı ve Turancılara karşı Türk milletinin pek çok ırkla ve milletle çaprazlamalar yapıp da bunların en iyi özelliklerini aldıklarını, ırkçılığın akılsızlık olduğunu söylüyordu. (Sağlam, 1946, s. 2).

Bu yeni yönelim sonucunda Danıştay Antel hakkındaki delilleri yetersiz buldu ve Antel’in 5 Nisan 1945 tarihli kararla görevine dönmesine karar verdi. Antel, kendi yokluğunda Sabri Esat Siyavuşgil’in devam ettiği derslerine 6 Nisan 1945’te yeniden başladı. Üstüne üstlük dekanlık 27 Nisan 1945’de rektörlüğe Antel’in öğrencilerle yakın ilgisi ve çalışması dolayısıyla terfiye layık göründüğünü yazıyordu. Antel 24 Mayıs’ta terfi etti.

Jσѕє` isimli Üye şimdilik offline konumundadır Alıntı ile Cevapla
Alt 10.09.2012, 17:27   #14 (permalink)
Aktif Üye
Kullanıcıların profil bilgileri misafirlere kapatılmıştır.
Standart Cevap: Psikoloji Tarihi

Muzaffer Şerif Başoğlu

Psikoloji tarihi açısından tahliyenin ikinci önemli ismi olan Muzaffer Şerif Başoğlu hepinizin bildiği gibi dünyaca ünlü bir sosyal psikologtur. 1906 İzmir, Ödemiş doğumlu ve varlıklı bir ailenin çocuğu olan Muzaffer Şerif Başoğlu çocukluk ve gençlik yıllarında savaşlara tanık olmuş, 1919 yılında bir Yunan askerinin merhametiyle süngülenmekten kurtulmuş, ve sonunda hayatını insan grupları arasındaki problemleri anlamaya adamıştır. İstanbul Üniversitesi’nde 1928’de aldığı bir master derecesinden sonra Harward’a giden Sherif, Büyük Ekonomik Depresyon’u ve onun toplumsal sonuçlarını orada yaşamış ve Almanya’ya geçmiştir. Burada Gestalt psikologlarından Köhler ile tanışan Sherif, Nazizmin yukselişini de izlemiştir. 1933’te Columbia Üniversitesi’nde Almanya’dan yurt dışına sürülen Gestalt ve Frankfurt Okulu mensuplarıyla tanışan, onlarla ev toplantılarına katılan Sherif ayrıca Otto Klineberg’den Irk psikolojisi üzerine politik imaları çok açık olan bir ders almıştır. Bilindiği üzere Sherif 1936’da “Toplumsal Normların Psikolojisi” isimli ses getiren kitabını yayınladıktan sonra yurda dönmüş ve politik içerikli kimi çalışmalara başlamıştır (Sherif’in hayatının bir özeti için, bkz Granberg & Sarup, 1992).

İkinci Dünya Savaşı’nın da etkisiyle akademik faaliyetlerini siyasallaştırmaktan kaçınmayan Sherif, 1943’te Irk Psikolojisi isimli kitabını yayınlamış ve savaş yıllarında Ankara Üniversitesi’nde sosyoloji bölümü başkanı olan Behice Boran ile birlikte çeşitli siyasal dergilerde yazıları yayınlanmıştır. Bu yazılar da Değişen Dünya (Sherif, 1945) isimli bir kitapta toplanmıştır. Öğrencisi Fatma Başaran’ın aktardığına göre Sherif kendi anti-faşist tutumları doğrultusunda oldukça aktifti, yazı yazmasının ötesinde, örneğin toplantılar da düzenliyordu. Nazizm ile birlikte Turkizm’i de eleştiren Sherif, 1944 yılında artık çok fazla göze battığında, halihazırda Nazizm’i destekleyen Türkiye hükümeti tarafından 4 aylığına tutuklanmıştı. Amerika’daki arkadaşları ve hocaları Hadley Cantril, Leonard Doob, Gardner Murphy ve Gordon Allport’un da desteğiyle hapishaneden kurtarılan Sherif, Amerikan hükümetinin de desteğiyle yurt dışına cıkarıldı (Granberg & Sarup, 1992). Daha sonra Türkiye’ye dönmek isteyen Sherif, bir Amerikalı ile evli olmasının sorun yaratacağına dair bir bilgi sahibi olduğu için ülkeye geri dönmedi ve kişisel serüvenine Amerika’da devam etti.

