Forum Aski - Türkiye'nin En Eğlenceli Forumu
 

Go Back   Forum Aski - Türkiye'nin En Eğlenceli Forumu > Eğitim - Öğretim > Dersler > Tarih - İnkılap Tarihi
facebook bağlan


Osmanlı Devleti Hakkında Herşey

Tarih - İnkılap Tarihi kategorisinde açılmış olan Osmanlı Devleti Hakkında Herşey konusu , Târihte Lâle devri olarak bilinen döneme son veren isyan hareketi. Patrona ihtilâlini hazirlayan çesitli; siyâsî, ekonomik, sosyal ve idâri sebepler vardir. Merkezde sadrâzam Nevsehirli Dâmâd ibrahim Pasa'ya karsi olan devlet ...


Yeni Konu aç  Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Arama Stil
Alt 15.11.2012, 20:11   #91 (permalink)
Root Administrator

Kullanıcıların profil bilgileri misafirlere kapatılmıştır.
Standart Cevap: Osmanlı Devleti Hakkında Herşey



Târihte Lâle devri olarak bilinen döneme son veren isyan hareketi. Patrona ihtilâlini hazirlayan çesitli; siyâsî, ekonomik, sosyal ve idâri sebepler vardir. Merkezde sadrâzam Nevsehirli Dâmâd ibrahim Pasa'ya karsi olan devlet adamlari, bilhassa devlet içerisinde yapilan idarî ve sosyal islâhatlarin askerî teskîlât içerisinde de yapilacagini öne sürerek, yeniçeri ocagini isyana tesvik ediyorlardi. Bu arada uzun süren ve Lâle devri denilen sulh devresinde istanbul'u güzellestirmek amaci ile girisilen saray, konak, yali ve bahçe gibi insâatlari da, lüks ve israftan sayarak halki kiskirtmaktan geri durmuyorlardi.

Son olarak 1723 iran seferinin baslangiçta muvaffakiyetli neticeler alinmasina ragmen, sonradan Osmanli Devleti aleyhine dönmesi ve bozgun haberlerinin istanbul'a gelmesi üzerine, yeniçeriler ile birlikte istanbul halki ve esnafinin da ibrahim Pasa idaresine karsi hosnutsuzluk belirtmeleri, isyan için firsat kollayanlari harekete geçirdi. Bunlarin basinda. Patrona lakabiyla taninan ve o târihe kadar ufak tefek disiplinsizlikleri yaninda, Nis ve Vidin'de meydana gelen yeniçeri ayaklanmalarina katilarak dâima menfî davranislarda bulunan ve kapdân-i derya Abdi Pasa'nin tavassutuyla idamdan kurtulan, Halil adinda bir serseri gelmekteydi. Patrona Halil, etrafinda topladigi istanbul'daki gayr-i Türk serseri takimindan meydana gelen avânesi ile isyan hazirliklarina basladi. Bu arada sultan üçüncü Ahmed Han, bizzat iran seferine çikmak üzere Üsküdar'a geçmis bulunuyordu.

Nitekim Pâdisâh'in istanbul' dan ayrilmasini firsat bilen Patrona Halil, Muslu Pasa, Ali Usta, Kara Yilan, Emir Ali, Çinar Ahmed, Oduncu Mehmed, Laz Mustafa, Tursucu ismail. Gavur Ali, Cigerci Ramazan gibi âsîlerle 28 Eylül 1730 Persembe günü isyan etti. isyani Bâyezîd'de baslatan âsîler, esnafdan, dükkânlarini kapayip kendilerine katilmalarini istediler. Patrona Halil, daha sonra bir mikdâr âsiyle Aga kapisina gitti. Yeniçeri agasi Hasan Aga, üç yüz kisi ile karsi koydu ise de tutunamayip geri çekildi. Yeniçeri agasinin geri çekilmesi, âsîleri cesaretlendirdi ve Aga kapisindaki ve baska hapishanelerdeki mahkûmlari serbest birakip, kendilerine kattilar. Sipâhî çarsisi ve Bit pazarinda bulduklari silâhlari yagma ederek, Saraçhâne'yi kapattilar.

Istanbul kaymakami Mustafa Pasa, isyani haber alir almaz, hâdiselerden Pâdisâh'i haberdâr etti. Sultan Ahmed Han ve devlet adamlari istanbul'a geldiler ise de, Lâle devrinin sulh, sükûn ve huzuruna alisan devlet adamlarinin isyani bastirmak için uzun müzâkereler ile vakit geçirmeleri, âsîlerin iyice kuvvetlenmesine sebeb oldu. Asîler ikinci gün bir liste yapip kirk bir kisinin kendilerine teslim edilmesini istediler. Listede; sadrâzam Dâmâd ibrahim Pasa, kapdân-i derya ve istanbul kaymakami Mustafa Pasa, sadâret kethüdasi Mehmed Pasa, seyhülislâm Abdullah Efendi ile otuz yedi kisinin isimleri vardir. Sultan Ahmed Han, âsîlerin istedigi sahislari vazifeden alip, istanbul'dan uzaklastirarak, hâdiselerin önüne geçmek istedi. Vezirlige silâhdâr Mehmed Pasa tâyin edildi. Seyhülislâmin öldürülmesi dînen caiz olmadigina dâir ulemânin fetva vermesi üzerine, âsîler seyhülislâmin öldürülmesinden vazgeçtiler. Ancak diger üç vezîrin basini istemede ayak direttiler. Pâdisâh, âsîlerin istegine bas egmek mecburiyetinde kaldi. Dâmâd ibrahim Pasa, âsîlerin eline geçince, Kaymakam Mustafa ve Mehmed pasalarla beraber hunharca öldürüldü. Pek çok hayir ve hasenat, saheser mîmârî ve ilmî eserlerin bânîsi Nevsehirli Dâmâd ibrahim Pasa'nin öldürülmesiyle, âsîler daha da simararak kendilerince tâyinler yaptirip gittikçe cesaretlendiler, ilk önce sadâkatle bagliliklarini ve Pâdisâh'dan hosnûd olduklarini bildiren âsîler, asil niyetlerini ortaya koyarak sultan üçüncü Ahmed Han'in hal'ini istemeye basladilar. Sultan üçüncü Ahmed Han, tahttan çekilmedikçe âsilerin isteklerinin tükenmeyecegini anlayinca, isyanin önüne geçmek ümidiyle, kardesinin oglu sehzade Mahmûd adina saltanattan feragat etti. 1/2 Ekim 1730 gecesi velîahd sehzâde Mahmûd, Osmanli sultâni oldu.

Birinci Mahmûd Han, üçüncü Ahmed Han'in feragati ve âsîlerin arzulariyla Osmanli sultâni oldugu zaman, hâkimiyet tamamen âsilerin elinde idi. Âsilerin reisi Patrona Halil ve avânesi devletin önemli mevkilerine kendi tarafdârlarini getirtmisti. Asîler, istediklerini yapiyorlardi. Sultan Mahmûd, buna mâni olmak için Patrona Halîl ve adamlarini ortadan kaldirmaya karar verdi. Âsilerin devlet kadrosuna tâyin ettiklerini vazifeden alip, onlari istanbul'dan uzaklastirma çârelerini arastirdi. Birinci Mahmûd Han, âsileri ortadan kaldirabilecek devlet adamlarini dikkat çekmeden önemli yerlere getirdi. Sonra Patrona Halil'e Rumeli beylerbeyligi rütbesini verdi ve hil'at giymek için geldigi Revân köskünde, on yedinci bölük agasi Halîl Aga'ya bogdurttu. Disarida bekleyen âsî elebaslari da; "Hil'at giydirilecektir" denilerek birer birer içeri alindi ve hepsi öldürüldü (15 Kasim 1730). Böylece istanbul'da asayisi yeniden te' min eden sultan birinci Mahmûd, devlet otoritesini kuvvetlendirdi.

