Forum Aski - Türkiye'nin En Eğlenceli Forumu
 

Go Back   Forum Aski - Türkiye'nin En Eğlenceli Forumu > Eğitim - Öğretim > Dersler > Türkçe - Edebiyat
facebook bağlan


Abshell edebiyat yazilari - oykuleri

Türkçe - Edebiyat kategorisinde açılmış olan Abshell edebiyat yazilari - oykuleri konusu , Mevsimler -------------------------------------------------------------------------------- Gülümsüyordu. - Bahar geldi malum. - Ama biraz soğuk sanki. - Eh, hep öyle olmaz mı alıştırıyor işte yavaş yavaş. Hala gülümsüyordu. Gülümseyen insanları severim. Zarar vermeyeceklermiş gibi ...


Yeni Konu aç  Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Arama Stil
Alt 08.05.2013, 16:49   #1 (permalink)
BaHaRamaZaN

Kullanıcıların profil bilgileri misafirlere kapatılmıştır.
Standart Abshell edebiyat yazilari - oykuleri



Mevsimler

--------------------------------------------------------------------------------

Gülümsüyordu.

- Bahar geldi malum.
- Ama biraz soğuk sanki.
- Eh, hep öyle olmaz mı alıştırıyor işte yavaş yavaş.

Hala gülümsüyordu. Gülümseyen insanları severim. Zarar vermeyeceklermiş gibi gelir bana. Belki de kötü bir şey. Yamaları yapılmamış bilgisayar programı gibi her türlü saldırıya açık bırakıyorsunuz kendinizi. Ancak yaşam da sürekli sakınarak yaşanılınca çok sıkıcı olmalı. Rahat davranmayı tercih ettim. On kez ölecek değiliz ya. Gelecekse bir zarar da bundan gelsin. Ben genede son toplamda artıda kalmaya devam ederim nasıl olsa.

- Eh, alışacağız. Sonunda sıcak günler gelecek nasıl olsa.
- Ardından gene soğuk günler. Doğa da manik depresif midir nedir?
- Devinim. İnsan ilişkileri işte. Başka ne bekleyebilirsin ki?
- Evet haklısın. Sürekli bir gel git. Ama her defasında da bir tekrar. Ne kocaman bir çelişki.
- Doğrudur bir yağmura insanın kemiklerine kadar işlerken kızar, öbürüne pencereden bakarken “ne güzel yağıyor” diye sevinirsin. Kar var hastalara yol vermezken kötü bir afet, kar var biraz daha yağsa da kızak kaysak güzelliğinde.
- Hep biliriz de "güneşin altında yeni birşey olmadığını" neden o zaman hala bunca heyecan? Ne garip koşullanmışız yaşama? Ne muhteşem bi içgüdü bu!
- Hep heyecan var. Yeni birşey bulabilme heyacanı o bizi kışkırtan.
- Trajedi de burda başlıyor işte. Yeni dediğimiz ne ki?

Çok da öyle değildi aslında. Artık tecrübeliydik. Trajediyi yüklenecek omuzlara sahiptik. Burada insanlığın hakkını yemeyelim. Tek omuz hiç bir şey değildir. Omuz başka omuzlara dayanmadıkça insana yük olmaktan başka hiç bir şeye yaramaz. Ben, biz etrafta olmadıkça tek kelimeyle hükümsüzdür. Yazı yazanlar, yazı yazabileceğini düşünebilenler bunun hep tersini iddia ederler ama bu kendine yalan söyleyerek olmayanı var gibi gösterip farklılaşma ummaktan da başka bir şey değildir. Bunu bilelim ama gene de yalana devam edelim. Dünyada yalandan güzel bir şey henüz icat edilmedi sonuçta.

- Ya deneyimler ne olacak? Yeni bizim için eskidi bile.
- Ama tecrübe demek aynı zamanda heyecanda oluşan bir eksi demek değil mi?
- Heyecanda eksilme var tamam ama ıskaladıklarını yeniden yaşayabilmenin keyfi de var.
- Evet, bir keyif olmadığını söyleyemem ama adı üstünde işte “keyif” altı üstü. Coşkular nerede peki, gözü kara coşkular?
- O tehlikeli tarafı yaşamın. Coşku dediğin öldürür bülbülü. Daha fazla ses çıkartacağını, daha uzun şakıyacağını sanıp bülbülün boğazına basmanın adı bile coşku oluverir.

Gene gülümsedi. Dişlerde hata aradım. Güzelliği öldürmekte üstüme yoktur. Mükemmeli çok sevdiğimden hiç bir şeyin mükemmel olmamasına özen gösteririm. Bir şey mutlaka yanlış olmalıydı. Bir çürük diş bile yeterdi aslında, ya da dişlerin arasına sıkışmış bir maydanoz parçası. Bulamadım. Sanırım tehlike giderek artıyordu. Sustursam mı acaba diye aklımdan geçti. Güzelliğin uzun sürmesi güzelliğin en büyük düşmanıdır. Tavrımı tasarlarken düşüncemi kesti.