Konumuz politika ve psikoloji ilişkisi olunca, Sherif’in başına Amerika’da da gelenleri hatırlatmak lazım. Sovyetler Birliği’ndeki sosyal yaşamdan ve de dünyanın en büyük anti-faşist organizasyonu olan Sovyet Komünist Partisi’nin savaş sonrası prestijinden 1940’ların sonuna doğru halen etkileniyor olan Sherif, Ego İlgileri (Sherif, 1948) adlı kitabında bunu kişisel akademik yaşamında hiç olmadığı kadar berrak bir şekilde ortaya koymuştur. Sonuçta da, 1951’de McCarthy döneminde Amerika’da kalabilmesi için bir sadakat yemini imzalamak durumda kalan ve Oklahoma Üniversitesi yönetimi tarafından kalması desteklenen Sherif (Asliturk ve Cherry, 2003), böylece politik içerikli çalışmalarını geriye çekmiştir. Artık Sherif, toplumsal sınıflar bazında yaptığı incelemeleri “grup“ bazına çekmiş ve kendi sosyal psikolojik içgörüsünün siyasal imalarını dillendirirken daha fazla dikkat sarfetmiştir (Sherif, 1966). Politik ve eleştirel psikolojinin öncüllerinden birisi olarak adlandırılabilecek Sherif, farklı bir şekilde psikoloji tarihinde ergenlerle yaptığı gruplararası çatışma ve dayanışma süreçlerini inceleyen çalışmalarıyla anılır (Cherry, 1995). Aslında Sherif bütünlüklü bir sosyal bilimci ve entellektüel olarak bundan daha fazlası ile ifade edilmeyi hak etmektedir. Ancak siyasal sureçler kimi geçiş dönemlerinde buna kolay kolay izin vermemektedir.

Jσѕє` isimli Üye şimdilik offline konumundadır Alıntı ile Cevapla
Alt 10.09.2012, 17:27   #15 (permalink)
Aktif Üye
Kullanıcıların profil bilgileri misafirlere kapatılmıştır.
Standart Cevap: Psikoloji Tarihi

Psikoloji ve siyaset

Bu iki örnek ile gördüğümüz şudur ki psikolojinin siyaset ile olan ilişkisi, birincisi akademisyenin siyasal tutumları ve bunların kendi bilimsel söylemine yerleşmesiyle, ikincisi, siyasal bağlamın bu söylem üzerindeki baskısıyla kurulabilmektedir. Geçtiğimiz yüzyılda ekonomik bunalımlar, savaşlar ve uluslararası sorunlar psikologların değişik ölçülerde politize olmalarını sağlamış (ör: Finison, 1976; Schrecker, 1986) ve onları kimi zaman siyasal süreçlerin aktif katılımcısı olmaya zorlamıştır. Kendi dönemlerinin iktidarlarıyla çoğu zaman ters düşen bu insanların durumu bizlere de bir şeyler söylemektedir.

Öncelikle, yukarıdaki iki akademisyenin, Antel ve Sherif’in yaşamlarından da anlaşılacağı üzere bilimsel psikolojik aktivite aynı zamanda siyasal bir aktivitedir. Başka bir ifadeyle bir psikolojik söylemin siyasal bağlamından ayrı olarak ele alınması mümkün değildir. Hatta Antel ve Sherif gibi siyasal görüşlerinde açık olmayan akdemisyenler de aslında siyasal bir aktivasyon içindedirler. Örneğin, “değerlerden bağımsız“ ve politik olarak „notr“ bir psikolojinin var olduğu iddiası kendi içinde ideolojik bir iddiadır ve bugün dünyaya hakim olan bu akıl almaz düzenin ekmeğine yağ sürmektedir.