__________________
[Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL]
Jaqen isimli Üye şimdilik offline konumundadır Alıntı ile Cevapla
Alt 15.11.2012, 20:12   #92 (permalink)
Root Administrator

Kullanıcıların profil bilgileri misafirlere kapatılmıştır.
Standart Cevap: Osmanlı Devleti Hakkında Herşey

Mudanya Mütarekesi'nden sonra, Lozan Baris Konferansi için hazirliklar baslayinca, Osmanli Hükümeti, Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti yaninda konferansa katilmak arzusunda oldugunu bildirdi. Itilaf Devletleri'nin, hala Istanbul'da bir hükümet tanimak ve onu da Türkiye ile birlikte konferansa çagirmak istemeleri ve bu hükümetin de, delegeleri beraberce seçmek için Büyük Millet Meclisi'ne basvurmasi, Mustafa Kemal Pasa'yi harekete geçirdi.

Sadrazami Tevfik Pasa'nin baris konferansinda görüs ve sözbirligi, Büyük Millet Meclisi Baskanligi'na çektigi telgraf, Mecliste tepkiyle karsilandi. Gerek Mustafa Kemal Pasa'nin, 24 Nisan 1920 tarihli önergesinde ve gerekse 20 Ocak 1921 tarihli Anayasada egemenligin millette oldugu ilan edilmisti.

Baskomutan Mustafa Kemal Pasa ve pek çok milletvekilinin ortak teklifi 30 Ekim 1922 günü TBMM'de görüsülmeye baslandi. Önergede Saltanatin kaldirildigi belirtiliyordu. Saltanatla birlesmis olan "halifelik" ise ondan ayrilacakti. Atesli görüsmeler sirasinda su düsüncelerin Meclis Genel Kuruluna hakim oldugu görüldü: Saltanat, Halifelikten ayrilsin ve kaldirilsin. Halifeyi biz seçelim; -Saltanat ve Halifelik birbirinden ayrilamaz. Bu nedenle, eger Saltanat kaldirilirsa Halifelik de kalkmis olur ki, böyle bir durum düsünülemez.

Görülen suydu: Basta Hüseyin Rauf (Orbay) Bey ve Refet (Bele) Pasa gibi, Gazi Mustafa Kemal Pasa'nin yakin arkadaslarinin bulundugu bir grup, Halifeligin Saltanattan ayrilamayacagini ileri sürüyorlardi. Saltanatin kaldirilmasi hakkinda kanun tasarisi, Türkiye Büyük Millet Meclisi Karma Komisyonunda görüsülürken, hilafetle saltanatin ayrilamayacagi düsüncesi ileri sürüldü. Ilk grubun içinde bulunanlar ise böyle bir ayrimin mümkün oldugunu belirtiyorlardi.

Mustafa Kemal Pasa söz alarak, tarihsel ve bilimsel açiklamalarda bulunarak, yüksek sesle sunlari söyledi: "Hakimiyet ve saltanat hiç kimse tarafindan hiç kimseye, ilim icabidir diye müzakereyle, münakasa ile verilemez. Hakimiyet, saltanat kuvvetle, kudretle ve zorla alinir. Osmanogullari zorla Türk Milletinin hakimiyet ve saltanatina vaziülyed olmuslardi (zorla el koymuslardi). Bu tasallutlarini alti asirdan beri idame eylemislerdir. Simdi de, Türk milleti bu mütecavizlerin hadlerini ihtar ederek, hakimiyet ve saltanatini isyan ederek kendi eline bilfiil almis bulunuyor.

Bu bir emrivakidir. Mevzubahis olan, millete saltanatini, hakimiyetini birakacak miyiz, birakmayacak miyiz meselesi degildir. Mesele zaten emrivaki olmus bir hakikati ifadeden ibarettir. Bu behemehal olacaktir. Burada içtima edenler (toplananlar) Meclis ve herkes meseleyi tabii görürse, fikrimce muvafik olur. Aksi takdirde, yine hakikat usulü dairesinde ifade olunacaktir. Fakat ihtimal bazi kafalar kesilecektir. "

Mustafa Kemal Pasa'nin bu çok önemli ve tarihi konusmasi sonunda, Karma Komisyon'da, görüsülen teklif hemen kabul edilmis ve ivedilikle Genel Kurulda görüsülerek, 1 Kasim 1922'de 308 Numarali karar olarak benimsenmistir. Yeni Türkiye'nin yeni temellerinin de bir ifadesi olan bu karar ile, hilafet ve saltanat birbirinden ayrilmis, saltanat kaldirilmistir. Ertesi gün, TBMM, Osmanli veliahdi Abdülmecid Efendi'yi halife seçmistir.

Böylece, çok önemli bir gelisme saglanmistir. TBMM'nin Saltanati kaldirma karari, Istanbul Hükümeti tarafindan da benimsenmistir. Hükümet istifa etmistir. Devir ve teslim islerine derhal baslanmistir. Bu tutum, Saltanatin kaldirilmasinin beklendigini de gösterir. Saltanatin kaldirilma karari üzerine, 17 Kasim 1922'de Sultan Vahidettin, Ingiltere himayesine siginarak Malaya zirhlisi ile yurdu terketmis ve Malta'ya gitmistir. Oysa Osmanli tarihinde hiçbir padisahin düsmana siginmak gibi bir tutum içine girdigi görülmemistir.

__________________
[Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL]
Jaqen isimli Üye şimdilik offline konumundadır Alıntı ile Cevapla
Alt 15.11.2012, 20:13   #93 (permalink)
Root Administrator

Kullanıcıların profil bilgileri misafirlere kapatılmıştır.
Standart Cevap: Osmanlı Devleti Hakkında Herşey

Ikinci Mahmûd Han devrinde 1808'de ayan ile hükümet arasinda yapilan sözlesme. On sekizinci asra girerken askerî teskilâtin bozulmasi neticesinde, devletin merkezî otoritesi zayiflamisti. Devlet, mültezimlerin reayayi ezmeleri sonunda, vergi toplama isini mahallî esrafa devretme siyâsetini gütmüs, bu da ayanlarin ortaya çikmasina sebeb olmustu. Yerli halk arasindan veya disardan gelip halka söz geçirebilecek durumdaki kimselerden meydana gelen ayanlarin nüfuzlari zamanla artti. Yeniçeri ve timar sisteminin bozulmasi sebebiyle, ihtiyâç duydugu askeri te'min edemeyen devlet de, ayanlarin nüfuzundan istifâde yoluna gitti. 1768-1774 Osmanli-Rus savasi sirasinda hükümet, kaza merkezlerinde idareyi ele geçirmis olan ayan ve mütegallibeye bas vurarak para ve asker te'minine çalisti. Bu durum, ayanlar üzerindeki hükümet kontrolünün kalkmasina sebeb oldu ve tasrada idareye tamamen hâkim oldular. Sultan üçüncü Selîm Han, Rusçuk ayani Alemdar Mustafa Pasa gibi devlete faydali olanlara rütbeler verdi. Nizâm-i cedidi tasvîb etmeyen yeniçerilerin, sultan üçüncü Selîm Han'i tahttan indirmeleri üzerine, Alemdar Mustafa Pasa, onu tekrar tahta geçirmek için hazirliklara basladi. 28 Temmuz 1808'de Bâb-i âlî'yi basip sadâret mührünü ele geçirdi. Fakat bu arada sultan üçüncü Selîm Han sehîd edildi Alemdar Mustafa Pasa da, sehzade Mahmûd'u sultan îlân etti. Yeniçeri ocaginin kaldirilmasi ve devlete çekidüzen verilmesi için çalismalara basladi. Rumeli ve Anadolu'daki ayanlar çagrilarak mesveret-i âmme adi verilen büyük bir toplanti yapildi. Yeniçeri ocaginin düzeltilmesi ve düzenli sekilde egitilmesi için karar alindi. Alemdar Mustafa Pasa, kalabalik sayida askeri ile istanbul'a gelmis olan ayanlarla, devlet arasindaki ihtilâf ve mücâdelenin kaldirilarak, devletin zafiyetinin önlenebilecegini düsünüyordu. Yapilan görüsmeler sonunda asagidaki hususlari ihtiva eden sened-i ittifak imzalandi.

1 ve 4. maddede, ayan ve eyâlet valileri pâdisâha bagliliklarini belirtiyor, sadrâzami onun mutlak temsilcisi olarak kabul etmeye devam ediyordu.

