Forum Aski - Türkiye'nin En Eğlenceli Forumu
 

Go Back   Forum Aski - Türkiye'nin En Eğlenceli Forumu > Eğitim - Öğretim > Dersler > Tarih - İnkılap Tarihi
facebook bağlan


Osmanlı Devletinde Otağ

Tarih - İnkılap Tarihi kategorisinde açılmış olan Osmanlı Devletinde Otağ konusu , Otağ Padişahlara ve beylere mahsus büyük süslü çadır. Otağ Orta Asya Türk devletlerinde bir azamet Müslüman-Türk devletlerinde ise bayrak ve tuğla beraber hakimiyet alâmeti olarak telakki edilmiştir. Çin kaynaklarına göre ...


Yeni Konu aç  Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Arama Stil
Alt 28.12.2013, 17:47   #1 (permalink)
Bjk Polat Doruk Bjk

Kullanıcıların profil bilgileri misafirlere kapatılmıştır.
Standart Osmanlı Devletinde Otağ





Otağ

Padişahlara ve beylere mahsus büyük süslü çadır.
Otağ Orta Asya Türk devletlerinde bir azamet Müslüman-Türk devletlerinde ise bayrak ve tuğla beraber hakimiyet alâmeti olarak telakki edilmiştir. Çin kaynaklarına göre eski Türklerde bayraksız otağ otağsız bayrak olmazdı. Uygurlarda hakan çadırlarına “Bayraklı otağ” denilirdi. Bundan hakanın çadırının aynı zamanda savaş karargâhı olduğu düşünülebilir.

Otağlar renkleriyle de sahibinin devlet içindeki mertebesini belirtirdi. Göktürk ve Uygur hakanlarının çadırları “Altın otağ” olarak adlandırılırdı. Otağlar ayrıca üzerlerini örten keçenin rengine göre ak boz kızıl kara gibi isimler de alırlardı. Hakanın hareminin bulunduğu çadır daima beyaz renkli olurdu. Oğuz Han'ın çadırı kaynaklara göre her direği altın varakla kaplı ve üzeri yakut safir zümrüt ve firuze ile süslenmiştir. Otağlar bir ev büyüklüğünde olup içerisi perdelerle odalara ayrılmıştı ve bir evde bulunması gereken bölümler mevcuttu. Altınordu Devleti'nde hakana ait çadır beyaz renkte ve uzaktan bir tepeyi andırırdı. Divanhanesinin zemini ipek halı döşeli ve ortada hakanın oturacağı kıymetli taşlarla süslü taht bulunurdu.

Türk hakanlarının çadırları kubbeli olur ve gök kubbenin yeryüzündeki bir modeli olarak telakki edilirdi. Eski Türk devlet teşkilâtına göre gökkubbe altında devlet çadır kubbesi altında ise ailenin mahremiyeti bulunurdu. Eskilerden beri halk arasında kullanılan “çadırını başına yıkmak” deyimiyle devletin veya ailenin yıkılmasının kastedilmesi çadırın Türk kültüründeki manâsını açıklamaktadır.

Hakan otağı maiyet otağları ve diğer kişilerin çadırlarının savaş ve sulh zamanında belirli bir kurulma düzeni vardı. Bu düzen asırlarca bozulmadan devam etti. Kırgızlarda ortaya hakan çadırı kurulur etrafı çitle çevrilir ve diğer çadırlar bu çitin dışına kurulurdu. Göktürk ve Uygurlarda ise ortada hakan çadırı bulunur diğer çadırlar rütbeye göre çadırın etrafında halka şeklinde dizilirdi.

Otağ-ı hümâyûn ise Osmanlı Devleti'nde padişaha mahsus çadırlardır. Çetr-i hümâyûn veya renginden dolayı kızıl çadır olarak da kaynaklarda geçmektedir. Türk sanatının en parlak numunelerinden olan otağ-ı hümâyûnlar Orta Asya’dan beri gelen çadır an’anesinin en mükemmel hâlini almış şekilleridir.

Otağ-ı hümâyûn birbirine geçilebilen birkaç çadırdan meydana gelirdi. Asıl otağ-ı hümâyûn yedi direkli olup birbirleriyle bağlantılı bu çadırlar grubunun cepheden üç kubbeli bir görünüşü vardı. Bu üç kubbenin biri padişahın dinlenme ve arz odası olan divanhâne diğeri hamam odası üçüncü kubbenin altı ise hazîne-i hümâyûnun muhafaza edildiği kısımdı. Otağ-ı hümâyûn savaş meydanında veya konak yerindeki yerleşmede merkez noktasını teşkil ederdi. Sefer süresinde otağın muhafazası sipahi ve silâhtar bölüklerinin vazifesiydi. Otağ-ı hümâyûnun çevresindeki birinci sırada altı bölük askerlerinin çadırları ikinci sırada yeniçerilerin çadırları bulunurdu.

