Forum Aski - Türkiye'nin En Eğlenceli Forumu
 

Go Back   Forum Aski - Türkiye'nin En Eğlenceli Forumu > Müzik Dünyası > Sinema
facebook bağlan


Alper Çağlar Röportajı Panzehir'in Yönetmeni

Sinema kategorisinde açılmış olan Alper Çağlar Röportajı Panzehir'in Yönetmeni konusu , Alper Çağlar Röportajı Panzehir'in Yönetmeni Geçtiğimiz ay (Mayıs) vizyona giren Panzehir filmiyle ilgili düşüncelerimi eleştiri yazımda belirtmiştim. Önyargı ile yaklaştığım filmin izledikten sonra bende yarattığı etkiden sonra biraz tesadüf eseri ...


Yeni Konu aç  Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Arama Stil
Alt 19.11.2014, 11:20   #1 (permalink)

Kullanıcıların profil bilgileri misafirlere kapatılmıştır.
Standart Alper Çağlar Röportajı Panzehir'in Yönetmeni



Alper Çağlar Röportajı Panzehir'in Yönetmeni


Geçtiğimiz ay (Mayıs) vizyona giren Panzehir filmiyle ilgili düşüncelerimi eleştiri yazımda belirtmiştim. Önyargı ile yaklaştığım filmin izledikten sonra bende yarattığı etkiden sonra biraz tesadüf eseri filmin yönetmeni Alper Çağlar ile tanışma imkanı bulduk. Fırsat bu fırsat diyerek de keyifli bir röportaj gerçekleştirdik. Keyifli diyorum ama buradaki ‘keyif’ her röportajda geçen saygı anlamındaki keyif değil, gerçekten eğleneceğiniz bir röportaj oldu diyebilirim. Tabii bunda Alper Çağlar’ın sitemizin konseptine tam olarak uyan bir adam olmasının etkisi büyük.

Röportajı okudukça Alper Çağlar’ın diğer havalı yönetmenlerden daha farklı, aynı zamanda zevk bakımından da okuyucularımızdan pek bir farkı olmadığını göreceksiniz. Steambox’un çıkmasını bekleyen bir yönetmen dersem herhalde güzel bir örnek olur. Sanırım filmin başrol oyuncularından Emir Benderlioğlu ile birlikte cevapladıkları oyun sorusu ilginizi çekecektir. Keza, Emin Boztepe’yi de köşede kıstırma düşünceniz varsa da ayağınızı denk almanızı gerektirecek (ya da dövmenin bir yolunu gösterecek) açıklamaları da bulabilirsiniz.

Lafı fazla uzatmadan sizi -gerçekten- keyifli Alper Çağlar röportajımızla baş başa bırakalım. Buradan da Alper Çağlar’ın Süperkarga’nın favori yönetmenleri listesine altın harflerle girdiğini belirtelim. Bundan sonra yönetmenin işleriyle ilgili bilgileri bizden fazlasıyla okuyacaksınız gibi gözüküyor. Son olarak ortağım Murat Sağlam ile birlikte, Alper Çağlar ve Emir Benderlioğlu’na FIFA’da meydan okuğumuzu cümle aleme duyuralım!