3. maddeye göre; Osmanli vergi düzeni ülkenin tamâminda, bütün eyâletlerde uygulanacak, pâdisâha ait gelirlere ayanlar el koyamayacaklardi.

7. maddeye göre; vergi miktarlari ayan ve hükümetin görüsmeleri sonunda belirlenecekti.

2. maddeye göre; devletin gelecegi ordunun gücüne bagli oldugu için, ayanlar eyâletlerde asker toplanmasina yardimci olacaklar, ordu, nizâm-i cedîd sistemine göre teskilâtlanacakti.

5. maddeye göre; ayanlar, kendi eyâletlerinde âdil bir idare kuracaklardi. Birbirlerinin topraklarina ve haklarina taarruz etmeyecekler, birbirlerine kefîl olacaklardi.

6. maddeye göre; devlet merkezinde çikacak herhangi bir kargasalik âninda, pâdisâhdan izin almak için vakit harcamadan istanbul'a yürüyeceklerdi.

Bu vesikanin altindaki ekte ise, özetle söyle deniliyordu: Yapilacak islerde bu sartlarin esas tutulmasi gerektiginden, zamanla degismesini önlemek üzere, bundan sonra sadrâzam ve seyhülislâm olacaklar, bu makama geçtikleri zaman bu senedi imzalayacaklar ve harfi harfine uygulanmasina çalisacaklardir. Bu senedin bir sureti beylikçi kaleminde, bir sureti pâdisâhin yaninda bulunacak ve gereken kimselere oradan kopyeleri verilecek, pâdisâh, kendisi bu sartlarin uygulanmasina nezâret edecekti.

Devletin ayana ipotek edildigi, pâdisâhin yetkilerinin kisitlandigi bu senedi imza edenler arasinda, bir taraftan en yüksek derecedeki ulemâ (seyhülislâm, nakîbül-esrâf ve kazaskerler), devlet ricali (generaller, yeniçeri agasi, sipahiler agasi) öbür taraftan o zaman payitahtta hâzir bulunan belli basli ayanlar (Cebbârzâde, Karaosmanoglu, Sirozlu Ismail Bey ve Çirmen mutasarrifi) vardi.

Pâdisâhin tugrasi konulan bu sened, pâdisâhin ayanlara taahhüdleri seklinde idi. Is. basina gelen her sadrâzamin bu senede yeminle bagli olmasi, yalniz pâdisâha karsi degil, ayanlara karsi da sorumlu olmasi durumunu çikariyordu. Vergiler bile, vükelâ ile ayanlar arasinda kararlastirilacakti. Bütün bu sebepler, pâdisâh ve saray çevresinin sened-i ittifaka muhalefetini îcâb ettiriyordu, idareye tam hâkim olan Alemdâr'in korkusundan kimse ses çikaramiyordu.

Alemdar Mustafa Pasa, birkaç aylik iktidarinda sekbân-i cedîd adiyla bir askerî teskîlât kurdu. Yeniçeri ocaginin hosuna gitmeyecek bâzi islâhatlara giristi. Kendisinin bâzi hareketleri ve yeniçerilerin hosuna gitmeyen isleri isyana sebeb oldu. Isyanda Alemdar öldü. Islâhatlari neticesiz kaldi. Ayanlar arasinda birlik kalmayip kisa zamanda dagilmalari üzerine sened-i ittifak hükümsüz kaldi. Ayanlarin ileri gelenleri zamanla ortadan kaldirildi. Sultan ikinci Mahmûd Han'nin dirayetli idaresi neticesinde merkezî otorite saglandi.

Sened-i ittifakla, 1839'da Mustafa Resîd Pasa tarafindan ilân edilen Tanzîmât fermani arasinda bâzi benzerlikler vardir. Bunlarin en barizi, her ikisinin de devleti ipotek altina almasidir. Sened-i ittifak, devleti ayanlara ipotek ederken, Tanzîmât fermani yabanci devletlere ipotek etmistir.

__________________
[Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL]
Jaqen isimli Üye şimdilik offline konumundadır Alıntı ile Cevapla
Alt 15.11.2012, 20:13   #94 (permalink)
Root Administrator

Kullanıcıların profil bilgileri misafirlere kapatılmıştır.
Standart Cevap: Osmanlı Devleti Hakkında Herşey

12 Ocak 1920'de toplanan Meclis-i Mebusan, 28 Ocak 1920 tarihindeki gizli oturumunda "Ahd-i Milli" olarak Misak-i Milli kararlarini almis ve kararlar bütün mebuslar tarafindan imzalanmisti. 17 Subat 1920 tarihli oturumunda da basinda yayinlanmasi ve bütün yabanci parlamentolara bildirilmesi kararlastirildi. 15 Mart'ta, Istanbul'daki Itilaf kuvvetleri 150 Türk aydinini yakalatmis ve ertesi gün de sehir fiilen ve resmen askeri isgale maruz kalmisti.

18 Mart 1920'de Ingilizler, meclisin etrafini makineli tüfeklerle sararak, toplanti halinde bulunan milletvekillerinden bazilarini tutuklayarak ve sürükleyerek götürdüler. Bunun üzerine milletvekilleri meclisin çalisma süresini ertelediler. Böylece, son Osmanli Meclis-i Mebusani düsman süngüsü altinda zorla kapatildi.

Bu isgali, fedakar bir telgraf memuru Manastirli Hamdi Efendi vasitasiyla ögrenen Mustafa Kemal Pasa, derhal bu hareketi protesto ederek, bu isgalin haksiz ve hükümsüz oldugunu bütün dünyaya beyan etti. Bu arada, Eskisehir ve Afyonkarahisar'daki yabanci birlikler, silahlari ellerinden alinarak, bulunduklari yerlerden uzaklastirildi. Geyve-Ulukisla yakinlarindaki demiryollari isgal kuvvetlerinin ilerlemelerini zorlastirmak için bozuldu. Anadolu'da bulunan yabanci subaylar tutuklandi.

Ankara'da olaganüstü yetkilere sahip bir meclisin açilmasi belirlendi. Kurucu Meclis olarak çalismasi düsünülen bu meclisi, Mustafa Kemal, halkin yadirgamamasi için "olaganüstü yetkilere sahip bir meclis" olarak takdim etti. Kurucu Meclis ve seçimlerle ilgili 19 Mart 1920'de bir bildiri yayinladi. Seçimlerin yapilmasi için yayinlanan bu bildiri uyarinca, yurdun her yerinde seçimler yapildi. Bolu Düzce, Hendek bölgesinde baslayan ve Nallihan, Beypazari çevresine siçrayan bazi ayaklanma olaylari oldu. Bu olaylardan dolayi, seçilen milletvekillerinin tümünün gelmesi beklenilmeden, Millet Meclisi'nin açilma hazirliklari yapildi.

22 Nisan 1920'de yapilan çagri ile Millet Meclisi, 23 Nisan 1920 günü toplandi. O gün, Haci Bayram Camii'nde kilinan Cuma namazindan sonra topluca Meclis binasina gelindi. Türkiye tarihinde ilk kez padisah olmaksizin, 23 Nisan 1920, saat 14'de merasimle ve dualarla Meclis açildi. Baskanliga ilk olarak en yasli üye olan Sinop Milletvekili Serif Bey getirildi. Ilk Meclis, Istanbul'dan gelen 90'in üzerindeki mebusa ilave olarak, 125 devlet memuru, 53 asker, 53 din adami ve çesitli sayida tüccar, çiftçi ve hukukçudan olusan kadrosuyla çalismalarina basladi. Mustafa Kemal, 24 Nisan 1920'de Meclis Baskani seçildikten sonra, meclise tesekkürlerini ifade ederek ilk meclis konusmasini yapti.

23 Nisan 1920'de kurulan yeni Meclis, 1 numarali karari ile kendi kurulusunu düzenlemistir. Erzurum Kongresi ve Sivas Kongresi kararlarina uygun olarak milli iradeye dayanan bir meclisin seçimi yapilmistir. Kapatilan Istanbul Meclis-i Mebusan'in bir kisim üyeleri, yeni kurulan Meclis'e katilma yetkisini 1 numarali karar ile kazandilar.

Meclisin açilisini izleyen gün, Mustafa Kemal'in teklifi ile asagidaki esaslar kabul edildi.

