Forum Aski - Türkiye'nin En Eğlenceli Forumu
 

Go Back   Forum Aski - Türkiye'nin En Eğlenceli Forumu > Eğitim - Öğretim > Dersler > Türkçe - Edebiyat
facebook bağlan


Batı Edebiyatı

Türkçe - Edebiyat kategorisinde açılmış olan Batı Edebiyatı konusu , Bilinen en eski dönemlerden günümüze kadar Batılı ulusların nazım ve düzyazı türlerinde ortaya koydukları edebî ürünlerin tümüne birden Batı edebiyatı adı verilir. Batılı uluslar, temelde aynı uygarlığa, Batı uygarlığına bağlı ...


Yeni Konu aç  Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Arama Stil
Alt 11.05.2013, 17:24   #1 (permalink)
Sana tutunmaya çalışan ben,beni tutmayıp düşüren sen...

Kullanıcıların profil bilgileri misafirlere kapatılmıştır.
Standart Batı Edebiyatı



Bilinen en eski dönemlerden günümüze kadar Batılı ulusların nazım ve düzyazı türlerinde ortaya koydukları edebî ürünlerin tümüne birden Batı edebiyatı adı verilir. Batılı uluslar, temelde aynı uygarlığa, Batı uygarlığına bağlı oldukları için, düşünüş ve duyuş tarzları da pek çok noktada ortak özellikler göstermektedir. Bu bakımdan genel bir kavram olarak Batı edebiyatından söz edilebilir. Buna göre Batı Edebiyatı şu şekilde incelenebilir:

Klâsik Batı Edebiyatı
Alman Edebiyatı
Amerikan Edebiyatı
Fransız Edebiyatı
İspanyol Edebiyatı
İngiliz Edebiyatı
İtalyan Edebiyatı
Rus Edebiyatı
Klâsik Batı Edebiyatı En eski zamanlardan Rönesans dönemine kadar Batı edebiyatı, Yunan ve Lâtin edebiyatlarıyla temsil edilmiştir. Batılı ulusların yazı dilleri ve millî edebiyatları ise aşağı yukarı Rönesans döneminde ortaya çıkmıştır. Onun için batı edebiyatının ilk örnekleri Yunan ve Lâtin edebî metinleridir.

__________________
Eylül'de gel sonbaharım ol..
Zeyy isimli Üye şimdilik offline konumundadır Alıntı ile Cevapla
Alt 11.05.2013, 17:25   #2 (permalink)
Sana tutunmaya çalışan ben,beni tutmayıp düşüren sen...

Kullanıcıların profil bilgileri misafirlere kapatılmıştır.
Standart Cevap: Batı Edebiyatı

Alman Edebiyatı

Orta Avrupa`da yaşayan Almanca konuşan toplulukların edebi yaratısıdır. Almanya, Avusturya, İsviçre ve bunlarin yanındaki Alsas (Fransa), Bohemya (Çek Cumhuriyeti) ve Silezya (Polonya) gibi bölgelerdeki çalışmaları kapsar.

Alman Edebiyatının Yapısı ve Özellikleri
Diger Avrupa edebiyatlariyla karsilastirildiginda Alman Edebiyati digerlerine oranla daha fazla yerel farklilik gösterir. Bunun sebeplerinden biri, 1800`lerde Berlin`in ortaya cikmasina kadar, Almanca konusan topluluklarin Fransa`nin Paris`i ya da İngiltere`nin Londra`si gibi bir baskentinin olmamasidir. Dahasi, Almanya uzun süre ayriliklar ve bölünmeler yasamistir. Bu tip bölünmeler, 1600`lerdeki din savaslari boyunca ve 1900`lerin ortasinda baslayan Soğuk Savaş döneminde siklikla yasanmisti. Almanya, Reform denen dini hareketin merkezi olmasi nedeniyle 1500`lerde Protestanlık`in ortaya ciktigi yerdir. Reform, kisinin icsel ruhani özgürlügünü vurguluyordu. Alman edebiyatini sekillendiren icsellik ve felsefi yansima da bu tip bir ruha sahiptir.

Erken Alman Edebiyatı MS.1000 yillarinda Germen kabileleri simdiki Almanya`ya kuzey Avrupa üzerinden göc etmislerdi. Bu kabileler, nesilden nesile, besteledikleri baladlari ve hikayeleri anlatirlardi. Göcler yaklasik MÖ.800 civarinda sona erdi. O zamanlarda manastirlarRahipler, İncil ve Hristiyan efsaneleri üzerine kurduklari siir ve hikayeleri yayiyorlardi. Anonim bir destan olan The Savior (yaklasik 820-840), İsa`yi bir Sakson lideri olarak resmeder. Rahip Otfrid von Weissenburg, adiyla bilinen ilk Alman yazardir ve siir kafiyeleriyle The Book of Gospels (863-871 arasinda bitirilmistir) kitabini yazmistir. egitim ve edebiyatin merkezi halindeydiler.
Rahipler ayni zamanda eski kahramanlik destanlarini kaydetmeye ve zamanlarinin feudal lordlarini yücelten yenilerini yazmaya baslamislardi. Almanca yazilmis bu kahramanlik hikayelerinden günümüze ulasan Lay of the Hildebrand, bir baba ile oglu arasindaki savasi anlatir. MS 9.yüzyilda, Germen destani “Güclü Elli Walther”, sonradan bir Latin efsanesi olan Waltharius`a dönüsmüstür. St. Gallen`de bir rahip olan Notker Labeo, Romali filozof Boethiues ve Eski Yunan filozofu Aristo`nun yapitlarindan bazilarini Almanca`ya cevirmistir.

- Birinci Altin Cag (1150-1250)
Alman Destanları
Alman destanlari birinci altin cagdaki ana edebi ürünlerdir. Bunlarin en ünlüsü 12000 dizelik intikam, ihanet ve sadakati anlatan büyük olasilikla Passau, Avusturya`da yazilan Nibelunglarin Sarkilari (Nibelungenlied)`dir.
Romans
Kahramanlar ve asil gercekleri anlatan Romans (Romance), bu dönemdeki baska bir ana edebi yazin bicimidir. Antik edebiyatin basyapitlari olarak sayilan önemli romanslar Wolfram von Eschenbach`in Parzival`i (1200-1210), Gottfried von Strassburg`un Tristan ve Izolde`sidir (13.yy baslari). Parzival, uzun sure sövalye olmak icin ugrasan ama bunun icin uzun yargilamalardan gecen ve sonunda Kutsal Topraklarin krali olan birisidir. Tristan ve Izolde`de Gottlieb, asklari olumleriyle bitten iki gencin askini anlatir.
Minnesingerler
Minnesingerler MS.12. yüzyilda ünlenen sairlerdir. Bunlarin cogu, ask ve kavalyeligi anlatan Fransiz troubadorlarin sarklilarinin lirik sairlerini taklit etmislerdir. En ünlü troubador Walther von der Vogelweide`dir. Sair, traubadorlarin samimiyetsiz ve soguk siirlerini sicak ve orijinal ask yorumlamalarina cevirmistir. Walther`in ayni zamanda o dönemde Papalikla uzun süren güc savasina giren Orta Avrupa`daki Germen asilli Kutsal Roma Imparatoru`nu oven ve savunan eserleri de vardir.