Panzehir ile Türk sinemasında uzun zamandır beklenen fakat daha önce denenmemiş hem hikaye hem de teknik anlamda durumlar söz konusu. O yüzden kolay bir soruyla başlayalım, bunları bir filmde toplayacak cesareti nasıl buldunuz?
Muhteşem arayüzlü sitenizin tüm okuyucularını selamlıyorum. Cevaba gelirsek, cesaret demek yerine bence cüret diyelim. Bir taraftan “yapma bunu Abdülşahap dizi kariyerini engeller ne aksiyonu” diyen menajeler, öbür taraftan senaryoyu 8 hafta okuyacağım diye bekletip sonra “ben Kara Kubur dizisi oyuncusuyum Haziran’da bitene kadar film setine gidemem, sonra da tatil yapacağım olmaz” diyen oturdukları tabureleri taht sanan “starlar”.
Bütün bu yüzeysel bencilliklerden sıyrılmış, hem öykünün kendisine inanan hem de fedakarlıkları göze alan bir takım oluşturmaktı aslında ilk adım. Artık hiç yapmadığım bir şeyler denemek istiyordum. Başka bir genre’dan bir filmin sahnesine soktuğum şiddet ve kavga değil, bütün filmin temasını oluşturan bir suç filmi. Insignia Yapım’ın sahibi can dostum Doruk Acar sayesinde de filmi uygun bir bütçeye oturtarak lojistik olarak “mümkün” kılmaya çalıştık. Ondan sonrası zaten tarih, büyük çileler ama büyük keyifle biten Panzehir.
Türkiye’de zaten sorun yetenek eksikliği değil, o yeteneklerin fikirlerine “ya bu Türkiye’de olmaz ki” geyikleri. Motivasyon yerine set çekme, çamur atma, en büyük düşmanımız kendi tereddütlerimiz olma fenomeni. Ne mutlu bana ki hem yapımda, hem de çekirdek ekipte yeni kıtalar keşfetmek isteyen insanlar var.
Panzehir’in hikayesi nasıl ortaya çıktı? Asıl merak edilen soru, bu tarz bir tekniğe uygun film çekmek isteyip hikayeyi ona göre mi yazdınız?
2004′te ilk kısa filmimde Ferit diye bir karakter yaratmıştım, bir nevi “yükselen” üstün zeka veliaht. Gene Emir oynuyordu. Panzehir’in aklımda doğuşu o günlere gider aslında. Senaryonun kendisi ondan birkaç sene sonra finalize edildi ama fikir hep oradaydı: Türkiye’de kendi mitolojisine sahip bir suç dünyasındaki güçlüler ve onların tetikçileriyle ilgili öyküler.
Die Hard’laşmış bir Goodfellas gibi. Panzehir aslında bu mitoloji ve tür denemesinin bir kesiti. 2014 yılının en efsanevi tetikçisi Kadir Korkut’un kanla boyadığı son gecesinin öyküsü. Zamanın kıskacının daraldığı bir macera, o adamın bir anti-kahraman olma yolculuğu, bu film türü için idealdi.
Karakter yaratma konusunda eski Türk filmlerinde başarılı olsak da yeni dönemde büyük eksikler bulunuyor. Panzehir’de ise her karakterin sağlam bir geçmişi var. Karakterlerin yaratım süreci nasıl oluştu?
Ben oldum olası sıkı bir RPG (FRP) oyuncusuyum. Biz daha tıfılken ’99 civarlarında o zamanki Dungeon Master’larımız (eski Gameshow’dan Muhammed “Nierdre” Dabiri gibi)her zaman karakter yaratmaya önem verdirirdi. O karakterin geçmişini, ailesini, amaçlarını, korkularını tasarlardık.