1) Mecliste beliren milli iradenin vatanin gelecegine dogrudan dogruya el koymasini kabul etmek temel ilkedir. Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin üstünde bir güç yoktur.

2) Türkiye Büyük Millet Meclisi, yasama ve yürütme yetkilerini kendinde toplamistir.

3) Hükümet kurmak gereklidir. Meclisten seçilecek ve vekil olarak görevlendirilecek bir kurul hükümet islerine bakar. Meclis baskani bu kurulun da baskanidir.

4) Geçici bir hükümet baskani veya padisah vekili tayin edilmesi uygun degildir. Padisah ve halife, baski ve zordan kurtuldugu zaman, Meclis'in düzenleyecegi kanuni esaslara uygun olan durumunu alir.

23 Nisan 1920'de kurulan Büyük Millet Meclisi yasama ve yürütme, zaman zaman da yargi yetkisini elinde topluyordu. Milletin tek temsilcisi sifatiyla da kuvvetler birligi sistemini benimsedi. Dönemin sartlari geregi bir Meclis Hükümeti sistemi kuruldu. Meclis Baskani ayni zamanda Hükümet Baskani idi. Devlet Baskanligi diye bir makam yoktu. Hükümeti teskil eden üyeler vekil diye adlandiriliyordu. Meclis olaganüstü yetkilerle donatilmis oldugundan, kuvvet ve yetki birligini de bu niteligi ile temsil ediyordu.

__________________
[Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL]
Jaqen isimli Üye şimdilik offline konumundadır Alıntı ile Cevapla
Alt 15.11.2012, 20:14   #95 (permalink)
Root Administrator

Kullanıcıların profil bilgileri misafirlere kapatılmıştır.
Standart Cevap: Osmanlı Devleti Hakkında Herşey

3 Kasim 1839'da Sultan Abdülmecid'in sadrazami Mustafa Resid tarafindan Gülhane Parki'nda yabanci devletlerin elçileri ve büyük bir halk toplulugunun huzurunda okunan, kisilerle devlet arasindaki iliskilere hukuki yönden yenilikler getiren, seriata dayanan eski yasalari tamamen degistirmeyi öngören, Tanzimat-i Hayriye adi verilen islahat hareketinin siyasal ve hukuki yönden teminat altina alan belge.

Yeniçeri Ocagi'nin bozulmaya baslamasi nedeniyle Sultan II. Mahmud döneminde baslayan yenilik hareketleri ve Sultan Abdülmecid'in tahta çikar çikmaz islahat hareketine devam etmek amacinda oldugunu göstermesi Osmanli Devlet yapisindaki degismin baslangiciydi. Sadrazam Mustafa Resid Pasa, Gülhane Hatt-i Hümayununu Padisah adina kaleme almis; devlet ve birey arasindaki iliskilerde devletin modernlestirilmesi amacina dayanan temel ilkeler kabul ve ilan edilmistir. Tanzimat Fermani'nin tam metni söyledir ;

Herkesin bildigi gibi, devletimizde, kurulusundan beri Kuran'in yüce hükümlerine ve seriat yasalarina tam uyuldugundan, ülkemizin gücü ve bütün tab'asinin refah ve mutlulugu en yüksek noktaya çikmisti. Ancak, yüz elli yil var ki, birbirlerini izleyen karisikliklar ve çesitli nedenlerle seriata ve yüce yasalara uyulmadigindan evvelki kuvvet ve refah, tam tersine zayiflik ve fakirlige dönüstü. Oysa, seriat yasalari iel yönetilmeyen bir ülkenin varligini sürdürebilmesinin imkansizligi açik seçik ortadadir.

Tahta geçtigimiz mutlu günden bu yana bütün çabalarimiz, hep ülkenin kalkinmasi, ahalimiz ve fakirlemizin refahi amacina yönelik oldu. Eger, yüce devletimize dahil ülkelerin cografi konumu, verimli topraklari ve halkinin yetenekleri gözönünde tutularak gerekli girisimler yapilirsa, yüce Tanri'nin yardimi ile, bes-on yilda kalkinabilecegimiz söz götürmez.

Ulu Tanri'nin yardimina ve Peygamberimiz hazretlerinin ruhaniyetine siginarak, yüce devletimizin ve ülkemizin iyi bir biçimde yönetilmesi için bundan böyle bazi yeni yasalar çikarilmasi gerekli görüldü.

Söz konusu yasalarin basinda can güvenligi; irk, namus ve malin korunmasi; vergi toplanmasi; halkin askere alinip silah altinda tutulma süresi gibi hususlar gelmektedir. Söyle ki; Dünyada can, irz ve namustan daha kiymetli birsey yoktur. Bir insan bunlari tehlikede görünce, yaradilistan kötü olmasa bile, canini ve namusunu korumak için olmadik çarelere basvurur. Bunun devlet ve memlekete zarar verecegi açiktir. Buna karsilik, can ve namustan emin olan bir kimse sadakat ve dogruluktan ayrilmaz, isi ve gücü ile devletine ve milletine yararli olur.

Mal güvenliginin olmadigi yerde ise kimse devlet ve ulusuna isinamaz, ülkesinin yükselmesi ile ilgilenmez, hep korku ve üzüntü içinde yasar. Buna karsilik, malindan, mülkünden emin olmadigi zaman hep kendi isi ve isinin genisletilmesi ile ugrasir. Devlet ve millet gayreti, vatan sevgisi kendisinde her gün artar.

Vergi konusuna gelince: Bir devlet, ülkesini korumak için askere ve gerekli öbür masraflara muhtaçtir. Bu, para ile olur. Para, tab'adan toplanacak vergiler ile olustugundan bunun en iyi sekilde toplanmasi gerekir.

Evvelce gelir sanilmis olan "yed'i vahit" belasindan ülkemiz hamdolsun, kurtulmussa da yikici bir yöntem olup hiçbir zaman yararli sonuç dogurmamis olan iltizam usülü hala sürüyor. Bu, ülkenin siyasi islerini ve mali konularini bir adamin keyfine, hatta cebir ve zulmüne teslim etmek demektir. Bu adam iyi bir insan degilse hep kendi çikarina bakar, bütün davranislarinda kötülüge, zulme yönelir. Bu nedenle, ülkemiz insanlarinin her biri için, malina ve gelirine göre bir verginin saptanmasi ve kimseden bundan fazla birsey alinmamasi gerekir. Yüce devletimizin karada ve denizdeki askeri masraflari ile öbür masraflari yasalarla belirlenip sinirlandirilmali ve uygulama ona göre yapilmalidir.

Askerlik de, yukarida belirtildigi gibi, önemli konulardan biridir. Ülkenin korunmasi için asker vermek halkin baslica borcudur. Fakat, bir memleketin mevcut nüfusuna bakilmaksizin, simdiye kadar yapildigi gibi, kiminden tahammülünden çok, kiminden az asker alinmasi hem düzesizlige; hem tarim, ticaret ve bayindirlik iserinin kötü gitmesine; hem ömür boyu askerlik bikkinliga; hem de nüfusun azalmasina yol açar. Bu nedenle, her memlektten alinacak asker miktari için uygun yöntem konulmali ve dört veya bes yil hizmet için sira ussulü getirilmelidir. Bunlar yapilmadikça devletin kuvvetlenip gelismesi, huzur ve asayisin saglanmasi mümkün olmaz. Bütün bunlarin dayanagi yukarida açiklanan hususlardir.

Bu nedenle, bundan böyle suç isleyenlerin durumlari seriat yasalari geregince açikca incelenip bir karara baglanmadikça kimse hakkinda, açik veya gizli, idam ve zehirleme islemi uygulanmayacaktir. Hiç kimse, baskasinin irz ve namusuna saldirmayacaktir. Herkes malina, mülküne tam sahip olacak, bunlari diledigi gibi kullanacak, bunu yaparken de devlet büyüklerinin müdahalesine ugramayacaktir. Birinin suçlulugunun saptanmasi halinde mirasçilarin o isle ilgileri bulunmayacagindan suçlunun mallari elinden alinip varisleri miras hakkindan yoksun birakilmayacaklardir.