- Altin Caglar Arasi (1250-1750)

Popüler Edebiyat Dönemi
1250`den 1600`e kadarki bu dönem Alman sehirlerine artan ticari büyüme ve zenginlik getirmisti ve yeni bir ekonomik-sosyal sinif olan Orta-sinif ortaya cikmisti. Orta-sinif kültürel liderligi ele gecirmisti. Bu askin aristokrat tanimi orta sinif gercekligi, taslamasi ve ciddiyetine yol acmistir. Bahcivan Wernherin Meier Helmbrecht'i (yaklasik 1250-1280) gibi destanlar, sövalyeligin düsüsünü anlatmaktaydilar. Pratik dersleri ögretmek icin fabllar önem kazandi ki bunlari satirik destan Tilki Reynard (1487), Sebastian Brant'in ahlaki ve satirik siiri Aptallar Gemisi (1494), ve komik hikayeleriyle Till Eulenspiegel`de görürüz (1500). Nüremberg`li ayakkabi ustasi Hans Sachs, antik sarkicilari taklit ederek yüzlerce oyun ve sarki yazmistir. Redentin Easter Play (1464) ve Oberammergau Passion Play (1634) gibi dini oyunlar, dinsel duygulari saf mizahla birlestirmistir.
Rönesans, Almanya`ya, insanlarin d¸nyevi yeri ve dogasini anlama vurgusunu getirdi. Bu entellektüel alim humanizm olarak bilinir. Alman Rönesansi`nin hümanizmi Avrupa tarihindeki en önemli degisim hareketlerinden birine, Reform`a yol acmistir.
Alman Hümanizmi
1350 yilinda üniversitelerin kurulmasiyla Bohemya`da baslamisti. Bu dönemim en bilinen Alman eseri, Johannes von Tepl (Johannes von Salz olarak da bilinir) tarafindan yazilan ve ölümle vasat bir ciftci arasindaki diyalogu anlatan Bohemyali Ciftci`dir (1400). Hümanizm, doruk noktasina 1480`den 1530`a kadar gecen sure icindedir. Insanlik icin yeni idealler arayisi icinde hümanistler Eski Yunan`in tarih ve felsefesini kesfe ciktilar. Eserlerinin cogunu Almanca`dan cok Latince yazdilar. En ünlü Alman hümanistleri, İbranice`nin önde gelen ustalarindan Johannes Reuchlin ve Reform`u baslatmada Martin Luther`in bas yardimcisi Philipp Melanchton`dur.
Reform
1517`de baslayan Reform hareketi, Alman kültür ve yasaminda hala etkisini gösteren bir etki birakmistir. Reformca etkilenen edebiyatin cogu dinsel yazinlar ve bildirgelerdi. Reform lideri Martin Luther, İncil`i Saksonya Almancasi`na cevirmisti. Luther`in 1534`de bitirdigi Incil cevirisi, Alman edebiyatinin en etkileyici olaylarindan biridir. Incil`in Kral James versiyonu Ingiliz yazarlari ne kadar etkilemisse, Luther`in Almanca versiyonu da Alman yazarlari o derece etkilemisti. Bu cevirisinin yanisira Luther daha bircok dini ve politik metinler yazmiti.
Barok Edebiyatı
Barok edebiyati genellikle fazla sisirilmis ve abartilarla doludur. Barok siiri ise inanc ve caresizlik, maddecilik ve maneviyat, siddet ve erdem gidip gelmistir. Andreas Griphius, Alman barok caginin en büyük lirik sairi olarak tanimlanir. Ilahi yazarlari ise en ünlü Alman ilahilerini bu dönemde yazmistir.
Grimmelshausenli Hans Jakob Christoffel`in Simplicissimus (1668)`u cok canli ve gercekci bir romandir. Alman nüfusunun ücte birinin yasamini yitirdigi Otuz Yıl Savaşları`ndaki (1618-1648) aciyi resmeder. Romanin kahramani Simplicius Simplicissimus, en basta aptaldir ancak aci deneyimlerle zamanla erdem kazanir ve en sonunda dini bir kesis olarak yasamak icin dünyadan elini ceker.

- İkinci Altın Çağ (1750-1830)
1700`lerin sonuyla 1800l`erin basi, Germen dünyasinda “Alimler Çağı” olarak bilinir. Wolfgang Amadeus Mozart ve Ludwig van Beethoven gibi besteciler ve Immanuel Kant ve G. W. F. Hegel gibi filozoflarin calismalariyla felsefe ve müzikte ilerleme kaydedilmistir. Diger Avrupa yazarlarinin otesinde, Alman yazarlar sanati egitime giden bir yol olarak gorduler. Buyuk Alman dramatisti Friedrich Schiller, görüslerini sanatin kisiyi ve toplumu degistirme gücüyle ifade eden Mektup Serilerinde Insanin Estetik Egitimi Üzerine (1795)`de belirtmistir. Ayni ruhla Immanuel Kant da modern estetigin kurulus yazini olarak kabul gören Yargilamanin Kritigi (1790)`nde bu sekilde davranmistir.
Neden Cağı (Aydınlanma)
Neden Cagi, ya da Aydinlanma, gercegi anlamanin en iyi yolunun nedenleri kullanma ve sorgulama olduguna vurgu yapan tarihsel dönemdir. Bu cag Almanya`da, Fransa ve İngiltere`de oldugundan daha kisa sürdü (1700`lerin ortasi). Aydinlanmis reformlarin ruhu Alman edebiyatinin milli gururu yukselttigi gibi onu Fransiz etkisinden de cikarmistir.
Almanyan`in ilk önemli edebiyat elestirmeni Gotthold Efraim Lessing, 1700`lerin sonunda baslayan Alman milli edebiyatinin hizli gelisiminin temellerini atmistir. Lessing ilk once antik Yunan ve Roma klasiklerini taklit eden Fransiz Neoklasizm fikirlerini reddederek ise baslamisti. Bunun yerine kendi oyunlarini Ingiliz oyun yazari William Shakespeare`in dramlari üzerine modelledi. Lessing`in en bilinen oyunu – Bilge Nathan (1779) – dinsel toleransi tartismaya acmisti.
Alman Preromantizmi
Alman Preromantizmi ya da daha iyi bilinen tanimiyla Firtina ve Baski hareketi, 1770`de basladi ve otoriteye karsi güclü arzu, orijinallik ve baskaldiriya vurgu yapti. Isa`nin yasamini anlatan, Friedrich Klopstock`un Mesih (1748-1773) adli dini destani bir basyapittir.
Firtina ve Baski, orta sinif sosyal degerlerine, gelenegine ve politika, siyaset ve teolojideki otoritesine karsi isyankar, genelde kaotik bir hareketti. Genc Schiller ve Johann Wolfgang von Goethe bu akimin iki onemli dramatistiydi. Schiller`in ilk romani Soyguncu (1781) iki kardesin hikayesini anlatir. Kardeslerden biri babasini öldürmeyi hedefler, digeri ise bir soyguncu cetesi kurar ve ormanlari gezer. Schiller`in diger genclik romanlari baskici sosyal kurallari, tiranligi ve politik yozulasmayi anlatir. Bir ******yi seven asilin hikayesini anlatan Merak ve Ask (1784), bir Ispanyol prensinin babasi Krala karsi duydugu nefreti anlatan Don Carlos (1787) bu eserlerdendir. Goethe`nin melankolik ilk romani Genc Werther´in Acilari (1774–1787`de tekrar gozden gecirildi) Avrupa`da firtinalar estirdi. Romanin cogunlugu, Werther adindaki genc bir adamin evil bir kadina yazdigi umutsuz ask mektuplarindan olusmaktaydi.
Bu akimin felsefi ilham kaynagi, Goethe`nin de hocasi buyuk filozof ve tarihci Johann Gottfried Herder idi. Herder, alman yazarlarini, eski Yunan trajedilerini taklit eden Fransiz Neoklasistlerin`in etkisinden cikarmaya calismisti. Shakespeare`nin doganin kanunlarini anlayan bir alim oldugunu dusunuyordu. Herder tüm dünyadan siirler toplayip onlari Almanca`ya cevirip, herbirinin kendi essiz gücünü kanitlamasina yardimci olmustur.

