Forum Aski - Türkiye'nin En Eğlenceli Forumu
 

Go Back   Forum Aski - Türkiye'nin En Eğlenceli Forumu > Hayat ve Eğlence > Serbest Kürsü
facebook bağlan


Enstrüman Nedir - Enstrümanların Özellikleri - Müzik Aletleri (Enstrümanları) Hakkında Teknik Bilgi

Serbest Kürsü kategorisinde açılmış olan Enstrüman Nedir - Enstrümanların Özellikleri - Müzik Aletleri (Enstrümanları) Hakkında Teknik Bilgi konusu , TAR Müzik Aletleri (Enstrümanları) Hakkında Teknik Bilgiler Uzun saplı tar Ülkemizde, İran'da, Azerbaycan'da, Gürcistan'da, Ermenistan'da ve bazı Kafkas ülkelerinde kullanılan telli bir çalgı aletidir. Tar kelimesi, Farça'da "tel" anlamına gelir. ...


Yeni Konu aç  Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Arama Stil
Alt 05.03.2014, 19:53   #11 (permalink)

Kullanıcıların profil bilgileri misafirlere kapatılmıştır.
Standart Cevap: Enstrüman Nedir - Enstrümanların Özellikleri - Müzik Aletleri (Enstrümanları) Hakkında Teknik



TAR


Müzik Aletleri (Enstrümanları) Hakkında Teknik Bilgiler

Uzun saplı tar Ülkemizde, İran'da, Azerbaycan'da, Gürcistan'da, Ermenistan'da ve bazı Kafkas ülkelerinde kullanılan telli bir çalgı aletidir. Tar kelimesi, Farça'da "tel" anlamına gelir. Tar, tıpkı sitar ve dutar gibi, gitarın kökenini oluşturur.

Tezeneli bir halk çalgısıdır. Ülkemizde Kars yöresinde yaygın olarak kullanılmaktadır.
Teknesi, büyükleri birbirinden farklı iki çanaktan oluşmaktadır ve genellikle dut ağacından yapılmaktadır. Göğüs kısmı üzerine manda veya sığır yüreğinin zarı gelmektedir. Sap kısmı sert ağaçtan yapılmaktadır ve üzerine misinadan perdeler bağlanmaktadır.

Tar üzerinde iki ana gurup tel bulunmaktadır. Birinci guruptaki teller melodi çalımında kullanılmaktadır ve ikişerli olmak üzere üç gurup telden oluşmaktadır. Diğer gurup teller ise Kök ve Zeng adı verilen, çalınan makama göre akort edilen ve tınının zenginleşmesini sağlayan tellerdir.

__________________



Jade isimli Üye şimdilik offline konumundadır Alıntı ile Cevapla
Alt 05.03.2014, 19:55   #12 (permalink)

Kullanıcıların profil bilgileri misafirlere kapatılmıştır.
Standart Cevap: Enstrüman Nedir - Enstrümanların Özellikleri - Müzik Aletleri (Enstrümanları) Hakkında Teknik

KOPUZ


Müzik Aletleri (Enstrümanları) Hakkında Teknik Bilgiler

İlk Kopuz Çeşitleri

Çin kaynağı ile bir "Uygur Efsanesi" kopuzun başlıca iki tipini istintaç ettirmişlerdir:

1: P'i-p'a ile bir tutulması gereken tip ki: bunda gövde ile sap tarafı yekparedir; dıştan görünüşü şimdiki armudi fasıl kemançemizin pek irisi biçimindedir. Sol elin kavradığı sapın yüzünde perde destecikleri dizilidir. Ud'unen eski resimleri de bu tertipte olduğunu az üstteki madalyonlarda gördük. Gövde yüzü deri kaplıydı.

2: Tambur tipli, yani yekpare ağaçtan olmayan kopuz çeşididir. Yarım armudi çanağına, at kılı tellerinin mümkün uzunluğuna uygun boydaki alete ayrı bir sap takılıdır. Moğolların elinde asrımıza kadar yaşadığı belirtilen bu çeşidin çanak ağzında alt taraftan yılan derisi gerilidir. Sopa bitişik tahtadan gövde yüzü ortasında delik vardır. Saz dört telli olmakla beraber, sapta perde destecikleri yoktur. Ahmetoğlu Şükrullah'ın Anadolu'da »rebab« adıyla tarif ve resmini naklettiği ve Yunus Emre'nin kopuz ile bir saydığını göreceğimiz mızraplı saz,açıkça işte bu ikinci tipin bizdeki devamıydı.

Kısaca, 1 numaralı tipten ud, lağuta ve emsali türemesine karşılık, 2 numaralısında tanbur küçüklerinin atasını görmek hiç de yanlış olmayacaktır. Ortaçağ için menşeler hep kopuz çeşitleridir. Kopuz, eski tambura tipiyle, Altay Türklerinde ve Kafkasya'da hala yaşamaktadır; göreceğiz.

3 Bu merhale Iklığ (oklu) kopuzdur; konumuzun dışındandır.

Kaşgarlı Mahmut, Kopuz, ikeme, Buçi adlarıyla çağının üç çeşitinden söz açarak, karşılama tefrik gözetmeksizin Arapça ud, mezher ve barbat muadillerini koymuştur. Ne yazık ki farklarını iyice anlatmamıştır. (Orta Asya'da saplı mızrap sazlarından elverişli olanların sırasında yay sürtmesiyle de çalındığını, Asya folklorunda sırf yaylı Kopuzların hala ayrıca yaşadığını geçen kitapta yazmıştık). Üst üç çeşitten hiç değilse birinin yaylı olmuşluğu tahminini tekrar edeceğiz: kanaatimce »Ikama« ile »Iklığ« aynı şeydi. Buçi kopuz dediği bence yekpare iri gövdeli ve gür sesli olanıdır. Sadece Kopuz adlısının tarifi şudur:

»Al-ud ellezt yadrib-ü bih«; işte bunun geçme uzunca saplı, yani tanbura tipli olması gerekiyor. Divandaki kopuz adını »kubuz« okuyanlar bence yanılmışlardır. Kubuz gibi söyleyiş bozuklukları Anadolu’da türemiş olabilir.

Kobuz- Karaim Türkçesinde: bir çeşit »ıklığ« kemençesi.
Kobuz- Kırgız ve Kara Kırgızlarda: Kırgız kemençesi (Iklığ tipi)
Kobuz- Tarançi: demirden ağız tanburası, Maultrommel [Rd. II. 662 ].
Komıs- [Altay, Teleut, Şor, Saray, Koybal, Kaç, Küer ve Baraba Türklerinde] umumiyetle çalgı.
Kobus- [Uygur] Musiki aleti. Uygur-Çin lugatinde sayfa 61 a »Kobuur« şeklinde kaydedilmiştir.
Kovuz- [Kazakça] Divayev s. 4.
Kavuz- [Ôzbekçe] Fitrat, s. 43.

Eski Kazak-Türk Yaylı Kopuzları


Kopuz- Saz, keman (Şehy Süleyman, S. 231 ).
Koboz- İki telli, tırnakla veya at kılından yapılmış yayla çalınan alet [Vambery, Das Türkenvolk, Leipzig 1885, S. 192].
Kubuz- Mininski bizden bu imla ile duydu ve yazdı.
Yurttan dil derlemeleri sırasında Kopuz, Kubuz, Kovoz (Kovuz), Kopur , Koz, Kuvuz (Kovuz), Koğus, Koğuz gibi »kopuz« ile yalnız dıştan andırışan ve saz, çalgı ile hiç bir ilişiği belirtilmeyen bazı kelimelerin devşirildiği doğrudur; bunların anlamları teşbih ve mecaz ihtimaliyle bile kopuz sazından uzak düşmektedir. Uygurca'daki mesela biz »Koğuş« kelimesi mücevvef, nale, koğuk, kovuk anlamlarıyla kopuzu düşündürdüğü halde, bizdeki sonuncular çok uzak düşüyorlar. Kalanını etimolog düşünür.

Musıkici anlamıyla bir Komığçı nispeti Radloff'ta göze çarpıyor (Rd. ; Altay, Teleut) Fazla yaygın olmamasına rağmen Kopuzcu'dan bozulmalığında hiç şüphe yoktur. O kadar şüphe yoktur ki: Radloff'un Kırım Türkçesinden aldığı ve musikici anlamlı bir Kulanşı nispetinin de »komığçı« ile dıştan alakasızlığı aynı derecede muhakkaktır.