- Bilmem. Daha doğrusu henüz farkında değilim belki de bu dediklerinin ama bence tecrübe getirdiği kadar da götüren birşey. Kodlanmışlıklara götürüyor bizi. Birer Pavlov köpeği olup çıkıyoruz belki de sonuçta. Etki tepki doğuruyor ve o tepkiler de ne denli doğamıza uygun bence çok tartışmalı birşey. Tecrübe evet, ama ya bizi doğamıza yabancılaştıran tecrübeler. Ya nevrozların içinde sıkışıp kalmamızı sağlayan yaşanmışlıklar. Erik ağacından düştüysen bir kez bir daha ağaca tırmanmayı göze alır mısın?

Kusursuz insanlık insanlık değildir. İnsanlar aslında hayali ile yaşadıkları insanlığa eriştikleri gün kusursuz makinayı icat ettiklerini göreceklerdir. Bu ise sadece bir hayal kırıklığı değil aynı zamanda soyumuza ihanettir. Bizim asıl sevabımızın günahlarımızı icat etmemiz olduğunu anlamak zor iştir. Farklılıklarımızın varlığı, kayıplarımızın sorumluluğu, yetişmemizin olanaksızlığı, beceriksizliğimizin yapışkanlığı hergün dua etmemiz gereken kazanımlarımızdır. Onların bittiği gün bizde gereksiz olacağız. Gerçi bunların onun söyledikleri ile bir ilgisi yok ama ben de böyle düşünüyorum işte. Gene de söyledikleri cevapsız kalamazdı.

- Iıh. Erik ağacından düşmeyi öğrenmek sana hem ağaca nasıl tırmanmak gerektiğini hem de illa düşeceksen nasıl düşmen gerektiğini de öğretir beraberinde. Tabii bazıları da bu düşüşten ağaca çıkmamam kolaycılığını kapacaklardır ancak o insanlığın küçük yüzdesi. Yoksa yenilen pehlivan yeniden güreşmez, bozuk yemekten zehirlenen açlıktan ölür, kötü roman okuyan gazete bile almazdı değil mi? Hem insanın keskin köşeleri de böyle törpülenir. Yaşanmışlık yuvarlatır insanı. İçinde bulunduğun ve bulunacağın durumların şekline kolay girmenin tek yoludur bu.
- Ben köşelerimi seviyorum.
- Canın acır. Sıkışamazsın dünyaya.
- Törpülenmek! Adı üstünde işte; var olanın, sende olanın giderek eksilmesi değil midir? Eksilmekten duyduğumuz acı nerede peki? Acıdan aldığımız zevk mi bizi “deneyim güzeldir” sığınmalarına itiyor yoksa?

Haklılıklarını kabul mu etseydim acaba? O zaman haksızlıklarını da haklılık sayar mıydı? Hem tek karar verme yetkisi bende miydi? Yaş farkı mı beni üstün kılıyordu yoksa deneyim mi? Sözlerinin altında açıkca fikrimin onay vermeye yetkili olduğu, düşünceme saygı ile bakıldığı ve sonuçta biraz yaklaşım ile mutlu olunacağı izlenimi yatıyordu sanki. İster istemez gülümsedim. Aklını teslim etmek gerekiyordu. Üstelik gülümsemenin hakkını o kadar güzel veriyordu ki. Oyuna geldiğimi bile bile ben de gülümsedim.

- Tırnak törpülenmezse olur mu? Olur da güzel olur mu? Kelimelerin eğitimden geçmezsek neyin zevkini alırdık biz şimdi. Sıfır deneyim sadece doğunca vardır.
Sen bugüne kadar yaşadığın ama az yaşadığın tecrübelerin bileşkesi değil misin.
İnsan kendini sevmezse o nasıl insandır? Yarın daha da çok seveceksin kendini, çünkü kapıldığın dalgalara daha uyumlu yüzeceksin, dinlediğin nağmelerle daha uyumlu dansedeceksin
- Yeter ki kararmasın sol memenin altında ki cevahir.

Galiba sohbetin sonuna gelmiştik bugünlük. Devamını ummaktan başka çare yoktu. Gülümsedim, gülümseyerek giderken. El sallamasını bile ummuştum. Sallamadı.
Burnuna küçücük bir öpücük kondurdum.