Ben ilk senaryolarımdan beri hep aynısını filmdeki tüm karakterlere yaparım. O karakterin kendi iç dünyasındaki motivasyonlar, kuvvetleri ve zaaflarını detaylandırırım. Hatta senaryo bittiğinde başında ana karakterlerin bu RPG Karakter Kağıdı gibi detayları olur 15-20 sayfa. Bu hem oyuncuyu motive eder, hem de beni. Oyuncu “yönetmen benim karakteri umursuyor” diye düşündüğünde o da %100′ünü verir. Ben de ne zaman sahnede hafif karakter dışı bir davranış sezsem o ilk fikirlerimi bir pusula gibi görerek kendi kendime rehberlik edebilirim davranışsal olarak.
Not: Alper Çağlar’ın bahsettiği RPG tadındaki karakter dosyalarına ulaştık. Üç önemli karakterin detaylarını yazının en sonunda bulabilirsiniz.
Dünya sinemasında artık yazıp yöneten insanlar kemik kadro kurmayı hedefliyor. Sizin için de bu geçerli mi? Panzehir’den sonra vazgeçmem dediğiniz oyuncular var mı?
Ben bir filmde çalıştığımda, genelde benimle çalışan oyuncular başta biraz yorulurlar, dirayetleri sınanır. Setlerim bir demokrasi değildir, mutlak bir diktatörlüktür, herkes fikrini belirtebilir tabi ama özgün vizyona sadık kalınma birinci koşuldur. Hepimiz “öykü” adında şımarık bir tanrıçaya hizmet ederiz. Benim görevim de ona koşulsuz sadakat sağlamaktır. Herkes görevini ve gelişmeleri departman başlarına onlar da direk bana bildirir. En ufak detay bile Alper filtresinden geçmek zorundadır. Bu kimi için doğru yöntem olmayabilir belki de, ama benim huzurlu olduğum yöntem.
Bir süre sonra oyuncular bu otoritenin, ego ya da körü körüne inat olmadığını görürler. Kendimi de onların çilesine, eforuna ortak ederim çünkü. Nihai amacım filmin elimizdeki olanaklar dahilinde en iyisi olabilmesi için yapılan bir ortak süreç oluşturabilmektir. Bu ortak fikir birliği oluştuğu an o kişiler, ahbaplarıma dönüşürler.
Emir Benderlioğlu, Tolga Akdoğan, Emin Boztepe, Murat Arkın, Çağlar Ertuğrul, Ufuk Bayraktar, Tayanç Ayaydın, Mine Kılıç – tüm filmlerimin başrolleri hala arkadaşlarım.
Ancak her oyuncunun nitelikleri o role yakınlığı kadar yoğurulur. Dostluk ayrı, işin tekniği ayrı olduğu için de, bazen yepyeni bir casting o role daha uygun olabilir.
Yukarıdaki arkadaşlarımın hepsi de bunun bilincinde ve kalitesinde oyunculardır. Rolleri rezervasyon usulü kendilerinin gibi görmezler hepsi “projeye faydalı” olabilmek için düşünürler.
Denk geldiğim başroller gerçekten altın gibi insanlardı, bu benim en büyük şansım.
Oyunculuk range‘i (bir oyuncunun yelpaze genişliği farklı roller için) açısından Tolga Akdoğan’ı tek geçerim ama. Kuzenim olduğu için değil, sadece bukalemun gibi kapasitesi olduğu için. Seyircinin empati kurması gereken “lan aynı benim gibi ya” hissini oluşturabilecek bir isviçre çakısı Tolga.