Çin telaffuzu içinde kılık değiştirmiş görünen Kongkau (Kungçkayu veya Kong-hesu) kelimesinin bu dış üçüzlüğüne rağmen anlamca bir çeşit saz ve kopuz, daha doğrusu Kopuz çeşiti demek olduğunu maddesinde (baş taraflarda) görmüştük (Pelliot: Kum-Kou; Çinli Vang-yen-tö'nün yazılı müşahedesinden ve Çincedir).

»Kopuz sazı« veya »Kopuz tanburası« denildiği hiç bir eski metinde görülmemiştir. Kopuz çalgısı denilmesi de aynı şekilde bir fazlalık olurdu. Kopuzun çalgılığı kendi adında meknuzdur.

Kopuz- Kitabımız zaten bu konuya dair bulunduğu için, şu madde ye metinde tasarruf fırsatını bulamadığımız üç beş özelliği almakla yetiniyoruz.

Prensip itibariyle Kopuz adı belli başlı alfabelerce batıya doğru emniyetle yazıya alınabilmiştir. Türkçe dışı dillerde de hemen aynen yazılıp söylenebilmişliği kelimenin çetrefil bir bünye taşımamışlığı ve nadir fonemlerden sesce uzak kalmışlığı sayesindedir. Türk diyeleklerinde bilakis söyleniş çetrefilliğine uğraması, harekesiz Arab harflerinin serbest imlalara yol açtırması, sonra da bunların yanlış okunması yüzünden vukua geldi denilebilir. Yalnız Kopuz, Kupuz, Kubuz üçüzlüğü halk dilinin eseri oldu. Bu adın muhtelif yetkili lügatlerdeki imla ve ülkeleri şu suretle özetlenebilmiştir:

Kobuz- [Kara Kırgız, Kırgız, Tarançı, Şark Türk, Karaim ve Kırım Türklerinde].
ŞARK TÜRK.- Musiki aleti (Rd. lug. IJ .662) ; armut biçimli bir çeşit tanbura -ki tek tellidir. [M. Pavet de Courteille, Paris 1 870, s. 422 ]. İmlası yine Kobuz'dur.


Yurtta Kopuzdan Son İz ve Hatıralar

Büsbütün tarihe karışmış sanılan öylesine eski bazı musıki unsurlarımız var ki, yurdun tek tük köşelerinde, mesela kenar bir ilin kabına çekilmiş iki üç köyünde bunlardan her hangi bir hayat iziyle tesadüfen karşılaşırsak şaşıralım mı, sevinelim mi bilemiyoruz. Kopuz ve Ozan'la karşılaşmalar ayni cümleden oluyor. On yıl önce Türk Folklor Araştırmaları dergisinin ikinci sayısında (eylül 1949) çıkan kısa bir yazım ile şu makaleyi karşılaştıracak olan bulunursa konuya on yılda fazla bir buluş katamadığımı görür; fakat, aranmakta devam edilirse yeni bilgiler bulunabileceğini de inkar edemez. Çünkü, bir iki madde edine bilerek şimdi ara1ara kattık, bahsi güvençle beslettik.

Kopuz adının evvelce yalnız beş on köy isminde damgalı kaldığını sanmıştık. O yerlerde bu sazla ilgili araştırmalar yapılması gerektiğini düşünmüştük. Mesela Zığanalardan sonraki Erzurum yolunda Bayburt 'tan üç saatlik uzaklıkta o kazaya bağlı Kopuz Köyü bulunduğunu 1928 folklor gezimizde öğrendik; fakat, halkının kopuz çalmadığını uzaktan soruşturup anladık! Her halde »Saz« çalıyorlardı ve işte bunun eski adı kopuz olacağı açıktı. (Karşılaştır : Abdülkadir [İnan], Birinci İlmi Seyahate dair Rapor , H.B. D., İstanbul 1930) ; Gümüşhane'nin Torul kazasında Kopus Köyü; Urfa'nın Suruç kazasında Kopuz Köyü; Diyarbakır'ın Silvan kazasında Kopusu Köyü,. Bayazıt'ın Eleşkirt kazasında Kopuz süfla ve Kopuz Ülya adli iki ayrı köy; ve daha bilmediklerimiz.

Tokat'ın Reşadiye kazasından bir köyde bir bağlama çeşitinin ora yerlisince adı Kopuz olduğu, irice gövdesine nispetle sapının kısalığı merkezde duyulmuştu. Tahkikine imkan bulamamışlar. Tarif düşündürücü kaldığı için ihtiyarlarından mesele soruşturulmaya yine de değer. Son hatıralar toplanmalıdır .

Türk Dil Kurumu açıldıktan sonra anketle derlenen kelime fişlerinin incelenmesi, çalgı adları olarak kopuzla ilgili notların doğumuzdaki toponomik izlere inhisar etmediğini meydana çıkardı (1938): Kopuz, Kupuz, Gubuz gibi andırışlı bazı kelimeleri tarife çalışan bir takım fişler »çalgılarla hiç bir ilişiği bulunmayan, belki mecaz yoluyla yaşamakta olan« anlamları belirtmiş görünmektedirler. Nitekim Konya ve havalisinde çok gürültülü ve ukalaca konuşan, övünmek üzere durmadan ötenlere »Gubuz; Kubuz« derler, deniliyor.

Derlenen maddelerden bazıları da açıkça çalgı adlarıydı :

Kılkobuz,- Kemençe. (Karaçay »Tokat«). Bu aletin mahiyetini yerinden çok sonra tahkik edebildik, Geçen Iklığ kitabımızın sözlüğünde maddesine bakınız.
Kobuz.- Köylüce: el mızıkası (?), (Karaçay »Tokat«, 1933 derlemelerinden)

Kopuz,- Evvelce Türklerin kullandığı bir saz ki kelimenin bu anlamını bir kısım halk bilir, (O tarihte 65 yaşında olan, çiftçi, okur yazar ve yerli bir erkekten derlenmiş, 1933; Ordu-Ulubey), Saz, çalgı: bir kısım halkça (Alucra, Giresun), Saz anlamına (Bolu), Herkesçe: bir nevi saz (Şebinkarahisar »Giresun«). Demek ki Karadenizlilerce de kullanılırdı, nitekim oralarda Iklığ ad1ı köyler de vardır,
Kubuz.- Bir çeşit saz çalgısı (Konya; Isparta). Az yukarıdaki mecaz manaya da bakınız; kelime aynıdır.

Şebinkarahisar'da kopuzu herkesin bir saz çeşidi adıyla bildiğini az üstte gördük, Şebinkarahisar ilçesindeki Ozanlı Köyü adı onu besletici bir damgadır, Şebinkarahisar'ın kültür ve folklor tarihi hakkında basılı kitapta (ki bundan o bölge oyunları için »Yurt Oyunları Kataloğu« kitabımızda bahsettik, çıkacaktır) yörenin »Yüzük oyunu« etraflıca anlatılırken bir sürü manzum türküleri sırasında dokuzuncu sefer adına şu mani kopuzu anarak geçiyor:

Ormanda çoktur domuz
Oyunumuz oldu dokuz
Arkadaşlar çalın kopuz
Hey zalım nenni,
Nenni de nenn!

Beyitlerin söylenişinde herkes ağız ve eliyle bağlama, davul zurna
taklidiyle güya çalgı çalar.

Kaynak:
Mahmut R. Gazimihal
Ülkelerde Kopuz ve Tezeneli Sazlar.

__________________



Jade isimli Üye şimdilik offline konumundadır Alıntı ile Cevapla
Alt 05.03.2014, 19:55   #13 (permalink)

Kullanıcıların profil bilgileri misafirlere kapatılmıştır.
Standart Cevap: Enstrüman Nedir - Enstrümanların Özellikleri - Müzik Aletleri (Enstrümanları) Hakkında Teknik

SİPSİ

Müzik Aletleri (Enstrümanları) Hakkında Teknik Bilgiler

Üflemeli bir Çalgı olan Sipsi, kemik, ağaç veya kamıştan yapılmaktadır. Kamıştan yapılan ise daha yaygındır. Uç kısmında ses veren ve kamıştan yapılan küçük bir parça daha vardır. Bu kısım tamamen ağız içine alınarak hava üflenir. Boyu yaklaşık 10-12 cm boyundadır. Sesi cura, zurnaya ve tuluma benzemektedir.

Boyuna göre en fazla ses veren müzik aletidir. Ses yayılımı çok yüksektir.
Beş ana notası vardır, eksik notalar çalan kişinin üflediği sipsi başlığını ağzında sıkması ile çıkartılır. Bu yönüyle en zor çalınan nefesli sazlardan birisidir.

Yurdumuzda Ege Bölgesi'nde yaygın olarak kullanılmaktadır. Beş üst, bir alt kısmında olmak üzere toplam altı tane ezgi perdesi bulunmaktadır.