Niye tam bilemiyorum. Geldiğine sevinmemden mi, gelmemesinden korkmamdan mı, belirsizliğin bitmesinden mi yoksa sadece burnunun güzelliğinden mi acaba? Sesini çıkarmadı. Aslında etkiye bir tepki hep değerlendirmenin yapılabilmesi için vardır insan ilişkisinde. Ben hafif de olsa bir gülümseme bekliyordum ama olmadı. Peki ne oldu? Gamzeleri yedi cihana kanıtlayan koca bir gülümsemeden başka hiç bir kazancım olamamıştı. Gizlice sevindim.

- Nasılız?
- Heyecanlı. Sanki yeniden aşık olabilme yetkisi elde etmiş gibi kısacası. Dünümü ezip geçmenin keyfini çıkartıyorum.
- Kötü gündü galiba?
- Konuşmasak.

Aynı ben gibiydi. İnsanın hoşuna gidiyor. Dertleri arkaya gömmenin gizemli ama aynı zamanda da yararlı yolunu keşfetmişti. Belki de bulaşıcıdır. Ben bulaştırmışımdır. Öyleyse ben gene başardım diyebiliriz insanlık adına. Kabullenir gibi yaptım ama kazacaktım dibini. Öyle kolayına da kurtulmak yok. Bensiz bir beceriksizlik mevcutsa duyma hakkım var demektir. Benli beceriklikleri görme hakkım olduğu gibi.

- Peki.
- Sağol. Seninle yaşam kolay.
- Ben kolayım da ondan.
- Bunu her yerde söyleme. Kadınlar erkeğin zorundan hoşlanırlarmış.

Doğru bir değerlendirme. Erkeklik adına karizma, kalite, çarpıcılık, seksilik ve başka ne varsa kadını cezbetmek yolunda kullanılan hepsi bir miktar eza taşır içerisinde. Kadının erkeği mi yoksa beraberinde gelen hüznü mü daha çok sevdiği bazen muammayı bile aşar. En sonunda da erkek zorluğu ile mahküm edilip sevilen olmaktan çok katlanılan olmaya mahküm edilir zaten.

- Zor olmak için çaba gerekmiyor. Kolay olmak uğraş gerektirir hep ama istersen zorlaşırım.

Tehlikeli bir cümle kurduğumun son anda farkına vardım. Bu senin adına yapmayacağım hiç bir şey yok demek anlamına bile gelebilen bir davetti. Ben mi söyledim bunu diye kendime bir baktım. Olacak iş değildi.

- Yok böyle kal. Niye keyfim artıyor bugün sanıyorsun?

Buyrun bakalım. Etkiye tepki. Cevaba cevap. Konuyu bir şekilde tekrar havaya, devinime ve hatta depresyona getirmem gerekiyordu. Ben her bahar aşık olurum diyenden geçilmeyen bir dünyada üstelik de bahar aylarında yaşıyoruz. Aşkın musluğunu açık bırakıyor gönüller böylesi buhranlı zamanlarda sonra da yeri göğü aşk basıyor.

- Biz nerede kalmıştık?
- Bir hafta önce mi?
- O kadar oldu mu ya? Bana sanki dün bırakmışız konuşmayı gibi geldi. Hatta el sallamamıştın.
- Farkettin mi?
- Sallasaydın daha çok farkedecektim.
- İlk günden sallamak ayıp olur diye düşünmüştüm. Bilsem sallardım. Kızma ne olur.

İşte beni zor olmaya iten cümleler. Kızmamı istiyor. Kızmak değer vermek ile eşdeğer zira. Kadınlarda en anlamadığım hatta kabullenemediğim tek şey akıllarını çok kolay dışlayabilmeleri. Ancak aynı zamanda en çok sevdiğim şey de o sanki. “Kızmadım ama biraz üzüldüm” dememi bekliyor. Üzülmek de değer vermek ama zorlaşmadan yapabilmek aynı şeyi. Sadece elimi hafifçe sallayarak belli ettim tepkimi. Bıraktım kendisi ne anlamak istiyorsa o anlamı çıkartsın. Gene gülümsedi ancak gamzelere kadar değil.

- Bugün kalamayacağım.
- İşin var.
- Evet. Üstelik hazırlık da yapmam lazım. Akşama misafirim var. Evde de hiç bir şey yok.
- Yemekli mi?
- Evet. Bilirsin erkeğin kalbine giden yol midesinden geçermiş.

Şaşakaldım. Neydi bu şimdi? Soğuk ter nerelerden dökülürdü? Eyvah dedim kendime. Eyvah! Konuşmam lazım. Susarsam sustuğum kadar eleveririm kendimi. Yenilirim. Savunmam düşer. Darbe alırım. Konuşmam lazım. Eriyorum. Lanet olsun!