Türkiye’de oyunculuk hakkında düşünceleriniz neler?
Türkiye’de oyunculuk hakkında düşüncelerim Göktürkler civarı Batı Avrupa gibi. Karanlık Çağ. Berbat, veba dolu bir şarlatanlık ve saçmalık diyarı.
Gerçek oyuncularla, kendilerini oyuncu sananların haksız ve içler acısı ironik bir yer değiştirmesi var. Bana yeni yetme güzellik yarışmasından kızı, ya da yakışıklı ama minyatür kalamar gibi bakan 20′lik adamı “oyuncu” diye tanıttıklarında, yanımda olsun olmasın “o bir oyuncu değil” derim menajerine ya da temsilcisine. Oyuncu olmak öyle kolay iş değil. Sokakta bulunan bozuk para değil o, bir zanaat.
Daha önemlisi, menajerin görevi yalaka olmak değil, doğrulara rehberlik etmek. O “yeni keşif” kişiye oyuncu muamelesi yapamazsınız. Geceleri istediği kadar medyatik, televizyonda istediği kadar şampuan yüzü, dizi finalinde istediği kadar ağlak olsun. Önce teorik ve pratik bilgileri ve tecrübeyi edindirmeniz lazım.
Bu ülkede ne çileler çeken, ne büyük yetenekler var. Ekmeklerini taştan çıkaran insanlar var. O yüzden bir kere tanım olarak benim için oyuncu vardır, bir de kendini oyuncu sanan vardır.
Ama bunu düzeltmek de akademik kurumların elinde. Siz öğrenciniz mezun olduğu an ona yön gösteremeyecek kadar acizseniz, tabii ki sömürülür, hakkı yenir. Onu teorik olarak hazırladığınız bir dünyada, pratik olarak yapayalnız bırakıyorsunuz.
Bu ülkenin drama ve tüm ilintili sanatlarda yepyeni bir yapılanmaya ihtiyacı vardır. Yoksa bu karanlık çağ bir nesil daha devam eder.
Filmin izlediğimiz birkaç kamera arkası görüntülerinde tekrar eden çekimlerde Emin Boztepe’nin sabrının taştığını gördük. Herkesi dövme potansiyeli olan bir insanı nasıl zapt ettiniz?
Emin Abi’yle ben, Tolga (Cem) ve Emir (Ferit) inanın gülmek ve eğlenmek dışında bir şey yap(a)madık. Üçümüzün de dayısı gibi artık Emin Boztepe, öyle aileden biri kalbimizde. Ama tabi zaman zaman setin kendisinde uzayan bir günde veya havanın azizliğine uğrayan ve onu sosyal/iş aktivitelerinden alıkoyan çekimlerde insanlar huzursuz olabiliyor. Kalıcı şeyler değil onlar.
Bir de işin ironik tarafı, herkesi dövmenin ötesinde, Emin Boztepe efektif olarak bir ölüm makinesi. Ustası olduğu (hatta Grandmaster’ı olduğu) Wing Tzun, birini çabucak etkisiz hale getirip öldürmek üzerine kurulu. Fazla kasmadan 4-5 saldırganı aynı anda hastanelik edebilir. Ve bu adam, işinin EN İYİSİ. Yani Naruto animesini izleyenleriniz için, kendisi Rikudou Sennin (Ōtsutsuki Hagoromo ). Ama bu kadar teknik kuvvete ve kabiliyete rağmen ağzından fıkralar çıkar, beraber aşk meşk efkar muhabbeti yaparız, kavga sahnelerinde bizi ben çekim arasında “kes” dedikten sonra kırıp geçirir. O anları ölene kadar unutmayacağız.
Bu kadar altın yürekli, olgun ve zen bir insan daha olmayabilir dünyada tanıdığım. Vakur ve güleryüzlü. Yoda yahu– resmen Yoda. 1.90′lık gür saçlı Yoda.
Açık konuşmak gerekirse, setin en kaprislisi ya da huysuzu ve en eğlencelisi kimlerdi?
Kaprisli biri olmadı. Bizim kamera önündeki insanlar çok çalışkan ve hep hazırdı. Zaten onca emeğin ortasında kimse çıkıp da kapris yapamaz. Utanır. Başroller Emin Abi’yi ve Tolga’yı kanlar içinde görünce herkes “yahu benim olayım onların yüzde biri çileli değil” diye hemen olgunca davrandılar diye düşünüyorum.
En eğlenceliler ise Emir, Emin Abi ve Tolga. Gülmekten gözlerimi yaşarttılar bazen. Emir’le ben hep yarılırız zaten sürece – nihayetinde film çekmek aslında çocukça bir oyunu profesyonel parametrelerde oynamak, doğası sürreal – ama bizim hep mavra atarken, denkleme Emin Abi ve Tolga girince sitcom gibi olduk. Tolga ailemden, Emir çocukluk arkadaşım, Emin Abi’yse ninja/jedi karışımı kule gibi saniyede 11 yumruk atan bir usta. Siz düşünün o geyiklerdeki potansiyeli.

