Forum Aski - Türkiye'nin En Eğlenceli Forumu
 

Go Back   Forum Aski - Türkiye'nin En Eğlenceli Forumu > Eğitim - Öğretim > Dersler > Tarih - İnkılap Tarihi
facebook bağlan


Osmanlı Devletinde Padişah

Tarih - İnkılap Tarihi kategorisinde açılmış olan Osmanlı Devletinde Padişah konusu , Osmanlı Devletinde Padişah Osmanlı Devletinde hükümdara verilen en meşhur unvan. On dördüncü ve on beşinci asırlarda Osmanlı hükümdarları İslâmî bir niteliği olan sultan ünvânı ile berâber örfî hükümdarlık (töre) sıfatlarını ...


Yeni Konu aç  Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Arama Stil
Alt 28.12.2013, 17:50   #1 (permalink)
Bjk Polat Doruk Bjk

Kullanıcıların profil bilgileri misafirlere kapatılmıştır.
Standart Osmanlı Devletinde Padişah





Osmanlı Devletinde Padişah

Osmanlı Devletinde hükümdara verilen en meşhur unvan.
On dördüncü ve on beşinci asırlarda Osmanlı hükümdarları İslâmî bir niteliği olan sultan ünvânı ile berâber örfî hükümdarlık (töre) sıfatlarını ifâde eden resmî unvân olarak “bey” ve “han” kullandılar. Osman Gâzi ve Orhan Gâzinin adı kaynaklarda Osman Bey ve Orhan Bey olarak geçmektedir. Osmanlı hükümdârları hâkimiyet ve nüfûzlarının temeli olarak gâzi sultânü’l-guzât ve’l-mücâhidîn (mücâhitlerin ve gâzilerin sultânı) unvânını da benimsediler. Bütün unvanlarına bu gâzi sıfatını eklemeye îtinâ gösterdiler ve gâzi hükümdâr olarak anıldılar. Devletin kuruluş dönemlerinde Osmanlı hükümdarları büyük hükümdar mânâsında “Hüdâvendigâr” ve hünkâr unvânını da kullandılar. Sultan Birinci Murâd Han bu ünvânı ile meşhûr oldu. Hüdâvendigar ünvânı Osmanlıların Anadolu’daki diğer beyler üzerinde hâkimiyet kurmaya başlamalarının bir işâreti olarak kabul edilir.

Osmanlı pâdişâhlarının adının başına dâim⠓Sultan” ve sonuna da “han” kelimesi gelmektedir. Halk arasında ise en fazla hünkar ve pâdişâh isimleri söylenmiştir. Sultan tâbiri sonraları Osmanlı pâdişâhlarının erkek evlatlarına kızlarına ve hattâ pâdişâh vâlideleriyle âilelerine kadar şâmil olmuştur. Sultan ünvânı pâdişâhın erkek çocuklarında ismin evveline kızlarda ise ismin sonuna geliyordu. Sultan Selim Sultan Mehmed Ayşe Sultan Fatma Sultan gibi. Pâdişâh vâlidelerine Vâlide Sultan ve zevcelerine de Haseki Sultan Hürrem Sultan denilmekteydi. Sadrâzam pâdişâha takdim ettiği telhis ve takrirlerinde sultan tâbiri kullanılmayıp onun yerine pâdişâhım denilmekteydi. Osmanlılarda hükümdardan başka hiçbir kimseye verilmeyen tek unvan hünkar tâbiridir. Pâdişâhın tuğra ve fermanlarında adının yanına mutlaka tek veya çok terkiplerden yapılan sıfatlar bulunurdu. Bunlar:

Nişan-ı şerîf-i âlişân Mektûb-i meveddet-üslûp Ahidnâme-i izzet-nümûn Ahidnâme-i hümâyûn Nâme-i hümâyûn-ı izzet ve saâdet-meşhûn Nâme-i hümâyûn messeret-makrûn Nâme-i hümâyûn-ı izzet makrûn İltifât-nâme-i pâdişâhî Nâme-i şerîf Hatt-ı şerîf Nâme-i saâdet-ünvân Hatt-ı hümâyûn Emr-i pâdişâhî Emr-i şerîf Hükm-i şerîf Emr-i münîf-i vâcibül ittib⒠Tevkî-i refîi- hümâyûn Ahd-i şerîf Ahd-i hümâyûn Fermân-ı celîlülkadr Fermân-ı hümâyûn Fermân-ı beşâret-ünvân.

Osmanlı pâdişâhlarının çok mühim hâllerde yazdıkları nâmelerde yabancı hükümdârlara gönderdikleri ahidnâmelerde; hâkimiyet ve salâhiyet sâhalarını belirten ünvanlar kullanılırdı. Bunlardan Kânûnî Sultan Süleymân Hanın 1553’te Leh Kralına verilen Ahidnâme-i hümâyûndaki ünvan:

“Ben ki Sultan-ı salâtin-i zamân burhân-ı havakin-i avân tâc-bahş-i husrevân-i cihân zıllullâhi’l-meliki’l-mennân Akdeniz’in ve Karadeniz’in ve Rumeli’nin ve Anadolu’nun ve Şam ve Halep ve Karaman ve Rûm’un ve vilâyet-i Âzerbaycan ve Van’ın ve Budin ve Tameşvar vilâyetlerinin ve Mısır’ın ve Mekke’nin ve Medîne’nin ve Kudüs’ün ve Halilü’r-Rahmân’ın külliyen diyar-ı Arab’ın ve Yemen’in ve Bağdât ve Basra ve Cezâyir vilâyetlerinin ve dahi nice memleketlerin ki âbâ-i kirâm ve ecdâd-ı izâmım -enarallâhü berâhinehüm- kuvvet-i kahire ile fetheyledikleri ve cenâb-ı celâlet-meabım dahi tiğ-ı âteşbâr şimşîr-i zafernigârım ile fetheylediğim ince diyârın sultânı ve pâdişâhı hazret-i Sultan Bâyezîd oğlu Sultan Selim Han oğlu Sultan Süleyman Şah Han’ım...”