MÜZİK KÜLTÜRÜMÜZDE TEKE YÖRESİ BURDUR SİPSİLİSİ(SİPSİSİ)


Sipsili (sipsi) Teke yöresinin belli merkezlerine mal edilmeye çalışılan Türk Halk Müziğinin üflemeli, (nefesli) (Ötkü) sazlarımızdan birisidir. Sipsi sadece bölgemizde bilinip çalınmamaktadır. Geniş bir yurt yüzeyinde ,hatta Türklerin göçlerle ulaşabildikleri her ülkeye yayılmış durumdadır. Ana yurdumuzda kalanlarda bu sazımızı çalmaktadır.

Ülkeleri aşıp gelen, ülkelere aşıp giden, dünya coğrafyasında çalınan, tanınan sipsilimizi (sipsimizi) dar bir bölgenin köşesine sıkıştırmak neye yarayacak ki. Köşeden bölgeye, bölgeden ulusala, ulusaldan küreselleşmeye götürmek daha doğrusu değil midir? Çevreden evrene gidilmelidir. Benim derken, bizim, hepimizin olamayan bütün sazlarımız (eğit, fegit, ıklığ) gibi elimizden uçar gider bir gün. Benim, bizim, hepimizin bu saz.

Halk müziğimizin ana sazı değildir. Renk sazımızdır. Tıpkı Mey (ballaban, kabakkemane, çoban düdüğü, kaval gibi. Bu renk sazımız Burdur ilinin Gölhisar İlçesinin Asmalı köyü ve Dirmil merkez olmak üzere, yeniden Türk halkına tanıtılmış sevdirilmiştir. Bu sazımızı çalan çok iyi ustalarımız yetişmiştir.

Bu halk sazımız yani sipsilimiz (sipsimiz) halk bilim araştırıcıları, üniversite araştırma görevlileri, öğretim üyeleri, özellikle üzerinde durarak bilimsel bir potada şekillendirmelidirler. Bu bilimsel potadan çıkan sipsili (sipsi) kullanılsın, çalınsın, benimsensin ve gelecek nesillere aktarılsın. Dünyanın bütün orkestralarında çalınma ve dinlenme aşamasına getirilsin.

-Halkımızın yarattığı ve binlerce yıl içinden süzüp getirdiği kültürleri, çağ gerisi koşullar içinde yok olmaya, unutulmaya yozlaşmaya terk edilmiş olmasın.
- Sipsili (Sipsi): İnce bir kamıştan yapılan üflemeli bir halk çalgımızdır.

Üstte beş, altta bir deliği bulunur. Ağızlık kısmına cukcuk denir. Uygurca sıbızgudur
-Sipsi sözü, çok eski Türkçe bir deyimdir. Çocuklar bile ağızlarına bir kamış parçası alarak çalarlardı. Zurna ile mey bu pratik uygulamadan doğmuştur

-Zurnada ise, Kamış Sipsi, ağaçtan veya gümüşten bir zıvananın içine geçirilir. Bu zıvana da zurnanın deliğine sokulur. Balabanın (meyin) sipsisi ise doğrudan doğruya gövdenin deliğine sokulur.
Kazak kavallarına, sıbızgı adı verilirdi. Sıbızgı Anadolu'daki sipsi sözünün karşılığıdır

-Kazak sıbızgıları en eski karakteri taşırlar. Belyayev bu Kazak kavallarının deliklerine ait skalaları ile ölçüleri vermiştir.
-Vertkova göre kazak sıbızgıları, bir kamış cinsinden veya ağaçların içinin oyulması ile yapılıyordu. Ona göre dört veya altı deliği vardı.

-Anadolu'da sipsi, iç ve kuzey Asya'da ise sıbızgı denir.

-Anadolu'da sipsi şu manalarda söylenmiştir:

Söğüt dalından yapılan düdük. Buna cıpcık ta denir. Bir Ot adıdır. Huni. Bunların hepsinde aşağı yukarı boru ve düdük manası vardır

-Sipsi tam anlamıyla düdük ve borudur. Anadolu'da sipsi sözünün yaygın olarak nefesli sazların tümü için söylenebiliyordu. Zurna kamışı, veya ağıza alınıp çalınan kamış parçaları içinde sipsi denilir.

-Fakat Asya'nın kaynak ve lehçelerinde de sıbızgı cıpçık sebezgu, gibi aynı diziden karşılıkları bulunup yansıtma adlar olduklarına derhal inanıyoruz. Fakat kıdemce derin ve göçerlerle ülkeleri aşmış olduıklarını anlıyoruz. Mesela sıbızgu, İbni Mühenna'da Arapça (Al- Şababe )nin Türkçesi olarak muganni çalgıları arasında var. Kaşgarlı Mahmut da veriyor... Bizdeki sipsi bunun inceltilmişinden başka ne olabilir. Macar tarih ve dilinde sipsi keza düdük çeşididir. Török sip gibi.

Ağaç kabuğundan boru burup tepesine (sipsi takmaları çocukların ayrı bir marifetidir) (Sipsi) ile (boru) (Yani eski söylenişlerden olarak sıbızgı ile borgu ) bu oyuncakta iç içe geçmiş bulunuyor.

-Geçen yüzyıl sonlarında bir Rus etnografının Asya'dan olan şu metni açıktır, (Bırgı ve sımızha yı da çalgılardan saymalıyız. Bırgı, ağaçtan burulmadır, biçimi boru gibidir. Sipsisi vardır. Burası kayın ağacından. (P. Astrovskih) Minusin ülkesi Türklerine dair etnoğrafya notları. 1895

ŞU HALDE TANIMAK VE ÇALMAK İÇİN NEDİR BU NEFESLİ ÇALGIMIZ?

Neresi boru?, Neresi sipsi? Burası boru burası sipsisi diyebilmeliyiz.

Yaptığım alan araştırmalarımda yüz yüze görüştüğüm, konuştuğum, derleme yaptığım ustalar bu sazımıza ve bu sazımızın parçalarına çeşitli isimler taktığını tesbit ettim. (Osman Ali Aslan, İsmail Evcil, Ali Tekin, Kazım Yılmaz, Mehmet Ali Kayabaş, Hüseyin Demir, Tuncay Türe, İnanç Ekinci,)

-Türk dil kurumunun derlediği bizlere ulaştırdığı derleme sözlüğünde sipsi bölümüne bakalım.

-Sipsi l) (Sibsi,sübsübü) l Ağaç dallarından yapılan düdük.

(Banus, Eğirdir, Oğuz, Acıpayam, Dz.Ay.Gölcük, İzmit, Kc., Suluca, Lapseki, Ckl., Mustafakemal Paşa Brs.Bozhöyük Bil. ,İstanbul, Mesudiye-Or.Tr., Koyulhisar, Ağrakos, Suşehri, Sv. ,Ank., Çumra, Ermenek Kon. ,Karkınkürü - Mug.,Çorlu Tk. ,Luleburgaz Krk. 11

Görüldüğü gibi Sipsili (sipsi ) sadece Teke yöresinde bilinmiyor. Hemen Hemen Yurdumuzun her köşesinde tanınıyor, biliniyor kullanılıyor.

Derleme sözlüğünün ek bir bölümünde:

-Sipsi:l. Söğüt dalından yapılan düdük. (susurluk Bağ. ,Eldirek, Fethiye, Muğla, Konya, Katransa, Kayalar, Selanik.) 12

Göçlerle, savaşlarla sipsi bugünkü sınırlarımızın dışında kalan yerlere ulaşmıştır.

Bulgaristan Razgrat Doğumlu Mehmet Aliş (Sezen) Ot ve ağaç dallarından sipsinin yapılmasını çalınmasını kendi el yazısı ile bizlere tespit etmiştir. Pişmiş topraktan yapılan sipsilerin de varlığını belirtmiştir. Pişmiş topraktan yapılan sipsiyi tek kanatlı uçağa benzetmiştir. Uçağın gövdesine beş delik sağ kanadına da bir delik açıldığını ünü son sesin kanattaki delikten elde edildiğini anlatmıştır.



Yukarıda Sipsili nedir? Sipsi nedir?Neresi sipsidir? Neresi borusudur demiştik. Sipsili İki bölümden oluşmaktadır. Yukarıda adı geçen bütün ustalar da Sipsiliye iki ayrı isim takınaktadırlar.

A (Gövde, Götlük, altlık, götlek) Üzerinde deliklerin bulunduğu, hava selenlerinin uzatılıp, kısaltıldığı BORU KISMI. Boru.