Filmi yazıp, yönetip kurgulamanın yanı sıra oyunculuk da yaptınız. Oyunculuk yapmayı sevdiğiniz için mi? Yoksa filmde bir imzam olsun dediğiniz için mi?
Bedava olduğum için. Kendi filmlerim dışında bir yerde oynamam, oynarsam da en oyuncusuyla uğraşmak istemediğim role koyarım kendimi. Hem zaman, hem para kazanmak — hayatın anlamı!
(SPOILER UYARISI)
Kadir Korkut’un hikayesi devam edecek mi? Hapis sonrası ya da Panzehir öncesi olabilir mesela.
Edecek. Doruk’la bazı planlarımız var. Panzehir’i zaten yapısal olarak 3 filmlik bir destanın ilk parçası olarak planlamıştık. Aynı zamanda geçmiş nesildeki babası ve Cemal’in maceraları (1968 – 1974 arası) var.
Kadir gerçekten sevdiğim karakterlerimden biri. Yolculuğu bir kötü adam olarak başladı, zar zor anti-kahraman oldu, kahraman olmasına, kefaretinin bitmesine daha çok var. Ama bir kardeş edindi kendine. Hapis tabi çetin yer – Ancak filmin bitiminde Cem’in ifadesine çok iyi bakın .
(SPOILER BITTI)
Kadir Korkut’un kostümü kimin tasarımı?
Kadir’in kostümü benim klasik “dusterlı kovboy” fikrinin siyah’a bürünmüş, ve Nina Bjerch Andresen ile oturup düşündüğümüz “silahlı modern ronin” tipinde bir yapıda. Harikulade sanat ekibimiz Sıla Karakaya, Ekin Ergök ve Fatih Yarşı, Pınar Çakı ve bir düzine daha insanın desteğiyle oluşan bir sentez. Kadir’in deri holsterları (silah kılıfı) ise Dünyanın en iyi deri harness tasarımcısı Elif Domaniç’ten. Elif öyle yeteneklidir ki sarhoşken, gözleri bağlıyken ve deprem oluyorken şu Joro Gayne mi, Zora Payne mi, Zorro mu — onu cebinden çıkarır.
Konsept çizerlerimiz Ege Arcan ve Emre Sirel ise hayatınızda görebileceğiniz en harikulade çizimlerle sanat ekibinin pusulasını hep doğru yönde tuttular. Benim aklımdaki onların kalemine, onların kalemi sanat’ın eforuyla gerçeğe dönüştü.
Kadir’in inventory’sini anlatmazsak olmaz tabii ki. 2 tane susturuculu Walther P99′u koltuk altlarında, bir tane çelik Desert Eagle .50 AE belinde, sırtında da ideal büyüklükte bir kukri. Gurkha knife demek daha doğru olur çünkü bizimki baya “short sword” uzunluğuna yaklaşıyordu. Emin abinin elleri ve cüssesi büyük diye daha küçük gelebilir ama 60 santim vardı.
Çok konuşulan bir Ferrari patlama sahnesi var. Bu konuda bir açıklama yapmak ister misiniz?
Oradaki CGI’ exposure ve patlama sonrası durağanlıktan, sonunda beni de tatmin etmeyen bir yapı oluşmuştu. Vizyona yetişmek adına “şimdilik tamam” dedik. Ama sonra bize sevgisini ve desteğini veren sadık seyircimize bir jest yapmak için tüm kopyaları yeniden bastırıp, bize masrafı olmasına rağmen o sahnenin kurgusundan efektlerine, sesinden akışına kadar herşeyini yeniden ele aldık.
O sahne artık rahatsız etmeyecek kimseyi. Hem daha çabuk geçiyor, hem de efektin güzel kısımlarıyla limitledim kurguyu. Herşeyi görmesine zaten gerek yok seyircinin orada. Arşive karizmatik verelim tüm filmi.
Hiç Emin Boztepe ile dövüştünüz mü? Dayağı kim yedi?
Emin abi beni asla yenemez, çünkü hamle yaptığı an donar kalır. Bana olan büyük abi sevgisi ve muhabbetimiz tılsım gibi. Medusa bakışı gibi.
Ama Emin Abi’yle ilk tanıştığımda bir gece önce bir barda ona saldıran bir sarhoşa kendini müdafaa ederken adama zarar vermemek için tokat atmış. Gene de adam uçmuş, ön dişi Emin Abi’nin elinin içinde kalmış. Benle buluştuğunda dişin saplandığı yeri görüyordum inanılmazdı – dumur sesleri çıkıyordu beynimden. Emin Abi’nin elleri Hulk’un elleri gibi, devasa ve bir ömür boyu yumruk atmaktan kemik yapısı değişmiş. Mübalağa yapmıyorum, inanamazsınız. Bazen hareket anlatmak için koreografide hafif vurduğu stajyerler ve figuranların gözleri doluyordu. Strength 18(100).
Bir de şöyle bir anektod aktarayım size:
Alper: “Emin abi maksimum kaç kişi indirirsin tek başına?”
Emin Boztepe: “Bıçak var mı?”
A: “Yok sadece yumruk vs. Averaj insanlar, benim gibi Emre gibi (arkadaş).”
E: “5 alırım. 7′de zorlanmaya başlarım. 8 ve üstü çok çok zor.”
Onu dövmeyi denemeyi boşverelim kısacası.