Amerika’da 1950’lerden sonra bilişsel psikolojinin doğuşu, örneğin Leon Festinger’in çalışmalarının çokça yaygınlaşması, Amerika’daki toplumsal-ekonomik süreçlerle doğrudan ilişkilidir (Israel, 1979). Festinger’in çalışmalarında siyasal-toplumsal süreçlerin oldukça minimum düzeyde olması kendi içinde politik bir tutumu barındırır. Bu tutum Amerikan bireyciliği ile yakından ilişkilidir. Bildiğiniz üzere, psikoloji ile bireycilik arasındaki dans daha cok bir Amerika vakasıdır. Çok tutulan bilişsel psikoloji bu anlamda ideolojik bir değer taşımaktadır. Örneğin, deneysel sosyal psikoloji alanında yapılan kimi çalışmalar göstermektedir ki sosyal psikolojiye halen kimi ölçülerde egemen olan “özne“, örneğin mekanik, etki tepki mekanizmalarıyla çalışan, yalıtık bir varlıktır. Bu varlık Kuzey Amerika psikolojisinin gürbüz çocuğudur. Özneyi bu şekilde kurgulamak ve dünyaya ihraç etmek ve dünyanın da bunu bu şekilde kabul etmesi sosyal-bilimsel süreçlerin siyasal süreçlerle olan bağını göstermektedir. Kısaca, psikolojik bilginin de bir sosyolojisinin olduğunun kavranması, siyaset ile psikoloji arasındaki bağın sadece kriz dönemlerinde oluşan bir şey olmadığını göstermektedir.

Antel ve Şerif örneklerine bakıldığında görülen, egemen ideolojiyle çatışan kimi insanların, görünüşte bilimsel tercihleri nedeniyle olmasa da politik tercihleri nedeniyle baskıya uğradıklarıdır. Ancak her iki örnekte de açık olan, bu insanların bilimsel anlayışlarıyla politik tercihlerinin aslında bir bütünlük taşıdıklarıdır. Böylece aslında politik baskı, aynı zamanda baskılanan politik tutuma uygun düşen bilimsel paradigmanın da baskılanması anl..... gelmektedir. Antel ve Şerif’in 1944 gibi bir dönüm noktasında tasfiye edilmesi, böylesi kriz dönemleri dışında alternatif bilimsel yönelimlerin baskıya maruz kalmadığını göstermez. İktidarın ideolojisini üretmek amacıyla kurulmuş bir üniversite, özerk ve demokratik bir yapıya kavuşmadan ve kuruluş amacından belirgin bir şekilde uzaklaşmadan sisteme alternatif bilimsel aktivitelerin ve eleştirel anlayışların baskıya uğramaması beklenemez. Kısaca söylemek gerekirse politik baskının olduğu yerde bilimsel özgürlükten bahsetmek ideolojik bir yanılgıdan başka bir şey değildir.

Referanslar

Asliturk, E., Cherry, F. (2003, Fall). Muzafer Sherif: The interconnection politics and profession. History and Philosophy of Psychology Bulletin.

Atsız, N. (1944a). Başvekil Saracoğlu Şükrü’ye Açık Mektup. Orhun, 15, 1-4.

Atsız, N. (1944b). Başvekil Saracoğlu Şükrü’ye İkinci Açık Mektup. Orhun, 16, 1-6.

Cherry, F. (1995). Lost in translation. In The 'stubborn particulars' of social psychology: Essays on the research process, pp (100-112), London: Routledge.

Finison, L. J. (1976). Unemployment, politics, and the history of organized psychology. American Psychologist, 31, 747-755.

Fürnkranz, W. (1992). Kritische Wissenschaft als Antwort auf das Versagen bürgerlicher Bildungstheorien. G. Benetka, G. Brandl, W. Fürnkranz, H. Lobnig, Ch. Nowak (Ed.), Gegen-Teile. Gemeinsamkeit und differenzen einer kritischen Psychologie, (S. 27-39) içinde, Münih; Viyana: Profil.