Yüce devletimizin tab'asi Müslümanlarla öbür uluslar bu haklardan tam yararlanacaklardir. Can, irz, namus ve mal konularinda, ülkemizin tüm halkina seriat yasalari geregince garanti verilmistir. Öbür konularda da oybirligi ile karar verilmesi için, Meclisi Ahkam-i Adliye üyeleri gerektikçe artirilacaktir. Yüce devletimizin bakanlari ile ileri gelenleri belirli günlerde orada toplanarak, görüslerini çekinmeden açikça söyleyeceklerdir. Can, mal güvenligine ve vergilerin belirlenmesine ait yasalar böyle hazirlanacaktir.

Askerlikle ilgili konular Bab-i Seraskeri Dar-i Surasi'nda görüsülüp karara baglandiktan sonra sonsuza dek uygulanmalari için tasdik edilmek üzere tarafima gönderilecektir. Söz konusu yasalar sirf din, devlet, ülke ve ulusu kalkindirmak amaci ile çikarilacaklardindan bunlara tam uyacagimiza yemin ederiz. Bu konuda, Hirka-i Serife odasinda, tüm din adamlari ile bakanlarin hazir bulunacaklari bir sirada yemin edecektir.

Din adami ve vezirlerden yasalara aykiri hareket edenlerin, kanitlanacak suçlarina göre, rütbelerine ve hatir ve gönüle bakilmaksizin cezalandirilmalari için özel ceza yasasi çikarilacaktir.

Memurlara yeterli maas baglanmis olup, henüz baglanmis olanlarinkiler de belirlenecektir. Bu yolla da, seriata aykiri olan ve ülkenin gerilemesinde basrolü oynayan rüsvet belasi güçlü bir yasa ile ortadan kaldirilmis olacaktir.

Bütün bu sayilan hususlar eski hükümlerin tümden degistirilmesi demek olacagindan isbu fermanimiz Istanbul halkina ve ülkemiz halkina duyurulacaktir. Bundan baska, dost devletlerin de bu yönetimin sonsuza dek uygulanmasina tanik olmalari için fermanimiz, Istanbul'daki tüm büyükelçilere resmen bildirilecektir.

Tanri hepimizi basarili kilsin; yasalara uymayanlar Tanri'nin lanetine ugrasin ve ömürleri boyunca rahat yüzü görmesin. Amin.

__________________
[Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL]
Jaqen isimli Üye şimdilik offline konumundadır Alıntı ile Cevapla
Alt 15.11.2012, 20:14   #96 (permalink)
Root Administrator

Kullanıcıların profil bilgileri misafirlere kapatılmıştır.
Standart Cevap: Osmanlı Devleti Hakkında Herşey

Sultan II. Mahmud tahta çiktigi günden beri yeniçeri ocagini ortadan kaldirmak, yerine modern bir ordu teskilati kurmak için uygun ortam bekliyor ve engel çikarmasi muhtemel kurum veya kisileri denetim altinda tutarak hazirlaniyordu. Amcasi III. Selim'in kurdugu Nizam-i Cedid, hep ayni engele, yeniçeri ocagi engeline çarpmis ve tam bir reform saglanamamisti.
Kapikulu ocaginin, yani maasli askerlerin asil kitlesini olusturan yeniçerilerin üç saltanat dönemi sirasinda gösterdikleri disiplinsizlik, alçaklik ve küstahlik yüzünden Kirim, Basarabya, Bogdan ve Eflak Ruslar'a kaptirilmisti. Ayaklanan Rumlar'i da onlar degil ancak Misir'dan gelen Ibrahim Pasa'nin modern askerî birligi sindirmisti. Ama Rumlar bütün Avrupa'dan destek görerek mücadeleyi sürdürüyordu. Yeniçerilerle isyani bastirmak mümkün olamayacakti.

Sultan II. Mahmud ordudaki yeniligi bu defa bir "Eskinci Ocagi" kurarak baslatti. Eskinci ocagi genel anlami ile savasa katilan vurucu sipahi gücünü olusturuyordu. Yeni ocakta bunlar modern egitim görecek ve zaman içinde bütün ordu yeni sisteme baglanacakti. 25 Mayis 1825'te ve yeniçeri ocagi disinda kurulan bu muallem (talimli) eskinci sinifina ilk safhada 7.650 asker alindi. Yeniçeri ocagini kuskulandirmamak ve tepkilerini yatistirmak için, bunlarin yeniçeri ortalarindaki gönüllülerden olusturulacagi söylendi. Padisah, yeniçeri ocaginin basina, güvendigi ve samimi olarak yenilik taraftari kumandanlarini getirmisti. Zaten, basta seyhülislam olmak üzere ulema da yenilik taraftariydi ve onlarla birlikte yeniçerilerden yaka silkiyordu.

Eskinci ocagi modern sekliyle yeniden kurulduktan sonra 11 Haziran 1826'da Sadrazam Mehmed Pasa ile diger erkânin ve ocagin ileri gelenlerinin katildigi bir kurulda, 46 maddelik bir lâyiha okunup kabul edildi. Bununla, yeni ocagin kurulus sebepleri ve statüsü açiklanmis oluyordu.

Yeniçerilerin ayaklanmasi gecikmedi. 14 Haziran 1826 gecesi Etmeydani'nda toplanmaya basladilar. Sabaha kadar binlercesi bir araya gelmisti, önce, yenilik taraftari ve padisahin güvendigi bir kumandan olan agalari Celaleddin Aga'yi öldürmek için onun sarayini bastilar. Celaleddin Aga o gün onu epeyce yoran islerden sonra uyumak için rahatsiz edilmeyecegi gizli bir odaya çekilmisti. Asiler onu bulamadilar. Camlari, kapilari ve esyalari kirip dökerek oradan ayrildilar. Celaleddin Aga kurtulmustu. Kimseye görünmeden sultanin huzuruna çikti ve isyanin basladigini bildirdi.

Kisa zamanda devlet büyükleri de duydu ayaklanmayi. Padisah Besiktas'taki sarayindan saltanat kayigina binerek Topkapi'ya hareket etti. Sadrazama ve seyhülislama haber göndererek onlari saraya çagirmisti. Sadrazam da, kuvvetleriyle sehrin disinda bekleyen Anadolu ve Rumeli muhafizlarina sehre girmelerini emretti.

Devlet erkâni sarayin genis bir salonunda padisahi bekliyordu. Çok beklemediler. Padisah kilicini kusanmis bir halde kapida görününce heyecanla ayaga firlayip el bagladilar.

Sultan Mahmud hemen konuya geçerek onlara söyle hitap etti:

"- Tahta çiktigim günden beri kanun, seriat ve ananeden ayrilmadim. Böyle hareket etmek benim vazifemdi. Bana Cenab-i Hakk'in emaneti olan milletimi ve tebami siyanet zimninda ne kadar gayret eyledigim herkesin malûmudur. Yine bilirsiniz ki onsekiz yillik saltanatimda yeniçeriler defalarca isyan ve tugyan ettiler. En uysal sabirlari bile asan hareketlerine, eskiyaliklarina tahammül gösterdimse, bu, kan dökülmesinden çekindigim içindi. Onlara bu kadar ihsan ettim, müsamaha gösterdim, Ihsanlarima garkolan ocak, yeni askerin yazilmasina riza gösterdigi halde yine ayaklandi. Devletin bekasi için sart olan bu yeni orduya karsi harekete geçti. Sözlerini yine tutmadilar, yeminlerini bozdular. Bu yaptiktan huruç alessultan (sultana karsi ayaklanma) degil midir? Mesru hükümdarlarina karsi ihtilâl eden bu taifeye ne yapmak gerektir? Bu hainlerin cezalandirilmasi için göze alamayacagim tedbir yoktur. Kitalden de katliamdan da çekinmem. Siz ne dersiniz?.."

Ulema cevâp verdi:

"- Seriat âsilere karsi savasilmasini ister. Kur'an-i Kerim söyle den Eger adaletsiz ve merhametsiz insanlar kardeslerine saldirirlarsa, bunlara karsi mücadele edin ve onlari ilâhî Kadi'ya gönderin!".