Alper Çağlar, Emin Boztepe’yi dövmenin en iyi yolunun uykusundayken ilaçla zehirlemek olduğunu uygulama olarak gösteriyor.
Sette anlatılanlara göre bolca polis baskını olmuş. Ancak şu Bülent Ersoy olayını detaylı bir şekilde anlatır mısınız?
Bizim Müslim diye bir set amirimiz var. DAĞ’dan beri hem sadık hem çalışkan hem de setteki türlü entrikalara dirayetli bir adam olarak yetişti artık baya biliyor işin inceliklerini. En çileli setlerde öğrendi malum. Hatta filmde dayak yiyen taksiciyi oynayan büyük yetenektir kendisi. Müslim çığ bölgelerinde klaket çaktı, Emin Abi’den prova sırasında minderlere uçtu. Uykusuz yorgun 36 saatlik setlerde yer aldı.
Ama hiçbirşey onu Bülent Ersoy’un seti ziyaretine hazırlayamazdı.
Ferrari ve polisle olan arbede sahnesinde ağzı yüzü dağılmış Cem, Desert Eagle’ı tutan Emin Abi, ve iki safdışı bırakılmış polis Zincirlikuyu mezarlığının tam önünde İstanbul’un en işlek caddelerinden birinde rol yapıyorlar.
Bülent Ersoy’un da aracı, kendisi endişelendiğinden olsa gerek herkes iyi mi diye duruyor. Ben ve kamera ekibi diğer tarafındaydık setin, araba Müslim’in orada durmuş. Bir süre konuştular Bülent Ersoy olduğunu bile görmüyorum ben. Müslim ne dedi onu da bilmiyorum. Tek bildiğim, ve yarıldığım an, Müslim yanıma gelip:
“Abi gelen Bülent Ersoy’du” demesiydi. Yüzündeki o şok, korku ve tebessüm, ömür boyu hatırlanacak bir ifade kafamda.
Tabi düzinelerce insan sahneyi gerçek sanıp ihbar etmiş. İstanbul’un 10 yerinden ayrı amirliklerden devriye arabaları endişelenip geldi. Ama her iznimiz vardı, biraz muhabbet edip uğurladık onları, bir sıkıntı olmadı.
Panzehir’in gişedeki durumu hakkında ne düşünüyorsunuz? Gişeye bakıp sonraki projelerinizi değiştirir misiniz?
Panzehir yazın düzeltilmiş hali ile vizyona tekrar girince muhtemelen 150bin kişi civarında bitecek sonbahara doğru. Bizim hedeflediğimiz 200bin kişinin altında bu. Ancak film yurtdışında takdir gördü. Almanya, Amerika, İngiltere ve Fransa’dan gelen teklifler, uluslararası türlü festival ve Türkiye’de de vizyon sonrası planlarımızın güzel sonuç vermesiyle finansal olarak tapi olacağız.
Panzehir vizyona girdiğinde, 3. gün (Pazartesi) o günün en çok izlenen film oldu, 1 gün sonrasında ise hepimizin içini burkan acı olaylar meydana geldi. Öyle bir faciada asla hasılatı dert edecek insanlar değiliz. Ne ben, ne yapımcım Doruk, ne de ekip. 1 kişinin canı tüm gişe kazancından önemlidir. Biz de seyirci gibi evlerimizde gelişmeleri takip edip, yasımızı tuttuk.
Panzehir tapi olduktan sonra kült bir film olma ihtimaline sahip. Gelen tepkiler çok çok iyi. Öyle böyle değil, Beyazperde’de vizyondan kalkana dek 4.2 (5 üzerinden) en yüksek puanlı vizyon filmiydi. Seyirci sevgisi bizi öyle mutlu etti ki.
Demek ki belli bir mesajımız algılanabilmiş. Farklı şeylere olan talebe biraz derman olabilmişiz. Türk sinemasının içinde olduğu hikaye kısır döngüsünü ancak farklı çözümler veya yorumlar kırabilir. Önemli olan yılmamak, filmi olabildiğince kişiye olabildiğince yüksek teknik standartta ulaştırmak.
Sinema kariyerinize baktığımızda tarz olarak üç farklı film görüyoruz; Büşra, Dağ ve Panzehir. Bu tarz değişikliği devam eder mi yoksa bundan sonra belli bir türe odaklanmayı düşünüyor musunuz?
Askeri bir proje daha var ufukta. Ama elbette bilim-kurgu büyük varış noktam. En kritik sorunsal, Türk seyircisinin alışkanlıklarına hitap edip, ama aynı zamanda kendi ayakları üzerinde duran bir bilimkurgu filmi nasıl harmanlanabilir?
Korku mu katmak lazım? Fantastik literatür zor iş. Aksiyon mu koysak yine? Peki ya aşk? Türk kültürel sinema evrimi, aşk olan bir bilimkurguyu (“Her” gibi) kaldırabilir mi? Daha senaryonun ilk kelimesini yazmadan düşünmem gereken şeyler bunlar. Son iki filmimde yönetmen, senarist ve kurgucu olmanın yanısıra yapımcıyım da. Artık makro düşünmem gereken kararlar yeni film.
Ama öyle ya da böyle 4. film tüm öncekilerde de olduğu gibi bir görsel ve öykü gelişimine sahne olacak. Bir yönetmen bir kaptan, filmleri gemisi, gittiği yön ise kendi gelişimini ve olgunlaşmasını temsil ediyor.
Sonraki proje için kariyerinizde köklü bir değişiklik yaparak iki kelimeli bir isim koymayı düşünüyor musunuz? Şu ana kadar hep tek kelimelik filmleriniz var
“Süperkarga’nın İntikamı”. Mutasyona uğramış bir karga, eşinin katledilip, yumurtalarının çalınmasından sonra insanoğluna savaş açar. Artık İstanbul, karga sesi duyunca keskin nişancılarla çatıya koşacak. Çünkü intikam zamanı. GAK!