Alman Klasizmi
Alman Klasizmi Goethe, Schiller ve Almanya`nin en büyük lirik sairi Friedrich Hölderlin tarafindan idare ediliyordu. Klasizm yaklasik 30 sene boyunca gelisti, ta ki 1787`de Goethe`nin Italyan klasik antiklerini incelemk icin yaptigi iki senelik bir geziye kadar.
Goethe`nin Wilhelm Meister`in Cirakligi (1795-1796) romani aktör ve oyun yazari olarak doyuma ulasmaya calisan Wilhelm üzerine yogunlasir. Kitap Wilhelm`in olgunluk, kendini tanima ve sosyal sorumluluk bilinci kazanmasi yolunda gecirdigi yavas ve bazen sancili süreci anlatir. Bu calisma kisisel gelisim romanlarinin ilk ornegi sayilir.
Shakespeare`in yapitlari Ingiliz edebiyatinda ne ise Schiller`in buyuk tarihsel dramlari da Alman edebiyatinda Klasik tarz olarak sahneden kalmistir. Schiller`in sonraki oyunlari cok tartisilan felsefi konulari, Avrupa tarihinin calismalarinin karmasik anlamasini, ari düsünceleri, ve buyuk bir edebi tarzi birlestirmisti. En ünlü oyunlari tarihsel dramalardir: Iskoc hükümdari Mary, Iskoc Kralicesi`ni anlatan Mary Stuart (1800); Fransiz kahramani Joan d`Arc`i anlatan Orleans Kizi (1801); ve efsanevi Isvecli kahramani anlatan William Tell (1804).
Hölderlin`in siiri siirsel güzelligi felsefi derinlikle birlestirir. Ekmek ve Sarap (1800-1801 – yeniden düzenlemesi ölümünden sonra 1894`te yapilmistir) ve Patmos (1801-1803) gibi klasik güfte ve agitlari, eski Yunan stilini ve ruhunu canlandirmistir.
Romantizm
Romantizm, 1790`larin sonunda önemli ve etkileyici bir hareket olarak ortaya cikmisti. Romantikler, düs gücünü ve güclü duygulari konu alip edebi ifadenin daha özgür bicimlerini ele aldilar. Belki de Romantiklerin en iyisi Novalis takma adiyla yazan Friedrich von Hardenberg idi. Yardimcisi Friedrich Schlegel ile beraber Novalis insane imgeleminin gücünü kesfe cikmislardi. Geceye Ilahiler (1800) siirlerinde geceyi, ölen nisanlisi ve tanri arasindaki ruhani birlige giden esik olarak gördügü ölüm ve sonsuzluk sembolü olarak görüyordu.
Diger romantik yazarlar, özellikle Friedrich Tieck ve E.T.A. Hoffmann, da bilincsizlik dünyasini irdeliyorlardi. Bu iki yazar, 1800`lerin sonunda ortaya cikan modern psikoanalizin Avusturyali babasi Sigmund Freud`un öncelleri olarak kabul edilirler.
Cogu romantik, lirik siirler yazdi. Novalis`ten sonra, bu sairlerin en ses getireni Joseph von Eichendorf`tu. Yüzeyde siirleri cok basitti, ancak dikkatli incelendiginde oldukca derindi. Eichendorf`unkilerin yanisira Wilhelm Müller gibi romantiklerin diger romantiklerin siirleri, iclerinde Franz Schubert`in de bulundugu Alman romantik bestecilerince siklikla müzige gecirilmistir. Bu sanat sarkilari günümüzde de hala popülerdir.
Alman romantizminin önemli bir özelligi de yazarlarin tümünde görülen siki bir milliyetciliktir. 1800`lerin basinda Jakob Grimm ve Wilhelm Grimm tarafindan derlenen Alman efsaneleri yalnizca Alman milliyetciligini degil ama ayni zamanda romantiklerin efsaneler ve folklore ilgisini de ifade etmistir. Grimm kardesler ayni zamanda linguistik (dil bilimi) calismalarinin da kuruculari olarak kabul edilen bilgelerdi.
Diğer Yazarlar
1800`lerin baslarindaki bazi yazarlar öylesine kisisel yazilar yazmislardi ki onlari belli bir siniflandirmanin icine koymak cok da mümkün degildir. Bu yazarlarin icinde Goethe, Heinrich von Kleist ve Georg Büchner de vardir. 1808`de, Goethe, basyapiti Faust `un ilk bölümünü bitirmisti. Ikinci bölümü ise öldügü 1832`de bitirmistir. Faust, 1500`lerde ruhunu seytana sihirli gücler karsiliginda satan bir teolog efsanesinin Goethe versiyonudur.
Goethe ayni zamanda iki zor roman da yazmisti: evli bir ciftle iki arkadaslari arasindaki trajik iliskiyi inceleyen Secme Yatkinlik (1809) ve Wilhelm Meister`in Ciragi`nin devami olan Wilhelm Meister`in Seyyahlik Yillari (1821, 1829`da gözden gecirildi).
Kleist, felsefi yansimanin psikolojik derinlikle bicimsel mükemmellikle birlestirilmis dramalar da yazmistir. Penthesilea (1808), Amazonlarin kralicesi Penthesilea ile antik Yunan`in en cesur savascisi Archilles`in arasindaki ask hikayesini resmeder. Kleist`in Homburg`lu Prens Friedrich (1810) draminin kahramani askeri emirlere uymayi reddederek idama mahkum edilen bir prensin hikayesidir. Kleist, intikam pesindeki ückagitci bir at tüccarinin hikayesi Michael Kolhaas (1808), ve nasil oldugunu bilmeden hamile kalan bir asil kadini anlatan O… Markizi (1808) gibi oldukca kisa romanlar da yazmistir. Buchner`in dramasi Danton`un ölümü (1835) Fransiz Devrimi`ni resmeder. Woyzeck (1835-1837) romani ise üstlerince asagilanan ve bu nedenle deliren bir ordu komutanini anlatir.
Yükselen Alman milliyetciliginin aksine Goethe yasaminin son yillarinda Asya edebiyatina dönmüstür. Çin romanlarini takdir etmis ve eski Pers sairi Hafız`in siirlerini taklit eden siirler derlemesi Güneydogu Divani`ni (1819) yazmistir