Bir iki kisi de ihtiyatli hareket edilmesini tavsiye etmisti. O zaman müderrislerden Abdurrahman Efendi hiddet ve heyecanla söyle dedi:

''- BU devletin devam ve bekasi takdir-i ilâhî ise, isyan eden habisleri vurur, mahvederiz, degilse, biz de bu devletle beraber gideriz. Baska bir ihtimal kaldi mi?".

Abdurrahman Efendi sözünü bitirirken elindeki tespihi masanin üzerine siddetle vurmus, tespih kopmus ve kehribar taneleri mermer zemin üzerine dagilmisti. Herkes heyecan, rikkat ve kararlilik içindeydi. Aglayanlar da vardi. Padisahin gözleri de yasarmisti.

Salondakiler padisahtan Sancak-i Serifi çikarmasini rica ettikten sonra, âsilerin üzerine yürümeye baslayacaklari sirada, padisah: "Ben de gerçek müminlerle birlikte savasmaya ve bana isyan eden hainleri cezalandirmaya gidecegim" dedi Fakat yanindakiler yalvardilar: "Padisahimizin bir avuç serseri âsinin önüne çikarak yüce varligini tehlikeye sokmasi dogru degildir. Sancak-i Serif çikarilsin, devletin selameti için dualarini esirgemesin, bu bize yeter" dediler.

Padisah israrlar karsisinda kararindan caydi. Yanindakilerle birlikte Hirka-i Serif dairesine giderek Sancak-i Serifi kendi eliyle çikarip seyhülislam ve sadrazama vererek:

''Iste Sancak-i Serif, Sultanahmet meydanina dikilsin!" dedi.

Tellallar ve mübasirler, kendilerini âsilere belli etmeden karari halka duyurdular. Kisa zamanda sarayin önünde büyük bir kalabalik toplanmisti Müderris Ahiskali Ahmed Efendi sancak altinda toplananlari costuran bir konusma yapti Silahi olmayanlara sarayin cephaneliginden çikarilan kiliçlar, barut ve kursunlar dagitildi. 3500 kadar Enderun ögrencisi de oradaydi ve bunlar "yenmek veya ölmek!" diye bagiriyorlardi.

Hemen hemen bütün Istanbullular Sancak-i Serif altinda yeniçerilere karsi toplanmisti. Aralarinda kadinlar da vardi ve bu Osmanli tarihinde ilk defa görülüyordu.

Yeniçeri ocagi disinda bütün ocaklar padisaha bagliliklarini bildirdiler. Bu askerlere (Yeniçeri ocagindan olmayan askerlere) padisahin sadik pasalari kumanda ediyordu. Tophaneden çikarilan bataryalarin basinda topçu yüzbasisi Karacehennem Ibrahim Aga vardi Izzet Pasa ile Aga Hüseyin Pasa da, muazzam sivil kalabaligi peslerine takarak Etmeydani'na girdiler.

Yeniçeriler Etmeydani'ndaki kislalarinin kapisini kapamis, büyük ve güçlü bir kale haline dönüstürdükleri binanin iç kismina çekilmislerdi. Buradan disariya kursun yagdiriyor ve agiza alinmayacak küfürler savuruyorlardi. Simdiye kadar o ocaga, o kislaya yeniçerilerin izni olmadan kimse girememis, girenler sag çikmamis ve yeniçeriler her zaman isteklerini kabul ettirmislerdi.

Hüseyin Pasa kapiya iyice yaklasarak yeniçerilere teslim olmalarini, padisahin nedamet getirecek olanlari bagislayacagini bildirdi. Böyle bir anlasma teklifini belki halk da isterdi. Fakat içeriden cevap olarak küfürden baska bir sey duyulmadi. Bunun üzerine top atislariyla kapilar parçalandi. Bundan sonra Hüseyin Pasa. içerdekiler duyacak kadar sesini yükselterek topçulara: "Ates etmeyin, bekledigimiz barut gelmedi" dedi. Bunu duyan yeniçeriler kapinin arkasinda korkusuzca toplanarak küfürlerine devam ettiler.Fakat bu bir savas hilesiydi. Hüseyin Pasa hemen topçulara döndü ve 'ates!' emrini verdi Az sonra da Karacehennem Ibrahim Aga, topugundan Kursunla yaralanmis olmasina ragmen askerlerinin basinda kisladan içeri daldi.

Aksama dogru yeniçeri direnisi tamamen kirilmis, 6000'i öldürülmüstü. Ertesi gün istanbul'un çesitli semtlerine dagilan 20 bin kadar yeniçeri ve onlarla birlik olan kabadayi yakalandi, hapis ve sürgün cezalarina çarptirildi. Artik yeniçeriler ve yeniçeri ocagi yoktu (15 Haziran 1826).

Yeniçeri ocaginin kaldirilmasi Osmanli tarihinin dönüm noktalarindan biridir. Yenilesme hareketinin en önemli adimi sayilir. Bu olay tarihimizde "Vak'a-i Hayriye=Hayirli olay" diye anilir.

__________________
[Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL]
Jaqen isimli Üye şimdilik offline konumundadır Alıntı ile Cevapla
Alt 15.11.2012, 20:14   #97 (permalink)
Root Administrator

Kullanıcıların profil bilgileri misafirlere kapatılmıştır.
Standart Cevap: Osmanlı Devleti Hakkında Herşey

Abdullah Cevdet 1869 yilinda Arapkir'de dogdu. Arapkirli tabur imami Haci Ömer Efendi'nin ogludur. Elazig Askeri Ortaokulu'ndan ve Kuleli Askeri Lisesinden mezun olduktan sonra, Askeri Tibbiyeyi bitirdi (1888-1894). Okul siralarinda edebiyata merak saran Abdullah Cevdet, Abdülhak Hamid'in istegine uyarak siirlerini kitap haline getirdi. "Hiç" (1890), "Türbe-i Masumiyet" (1890), "Tulüat" (1891), "Masumiyet" (1896), ilk mensur eseri "Ramazan Bahçeleri" (1891) ve ilk düsünce eserleri "Dimag" (1890), "Fizyolacya-i Tefekkür" (1892) hep bu dönemde yayimlandi. "Ömer Cevdet" adiyla yayimladigi bu ilk eserlerinde özellikle Namik Kemal, Recaizade Mahmut Ekrem, Abdülhak Hamid ve Halit Ziya'nin etkileri sezilir. 1894'ten sonra Ittihatçi gençlerin, özellikle Ittihat ve Terakki kurucularindan olan yakin arkadasi Ibrahim Temo'nun etkisiyle, siyasi sorunlara egildi. Ittihatçilarin faaliyetlerine katildi. Tehlikeli olmaya basladigi anlasilinca, 1895'te tutuklanarak Istanbul'dan uzaklastirilmak amaciyla, Trablusgarp Merkez Hastanesi'nin göz hekimligine getirildi. Fakat Cemiyet adina çalismalarina orada da devam etti. Fizan'a sürülecegini anlayinca, önce Tunus'a kaçti, oradan Fransa'ya geçti (1897). Daha sonra da Cenevre'ye yerleserek, Tunali Hilmi ve Mehmet Resit'in orada kurduklari Osmanli Itilaf Firkasina katildi. Ishak Sukuti ile birlikte dernegin yayin organi olan Osmanli Gazetesini çikardi. Cenevre'de iken "Fünun ve Felsefe" (1897), "Kahriyat" gibi siir kitaplarini yayimladi.

Weber'den "Asirlarin Panoramasi"ni, Gustave Le Bon'dan "Asrimizin Hususu Felsefiyesi"ni ve Hayyam'in "Rubaiyat"ini çevirdi. "Mevlana'nin Divanindan Seçmeler"i yayimladi. Cumhuriyet devrinde de bu tür çalismalarini sürdürdü. Özellikle Gustave Le Bon'un eserlerini dilimize aktardi; "Dün ve Yarin" (1921), "Ilm-i Ruh-i Içtimai" (1924), "Ameli Ruhiyat" (1931). Abdullah Cevdet, II. Mesrutiyet'ten sonra gelisen batililasma akiminin baslica temsilcilerinden biriydi. Abdullah Cevdet 1932 yilinda Istanbul'da öldü.