Biraz da Alper Çağlar’ı tanıyalım. Ne tarz filmler izler, favori yönetmen beşlisi kimdir?
Alper Çağlar papaz eriği hastası bir Türk. Joseph Campbell’ın teorilerine uyarak öykünün bir tane esas proto-öyküye, yani “kahramanın yolculuğuna” uyduğuna inanır. Türk sinemasının gelişiminin dünya piyasalarına açılıp, kendi içindeki hiper-elitist ego tatmininden kurtulması olduğunu savunur. Bilim-kurgu, nitelikli aksiyon ve fantastik filmler çok sever. Favori yabancı beşlimden ziyade sizlere ülkemizde benim neslimden kayıtsız şartsız işlerini beğendiğim 3 yönetmen arkadaşımdan bahsedeceğim. Onların gemileri de benimle aynı filodan.
İlki Can Emre. Kadim dostum. Sasuke’min Naruto’su. Reklamlarından ve kısa filmlerinden sonra ilk uzun metraj işini yaptığı zaman Türkiye’nin de bir Spike Jonze’u olabilir. Zihni sınayan sanatsal filmlerin adamı ama kurgusal olarak Tony Scott gibi seri bir anlatış tarzı var. Son kısa filmi “Onaksibir”i tavsiye ederim. Ama Civ IV’de rakibim olamaz. O net.
İkincisi kadrajı kırmızıya bulayan filmlerin karanlık üstadı, Eli Roth’a “bok ye” diyen hiper-vahşi filmleriyle kendi genre film türünün ustası Can Evrenol. Can’ın filmlerinde şiddet ve korku operatik bir arınma süreci. O vahşet manasız, acımasız, rahatsız edici ama kainatı anlamamız için gerekli. Lovecraft gurur duyardı kendisiyle.
Üçüncüsü ise Kadir Köymen. Kadir yönetmenlik görevlerini, full-time Tony Stark’lık yapmak için askıya aldı. Şirketi Edelkrone’de senede iki-üç tane inanılmaz stabilizasyon ve kamera hareket cihazı icat ediyor. Küresel çapta prestijli endüstri ödülleri kazanıyor. Türkiye’yi çoktan aşmış, tüm dünyanın takip ettiği bir adam. İmrenerek ve gururla izliyorum Kadir’i çünkü gerçekten endüstriyel mühendis kimliğiyle sinema sevgisini somut icatlarla birleştiriyor.
Ferit’i oynayan Emir Benderlioğlu ile birlikte iyi bir oyuncu olduğunuzu biliyoruz. O zaman ilk soru; PES mi FIFA mı?
Emir hepsinde ustadır. PES’te en son ben askere gitmeden önce 5-6 sene önce beni tutarlı olarak yeniyordu. Bir de çakallığını bulmuş her frikiki atıyordu, can sıkıcı bir durum. Ben ikisi arasından gol atma sesleri o zamanlar daha güzel diye hep PES severdim.
Peki ikinizin beğendiği oyunlar ne?
Benim için iki oyun türünde akan sular durur. Kaliteli, non-linear RPG’ler ve strateji oyunları. Dota 2′de baya ustayımdır, ama esas büyük aşkım Obsidian (ve eski Black Isle) RPG’leridir. Fallout serisi, Baldur’s Gate, Torment serisi. Tasarımcıları da dostlarım, gurur kaynağım o arkadaşlıklar, Tim Cain, Chris Avellone, Joshua E. Sawyer.
Emir Benderlioğlu: Bilgisayar oyunları çok küçük yaşlardan beri hayatımın önemli bir parçası.dolayısıyla sabahlara kadar oyun oynama tarihi seksenli yıllara otomatikman da c64 lü Amiga’lı, Atari(!) salonlu o muhteşem yıllara kadar gidiyor. C64 diyince Creatures, Law of the West, Barbarian, Maniac Mansion ve tabii ki bence bütün zamanların en iyi futbol oyunu Emilyn Hughes… Arcade salonlarında Golden Axe, “Mustafalı” diye bilinen “Cadillacs and Dinosaurs” falan… PC DOS döneminin pek çok unutulmaz başyapıtı var ama benim için en unutulmazı TIE Fighter. Ben de açık dünya temelli RPG hastasıyım. Alper’le fallout 1-2 muhabbetlerimiz etrafımızdakilerin beyin ölümüne yol açmıştır çoğu kez. Şu aralar üç tane oyun oynuyorum. Skyrim’i hala bırakamadım, bence gelmiş geçmiş en iyi oyunlardan biri, diğer iki oyun da Diablo 3 ve Civ 5. Futbol oyunları konusunda Alper tevazu göstermiş sağolsun, arada sırada da olsa yendiği oluyordu PES mi FIFA mı sorusunun cevabı ise her ne kadar PES de uzun yıllar parmak çürütmüşlüğümüz olsa da son yıllarda FIFA serisi tartışmasız daha iyi.
Panzehir’in müziklerini Clint Bajakian’ın yapması zaten oyunlara olan sevginizi gösteriyor. Kısa bir videosu var ancak bir de sizden dinleyelim, Clint’i nasıl ikna ettiniz?
Facebook’tan (evet gerçekten) search ettim kendisini ve gerçek hesabı olduğunu tahmin ettiğim kendisiyle konuşmaya başladık. Tesadüflerin hayatımı hep güzelleştirdiği durumlara bir yenisi eklendi. Ankara’lı olan Türk eşi sayesinde muhabbetimiz arttı ve ben “aslında hayalim Panzehir’in müziklerini sizin yapmanız olurdu” dediğim an o da “neden olmasın” dedi. Çok klas ve mütevazı bir insan. Yapımcım da tesadüfen Clint’in şirketinin olduğu San Francisco’ya uğradığında bir baktım 2 haftada anlaşıp resmi olarak beraber soundtrack yapıyoruz. İnanılmaz bir tecrübeydi. Pyramind Stüdyolarındaki tüm diğer ediniğimiz dostlar da cabası.
Panzehir’in özellikle fragmanındaki müziğe bayıldığımı itiraf etmem gerek. Ancak henüz soundtrack albümü çıkmadı sanırım. Planlar var mı? En azından iTunes üzerinden belki.
Neden olmasın, bize yapılan tüm müzikler filme özgün. Hakları Pyramind’da ve Panzehir evreninde geçen bizim herhalde ele aldığımız yeni projelerde. Muhtemelen 5-6 aya netleşir o paylaşımın akibeti.