1830`dan 1880`e Alman Edebiyatı

- Genç Almanya
Genç Almanya hareketi, 1830`larda etkin hale gelen ve edebiyati politik düsünceleri ifade etmede kullanan radikal Almanlarca olusturulmustu. Bu yazarlar, dönemin muhafazakar prensi Klemens von Matternich`in politikalarini siddetle elestiriyorlardi. Bircok Genc Alman, basarisiz 1830 ve 1848 devrimlerinde rol almisti. 1848`de kurulan ve Almanya`yi birlesik ve liberal bir demokrasi yapmak isteyen secilmis konsey Frankfurt Birligi`ni desteklemislerdi. Bu birlik sonradan dagitilmistir.
Bu dönemin en taninan sairi Heinrich Heine`dir. Alman kültürünü o kadar asagilik göüyordu ki yasaminin cogunu Paris`te gecirmisti. Heine, Almanya`yi Almanya: Bir Kış Masalı (1844) gibi genisce okunan ve tercüme edilen calismalarinda siddetle elestirmistir. Heine ayni zamanda mükemmel bir lirik sairdi.

- Gercekcilik
Gercekcilik (Realizm), günlük yasami inanilir kisiler ve her zamanki olaylar araciligiyla oldugu gibi resmetmeyi amaclar. Alman edebiyatinda gercekcilik, cogunlukla Siirsel Gercekcilik bicimini almis ve günlük yasamin sanatsal görünümünü yaratmayi amaclamistir.
Avrupa`nin diger yerlerinde gercekcilik özellikle kent toplumlarinin gerilim ve celiskilerini yakalamayi hedeflemisti. Alman Gercekciligi ise genis ölcüde kirsal ve bölgesel kalmistir. Gercekciler, Adalbert Stifter`in bilim adami olmayi hedefleyen bir gencin hikayesi olan Hint Yazi (1857) gibi romanlarla Bildungsroman`a devam etmislerdi. Bir diger gercekci Bildungsroman Gottfried Keller`in Isvicreli bir ressamin mücadelesi ve gelisimini anlatan Yeşil Henry`dir (1854-1855). Bu dönemin tipik güclü bölgeciligine atifla, Stifler ve Keller`in romanlari sirasiyla Avusturya ve Isvicre köylerinde gecer.

1890`dan 1945`e kadar Alman Edebiyatı

- Naturalizm
1890`dan sonra gercekcilik, sosyal adaletsizlik, suc, varos kosullari ve kalitimin insane gelisimindeki rolünü konu alan edebi hareket olan Naturalizm`e yol vermistir. Gerhart Hauptman`in Dokumacılar (1893) romani belki de bu dönemdeki Naturalist dramin en iyi yapitidir.

- Empresyonizm, Neoromantizm, Sembolizm
Empresyonizm (İzlenimcilik), Neoromantizm (Yeni romantizm), ve Sembolizm gibi resimde daha cok bilinen kavramlar ayni zamanda yazin bicimlerini tanimlamada da kullanilmistir. Empresyonistler, nesnelerin ve olaylarin izleyici üzerinde yarattigi etkilenimlere baski yaparak bir tavir ve beyin hali yaratmaya calismislardi. Neoromantikler, insani duygulari ve tutkularini takdir eden Romantik hareketi yeniden canlandirmislardi. Sembolistler ise siirsel semboller, fantaziler ve psikanalizden büyülenmislerdi. Dogrunun mantiksal düsünüsle resmedilemeyecegini, ancak sembollerle önerilebilecegini öne sürmüslerdir. Bu dönemin terimleri bulaniktir ve yazarlari ise elestirmenlerce yalnizca bir kategoriye konamamaktadir.
Huge von Hoffmansthal ve Rainer Maria Rilke`nin siirleri o atmosferi cagristirdigi icin empresyonisttir. Hoffmansthal ayni zamanda bir neoromantik olarak kabul edilir cünkü naturalizme karsi cikmistir. Hoffmansthal büyük ölcüde Alman besteci Richard Strauss in yazdigi opera - özellikle Der Rosenkavalier (1911) – librettolari (söz) ile taninir.
Thomas Mann`in romanlari genis ölcekli bicimler ve temalari sunar. Ilk sosyal romanlarindan Buddenbrooks (1901), tüccar bir ailenin yasamini anlatmasiyla tamamen gercekcidir. Mann`in Bildingsromani Sihirli Dag (1924) daha felsefidir ve hem empresyonist hem de sembolist olarak tanimlanabilir. Kitapta, tüberküloz sanatoryumundaki hastalari 1900`lerin baslarindaki Avrupa toplumunun catisan tavir ve politik inanclarini sembolize eder.
Arthur Schnitzler`in Viyana`da yazdigi empresyonist dram ve hikayeler, kisa romani Rüya Hikayesi`nde (1926) cinsel kiskancligi anlattigi gibi, insani hislerinin psikolojisini kesfe cikar. Schnitzler`in calismalari, Freud psikanalizinin derinliklerini edebiyata ithal etme denemelerini temsil eder.

- Ekspresyonizm
Ekspresyonizm tüm sanat dallarindaki ana bir hareketti. Ekspresyonistler yasami gercegin kendi kisisel yorumlamalarinca degistirilmis olarak resmetmeye calismislardi. Ekspresyonizm, Birinci Dünya Savasi`na (1914-1918) ve geleneksel sosyal ve politik yapilarin cözülmesi sonucu ortaya cikan kaosa tepki olarak sahneye cikmisti. Expresyonist eserlerin cogu kabus gibi bir nitelige sahipti. Herseyin ötesinde Ekspresyonizm, tüm geneleksel sanat standartlarinin reddedildigi radikal bir deneysellik hareketiydi.
Belki de en büyük ekspresyonist yazar Franz Kafka`ydi. Onun hayalsi stili, garip görüntüler, kilik degistirmis referanslar ve psikolojik iskence ile yaniltici basitlikteki betimlemeleri harmanlar. Sonuc ise edebiyat tarihindeki essiz bir stil olmustu. Kafka`nin Durusma (1925) romaninda bir adam, gizemli bir mahkeme tarafindan tutuklanir, suclanir ve idam edilir.
Ekspresyonist dramlarin en iyi örneklerinden bazilari da Bertolt Brecht`in özellikle 1940`larda yazdigi piyesleridir. Bunlarin icinde Otuz Yil Savaslari`nin tarihi kaydi niteligindeki Cesaret Ana ve Cocuklari (1941) ve Italyan astronom Galileo ile onun bilimsel teorilerini dini temelde suclayan Roma Katolik kilisesi arasindaki savasimi anlatan Galileo`nun Yasami (1943) de vardir. Brecht`in yanisira Georg Kaiser ve Ernst Toller de önde gelen ekspresyonistlerdendir. Bu dönemin sairlerinden Georg Trakl ve Gottfried Benn de ¸ne sahiptir.