Osmanlı pâdişâhlarının örfî selâhiyetleri İslâm hukûkuna muhâlif olmamak şartıyla eski Türk telâkkileriyle Orta Doğu’daki telâkkilerin birleştirilerek ortaya konulan Osmanlı sentezidir. Kısaca Osmanlı pâdişâhı Osmanlı târihinin bir mahsulüdür. Fâtih devri târihçilerinden Tursun Bey Târih-i Ebü’l-Fetih adlı eserinin girişinde pâdişâhların sâhip olması gereken husûsiyetleri selâhiyetleri geniş şekilde açıklamaktadır.

İslâm Hukûku’nun tatbiki ve yayılması da pâdişâhın vazîfeleri cümlesindendi. Buna bağlı olarak pâdişâhların hâkimiyet sahası İslâm dîni ile sınırlandırılmıştı.

Osmanlı Devletinin târihi boyunca İslâm Hukûku devletin bütün icrâ faaliyetlerini murâkabe etmiştir. Yapılacak bütün önemli işler Şeyhülislâmın fetvâsına dayanılarak icrâ edilmiştir. Kânûnî Sultan Süleymân Han vefât ettiğinde devrindeki çeşitli konularda aldığı Şeyhülislâm Ebüssü’ûd Efendinin fetvâlarının berâberinde defnedilmesini istemiştir.

Osmanlı pâdişâhlarına diğer imparatorlarda bulunan bâzı fevkalâde özellikler verilmemiştir. Pâdişâh ne Japon imparatoru gibi “Güneşin oğlu” ne de Firavun gibi “tanrı” idi sâdece “Allahü teâlânın âciz bir kulu” idi. Cumâ namazlarından sonra pâdişâha:

“Gururlanma pâdişâhım senden büyük Allah var!” diye bağıran halk ona âciz bir kul olduğunu hatırlatırdı.

Târih kitaplarında ve teşkilâtla alâkalı eserlerde pâdişâhlığın Allahü teâlâ tarafından verilen çok mesûliyetli büyük bir vazîfe olduğu belirtilirdi. Bu emânetin ahâliye iyi muâmele orduya bakım memleketin muhâfazası ve dîn-i İslâma hizmetle korunacağı yazılıdır.

Pâdişâhların gelirleriyse başlıca iki kaynaktan gelirdi. İlki yapılan gazâlardaki ganîmetlerin beşte biriydi. Bu gelir harplerin mağlûbiyetle netîcelenmeye ve gerilemeye başlanıldığı devirlerden îtibâren büyük ölçüde azalmıştır. Diğer önemli gelir kaynağı da kendilerine tahsis edilen haslardan elde edilenlerdi. Bu gelirler saray ve askerin masraflarına ve bayındırlık eserlerine harcedilirdi. Oturdukları saraylar ve eşyâları devlet malı idi. Pâdişâhlar sâdece tasarruf hakkına hâizdiler.

Altı yüz seneden fazla Türklerin ve Müslümanların lideri durumunda olan pâdişâhlık müessesesi Türkiye Cumhûriyetinin kurulmasıyla ilga edilmiştir. 23 Nisan 1920’de pâdişâhın yetkilerinin Büyük Millet Meclisine devredildiği îlân edilmiş 30 Ekim 1922 ve 2 Kasım 1922 tarihli Büyük Millet Meclisi kararları ile de pâdişâhlık tamâmen ilga edilerek sâdece halîfelik Osmanlı âilesinin uhdesinde kalmıştır. 3 Mart 1924 târihinde “Hilâfetin ilgası ve Hanedân-ı Osmânî’nin Türkiye Cumhûriyeti memâliki hâricine çıkarılmasına dâir kânun” ile de halîfelik ilga edilerek Osmanlı hânedânına mensup bütün âile fertleri yurt dışına çıkarılmıştır.

Asi Ruh isimli Üye şimdilik offline konumundadır Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Yukarı'daki Konuyu Aşağıdaki Sosyal Ağlarda Paylaşabilirsiniz.


(Tümünü Görüntüle Konuyu Görüntüleyen Üyeler: 1
Asi Ruh
Seçenekler Arama
Stil

Yetkileriniz
Konu Açma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Forum hakkında Kullanılan sistem hakkında
Forumaski paylaşım sitesidir.Bu nedenle yazılı, görsel ve diğer materyaller sitemize kayıtlı üyelerimiz tarafından kontrol edilmeksizin eklenmektedir.Bu nedenden ötürü doğabilecek yasal sorumluluklar yazan kullanıcılara aittir.Sitemiz hak sahiplerinin şikayetleri doğrultusunda yazılı, görsel ve diğer materyalleri 48 saat içerisinde sitemizden kaldırmaktadır. Bildirimlerinizi bu linkten bize yapabilirsiniz.

Telif Hakları vBulletin® Copyright ©2000 - 2016, ve Jelsoft Enterprises Ltd.'e Aittir.
SEO by vBSEO 3.6.0 PL2 ©2011, Crawlability, Inc.

Saat: 19:59