Konu LifeisBeauty tarafından (19.11.2014 Saat 11:42 ) değiştirilmiştir.
DeLi.Cocuk isimli Üye şimdilik offline konumundadır Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Yukarı'daki Konuyu Aşağıdaki Sosyal Ağlarda Paylaşabilirsiniz.


(Tümünü Görüntüle Konuyu Görüntüleyen Üyeler: 3
DeLi.Cocuk, fatalrhyme, LifeisBeauty
Seçenekler Arama
Stil

Yetkileriniz
Konu Açma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Forum hakkında Kullanılan sistem hakkında
Forumaski paylaşım sitesidir.Bu nedenle yazılı, görsel ve diğer materyaller sitemize kayıtlı üyelerimiz tarafından kontrol edilmeksizin eklenmektedir.Bu nedenden ötürü doğabilecek yasal sorumluluklar yazan kullanıcılara aittir.Sitemiz hak sahiplerinin şikayetleri doğrultusunda yazılı, görsel ve diğer materyalleri 48 saat içerisinde sitemizden kaldırmaktadır. Bildirimlerinizi bu linkten bize yapabilirsiniz.

Telif Hakları vBulletin® Copyright ©2000 - 2016, ve Jelsoft Enterprises Ltd.'e Aittir.
SEO by vBSEO 3.6.0 PL2 ©2011, Crawlability, Inc.

Saat: 20:35