- Nazi Döneminde Edebiyat
Adolf Hitler`in Nazi Partisi Almanya`daki iktidari 1933`te ele gecirdi. Naziler hic zaman gecirmeden ahlaksiz ve siyaseten güvenilmez bulduklari ekspresyonistleri yargilamaya giristiler. Yaptiklari ilk islerden biri ekspresyonist kitaplari Berlin`de bir kütüphanenin avlusunda halkin gözleri önünde yakmak oldu.
Hitler`in Üçüncü Reich`i (1933-1945) bitmek tükenmek bilmeyen propagandanin yaninda cok az degerli edebi eser üretebilmistir. Bertolt Brecht ve Thomas Mann gibi önemli yazarlar ABD`ye göc ettiler ve Almanca yazmaya orada devam ettiler. Digerleri ise yakalandilar ve toplama kamplarinda katledildiler.

Savaş Sonrası Alman Edebiyatı (1945-1990)
İkinci Dünya Savaşı`ndan sonra (1939-1945), Alman edebiyati ana olarak savasla yerle bir edilen Almanya`nin psikolojik travmalarla dolu yasami ile ilgilendi. Savastan sorna Almanya, SSCB tarafindan kontrol edilen Doğu Almanya ve Bati ve özellikle Amerika güdümündeki Batı Almanya olmak üzere iki devlete bölünmüstü. Dönemin en önde gelen Alman yazarlari Heinrich Böll ve Günter Grass`ti. Böll`un romanlari Bayanla Grup Resmi (1971) ve Katharina Blum`un Kayip Onuru (1974) toplumdaki itibarlarin kaybetmis kadinlari anlatir. Grass ise edebi bicimlerdeki korkusuz yorumlariyla öne cikmisti. Teneke Tekerlek (1959), Kedi ve Fare (1961) ve Köpek Yillari (1963)`ndan olusan Danzig üclemesi, simdiki adi Gdansk olan Alman-Leh sehrindeki savas sonrasi zenginlik ve Nazi iktidarinin bir taslamasidir.
Savas sonrasi edebiyat, Almanya`nin Nazi tarihiyle yüzlesmek icin caba sarfetmisti. Faust efsanesinin Thomas Mann versiyonu Doktor Faustus`ta (1947) bir bestecinin, ask ve ahlaki sorumlulugu sanatsal yaraticilik ugruna reddedisini anlatir. Hikayeleri, Alman edebiyatinin tüm gecmisinin Nazilerin ortaya cikmasinda sorumlu oldugunu anlatmaya calisir. Carl Zuckmayer`in Şeytan`ın Generali (1946) drami Nazi rejiminde suclanan Alman ordu kahramani Ernst Udet`in yasami üzerineydi. Rolf Hochhuth`un piyesi Vekil (1963) Papa 12. Pius`u Nazilerin Yahudileri katletmesine göz yummakla suclar.
Savas sonrasi drama yazarlarinin en önemlileri Almanlar degil, Isvicreli Friedrich Durrenmatt ve Max Frisch ile Avusturyali Thomas Bernhard ve Peter Handke`dir. Isvicreli yazarlar, Brecht tarzindaki sosyal elestiriyi devam ettirdiler. Iki Avusturyali ise daha cok psikolojik dramlar yazmisti.
Dogu Alman edebiyati, Bati`dakinden farkliydi. Dogu yazarlari genelde sosyalist bakis acisina sahiptiler ve Bati`nin degerlerini elestiriyorlardi. Christina Wolf`un romani Cassandra (1983) savastan bitap olmus sehri Doğu Almanya`ya benzeterek Troya`nin düsüsünü yeniden anlatir. 1959`da Doğu Almanya`dan Bati Almanya`ya gecen Uwe Johnson, politik olarak bölünmüs Almanya`nin yorgunluklarina isaret ediyordu. Johnson`un romani Jakop Hakkindaki Dedikodular (1959) Sovyet ajanlariyla isbirligi yapmayi reddeden bir adamin öldürülmesini konu eder.

Günümüz Alman Edebiyatı1989`da, toplum baskisi nedeniyle Dogu Alman hükümeti cöktü. 1990`da Dogu ve Bati Almanya tekrar birlesti. Birlesmeden sonra Wolfgang Hilbig, Erich Loest, Monika Maron ve Christa Wolf gibi eski Dogu Alman yazarlari otobiyografiler, romanlar ve denemelerle gecmisleriyle hesaplasma icine girdiler. Maron`un Küllerin Uçuşması (1981) romaninda bir güc santralinin cevreyi kirlettigini kesfettikten sonra bir gazetecinin yüz yüze kaldigi ahlaki acmaz konu edilir. Romanya`nin Almanca konusan azinligindan Herta Müller Komünist rejimdeki yasami romanlari Yesil Eriklerin Ülkesi (1994) ve Randevu`da (1997) anlatir. Christoph Hein`in romanlari Tango Danscisi (1989) ve Willenbrock (2000) kendilerini bir kabusun icinde bulan normal insanlari kaleme alir.

__________________
Eylül'de gel sonbaharım ol..
Zeyy isimli Üye şimdilik offline konumundadır Alıntı ile Cevapla
Alt 11.05.2013, 17:28   #3 (permalink)
Sana tutunmaya çalışan ben,beni tutmayıp düşüren sen...

Kullanıcıların profil bilgileri misafirlere kapatılmıştır.
Standart Cevap: Batı Edebiyatı

Amerikan Edebiyatı

Romantik Dönem Amerikan Edebiyatı
Amerikan edebiyatında ilk büyük sanatçılar bu dönemde yetişmeye başlamıştır. Moby Dick romanlarıyla Herman Melville (1819-1891), şiirleriyle Edgar A. Poe (1809-1849) ve Walt Whitman (1816-1892); şiir ve denemeleriyle R. W. Emerson (1803-1882) başlıca romantik sanatçılardandırlar.