B (Ağızlık, cukcuk, sıbızgu, cıkşık, sebezgu) SİPSİ KISMI. Sipsinin boruya takılarak elde edilen bu sazımızın adı öyleyse nedir? Sipsi artı boru eşittir sipsi deyemeyiz. Bu birleşimin içinde hem sipsi, hem de boru vardır. Bu sazımızın adına sipsi diyemeyiz. Çünkü sipsi zurnada, (Meyde, balabanda da) tulumda sipsi bulunmaktadır.

Sipsi zurnada, meyde, tulumda sesin oluşması için titreyen ses oluşturan bölümdür. Boru ise üzerinde delikler bulunan, içi boş kargıdan, kanat kemiğinden, ağaçlardan yapılan bölümdür.

SİLİNDİR BİÇİMLİ BORULARDAKİ HAVA SÜTUNLARININ TİTREŞİMLERİ

Hava sütunları da gergin teller gibi, çeşitli titreşim biçimlerine (modlarına) uyarak titreşebilir, ve bir selen demeti oluştururlar. Dolayısıyla zengin dolgun hoşa giden sesler verirler

Halkın bulup yakıştırdığı isimlere elbette en güzelidir. Halkın isimlendirdiği (taktığı Gövde, götlük, götlek, altlık) isimleri yine yaşasın. Bundan rahatsız olunmaz.

Biz erkek egemen bir toplumuz. Sipsi boruya sokulduğu, girdiği için , birazda ironi olsun diye (Gövde, götlük, götlek, Altlık) diyoruz. Bu sazımızın parçalarının ve kendisinin adını koymazsak bazı etmenlere yenilerek aramızdan ayrılması Türk Halk Müziği için büyük kayıp olur. Atalarmız isim bir boncuktur demişlerdir. İşin gereği doğrusu Zeren kocaya göre de gövde değil Sipsili borusudur.

..."Çoban çocuklarımız da ağaç kabuğundan en eski Türkler gibi bura bura boru yapıp ve sipsi (sıbızgı) takıp öttürürler. (Bak çocuk çalgıları.) Ferhenkte: Bergu. İranda trompete hala sadece bergu diyorlar.

Mahmut Ragıp Gazimihal hocamızda bize öncülük ediyor. Öncelikle bu sazımızın iki parçasına birden sipsi diyemiyoruz. Boru + (artı) sipsi eşittir (=) sipsili olur. Sipsili sıbızgalı sipsisi kelimelerini de ekleyebiliriz ama sipsili en güzel ad olur.

Zaten bu sazımızı çalanlar, yapanlar deliklerin olduğu yere ayrı isim, üst tarafa titreşimin oluştuğu bölüme de ayrı bir isim koymuşlardır. Öyleyse: Boru + sipsi = sipsili. Bu çalgımız sipsilidir.

Bu oyuncak çocuk düdükleri mevsimlik yapılırdı. Bahar olunca ceviz ağaçlarının , söğüt ağaçlarının ince şah dalları kesilip alınarak rahat bir yere taşınırdı. Düz bir taş bulunurdu. Kesilen dallardan sipsilik, hottukluk, zipçilik olacaklar ayrılırdı. Öncelikle hottuklar yapılırdı.:İnce dallar 5, 6 cm olarak belirlenir dal eni boyunca, kabuk odunsu tabakaya kadar kesilir. Kesilen kısım düz taşın üzerine koyarak bıçağın sapı ile gayet yavaş olarak vurulur. Bu vuruş ritmiktir. Bıçak dalın üzerine vurulurken bir taraftan da bot, bot, botlamış, kara devem atlamış, hottuk botlamış, denir ve yeniden vurularak ayrılan kabuk burularak çıkarılır Çıkarılan kabuk bir ucundan bir santim kadarı dış kabuk sıyrılır. Sıyrılan temizlenen hottuk ağıza alınır. Ağızdaki hottuk ağızda ıslanır, aynı zamanda ısı verilir. Islandığı ısındığına inanılan hottuk ağızdan çıkarılarak parmak arasına alınarak, dış kabuğu soyulan bölüm yavaşça pireslenir. Soyulan bölüm yassılaşarak titreşme kıvamına gelmiştir. Artık hottuğumuzu öttürebiliriz. İş ağzımıza aldığımız hottuğun avuç içinde avucun açılıp kapatılarak bir kaç daha ses çıkarılmasına kalacaktır.

Bizden büyük çocuklar ise düzgün ve boğum yeri uzun olan dallardan aynı yöntemle 15-20 cm uzunluğunda bir boru çıkarırlardı. Çıkarılan borunun üzerine en çok beş delik açılır, alt tarafa da bir delik açılarak, hottuk bu boruya takılırdı. Sipsilimiz hazır olurdu . En çokta dalalili, dalalili, dalalili diyerek gelinalma havasını çalarlardı. (Cezeyir)

Yetişen kabak dalları, ceviz yaprakları, çeşitli otların yaprakları bize ayrı ayrı saz olurdu. İki baş parmağımızın arasına alınan yaprakları üfleyerek, müzik yapardık.

Güze doğru kargılar olgunlaşırdı. Olgunlaşan kargılardan öncelikle sipsilerimizi yapardık. Yapılan sipsiler çalınırken, borular hazırlanırdı. Hazırlanan borulara sipsiler takılır ihtiyacımız olan yada becerebildiğimiz türküleri çalardık.

-Zurna sipsili bir borudur

-Kamış sipsisi , zurnanın ses çıkaran , yani ana bölümüdür

Mey yassı kamış sipsili bir Türk borusudur. Sipsili ise silindirik sipsiye sahip olan bir Türk çalgısıdır.

Alan araştırmalarım içinde Artvin Şavşat Ciritdüzü köyünde . yaşayan mey ustası. Cabbar usta da bulunmaktadır. Cabbar ustadan mey sipsisi yapmayı öğrenmiştim. Cabbar ustanın hazır kalıbının bir bölümünü keserek bende tek sipsilik bir kalıba sahip olmuştum.

Mey sipsisi için hazırlanan kamış bir kabın içine konarak kaynatılıyor, kaynatılan kamış kalıplanarak mey sipsisi yapılıyor.Ama kamış sıcak su da kaynatıldığı zaman yumuşayan cinsi olmalıdır.

Sipsilinin sipsisini böyle bir işleme tabi tutma şansımız yoktur. Silindirik boru yarılarak titreşmesi sağlanır. Adı da sipsidir.

Sipsileri çeşitli sazlarda alt arta yazarak gösterelim.

ZURNA :

a-sipsi

b-Lüle,etem veya metem.

c-nezik

ç-soluk deliği

d- ana melodi delikleri

e- cin ve şeytan deliği

f- avurtluk



MEY (BALABAN):

a- sipsi

b- Mey borusu

c- Ayar maşası

SİPSİLİ(SİPSİ) :


a-Sipsili(sipsi)borusu

b-Sipsi

__________________



Jade isimli Üye şimdilik offline konumundadır Alıntı ile Cevapla
Alt 05.03.2014, 19:56   #14 (permalink)

Kullanıcıların profil bilgileri misafirlere kapatılmıştır.
Standart Cevap: Enstrüman Nedir - Enstrümanların Özellikleri - Müzik Aletleri (Enstrümanları) Hakkında Teknik

KORNO


Müzik Aletleri (Enstrümanları) Hakkında Teknik Bilgiler

Korno, obua ailesinin bir üyesidir. 1.5 oktav daha tiz olduğu için alto obua da denmektedir. Şekli genellikle obuaya benzer olup, orkestra'da 3. obuacı tarafından çalınmaktadır.

Korno'nun Tarihçesi:

Korno'nun ilk prototipleri 17.yy sonundan önce ortaya çıkmıştır. Bu aletler kıvrık boynuz biçiminde, deri kaplı ve gövdesi delikliydi. Delikler, parmakların açılımını kapsayacak bir açı ile yerleştirilmişlerdi. Johan Sebastian Bach tarafından kullanılan Oboa da Caccia (Av obuası) nın, kornonun çok benzeri olduğuna inanılmaktadır. Karanlık ve yaslı sesi, Hector Berlioz, Peter Ilich Tchaikovsky ve Richard Wagner gibi besteciler tarafından öne çıkarılmıştır.