Glasneck, J. (1966). Methoden der Deutsch-Faschischtischen Propagandatätigkeit in der Türkei vor und während des Zweiten Weltkrieges. Halle: Marthin Luther Univ.

Granberg, D & Sarup, G. (1992). Muzafer Sherif: Portrait of a passionate intellectual. Granberg, D & Sarup, G. (Eds, 1992), Social judgment and intergroup relations: Essays in honor of Muzafer Sherif ‘in icinde (pp. 3-54). New York: Springer Verlag.

Israel, J. (1979). From level of aspiration to dissonance (or, what the middle class worries about). A. R. Buss (Ed.). Psychology in social context’ in icinde (pp. 239-257). New York: Irvington.

Reşit Galip (1933). Milli Eğitim Bakanı Sayın Reşit Galib’in Demeci. E. Hirş (Ed.), Dünya Üniversiteleri ve Türkiye’de Üniversitenin Gelişmesi C. 1, 1950, (s. 310-319) içinde. İstanbul.

Schrecker, E. W. (1986). No Ivory Towers: McCarthyism and the Universities. New York: Oxford University Press.

Sherif, M. (1936). The psychology of social norms. New York: Harper & Brothers.

*Sherif, M. (1943). Irk Psikolojisi. Istanbul: Universite Kitabevi.

*Sherif, M. (1945). Değişen Dünya. Ankara: Arpad Yayınevi.

Sherif, M. (1948). An Outline of Social Psychology, New York: Harper & Brothers.

Sherif, M. (1966). In common Predicament: Social Psychology of Intergroup Conflict and Cooperation. Boston: Houghton-Mifflin.

Timur, T. (1984). Batı İdeolojisi, Irkçılık ve Ulusal Kimlik Sorunumuz. Yapıt, 5, 7-30.

TİTE (Türkiye İnkılap Tarihi Enstitüsü) (1944). Irkçılık-Turancılık, Ankara: Türkiye İnkılap Tarihi Enstitüsü.

Arşiv Dosyaları:

İÜ EF-A:

Sadrettin Celal Antel

*Muzafer Sherif bu yayınlarını Muzaffer Şerif Başoğlu iken yazmıştır ancak yaşamının bir evresinden sonra böyle anılmak istemediğinden, biz de bu kitapları Muzafer Sherif’in ürünleri olarak sunmaktayız. Ayrıca bu yayınların bir kısmının elimize geçmesinde emeği geçen marksistpsikoloji tartısma grubu üyelerine teşekkür ederiz.

7-11 Eylül 2004 tarihinde XIII. Ulusal Psikoloji Kongresi’nde sunulan bildirinin tam metni.

Jσѕє` isimli Üye şimdilik offline konumundadır Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Yukarı'daki Konuyu Aşağıdaki Sosyal Ağlarda Paylaşabilirsiniz.


(Tümünü Görüntüle Konuyu Görüntüleyen Üyeler: 3
aShk, Narsinha, roverinae
Seçenekler Arama
Stil

Yetkileriniz
Konu Açma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Forum hakkında Kullanılan sistem hakkında
Forumaski paylaşım sitesidir.Bu nedenle yazılı, görsel ve diğer materyaller sitemize kayıtlı üyelerimiz tarafından kontrol edilmeksizin eklenmektedir.Bu nedenden ötürü doğabilecek yasal sorumluluklar yazan kullanıcılara aittir.Sitemiz hak sahiplerinin şikayetleri doğrultusunda yazılı, görsel ve diğer materyalleri 48 saat içerisinde sitemizden kaldırmaktadır. Bildirimlerinizi bu linkten bize yapabilirsiniz.

Telif Hakları vBulletin® Copyright ©2000 - 2016, ve Jelsoft Enterprises Ltd.'e Aittir.
SEO by vBSEO 3.6.0 PL2 ©2011, Crawlability, Inc.

Saat: 23:57