Gerçekçi Dönem Amerikan Edebiyatı
Gerçekçilik, önce romantizmle iç içe görünür. Nathaniel Hawthorne (1804-1864) ve Moby Dick romanıyla tanınan Melville romantizmi ve gerçekçiliği eserlerinde dengeli biçimde kullanan yazarlardır. Gerçekçilik akımını daha sonra sürdüren öteki yazarlar Hanry James (1843-1916), Louise May Alcott (1832-1898)'tur.
20. Yüzyıl Amerikan Edebiyatı
20. yüzyılda Amerika'da özellikle roman ve hikâye türlerinde daha çok ürün verilmiştir.
Mark Twain (1835-1910), Tom Sawyer'in Maceraları (1876), Missisippi'de Hayat (1833) gibi eserlerinde daha çok mizahî bir uslûbu benimsemiştir. O'henry (1862-1910) ise küçük hikâye türünde büyük bir üne sahiptir. Olaylarda sürpriz unsuruna ve yalın bir anlatıma önem verir.
Jack London (1876-1916), Vahşetin Çağrısı (1903), Uçurum Halkı (1903) ve Martin
Eden (1909) gibi romanlarının konularını daha çok kendi yaşantılarından ya da çevresinden almıştır.
John Steinbeck (1902-1968), toplumcu gerçekçi bir Amerikan yazarıdır. Yoksul ve sömürülmüş kitlelerin, işçilerin sorunlarına, bireysel ve sosyal dünyalarına eğilmiştir. Daha çok California çevresine yer vermiştir. Başlıca romanları şunlardır: Kenar Mahalle (1935), Farelere ve İnsanlara Dair (1937), Gazap Üzümleri (1939), Sardalya Sokağı (1945).
Ernest Hemingway (1898-1961) de ezilen yığınların sorunları, adalet, baskıyla boyun
eğmeme gibi konuların yanında uluslararası savaşların kötülüğü, tabiatın güzelliği
ve yaşama sevinci temalarına ağırlık vermiştir. Başlıca romanları: Bahar
Selleri (1926), Güneş Gene Doğar (1926), Silâhlara Veda (1929), Çanlar Kimin İçin Çalıyor (1940), İhtiyar Adam ve Deniz (1953).
Şiir türünde ise en önemli Amerikan şairlerinden biri olan Ezra Pound (1885-1972)
tüm dünya milletlerinin kültürlerinden yararlanma yoluna gitmiş ve imgecilik
(imajizm) akımının öncüleri arasında yer almıştır. Ayrıca I. Dünya Savaşı yıllarında
faşizmi desteklemesiyle ünlüdür.

GÖZLER

Efendimiz dinlen artık, yorgunuz yorgun,
Duyalım biraz da rüzgârın parmaklarını
Üstümüzü örten şu durgun
Şu kurşun gibi ağır kapaklarda.
Dinlen artık kardeş, gün ağırıyor bak dışarda!
Soldukça soluyor sarı ışık
Eridikçe eriyor mum.
Salıver bizi, dışarda en tatlı renkler,
Yosun yeşili, çiçek renkleri,
Ağacın altı serinlik.
Salıver bizi, tükeniriz yoksa
Akıp duran tekdüzeliğinde
Kara kuru baskıların
Ak kâğıt üzerinde.
Salıver bizi, biri var ki
Bir gülüşünün verdiğini vermez sana
Yıllanmış bilgisi tüm okuduklarının
Ona bakalım ona.

İspanyol Edebiyatı

Rönesans Dönemi İspanyol Edebiyatı

İspanyol yazarlar Rönesans devrinde daha çok roman ve tiyatro türlerinde eser vermişlerdir.
Roja, Celestina (1499 ve 1526) adlı romanında pek çok engeller sebebiyle kavuşamayan iki sevgilinin başından geçenleri konu edinir. Hem İspanya'da hem de Avrupa'da gerçek dışı kişilerin kahramanlıklarını ve aşklarını konu edinen abartılı pek çok şövalye romanı yazılmıştır. Ayrıca çobanların gerçek dışı aşk ilişkilerini konu edinen çoban romanları da yazılmıştır.
İspanya'nın bu dönemdeki en önemli roman yazarı Cervantes (1547-1616)'tir. Cervantes'in Don Kişot (1605) adlı romanı modern romanın başlangıcı sayılmaktadır.
Cervantes, gerçekle hayalin çatışması temeline kurulu olan romanda sövalyeliğin eleştirisi ve yergisinin yanında insan gerçeğinin pek çok boyutlarına yer verir.
Tiyatroda ise Lope de Vega (1562-1635) en önemli isimdir.
Gerçekçi Dönem İspanyol Edebiyatı
En önemli realist yazar Miguel de Unamuno (1864-1936)'dur. Yaşamanın amacı, insanın sonsuzluk ve ölümsüzlük arzusu gibi temalara ağırlık vermiştir. Sis adlı romanı önemlidir.
20. Yüzyıl İspanyol Edebiyatı
Bu yüzyılın en önemli iki şairi Juan Ramon Jimenez (1881) ve Federico Garcia
Lorca (1899-1936)'dır. Jimenez'in şiirlerinde eski Endülüs İslâm uygarlığının kalıntılarının izlerine rastlamak mümkündür. Şiirde mısranın önemsizliğine inanır. Manzum hikâyelere ve mensur şiire önem vermiştir. Lorca, halk kültür ve edebiyatından, folklordan yararlanmıştır.

AYAĞI KARINCALI

Yalnız bir kadın sanmıştım önce
Oysa kocasını aldatan biri
Irmağın orda buluştuk
Gece, Santiago gecesi,
Işıklar sönüp birer birer
Yanmaya durunca ateşböcekleri,
Son birikintisinde şehrin
Dokundum uykulu memelerine
Türkülü çiçeklerin dalları gibi
Göğsü gözlerime açılıverdi.
Ve on iki hançerin bir kerede
Yırttığı ipek gibi sinirli
Hışırtısı kulaklarımda
Kolalanmış eteklerinin.
Işıksız tepeleri ağaçların
Yollar boyunca kocaman kocaman
Ve ufuk köpeklerin ufku
Irmaktan ötelere havlıyordu.
Ne varsa üstünden atlayıp geçtik.
Böğürtlenler, dikenler, karaçalılar.
Saçındaki topuzun yere yatınca
Yumuşak toprakta açtığı çukur,
Ben boyunbağımı attığım zaman
Çözüşü onun da düğmelerini,
Sıra silahlı kemerime gelince
Sıyrılışı giysilerinden art arda,
Sümbüllerin mi kurbağaların mı
Olamaz hiçbirinin böyle bir teni,
Ne de billurun ay ışığında
Sunabildiği var bu ışıltıyı
Kalçaları altımda kaçışıyordu
Hani ürkmüş balıklar gibi
Bir yanı tutuşmuş, ateş çemberi
Bir yanı buza kesmiş, sepserin,
O gece dörtnala gördüm kendimi
Sedeften, küçük bir taya binmişim
Gördüm, ne dizgin ne de üzengi
At koşturuşlarımın en güzelini.
Neler anlattı sevişirken
Ama söylememem erkeğim ben
Hem böyle ağzı sıkı görünmemi
Aydınlık akıl da istiyor zaten.
Öpüşlere, toz toprağa bulanmış
Uzaklaştık kıyının ordan
Süsenler silahlarını ayarlıyordu
Gecenin esintilerine karşı.
Dürüst bir Çingene olarak
Üstüme düşeni yaptım ben de
Koca bir dikiş sepetini
Armağan ettim ayrılırken,
Ama kuşkusuz sürekli bir aşkı
Aklımın ucuna bile getirmemiştim,
Çünkü hâlâ, evli değilim, diyordu
Kocasına bunu bunu yapıp da
Yürüdüğümüzde ırmağa doğru.