__________________



Jade isimli Üye şimdilik offline konumundadır Alıntı ile Cevapla
Alt 05.03.2014, 19:56   #15 (permalink)

Kullanıcıların profil bilgileri misafirlere kapatılmıştır.
Standart Cevap: Enstrüman Nedir - Enstrümanların Özellikleri - Müzik Aletleri (Enstrümanları) Hakkında Teknik

KEMAN


Müzik Aletleri (Enstrümanları) Hakkında Teknik Bilgiler

TARİHTE KEMAN'IN YERİ

Keman'ın ilk kez nerede yapıldığı kesin olarak bilinmemekle birlikte , ortaçağda İngiltere'de Fiddle , Almanya'da Fiedel İtalya'da Lira da Braci , Fransa'da Viel adlarıyla kullanılan yaylı çalgılar Keman'ın atası sayılır. Lavignac , Keman'ın Türklerin Kemençe'i guz (Oğuz Kemençesinden)alındığını yazar. Bazı kaynaklarda ise Arapların Rebab'ından geliştirildiği öne sürülmüştür . 16.ve 17. yüzyıldaki Keman yapım ustaları Nicolo Amati , Paolo Maggini , Giuseppe Guarneru , Antonio Stradivarius Keman'a son şeklini vermişlerdir . Keman asıl biçimi korumakla birlikte 19. yüzyılda , bazı değişikliklere uğradı . Çağdaş Kemanda gövde ve sap daha uzun ,köprü daha yüksektir . Keman'a orkestrada ilk olarak ,1565 te St.Riggo ve Corteccia'nın eserlerinde yer verilmiştir . Sonraki yıllarda orkestradaki görevlerinden dolayı 1. ve 2. Keman olarak adlandırılmış orkestradaki sayıları çoğaltılmıştır.

TÜRK MÛSİKÎSİ'NDE KEMAN'IN YERİ

Keman'ın Türk ülkesine ne zaman geldiği kesin olarak bilinmiyor. İstanbul ve Trabzon gibi Lâtin ülkeleri ile sıkı ilişkiler bulunan şehirlerde çok eskiden beri Keman'ın en eski örneklerinin bulunduğu ileri sürülmüştür. Kanunî Sultan Süleyman 'ın sadrazamlarından Makbul İbrahim Paşa'nın gençliğinde, padişahın şehzadesi olarak Manisa'da bulunduğu yıllarda Keman çaldığı biliniyor. Yine bu yüzyılda yaygınlık kazanmış bir saz olarak klâsik mûsikîmize girememiş olmakla birlikte , halk arasında çok tutuluyor ve koltuk meyhanelerinde çalınıyordu. Keman'ı üst düzey sınıf arasına sokan kişinin , Sultan 1.Mahmud dönemi sanatkârlarından olan Corci olduğu ileri sürülür. Keman'dan önce mûsikîmizin yegâne sazı Rebab idi .O yıllarda Keman'a "Viola d'Amore" deniyordu ki, bu sazın benzeri yakın zamanlara kadar kullanılmış olan Sine Kemanı'dır. Kemani Corci'ye kadar bütün kaynaklarda , eski Türk Kemanını çalanların Türk olduğu halde, 18.yüzyıldan , daha doğrusu Corci'den sonra Türk olmayan kimseler Batı Kemanını çalmağa heves etmiş ve pek çok ünlü isim otaya çıkmıştır. Hiç şüphesiz bu sanatkârlar " Viola d'Amore " nin farklı şekli olan Sine Kemanı'nı çalıyorlardı ; Yedi teli olan Sine Keman'ın sesi biraz boğukça olduğu ve Kemençe sesine benzediği için , musikîden anlayanlarca daha çok tercih ediliyordu . 19. yüzyıl başına kadar Keman çalan sanatkârlar Keman'ın her iki türünü de kullanmışlardır. Daha sonra Sine Kemanı unutulmuştur. Son icrakârları Mustafa Sunar ile Nuri Duyguer olmuştur . Batı Keman'ının ülkemize yerleşmesinde Romanyalı Miron'un büyük rolü olmuştur. Ülkemizde Türk Musikîsi ölçüleri içinde çok güçlü icrakârlar yetişmiştir . Bir devreye damgasını vuran bu sanatkârlardan bazıları şunlardır: Kemanî Hızır Ağa , Kemanî Rıza Efendi , Kemanî Corci , Kemanî Kör Sebuh , Kemanî Aleksan Ağa , Kemanî Memduh , Bülbülî Salih Efendi ,Reşat Erer , Nubar Tekyay , Sadi Işılay , Hakkı Derman , Selahattin İnal v.b. Musikî terminolojimizde Keman çalanlara " Kemanî " denir .

KEMAN'IN ÖZELLİKLERİ

Keman insanı derinden etkileyen , eşsiz güzellikteki sesiyle , yaylı çalgılar ailesinin en önemli üyesidir. Sesi , öteki çalgılara göre birçok bakımdan insan sesine daha yakındır . Keman , çene altı ile omuz arasına sıkıştırılarak tutulur. Sol elin parmakları sap üzerinde bulunan tellere basarak gezinirken , sağ elde tutulan yay ,Keman tellerine sürtülerek çalınır . Gövdenin orta bölümündeki yan girintiler yayın daha kolay hareket etmesini sağlar.35 ile 36 cm arasında değişen bir gövdesi vardır. Küçük ve hafif bir çalgı olmakla birlikte , ortalama 84 ayrı parçanın bir araya getirilmesiyle yapılır .Genellikle iki cm .kalınlığında bir çam veya akağaç'tan oyma kalemi ve rende kullanılarak biçime sokulur . Keman'ın bir gövdesi ve buna bağlı bir sapı vardır.Gövde göğüs tahtası ya da tabla denen üst kapak , alt kapak ve onları birleştiren yanlık adlı verilen bir kasnaktan oluşur. Tellerin köprü aracılığıyla gövdeye yaptığı basınca direnebilmesi alt ve üst kapaklara hafif bir kavis verilmiştir . Sapın ucundaki burgulara( kulak) sarılarak bağlana teller bir eşikten (köprü) geçerek gövdenin ucundaki kuyruk bölümüne bağlanır . Köprü tellerin titreşimini üst kapağa iletir .Burgu yuvalarına yerleştirilen kulaklar tellerin istenilen ölçüde gerilmesini sağlar . Gövdenin içine boydan boya yerleştirilmiş ,bas çubuğu ya da bas kirişi denen bir çıta , eşiğin tam altında da can direği denilen bir takoz bulunur . Bas çubuğu sesin tınılanmasına , can direği de ses titreşimlerinin alt kapağa iletilmesine yardımcı olur . Üst kapak üzerinde " f " biçimindeki iki ses deliği ses titreşimlerinin gövdeden dışarı çıkmasını sağlar . Dış etkilerden korunabilmesi için yapımı tamamlandıktan sonra özel karışımlı bir tutkalla cilalanır, cila aynı zamanda Keman'ın ses tınısını belirleyen önemli bir öğedir. Keman yapım ustalarına Luthier denir . Ülkemizde Keman yapım teknikleri çok gelişmiş , çeşitli yarışmalarda birincilik alan Luthierlerimiz vardır bunlar : Cafer Açın , Mesut Gözalan, Yunus Tarhan , Mehmet Alkan ,Nevzat Önder ,Ayhan Damcıoğlu , Ahmet İyidoğan ,Emin Tilev , Bedii Akol v.b.

KEMAN'IN AKORT SİSTEMİ

Keman 'ın metalden ya da hayvan bağırsağından yapılmış dört teli vardır . Akort sistemi pest'ten tize doğru : SOL-RE-LA-Mİ olarak düzenlenmiştir. Batı Kemanlarıyla aynı akort sistemine sahip olmasına rağmen , Türk Mûsikîsine uygun şekilde isimlendirilmiştir : DO-SOL-RE-LA dır . Bazı icracılar " LA" telini , İnce "SOL" düzeniyle kullanmaktadır bu konuda çeşitli fikirler öne sürülmüştür . Eskiden kullanılan ve Avrupa'dan getirilen Kemanların 5 esas 6 (7)ahenk teli olduğu ve aynı telin yine ince "SOL" olarak akord edildiği biliniyor. Bir başka görüş ise , Rebab ve Ud gibi çalgıların akorduna benzetmek için böyle hareket edildiğidir. ( "LA" akort Türk Mûsikîsi icralarında çiğ kalmakla birlikte , bazı makamlar transpoze edildiğinde icrada zorluklar oluşmaktadır ).

__________________



Jade isimli Üye şimdilik offline konumundadır Alıntı ile Cevapla
Alt 05.03.2014, 19:56   #16 (permalink)

Kullanıcıların profil bilgileri misafirlere kapatılmıştır.
Standart Cevap: Enstrüman Nedir - Enstrümanların Özellikleri - Müzik Aletleri (Enstrümanları) Hakkında Teknik

FAGOT

Fransız Fagot'u

Müzik Aletleri (Enstrümanları) Hakkında Teknik Bilgiler


Fagot iki dilli bir enstrümandır. Toplamda 2.5 metreye yakın silindirik ahşap tüpten yapılmıştır. 4 bağlantı parçasından oluşur: Bass parça, tenor parça, çift parça ve çan parça olmak üzere. Çan parça olarak adlandırılan kısım bass kısma alttan bağlı olup kıvrıktır. Bu grup tenor kısma sonra topluca çift parçaya bağlıdırlar. Çift dilli ağızlık tenor parçaya bir başka parçayla bağlıdır. Bassoon üzerinde 8 delik ve 10 tuş bulunur. Müzisyen dilli parçadan üfleyerek ve tuşlarla ton değiştirerek enstrümanı çalar.