__________________
[Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL]
Jaqen isimli Üye şimdilik offline konumundadır Alıntı ile Cevapla
Alt 15.11.2012, 20:14   #98 (permalink)
Root Administrator

Kullanıcıların profil bilgileri misafirlere kapatılmıştır.
Standart Cevap: Osmanlı Devleti Hakkında Herşey

Son Halife Abdülmecid Efendi 1868 yilinda Istanbul'da dogdu. Sultan Abdülaziz'in ve Hayrandil Kadinin oglu Abdülmecid Efendi, Sultan Abdülhamid döneminde sarayda kapali ve kontrol altinda yasadigi için güçlü bir ögrenim göremedi. Ancak resime merakliydi ve oldukça basarili tablolari vardi. Mesrutiyet döneminde bunlar sergilenirdi. Mehmet Vahidettin 1918'de tahta geçince, Abdülmecid veliaht ilan edildi. 1 Kasim 1922'de saltanat kaldirilinca da Abdülmecid, 18 Kasim 1922'de Türkiye Büyük Millet Meclisi'nce Halife seçildi. Bu görev, Cumhuriyet'in ilkeleriyle bagdasamayacagindan, TBMM 3 Mart 1924'te Halifeligin de kaldirilmasina ve Osmanli hanedaninin Türkiye sinirlari disina çikarilmasina karar verdi. 1944 yilinda Pariste ölen Abdülmecid Efendi'nin kemikleri 1954'te Medine'ye nakledilerek Haremi Serif'e gömüldü.

__________________
[Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL]
Jaqen isimli Üye şimdilik offline konumundadır Alıntı ile Cevapla
Alt 15.11.2012, 20:15   #99 (permalink)
Root Administrator

Kullanıcıların profil bilgileri misafirlere kapatılmıştır.
Standart Cevap: Osmanlı Devleti Hakkında Herşey

Osmanli Devleti'nin kurulusunda büyük hizmetleri geçen mücâhid kumandan; Ertugrul Gâzi'nin silâh arkadasi ve Aydos kalesi fâtihi. Dogum târihi ve yeri bilinmemektedir. 1329 (H.730) târihinde vefat etti. Kabr-i serifinin, Eskisehir yakininda kendi adiyla anilan köyde oldugu rivayet edilmektedir.

Abdurrahmân Gazi, cihâd hizmetini yâni Allah ü teâlânin dîninin yayilmasi ve O'nun kullarina duyurulmasi vazifesini, Osman Gazi ve oglu Orhan Gazi devirlerinde de devam ettirdi. Târihe altin harflerle geçen bir çok kalenin fethine ve meydan muharebelerine istirak etti. Osman ve oglu Orhan gazilerin gözü yerindeki kumandanlarindan ve silâh arkadaslarindan idi. Osman Gazi vefatindan önce, Abdurrahmân Gazi ve diger mücâhid silâh arkadaslarini oglu Orhan Gâzi'nin hizmetine verdi. Çavdar tatarinin Karacahisar pazarini basmasi üzerine Lefke'ye (Osmaneli) yaptigi gazadan dönen Osman Gazi, oglu Orhan'a; "Ogul! Her ne kadar bu tatarlari yemin verdirip gönderdi isek de, bunlar söz tutmaz bir topluluktur. Bu defa var sen gaza et! Hak teâlânin zafer vermesi ümîd olunur" diyerek onu cihâda gönderdi. Yanindaki mücâhid kumandanlarindan Akça Koca, Konur Alb, Abdurrahmân Gazi ve Köse Mihâil'e hitaben de; "Gaziler, silâh arkadaslarim! Göreyim sizi. Din yolunda nasil davranirsiniz?" buyurdu. Abdurrahmân ve diger mücâhid gaziler, sonradan üç kit'a ve yedi iklimde hükmeden Osmanli Devleti'nin temelini attilar. Akça Koca, Samsa Çavus ve Konur Alb; Akyazi, iznik ve izmit ile mesgul olurken; Abdurrahmân Gazi de, istanbul tarafindaki hisarlara akinlar yaparak Bizanslilari saskina çevirdi, Istanbul'dan mücâhidlere gelecek saldirilari önledi. Zîrâ Bizans tekfuru, seçme askerlerini gazilere karsi gönderiyordu. Abdurrahmân Gazi, bu seçme Bizans kuvvetlerini, düzenledigi akinlarla zayi edip (kirip), geri çekilmelerini sagladi. Gaziler geceleri uyumazlar, gündüzleri at sirtindan inmezlerdi. Buralari müslüman topraklari yapmak azmiyle, kanlarini, canlarini feda edip hayirla yâd edilmek için çalistilar.

Iznik'e yakin bulunan Kara Tekin'e yerlesen Samsa Çavus, zaman zaman Iznik'e akinlar ve baskinlar yaparak kale çevresinde sik sik görünmekte idi. iznik tekfuru bu baskinlardan yakinarak Bizans imparatorundan yardim istedi, Istanbul'dan toplanan Bizans kuvvetleri gemilerle Yalakova (Yalova)'ya çikarildi. Bunu haber alan Abdurrahmân Gazi, bunlara baskin yaparak çogunu kiliçtan geçirdi. Sag kalanlar da bin bir zorlukla gemilere binip Istanbul'a döndüler.

Abdurrahmân Gazi, Bursa fethedilinceye kadar, Bizans sinirinda uç beyi olarak hizmet gördü ve Akça Koca ile istisâreli olarak gaza ve fetihlerini sürdürdü.

Orhan Gâzi'nin silâh arkadaslari kuzeyde Karadeniz, güneyde Izmit körfezi ve batida Istanbul Bogazi ile hudûdlanmis olan yarim adaya girmekte gecikmediler. Akçakoca, Konur Alb ve Abdurrahmân Gâzi'nin akinlari durmadan devam etti. Nihayet bogaziçi sahillerine kadar ulastilar. Konur Alb, Akyazi ile Sakarya' nin iki tarafindaki kaleleri Rumlarin elinden aldi. Akçakoca da; Ermenipazari, Ayan Gölü (Sapanca Gölü), Kandira kalelerini ve daha sonra da kuvvetlerini birlestirip Samandra'yi fethettiler. Samandra'nin fethinden sonra, 1326 (H.726) senesinde o mintikaya, fâtihinin adina izafeten Kocaeli denildi. Sakarya'nin kuzey-dogusundaki havaliye de Konur Alb'in ismine izafeten Konrapa denildi.

Aydos kalesi, Aydos daginin dogu tarafinda insâ edilmis bir kale olup, Konur Alb ile Abdurrahmân Gazi tarafindan fethedilmistir.

Abdurrahmân Gâzi'nin ismi söylendikte akla, Aydos kalesi; Aydos kalesi denince de Abdurrahmân Gazi gelir. Bu kale feth edilirken vuku bulan kale kumandaninin kizi ile Abdurrahmân Gâzi'nin macerasi gerek Rum ve gerekse Türklerin hafizalarinda silinmez izler birakmistir.

Abdurrahmân Gazi, Izmit'in fethinde de büyük hizmetlerde bulundu. Samandra tekfurunun fidyesi bahanesiyle Izmit'e gitti. Kaleyi inceleyen ve çevreyi taniyan Abdurrahmân Gazi, geldiginde Izmit'in nasil alinabilecegini Orhan Gâzi'ye bildirince, Pâdisâh da onu orduya rehber ve öncü tâyin etti.

Mücâhidlerin tedbir, gayret ve îmânlari neticesinde küfrün en büyük kalelerinden Izmit de fethedilmis, çan sesi yerine burçlarda ezân-i Muhammedi okunmaya baslanmis oldu. ömrü, muharebe meydanlarinda, islâmiyet'e hizmetle geçen Abdurrahmân Gazi, 1329 yilinda vefat etti.