İngiliz Edebiyatı

Rönesans Dönemi İngiliz Edebiyatı

İngilizcenin yazı diline dönüşmesinde büyük katkıları olan ve Canterbury Hikâyeleri adlı eseri bulunan Chaucer (1340-1400) İngiliz edebiyatında Rönesansa zemin hazırlayan yazarlardan birisidir.
"Elizabeth Dönemi "adı verilen XVI. yüzyılda tiyatro ve şiir türlerinde önemli eserler ortaya konmuştur.
Rönesans dönemi İngiliz edebiyatının en önemli tiyatro yazarı Shakespeare (1564-1616)'dir.Shakespeare dram ve komedya türlerinde hem nazım, hem düzyazı, hem de her ikisini birlikte kullanarak başarılı oyunlar yazmıştır. Oyunlarının tamamı beşer perdeden oluşur. Kin, aşk, dostluk, yükselme, öç alma gibi hemen hemen tüm insanî boyutları derinlemesine irdelemiştir. Başlıca dramları arasında Romeo ve Juliet, Hamlet, Macbeth, Othello, Kral Lear; en önemli komedyaları arasında da Venedik Taciri, Yanlışlıklar Komedyası sayılabilir.
Marlowe (1564-1593) ve Ben Jonson (1573-1637) da dönemin önemli tiyatro yazarları arasında yer alırlar.
İlk büyük İngiliz şairi olan Edmund Spenser (1552-1599) ise pastoral türde yazdığı şiirlerini Çoban Takvimi, alegorik bir destanını da Peri Kraliçesi adlı eserlerinde topladı.
Tasvir ve ruh çözümlemelerinde başarılı olan ve üslûba önem veren dönemin son büyük şairi John Milton (1608-1674)'un en önemli eseri Kaybolmuş Cennet adlı konusunu Tevrat'tan aldığı dinî destanıdır.
Montaigne gibi deneme türünde başarılı ürünler veren Bacon (1561-1626)'un en önemli eseri ise Denemeler'dir.
Klâsik Dönem İngiliz Edebiyatı
Klâsisizm akımı İngiltere'de çok kısa sürmüştür. Bu akımın İngiliz edebiyatında iki önemli temsilcisi vardır: Şiir ve oyunlarıyla Drydon (1631-1700) ve şiirleriyle Pope (1688-1744).
Romantik Dönem İngiliz Edebiyatı
İngiltere'nin kuzeybatısında yer alan göller bölgesinde bir süre yaşamış olan ve bundan dolayı kendilerine "Gölcüler" denilen Wordsworth (1770-1850), Coleridge (1772-1834) gibi sanatçılar, ayrıca Lord Byron (1788-1824), Shelley (1792-1822) ve Keats (1795-1821) gibi şairler bu akımın başlıca temsilcileri arasında yer alırlar.
20. Yüzyıl İngiliz Edebiyatı 20. yüzyılda İngiliz edebiyatı en çok roman türünde başarılı ürünler vermiştir.
J. Conrad (1857-1941) macera ve deniz romanları yazmıştır. İrlandalı romancı James Joyce (1882-1941) ise klâsik roman kurallarını bir tarafa bırakarak, modern roman tarzının örneklerini vermiştir. Kronolojik zaman akışını değil, insanın bilinçaltının belirlediği zaman sistemini esas almıştır. İnsanın iç dünyasını kendi mantıkî gerçekliği içinde olduğu gibi sunmaya çalışır. Bir olaydan başka bir olaya, bir zamandan başka bir zamana atlar, kalemini çağrışımların emrine verir, bazen dilin gramatikal sistemini bozar, başka dillerden alıntılar yapar, kahramanların iç konuşmalarına geniş yer verir. Onun romanları alışılmış klâsik roman kurgusuna uymaz.
Dublinler (1914) adlı eserinde on beş hikâye yer almaktadır. Üçü çocukluk, dördü genlik, dördü orta yaşlılık, dördü de sosyal hayatla ilgilidir. Kitap, bütün bir roman olarak da okunabilir. Diğer önemli eseri ise Ulysses (1922) adlı romanıdır. O bu romanında Dublin özelinde çağdaş dünyanın bir destanını verirken, asıl olarak modern bireyin zihinsel hayatını tüm yoğunluğu ve düşünce karmaşıklığı ile sunmaktadır. Eserleri genellikle Dublin kenti etrafında yoğunlaşır.
V. Woolf (1882-1941) önemli bir İngiliz kadın roman yazarıdır. O da James Joyce gibi bilinç akımı tekniğine baş vurmuştur. "Acı" ve "yalnızlık", "kadın sorunları" temalarına ağırlık vermiştir. Romanlarında insan zihninin herhangi bir günde algıladığı şeyleri aktarmaya çalışır. Eserlerinin başlıcaları Jacob'ın Odası (1922), Perde Arkası (1941), Mrs. Dalloway, Orlando, Dalgalar, Yıllar'dır.

İtalyan Edebiyatı

Rönesans Döneminde İtalyan Edebiyatı

Rönesansın ilk önemli temsilcilerinden biri Dante (1265-1321)’dir. Yazı dilini halkın diliyle oluşturmuş olan Dante, İtalyan edebiyatının kurucusu sayılır.
Rönesansın ilk temsilcilerinden biri de lirik şiirin en büyük ozanlarından olan Petrarca (1304-1374) dır. Dante gibi o da Laura adlı bir kadına âşık olmuş ve hemen hemen tüm şiirlerinden bu kadının aşkını terennüm etmiştir. Halkın konuşma diliyle Laura’nın aşkı için yazılmış şiirleri Canzoniere (Türküler) adı altında toplanmıştır. Bunların çoğu sone tarzındadır.
Boccacio (1313-1375), küçük hikâye tarzının önde gelen bir yazarı olarak tanınmıştır. Hikâyelerinde dinî konular yerine insanın sorunlarına, insanların türlü durumlarına; tutku, öfke, sevinç, kötülük gibi değişik boyutlarına yer vermiştir. Başlıca eseri Decameron (On Gün) adını taşır. Bu kitabında veba hastalığından kaçıp sağındıkları evde on kişinin anlatmış olduğu yüz hikâye yer alır. Bunlardan başka destan türünde Ariosto (1474-1533) ve Tasso (1544-1595) iki önemli isimdir. Bunlar konularını Ortaçağdan almış olmalarına rağmen işleyiş, şekil ve teknik bakımından klâsik kurallara bağlı kalmış, Yunan ve Lâtin edebiyatlarını örnek almışlardır. Ariosto'nın Çılgın Orlondo, Tasso'nun Kutarılmış Kudüs adlı destanları ünlüdür. Ayrıca iktidarın korunması konusunu işlediği Prens adlı eseriyle Macchiavelli (1469-1527) adlı siyaset yazarını da anmak gerekir.

Klâsik Dönemde İtalyan Edebiyatı
XVII. yüzyılda girdiği gerileme döneminin ardından, İtalyan edebiyatında 18. yüzyılda klâsiksizmin etkileri kendini gösterir. Klâsisizme bağlı ürün veren üç önemli sanatçı vardır: Goldoni (1707-1793) komedya, Alfieri (1749-1803) tragedya, Parini (1729-1799) ise yergi türünde yazmışlardır.

Romantik Dönemde İtalyan Edebiyatı
Güldürüde Carlo Goldoni (1707-1793), romanda Alessandro Manzoni (1785-1873),anı türünde Silvio Pellico (1788-1854) ve şiirde Giacoma Leopardi (1798-1837) başlıca romantik sanatçılardandır. Manzoni, şiir ve oyun türlerinde de ürün vermekle birlikte en önemli eseri bir romandır: Nişanlılar. Leopardi ise hüznü, acıyı, doğa sevgisini anlatan karamsar şiirleriyle tanınır.