Seferde veya padişah başka bir yere gideceği zaman otağ-ı hümâyûn iki takım olarak tertip edilirdi. Padişah bir konak yerindeyken ikinci otağ bir sonraki konakta hazır edilirdi. Bir sonraki konak yerine hareket eden otağ-ı hümâyûnun bakımı ve muhafazası sipahi bölüklerinden bir subayın emri altında yapılırdı.

Otağ-ı hümâyûnun sefere hazırlanması yeniçeri ağasının kontrolünde “otakçıbaşı” tarafından yapılırdı. Sefer tuğlarının dikilmesinden sonra rikab ağaları İstanbul’da bulunan dergâhların şeyhleriyle birlikte Sultanahmed meydanındaki çadır mehterleri ocağında bulunan otağ-ı hümâyûnu dua ve ilâhilerle kaldırıp Bâbüssaâde önüne getirirler burada önceden dikilmiş tuğlarla birlikte yine dua ve tekbirlerle alıp sayıları 400-700 arasındaki çadır mehterleri alayıyla sefer Anadolu yönünde ise Üsküdar Doğancılar meydanına; Avrupa yönünde ise Davutpaşa sahrasına kurarlardı. Böylelikle bütün İstanbul halkı seferin nereye olduğunu anlardı. Otağın konak mahallinin en güzel manzaralı yerine kurulmasına itina edilirdi. Yerin seçilmesi konakçıbaşının vazifesiydi. Konakçıbaşının rütbesi beylerbeyi sancak beyi veya kapıcıbaşı payesinde idi. Muharebe meydanına gelindiğinde otağ-ı hümâyûnun kurulması esnasında orduda bulunan toplar ve yeniçerilerin tüfekleriyle üç defa ateş ederek selamlamaları âdetti. Sefer müddetince mehterhâne tarafından ikindi nevbeti vurulurken otağın giriş kapısının perdesi açık tutulur. Burada konakçı ve otakçı nöbet tutarlardı ve nevbet vurulması bittikten sonra mehterhânenin yaptığı duaya katılırlardı.

Padişah otağları pamuk ipliğinden dokunmuş kumaşlarla yapılır ve kırmızı renkte olurdu. Şehzade vezir ve beylerbeyleri de kırmızı çadır kurabilirlerdi. Ancak esas kırmızı çadır padişahlara mahsustu.

Nemçe (Avusturya) Seferi esnâsında Kanunî Sultan Süleyman’ın çadırı kaynaklarda şöyle tasvir edilir: “Çeşit çeşit boyalarla sanatkârâne bir tarzda nakışlarla süslenmiş yüksek divanhâneli çadırlardan meydana gelmiş otağın zemini o zamana kadar görülmemiş tarzda dokunmuş ipek halılar ve kilimlerle döşenmişti.”

Padişahlar sefere bizzat gitmezlerse otağlarını sefere memur olan serdâr-ı ekreme verirlerdi. Zigetvar Seferi esnasında Kanunî Sultan Süleyman’ın otağı olan çadır Sultan Üçüncü Murad tarafından sefere giden sadrazam ve serdâr-ı ekrem Sinan Paşaya verilmiş daha sonra da aynı otağ Satırcı Mehmed Paşa tarafından Macaristan Seferi esnasında kullanılmıştı.

Otağ-ı hümâyûnların dikilmesi ise otağ-geren-ı hassa denilen sanatkârların vazifesiydi. Bunlar dört bölük olan çadır mehterlerinden ayrı yedi kişiydiler. Ayrıca hayme-dûzân (çadır dikiciler) nakış-dûzân (nakışçılar) gibi sanatkârlar da otağ imalinde çalışırlardı.

Asi Ruh isimli Üye şimdilik offline konumundadır Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Yukarı'daki Konuyu Aşağıdaki Sosyal Ağlarda Paylaşabilirsiniz.


(Tümünü Görüntüle Konuyu Görüntüleyen Üyeler: 1
Asi Ruh
Seçenekler Arama
Stil

Yetkileriniz
Konu Açma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Forum hakkında Kullanılan sistem hakkında
Forumaski paylaşım sitesidir.Bu nedenle yazılı, görsel ve diğer materyaller sitemize kayıtlı üyelerimiz tarafından kontrol edilmeksizin eklenmektedir.Bu nedenden ötürü doğabilecek yasal sorumluluklar yazan kullanıcılara aittir.Sitemiz hak sahiplerinin şikayetleri doğrultusunda yazılı, görsel ve diğer materyalleri 48 saat içerisinde sitemizden kaldırmaktadır. Bildirimlerinizi bu linkten bize yapabilirsiniz.

Telif Hakları vBulletin® Copyright ©2000 - 2016, ve Jelsoft Enterprises Ltd.'e Aittir.
SEO by vBSEO 3.6.0 PL2 ©2011, Crawlability, Inc.

Saat: 02:35