Tarihçesi:

Fagot 1650 lerde büyük bir ihtimalle, kıvrık şekilli tek parçalı bir enstrümandan türetilmiş olmalıdır. Modern Fransız Fagot'u, 19.yy ortalarında, Buffet-Crampon isimli bir Fransız firması tarafından geliştirilmiştir. Alman Fagot'u ise Wilhelm Heckel isimli bir imalatçı tarafından mükemmelleştirilmiştir. Avrupa'nın çeşitli yerlerinde farklı türlerde çalınmaktadır.

__________________



Jade isimli Üye şimdilik offline konumundadır Alıntı ile Cevapla
Alt 05.03.2014, 19:56   #17 (permalink)

Kullanıcıların profil bilgileri misafirlere kapatılmıştır.
Standart Cevap: Enstrüman Nedir - Enstrümanların Özellikleri - Müzik Aletleri (Enstrümanları) Hakkında Teknik

TİMBAL


Alm., Pauken
Fr., Timbale
İng., Kettle - Drum
İta., Timpani
Kutur : 62 cm.
Yüksekliği : 44 cm.

Müzik Aletleri (Enstrümanları) Hakkında Teknik Bilgiler

Üzerine geçirilmiş deriye tokmakla vurularak çalınan, yarım küre biçiminde, derinin gerildiği küre bölümü alaşımlı bir çalgıdır. Ses düzeni yapılır. Düzeni deriyi gövdeye saptayan çemberin kenarındaki kelebekleri sıkmak veya gevşetmekle yapılır. Çok eski yıllara dayanan bir geçmişi vardır. Ordularda uzun süre kullanılmış bir çalgıdır. Batı' ya geçişinden sonra Operada, sonra 1760 yıllarında Manheim' de Senfoni Orkestrasında yer aldı. Büyüklü - Küçüklü iki parçadan oluşmuştur. Bu biçimde olanları, çalınacak bestenin dizimine göre, düzenlenir. Bu iki parçadan büyüğü; dizinin Tonik, diğeri; Dominantına göre düzenlenir. Notası, dördüncü çizgi Fa açkısı ile yazılır.

Üç çeşidi vardır:
a. Büyük Timbal : 80 cm.
b. Orta Timbal : 74 cm.
c. Küçük Timbal : 68 cm.

İçlerinde en az kullanılanı; Küçük Timbaldir. İki Timbal, gerekli olan aralıklarda düzenlenir. Bu, beşli, dörtlü, üçlü, ikili veya altılı olabilir. Çoklukla sekizli olarak da kullanılır; ve güzel bir etkisi vardır. Ağaç, deri kaplı, sünger başlıklı vb., gibi Timbal tokmaklarının çeşitleri vardır. Birinci; sert bir ses ve erkeli geçişler, ikincisi; daha yumuşak sesler, üçüncüsü; Kreşendo ve PP., deyileri için uygundur. Timballer en güç tartım biçimlerim yapabilir. Sesin söndürülmesi için, bir el tokmaksız olarak deriye yapıştırılır. Şimdi üzerindeki küçük bir düğmeyle akort edilebilen çeşitleri yapılmaktadır.

__________________



Jade isimli Üye şimdilik offline konumundadır Alıntı ile Cevapla
Alt 05.03.2014, 19:57   #18 (permalink)

Kullanıcıların profil bilgileri misafirlere kapatılmıştır.
Standart Cevap: Enstrüman Nedir - Enstrümanların Özellikleri - Müzik Aletleri (Enstrümanları) Hakkında Teknik

LAVTA


Müzik Aletleri (Enstrümanları) Hakkında Teknik Bilgiler

Lâvta Arapça lût, Fransızca luth, İngilizce lute, Almanca laute, İtalyanca luito, İspanyolca port laud adları ile bilinmektedir. Roma ve yunan'da ilkel şeklinin adları ise Tesdudo ve Chelys'dir. Osmanlılar da ise lâvta ismiyle adlandırılmıştır.

Lâvta geçmiş devirler itibariyel önemli bir mazisi vardır. İlk çağ milletlerinden Sümerler, Eski Mısırlılar, Bâbilliler, Romalılar ve Yunanlılarda bu sazın ilkel şekline rastlanılmaktadır. Daha sonraları Araplar tarafından tekâmül ettirilip Endülüs Emevîleri vasıtasıyla İspanyollar'a geçtiği, oradan da diğer batı ülke kültürlerine yerleştiği anlaşılmaktadır. Hatta bugünkü gitarın bu ud ve lâvta sazından esinlenerek geliştirildiği batılı kaynaklarca söylenilmektedir. Lâvta 17. Asra kadar batının en önemli sazlarındandı. Bunu, bugün mevcut olan gravür ve resimlerden de anlamak mümkündür.

Lâvta mûsikîmize 18. yüzyılda girmiş, uzun yıllar iki lâvta ve bir kemençe ile üçlü bir grup yapılarak kabasaz takımlarında kullanılmıştır. Böylece klasik mûsikîmizin içinde halk mûsikîsi geleneğini sürdürmüş, köçekçe ve oyun havalarında kartal kanadı ile çalınarak icra edilmiştir. Ritmik tempolarla icraya renk ve canlılık veren refakat sazı özelliğinde kalmıştır. Bu zaman içerisinde ince saz takımları içerisine alınmayarak sadece kahvehanelerde icra edilen eserlere refakat etmiştir. Ancak bu durum Tanburi Cemil Bey'in bu sazı eline alıp üstün kabiliyetini bu saz üzerinde de göstermesiyle sona ermiştir. Tanburi Cemil Bey ile saz artık solo olarak kullanılmaya başlamıştır. Cemil Bey, lâvtayı tanburda olduğu gibi ama ucu yuvarlatılmış bağa mızrabı ile çalarak lâvtada yepyeni bir tını elde etmiştir. Böylelikle lâvta üzerindeki bu yaygın kanaat değişerek artık Lâvta incesaz takımlarına dahil edilmiştir. Tabii bunda Cemil Bey'in üstün lâvta çalma yeteneğinin önemi büyüktür. Bu durum uzunca bir süre devam etmiştir. Artık günümüzde pek nadiren kullanılmaktadır.

Lâvta, gövdesinin görünüşü itiabarı ile uda çok benzer. Ancak udun teknesine göre daha engindir. Bir başka değişle,udun teknesinde bulunan dilim sayılarından daha az sayıya sahiptir. Göğüs tahtası üzerinde sadece bir adet kafes bulunur. Lâvtanın en önemli özelliği uda göre daha uzun saplı olması ve perdeli olmasıdır. Tanburi Cemil Bey'in geliştirdiği Lâvta tipinde 18 adet perde bulunuyordu. Ancak günümüzde transpoze göz önünde bulundurularak 26 perde kullanılmaktadır.

Lâvtanın sekiz teli olup bunlar ikişer ikişer tek sese aşağıdaki şekle göre akord edilir. Ancak bazı lutierlerimiz ise en üst (bam teli) yerine tek tel ve burgu kullanmak suretiyle yedi telli lâvta da imal etmektedirler. Bu, sazın icrasına yada akrort sitemine bir farklılık getirmez.



Lâvta için kullanılan teller kalınlıkları 1-2. tel 0.65, 2-3. tel 1008, 4-5 tel 1014, 7-8 yada tek başına 7. tel için 1024 kalınlıklarındaki tel kullanılmalıdır. 1-2. tel naylon, diğer teller ise ud da olduğu gibi sırma tellerdir.

Lâvtadan en iyi tınıyı almak için bağa mızrap kullanılır. Mızrap, tanbur mızrabına göre daha ince ve ucu yuvarlatılmış olmalıdır. Mızrabın tutma şekli aynı tanburdaki gibidir. Buna rağmen kimi lâvtavîler ise udda olduğu gibi plastik mızrab kullanmaktadırlar.