20. Yüzyıl İtalyan Edebiyatı
Fillippo Marinetti (1876) Avrupa ülkelerinde de etkisi görülen fütürizm akımının kurucusudur. Fütürizm akımına göre, modern zamanların makine ve onun hız sistemine bağlı kalarak çağın ve geleceğin hızlı ve dinamik yaşanması gerekir. Makine çağının hız ve dinamizmi fütürizmin itici gücü olmuştur. Şiirde mısraların düzenlenişi ve müzikal yapısı fabrika işleyişini, sistemini ve makine seslerini çağrıştırmalıdır. 20. yüzyıl İtalyan edebiyatının öncülerinden sayılan Alberto Morario, yapıtlarında genel olarak orta sınıfı işlediğini görürüz. Bu sınıfın içinde bulunduğu ahlâk çöküntüsünü, kişinin bencilliği yüzünden yalnız kalışını anlatır.

Rus Edebiyatı

Klâsik Dönem Rus Edebiyatı

Kantemir (1708-1744) ve Lomonosov (1711-1765) şiir türünde, Krilov (1768-1844) fabl türünde, Fonvizin (1744-1792) de komedya türünde bu akımı Rusya'da temsil etmişlerdir.

Romantik Dönem Rus Edebiyatı
Hemen hemen her edebî türde eser vermiş olan Puşkin (1799-1837), en önemli romantik Rus sanatçısıdır. Puşkin, romantizmi (coşumculuk) Rus halkının yaşamından yerel renkler alarak zenginleştirmiştir. Ayrıca canlandırdığı kişilikleri eleştirel bir tutumla vermesi; insanın bencilliğini, çıkarcılığını, insan ile toplum arasındaki ilişkiyi anlatması nedeniyle gerçekçiliğin hazırlayıcısı sayılmıştır. En ünlü eserleri Bahçesaray Çeşmesi, Çingeneler, Yüzbaşının Kızı, Maça Kızı'dır.

Gerçekçi Dönem Rus Edebiyatı
Realizm akımı Fransız edebiyatından sonra en önemli sanatçılarını Rus edebiyatından yetiştirmiştir.
Nikoloi Gogol (1809-1852) özellikle yergi üslûbuyla toplumunun kokuşmuş, bozulmuş yöntemlerini eliştirmiştir. Müfettiş adlı oyunu ve Ölü Canlar adlı romanı ünlüdür.
Fiodor Mihayloviç Dostoyevski (1822-1881) ise toplumdan çok, birey olarak insanın ruh dünyasını hem tabiî hem de sosyal çevresi içinde en ince ayrıntılarına kadar sergiler. Psikolojik tahlilleri oldukça başarılıdır. Suç ve Ceza, Karamazov Kardeşler, Ölü Bir Evden Anılar en ünlü romanlarıdır.
Bir başka önemli realist yazar Lev Nikoleyeviç Tolstoy (1828-1910), özellikle köylülerin dünyasını yazmıştır. Başlıca romanları: Harp ve Sulh, Anna Karenina, Hacı Murat.
Anton Çehov (1860-1904) daha çok hikâye ve tiyatro türlerinden ürün vermiştir. Hikâye türünde "Çehov tarzı hikâye" denilen bir çığır açmıştır. Bu tarz hikâyede giriş, gelişme, sonuç gibi kronolojik bir düzenlemeye itibar edilmiz; bir anı, bir durumu, ortamı, hayatın bir kesitini, olayların en çarpıcı yanını etkili bir şekilde vermeyi amaçlar. Üslûpta şiirsellik ve deneme türünü andıran bir anlatımı vardır. "Olay" yerine "durum" ögesine ağırlık verilir. Hikâyelerinden seçmeler 4 cilt hâlinde MEB'da yayımlanmıştı. En önemli oyunlari ise Vişne Bahçesi, Vanya Dayı ve Martı'dır.
Diğer önemli Rus realist yazarlar arasında İvan Turgenyev (1818-1883) ve Maksim
Gorki (1868-1936) sayılabilir.

20. Yüzyıl Rus Edebiyatı Fütürüzmin Rus edebiyatındaki önemli temsilcisi Mayakovski (1893-1930) olmuştur. Şiirde Pasternak (1890-1960); hikâye ve romanda ise Zoşçenko (1895-1958), Şolohov (1905) ve Soljenitsin (1918) önde gelen sanatçılar arasında yer alırlar.

ORKESTRA ŞEFİ HAKKINDA

Lokantada elektrikten hava kızıla döndü.
Koltuklara kadınların yumuşaklığı yayılmıştı.
Ortaya birdenbire incinmiş orkestra şefi fırlıyarak
Müzisyenlere ağlama emri verdi.
İri bir som balığı parçasını
sakalına tatlı tatlı götürenin
boru yağlı suratına
bir avuç madeni gözyaşı fırlattı.
Hıçkırıklar arasında altın dişlerinden
çığlığa basmağa vakit bulamadan,
oradakiler trombonların, zurnaların hırpalamasıyla
üstüne basarak geçtiler.
Sonuncu, kapıya varmadan,
yanağı sos tabağında ölünce
orkestra şefi büsbütün çıldırdı,
müzisyenlere hayvanlar gibi ulumalarını emretti.
Sonra sarhoş bir gövdenin dişleri arasına,
boruyu bakırdan bir simit gibi soktu;
üflüyor, göbeğin içinde
hıçkırıkların çılgınca uğuldamasını dinliyordu.
Ertesi sabah patron öfkesinden aç acına,
hesabını kesmeye gelince
orkestra şefi mosmor olmuş
avizenin üstünde sallanıp daha da çok morarıyordu.

__________________
Eylül'de gel sonbaharım ol..
Zeyy isimli Üye şimdilik offline konumundadır Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Yukarı'daki Konuyu Aşağıdaki Sosyal Ağlarda Paylaşabilirsiniz.


(Tümünü Görüntüle Konuyu Görüntüleyen Üyeler: 1
Zeyy
Seçenekler Arama
Stil

Yetkileriniz
Konu Açma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Forum hakkında Kullanılan sistem hakkında
Forumaski paylaşım sitesidir.Bu nedenle yazılı, görsel ve diğer materyaller sitemize kayıtlı üyelerimiz tarafından kontrol edilmeksizin eklenmektedir.Bu nedenden ötürü doğabilecek yasal sorumluluklar yazan kullanıcılara aittir.Sitemiz hak sahiplerinin şikayetleri doğrultusunda yazılı, görsel ve diğer materyalleri 48 saat içerisinde sitemizden kaldırmaktadır. Bildirimlerinizi bu linkten bize yapabilirsiniz.

Telif Hakları vBulletin® Copyright ©2000 - 2016, ve Jelsoft Enterprises Ltd.'e Aittir.
SEO by vBSEO 3.6.0 PL2 ©2011, Crawlability, Inc.

Saat: 20:51