__________________
[Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL]
Jaqen isimli Üye şimdilik offline konumundadır Alıntı ile Cevapla
Alt 15.11.2012, 20:15   #100 (permalink)
Root Administrator

Kullanıcıların profil bilgileri misafirlere kapatılmıştır.
Standart Cevap: Osmanlı Devleti Hakkında Herşey

Tanzîmât döneminde bati te'sirlerini Türk siirine sokan sâir, tiyatro yazari ve diplomat. 5 Subat 1851' de istanbul'da dogdu. Babasi, dedesi ve soyu, ilim âleminde isim yapmis sahsiyetlerdi. Dedesi Abdülhak Molla hekim olup, ikinci Mahmûd ve Abdülmecîd hanlarin hekimligini yapmis, siir ve târihle ugrasmisti. Babasi Hayrullah Efendi, meshur bir tarihçi ve diplomat idi.

Abdülhak Hâmid, ilk tahsiline Evliya Hoca, Behâeddîn Efendi ve Hoca Tahsin Efendi gibi özel hocalarin huzurunda basladi, özellikle Hoca Tahsin Efendi'nin Abdülhak Hâmid üzerinde etkisi büyüktür. Daha sonra Bebek Kösk kapisindaki mahalle mektebi ile Rumelihisari Rüsdiyesi'ne kisa süre devam etti. Ailesi tarafindan Paris'te egitim yapmasi uygun görülünce, agabeyi Nasûhî Bey ile 1863 Agustos' unda Paris'e gitti. Orada Hortus College adli bir özel okula basladi. Kisa zamanda Fransizca'sini ilerletti. 1,5 sene tahsilden sonra, yanlarina gelen babasi ile istanbul'a döndü, istanbul'da Fransiz mektebine basladi ve Fransizca'sini ilerletmek için Bâb-i âlîde tercüme odasina girdi. On dört yaslarinda, Tahran büyük elçiligine tâyin edilen babasiyla birlikte Iran'a gitti ve Farsça dersler aldi. Babasinin 1867' de vefati üzerine Istanbul'a döndü.

Dönüs sonunda, sira ile Mâliye mektubî ve sadâret kalemlerinde vazife yapan Abdülhak Hâmid, buralarda Ebüzziyâ Tevfik ve Recâizâde Mahmûd Ekrem'le tanisti. Sami Pasa'dan Hâfiz Divâni'ni okudu. Bu arada Tahran hâtiralarina yer veren Mâcerâ-i Ask adli ilk eserini yazdi ve meshur mersiyesi Makber'i, ölümüne yazdigi Fatma hanimla evlendi. 1876 senesinde hâriciye meslegini seçen Abdülhak Hâmid, Paris sefareti ikinci kâtibligine tâyin edilerek iki buçuk sene bu vazifede kaldi. Paris'te iken Fransiz edebiyatini yakindan tanimak firsatini buldu. Dönüsünde bir süre açikta kaldi ise de; 1881'de Poti. 1882'de Golos, bir sene sonra da, Bombay bassehbenderliklerine tâyin edildi. Bombay'da üç sene kaldi. Esi Fatma hanimin rahatsizliginin artmasi üzerine, istanbul'a dönmek için yola çikti. Fatma hanim Beyrut'ta vefat etti.

Abdülhak Hâmid, Bombay dönüsünde Londra elçiligi baskâtipligine atandi ise de; manzum olarak yazdigi Zeynep piyesi yüzünden vazifeden alindi. Bir süre bosta gezdikten sonra tekrar Londra'daki eski görevine gönderildi. Bu gidisinde Ingiliz olan Nelly hanim ile evlendi. 1895 senesinde Lahey büyükelçiligine, iki sene sonra da Londra elçiligi müstesarligina tâyin edildi. Haniminin rahatsizlanmasi üzerine, 1900'da Istanbul'a dönen Abdülhak Hâmid, 1906'ya kadar istanbul'da kaldi. 1906'da Brüksel büyükelçiligine atandi. 1911'de hanimi Nelly'in ölümü üzerine Belçikali Lüsyen hanim ile evlendi. Balkan savaslari sirasinda kabîne tarafindan azledilerek, Istanbul'a döndü. Meârif nezâreti teklif edildi ise de kabul etmedi. Bir süre açikta kaldiktan sonra ayan üyeliginde bulundu. Mütâreke yillarinda Viyana'ya gitti. Burada sikintili günler geçirdi. Cumhuriyetin îlânindan sonra anavatana döndü. 1928 senesinde Istanbul milletvekili seçildi ve ölünceye kadar meb'ûs kaldi. Kendisine vatana üstün hizmet fonundan maas baglandi. Aynca, belediye de, dayali döseli bir apartman dâiresi verdi. Hayâtinin son yillarinda kendisini çekemeyenlerin; "Putlari devirelim" seklindeki saldirilarina mâruz kaldi. 12 Nisan 1937'de Istanbul'da öldü. Mezari Zincirlikuyu' dadir.

Abdülhak Hâmid, Tanzimat sonrasi bütün edebî ve siyâsî devirleri yasamis bir sâirdir. Tanzîmâti, mesrûtiyetleri ve cumhuriyeti gördü. Böylece; Tanzimat, Servet-i Fünûn, Edebiyât-i Cedide, Millî Edebiyat ve Cumhuriyet devri edebiyatlarini yakindan tanidi. Ayrica uzun seneler doguda ve batida diplomat olarak bulunmasi her iki edebiyati tanimasina sebeb oldu. Bu sebeble Türk siirine batidan yeni konular, serbest düsünce ve sekiller getirmistir. Ilk baslarda Tanzîmât ekolünün te'sirinde kalmis, batiyi tanidiktan sonra; klasik edebiyattan ayrilarak bati teknigi ile eser vermistir. Edebiyatimizin yeni bir çehre kazanmasinda Recâizâde Ekrem daha çok teorik yönünü islerken, Hâmid yazdiklariyla bu isi uygulamistir. Eserlerinde bati edebiyatindan bilhassa Shakespeare ve Victor Hugo'nun te' sirleri açikça görülür. Siirleri genellikle romantik ve felsefî düsünceler, ölüm duygulari ve insan kaderi hakkindadir. Bati yazarlarindan etkilenerek yazdigi dramlar ile Türk tiyatrosuna felsefî düsünceyi sokmustur. Kendisine son zamanlarda Sâir-i âzam (en büyük sâir) unvani verilmistir.

Abdülhak Hâmid'in eserleri iki grupta toplanmaktadir. Siirleri: Makber (1885), ***** (1885), Bâlâ'dan Bir Ses (1911), Validem (1913), Yâdigar-i Harb (1913), Ilham-i Vatan (1918), Tayflar Geçidi (1919), Garam (1919), Yabanci Dostlar (1924).

Tiyatrolari: Hâmid'in tiyatro lari mensur ve manzum olmak üzere iki kisimdir. Mensur tiyatrolari: Mâcerâyi Ask (1873), Sabr ü Sebat (1875), Içli Kiz (1875), Duhter-i Hindu (1876), Târik yahut Endülüs'ün Fethi (1879), Ibn-i Musa (1880), Finten (1898). Manzum tiyatrolari; Nesteren (1878), Tezer (1880), Esber (1880), Sardanapal (1908), liberte (1913).

__________________
[Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL]
Jaqen isimli Üye şimdilik offline konumundadır Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Yukarı'daki Konuyu Aşağıdaki Sosyal Ağlarda Paylaşabilirsiniz.


(Tümünü Görüntüle Konuyu Görüntüleyen Üyeler: 9
Asi Ruh, Ela, Flora, KeNJiBaTuSaY, Narsinha, omer, Perii, SrKn, Yggdrasill
Seçenekler Arama
Stil

Yetkileriniz
Konu Açma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Forum hakkında Kullanılan sistem hakkında
Forumaski paylaşım sitesidir.Bu nedenle yazılı, görsel ve diğer materyaller sitemize kayıtlı üyelerimiz tarafından kontrol edilmeksizin eklenmektedir.Bu nedenden ötürü doğabilecek yasal sorumluluklar yazan kullanıcılara aittir.Sitemiz hak sahiplerinin şikayetleri doğrultusunda yazılı, görsel ve diğer materyalleri 48 saat içerisinde sitemizden kaldırmaktadır. Bildirimlerinizi bu linkten bize yapabilirsiniz.

Telif Hakları vBulletin® Copyright ©2000 - 2016, ve Jelsoft Enterprises Ltd.'e Aittir.
SEO by vBSEO 3.6.0 PL2 ©2011, Crawlability, Inc.

Saat: 09:55