Lâvta sazı ud ile tanbur arası bir ses özelliğine sahiptir. Bağa mızrap kullanıldığında ve perdeler iyi kullanıldığında tanbur sesine çok yakın ses elde edilebilir. İşte bu özellik lâvtanın günümüzde yaygın kullanılmasına engel taşımaktadır. Bir saz topluluğunda ud ile tanburun bulunması, bu her iki sazın sesine benzer başka bir sazın kullanılması gereğini ortadan kaldırmıştır. Diğer başka bir sebebi ise teller arasındaki aralığın beş ses olmasıdır. Bu durum transpoze uygulamada ileri baskı tekniği gerektirir. Bu nedenle uygulamadaki zorluk sazın topluluklarda kullanılmasına mani olmaktadır.

Lâvta, tanbur ve ud çalanlar için üzerinde biraz çalışıldığı takdirde öğrenilmesi daha kolay bir sazdır. Özellikle kimi udîlerimiz tıpkı udda olduğu gibi teller arasındaki sesi 4 ses akort ettiklerinden günümüzde kimi topluluklarda yeniden çalınmaya başlamıştır. Bu da lâvta sazının geleceği açısından önemlidir.

Lâvta için günümüzde yazılmış herhangi bir metod ve bilimsel bir kaynak yoktur. Ancak batıda özellikle barok müzik tarzında halen kullanılmaktadır. Batıda kullanım şekli gitarda olduğu gibi çelik tel ve gitar akort sistemine göredir.

Başta Tanburî Cemil Bey olmak üzere, Mes'ud Cemil, Lütfi Bey, Lâvtacı Andon ve Lâvtacı Civan önemli lâvtavîlerdendir.

__________________



Jade isimli Üye şimdilik offline konumundadır Alıntı ile Cevapla
Alt 05.03.2014, 19:57   #19 (permalink)

Kullanıcıların profil bilgileri misafirlere kapatılmıştır.
Standart Cevap: Enstrüman Nedir - Enstrümanların Özellikleri - Müzik Aletleri (Enstrümanları) Hakkında Teknik

SANTUR

Müzik Aletleri (Enstrümanları) Hakkında Teknik Bilgiler

Bu saz Tevrat'ta Psanterin olarak geçer. Büyük ihtimalle Santur sözcüğü bundan türemiştir. İbranilerin çalgısı olup 11 ci yüzyıldan sonra Avrupa'ya yayılmıştır.Mısır'da ikişer çelik telli, İran'da ise dörder adet pirinç telli olarak kullanılmaktadır.

Eski Türk sazlarından nüzhenin (1) gelişmiş şeklidir. Geometrik olarak ikizkenar yamuk şeklindedir. Telleri önceleri ibrişimdendi. Sonraları madeni ve sarma tel kullanılmıştır. Eski Türk ve İran santurlarında sarı pirinç tel kullanılır. Avrupa santurlarında genellikle çelik ve çelik üzerine gümüş sarma teller kullanılmaktadır. Her bir sazın yapısına göre kullanılan bu tellerin tınıları farklıdır. Santur masa üzerinde veya bir sehpa üzerinde çalındığı gibi piano gibi bacaklı şekilleri de vardır. Uçlarına keçe veya ince tülbent sarılan ince iki sopacık ile çalınır. Bunlara eskiden olduğu gibi Zahme veya mızrab-da denir.İranlılar mızraba bir şey sarmadan çalarlar.


Zahme-Mızrap


Bugün Santur Amerika'da (Hammered Dulcimer), Çin'de (Yangtjin),İsviçre,Almanya ve Avusturya'da (Hackbrett), Fransa'da (Tympanon), Macaristan'da (Cimbalom), İrlanda'da (Tiompan), Yunanistan'da (Santuri), Türkiye ve İran'da (Santur), Romanya'da (Timbal) ve Hindistan''da (Santoor) gibi adlarla kullanılmaktadır.

Evliya Ağa'nın Tefhim ül Makamat fi Tevhid ül Nağamat isimli eserinde santur resmi vardır.17.yy.da Türkiye'de bulunmuş Meninski'nin anılarında adı geçiyorsa da çağdaşları Evliya Çelebi ve Katip Çelebi'de Türk çalgıları arasında yer almazlar.19.yüzyıl sonu ile 20.yüzyıl başında İstanbul'da iki çeşit santur kullanılmıştır

1) Alafranga Santur : Daha çok 1900 lü yıllarda musevilerden meydana gelmiş saz takımlarında görülen ve Hamaili Santur denilen santur olup beşer beşer dizilmiş 160 teli bulunur. Yani 32 seslidir. Türklerinde kullandığı bu Santur bazı değişikliklere uğramıştır. Ses sayısı azaltılarak 24 sese yani herbiri beşerden 105 tele indirilmiş ve eşiklerin yerleri değiştirilmiştir. Türkler eskidenberi santurlarında pirinç tel kullanmışlardır. Tellerin bazıları (1. Ve 3. Teller) eşikler aracılığıyla üçe bölünerek iki ses verir duruma getirilmiştir. Normalde iki eşiğin ortaları kullanılarak kenarda kalan bölümler kullanılmazlar.

__________________



Jade isimli Üye şimdilik offline konumundadır Alıntı ile Cevapla
Alt 05.03.2014, 19:57   #20 (permalink)

Kullanıcıların profil bilgileri misafirlere kapatılmıştır.
Standart Cevap: Enstrüman Nedir - Enstrümanların Özellikleri - Müzik Aletleri (Enstrümanları) Hakkında Teknik

KANUN
Müzik Aletleri (Enstrümanları) Hakkında Teknik Bilgiler

-Kânun'un tarih içindeki gelişimi :

-Kânun'un bazı kaynaklara göre büyük Türk bilginlerinden FARABİ (870-950) tarafından icat edildiği söylenmektedir, aynı kaynaklar FARABİ'nin Kânun,üzerinde çeşitli değişiklikler yaptığını da öne sürmektedir.

Ancak, antik çağda Mısır ve Sümerliler tarafından kullanıldığını gösteren bazı tarihi belgelerden başka eski bir Arap rivayetine göre de Kânun'u, İbn-i Hallegan'ın icat ettiği ve bu bilginin Horasanlı Bermek ailesinden olup Musul'un Türklerle meskun İrbil şehrinde doğduğu söylenmektedir.

Bir efsaneye göre de : Bir ağacın üzerinde ölen kuşun, ağacın dallarından aşağıya sarkan kurumuş bağırsaklarının rüzgarın etkisiyle çıkardığı seslerden esinlenerek -Kânun'un bulunduğu söylenir. Evliya Çelebi seyahatnamesinde, Kânun'un meşhur üstadlardan Ali Şah tarafından icat edildiğini ve Revanlı Mirza Haydar Bey ile Cağalazade Mustafa Bey'in Kânun hakkında bilgi sahibi olduklarını yazar.

Albert Lavignac, Encyclopedi de la Musique et Dictionnarie du Conservatoire (Konservatuar Lugatı ve Müzik Ansiklopedisi)'da Kânun'un Arap çalgısı olduğunu ileri sürer. Clement Huart, Kânun'u Avusturyalıların Zither ve Macarların Cymbalum'undan daha küçük ve yatırılmış bir Arp olarak tanımlar. Çeng adındaki çalgının Kânun ile birlikte bulunduğu ve geliştiği genellikle kabul edilmiştir.

İsmi Yunanca Kanon (tek telli saz) olmasına rağmen Asya'da icat edildikten sonra Türklerin Orta Asya'dan Anadolu'ya göç etmeleri ile Kânun Anadolu'ya getirilmiştir. Bu çalgıya Kânun isminin verilmiş olması bir bakıma Akustik kânunları ile ilgili bulunmasından ileri geldiği ihtimalini de hatıra getirmektedir.

Kurt & Ursula Reinhard, (Paris 1968)'a göre: İslamın ilk devirlerinde Kânun, sesler sistemini göstermek için pedagojik bir amaçla kullanılmıştı. Yunanca kökenli Kanon, yani kural, kânun adı da buradan gelmektedir. Yakın Doğu da gördüğü ilginin sebebi de bu işlevde yatmaktadır.