Sinirliydim sanıyordum ama değilmişim. En azından şimdiki halimle kıyasladığım zaman o kadar da kızgın olmadığım sonucuna vardım. Şimdi ise köpürüyordum. Hem sinirlendirmiş hem de daha sonra akşam yemeğini babasına hazırladığını söylemişti. Kısacası karizma delik deşik olmuştu. Suratımdan düşenlerin parçalarını saysa zaten gizli kapaklı hiç bir şey kalmıyordu geriye ama ben son çaba ile kuyruğu da dik tutmaya çalışmıştım.

Artık ne kadar becerebildiysem tabii.

Peki şimdi ne oluyordu da daha fazla sinirli oluyordum işte onu bir türlü denkleştiremedim. Küme düşmek gibi bir şey bu. Ancak ikinci sınıflar ile düşüp kalkmaya başlayınca anlıyorsun öbürlerinin kıymetini. Gerçi daha onu da becermiş değilim ama en azından bu sinir ile ne yapacağım da çok belli olmaz. Bir şekilde bir intikam fena olmaz şu sıralarda da daha nasıl bir intikam planlamalıyım onu çıkartamadım. Örneğin gidip bir yerlerde tıka basa yemek yiyip bir büyüğe gömülmek intikam sayılır mı? Yoksa eski sevgililerimin hatırını mı sorsam? Anamı arayıp onun dünyada en çok sevdiğim kadın olduğunu söylemem yeterli bir ders midir?

Düşündüklerimin alayının kendini tatmin boyutlarına sıkışıp kalmış hamleler olduğunu bilmenin ızdırabı ne olacaktı peki?

İnsanın başına ne geliyorsa üç satır sohbet etme merakından geliyor. Otur oturduğun yerde, bulaşırlarsa bile oralı dahi olma. Yok say. Önemseme. Ya da bunları yapacaksan sonunda kulağından tutup atmayı da becer. Beceremiyorsan gizli saklı kalmayı seçeceksin. Öğren artık kadınların genlerinde biçki, dikiş ve makyaj genleri ağırlığını. Ölçerler, biçerler, oradan az alıp, buraya az ilave ederler, berikinin rengini değiştirir ve sonunda seni kendilerine yakıştırılar. Sen sen olmaktan çıkarsın orası başka. Umurlarında dahi de olmazsın. Haberin ola.

Bütün bu muhteşem keşiflerimi bir yandan da cep telefonumun ekranına aval aval bakarak yapmasam ben bile inanacağım. De ara be artık yosmanın dölü!

Aramayacak. Yok ya, niye aramasın? Benden iyisini mi bulacak? Bulsa şimdiye kadar on kez bulurdu. Hem acelem ne ki daha kızgınlıkla yanından kalkalı on gün ya oldu ya olmadı. On gün çok mudur acaba? Kime sorsam ki? Muhsine sorsam o salak “sakın arama” der. Otobüs ile kadın peşinden koşmayacakmışsın. Biri giderse mutlaka öbürü gelirmiş. Cengiz ne der acaba? Eğer “ara” diyecekse ona sorayım. Bir de cesaret nedir diye sorarlar. Hadi gel de cesur ol bakalım.

Ya “arama sakın” derse o da?

__________________
Aşk der ki sana: Yolumdaysan başım feda yoluna; ama bil ki senin de başını isterim yoluma. Kahır, kapris gelecekse senden amenna! Ama ayağına diken batarsa yolumda ah edip vahlanma!...
Aşk bilek gücü değil “YÜREKTİR”! Yüreğin yetmiyorsa düşme yollara!…
KaRaqiZz isimli Üye şimdilik offline konumundadır Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Yukarı'daki Konuyu Aşağıdaki Sosyal Ağlarda Paylaşabilirsiniz.


(Tümünü Görüntüle Konuyu Görüntüleyen Üyeler: 1
Flora
Seçenekler Arama
Stil

Yetkileriniz
Konu Açma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Forum hakkında Kullanılan sistem hakkında
Forumaski paylaşım sitesidir.Bu nedenle yazılı, görsel ve diğer materyaller sitemize kayıtlı üyelerimiz tarafından kontrol edilmeksizin eklenmektedir.Bu nedenden ötürü doğabilecek yasal sorumluluklar yazan kullanıcılara aittir.Sitemiz hak sahiplerinin şikayetleri doğrultusunda yazılı, görsel ve diğer materyalleri 48 saat içerisinde sitemizden kaldırmaktadır. Bildirimlerinizi bu linkten bize yapabilirsiniz.

Telif Hakları vBulletin® Copyright ©2000 - 2016, ve Jelsoft Enterprises Ltd.'e Aittir.
SEO by vBSEO 3.6.0 PL2 ©2011, Crawlability, Inc.

Saat: 00:58