15. asırda yaşamış bir Türk alimi olan Ahmet oğlu Şükrullah, IV. Osmanlı Padişahı Yıldırım Bayezid'n Şehzadelerinden İsa Çelebi'ye ithaf ettiği kitabında Eski Türklerin Çalav ismini verdikleri çalgıları hakkında geniş bilgi vardır. Ahmet oğlu Şükrullah bu kitabında yapılış ve çalınış tarzları ile birlikte bu çalgıları Kamil Çalgılar ve Eksik Çalgılar diye iki grupta incelemiştir. Eksik çalgılardan olduğunu bildirdiği Kânun hakkındaki bilgiye göre, o zaman ki Kânun'un şekil ve tel düzeni bakımından bugünkü Kânun'dan esaslı bir farkı olmadığı anlaşılıyor. Kânun'daki deri kısmından bahsetmediğine göre, mandal tertibatı gibi bu kısmında Kânun'a sonradan ilave edildiğini düşünebiliriz. (Bu bilgiler 12. Ve 13. asırlara aittir. )

Rauf Yekta'nın Türk Mûsikîsi adlı kitabında Kânun'u anlatan bir bölümde şöyle denilmektedir: Evvelce bu çalgıyı icra edenlerin ses perdesini az çok yükseltmek istedikleri telin üzerine bir parmak darbesinden başka başvuracakları bir çare yoktu, hem de az muvaffak olunan bu ameliyenin güçlüğüne çare bulmak üzere, bundan otuz sene evvel (kitabın yazılış tarihi:1913) her telin altına iki veya üç madeni parça (mandal)konulması düşünüldü; böylece kolayca kaldırılıp indirilen bu mandallarla istenilen perdenin tizliği veya pestliği elde edilmektedir. Mahmut Ragıp Gazimihal de mandal tertibatı hakkında şöyle demektedir:Asrın başlarında yarım perdeler için mandal sistemi yine İstanbul'da tatbik edilmiştir.

Günümüzde ise her üçlü tel için 6 ile 15 mandal görülebilmektedir. Kânun, yukarıda bahsedilen mandal tertibatının bulunuşuna kadar çok güç olan şekliyle, sol elin baş parmağının tırnağı ile tellerin çeşitli yerlerine bastırıp perdeleri bulmak suretiyle çalınıyordu. Kânuni Hacı Arif Bey (1862-1911) Kânun'un mandalsız olarak çalındığı devrin en büyük Kânun virtüözü olarak bilinir.

-Meragalı Abdülkadir'de (1350 ?-1435) İslam Mûsikîsi tarihinde, döneminde kullanılan çalgıların teknik özelliklerini en düzgün biçimde açıklayan kişidir. Abdülkadir, çalgıları bilimsel bir tasnife tabi tutmuş, yapım şekillerini, teknik özelliklerini, bazen akortlarına kadar anlatmıştır. Kânun hakkında şöyle demektedir: Kânun sazı Mutlakat grubuna dahil edilmiş olup şöyle tanıtılmıştır; teknesi ve göğsü üçgendir, sapı yoktur, telleri kiriştir ve üçer üçer akort edilir, yani her üç tel aynı sese çekilir, bir oktava sekiz mülayim ses gelecek şekilde düzenlenir.

Yukarıda da belirttiğim üzere Kânun için 20. asır başlarına kadar bağırsaktan yapılmış ve kiriş olarak adlandırılan teller kullanılıyordu. Bu kirişler, naylon tellerin daha dayanıklı olmaları ve daha güçlü ses vermeleri ayrıca çeşitli kalınlıklarda bol miktarda bulunması nedeniyle tamamen terkedilmiş ve yerini naylon tellere bırakmıştır. Bu tellerin bildiğimiz balık mesinaları ile hiçbir ilgisi olmayıp saf naylondan imal edilen cinsleri kullanılır.

Büyük mûsikî bilgini Rauf Yekta yüzyılımızın ilk çeyreği ile ilgili olarak şöyle yazmıştı : Daha evvel de gördüğümüz gibi, Kânun Türklerin eski çalgıları arasında yer alıyordu;bununla beraber bir zaman geldi ki (18. yüzyıl boyu) Kânun, Türklerce tamamen unutuldu. Şöyle ki: Türk Mûsikîsi'nin en parlak devri olan III. Selim'in saltanatı sırasında bu çalgıyı icra edene rastlanmıyor.

II. Sultan Mahmud(1818-1839)devrinde Şam'lı bir mûsikîşinas olan Ömer Efendi, Kânun'u İstanbul'a getirmiş ve o zamandan beri bu çalgı, aralarında bilhassa Türk hanımlarının da yer aldığı birçok amatör icracı bulmuştur. Henry George Farmer'ın (Turkish Musical Instruments in the fifteenth century) haklı olarak itiraz ettiği gibi, Kânun'un 18. yüzyılda unutulduğu yahut ihmale uğradığı görüşü hayli tartışmalıdır. Çünkü G. Scottin'in 1707-1786 yıllarında yaptığı, 1723'te de Bonanni'nin bir kopyasını yayımladığı Kânun çalan Türk kızı resmi ile, 1781-1786 yıllarında İstanbul'da bulunan Toderini'nin oda mûsikîsi çalgıları arasında Kânun'u da sayması,Rauf Yekta'nın görüşlerini çürütmektedir. Üstelik Toderini Kânun'un saraydaki kadınlarca da çalındığını söylemeyi de ihmal etmemiştir, demek ki , Kânun o dönemde bir piyasa çalgısı değildi.

Bir başka 18. yüzyıl yazarı Laborde, Kânun'u konser çalgıları arasında saymıştır. Bir başka önemli belge veya resim de 1738-1742 yılları arasında İstanbul ve İzmir'de bulunan İsviçreli ressam J. E. Liotard'ın çizdiği saz takımındaki Kânun'lar bu çalgının 18. yüzyılda da kullanıldığını gösteren canlı bir belge niteliğindedir. Yine de ,Kânun'un yaygın bir çalgı olduğunu söylemek zordur, ama şunu rahatlıkla söyleyebiliriz : Ömer Efendi Kânun'u İstanbul'a getirmiş değildir, O bu çalgının sevilip yayılmasına öncülük etmiş olabilir.

Kânuni Ömer Efendi'den sonra Kânuni Hacı Arif Bey'in de bu çalgının yayılmasında çok büyük hizmetleri olmuştur. Hasan Ferit Alnar'ın izlediği yol da ilginçtir. Kânun sazında ilk gerçek virtüözümüz sayılması gereken Hasan Ferit Alnar (1906-1978), henüz çok genç yaşında görülmedik, alışılmadık virtüözlükteki icralarıyla büyük beğeni toplamış ve daha yirmi yaşına gelmeden usta bir Kânun sanatçısı olarak sivrilmiştir. Ayrıca 1950'li yıllarda da ilk Kânun Konçertosunu bestelemiştir. Daha sonraki Kânun icracı ları arasında Nazım Bey, Ama Ali, Vecihe Daryal ve Ahmet Yatman'ı sayabiliriz.

Kânun'un teknik özellikleri ve yapısı:

-Kânun eğik kenarı uzun bir yamuk şeklindedir, bu şekilde yapılmasının amacı, tellerinin boyunun ayarlanmasındandır. Akort yapmaya yarayan burguların konduğu bu sol tarafa daha sonra mandallar eklenmiştir. Şekil yönünden kalınlığı az olan tahta bir kutuya benzer. Teller göğüs üzerine birbirine paralel olarak üçer üçer gerilmiştir. Kânun boyu 95-100 cm. , eni 38-40 cm. ve kalınlığı 4-6 cm. arasında sağ tarafı iki dik açılı bir yamuk şeklindedir. Genellikle yapımında Köknar veya Ladin, Çınar(göğüs tahtası olarak), Ihlamur, Gürgen ve Kayın v. b. ağaçlar kullanılır. Sağ tarafta ise teller eşik denilen bir köprü üzerinden Geçer ve bu köprünün altında rezonansı sağlayan deri bulunur, bu deriler de oğlak veya balık derisi kullanılır. Tellerin geriliminden dolayı deri üstünde oluşan yük, Ortalama olarak 1 ton vivarındadır. Yaklaşık 3. 5 oktavlık ses alanı ve çeşitli çalgılar arasında kendine özgü gösterişli ve ahenkli sesiyle yer eden, her türlü duyguyu zengin bir şekilde ifade etmeye uygun Kânun, bütün parmaklar kullanılarak ve Arp , Gitar tekniğine yakın bir teknikle çok sesli çalışmalara da en açık bir çalgı olarak Türk Mûsikîsinin piyano'su olarak adlandırılabilir.

Ayrıca mızraplı çalgılarımızdan en fazla ses yoğunluğuna sahip olan çalgı olarak karşımıza çıkar. Laboratuar ortamında yapılan ölçümlerde Tanbur'un orta oktav ses yoğunluğu -6. 66 desibel, Ud'un orta oktav ses yoğunluğu -13. 70 desibel iken Kânun'un orta oktav ses yoğunluğu ise +2. 21 desibeldir. Bu da şunu göstermektedir, bu üç çalgıyı beraber bir eserin icrasında kullanırsak, Ud'un sesi tamamen kaybolacak, Kânun her iki çalgıdan daha güçlü olarak işitilecektir. Müziğimizin en büyük sorunlarından biri de çalgılarımızın yerleşim düzenidir, çalgılar yerleştirilirken ses sahalarına dikkat edilmelidir ayrıca çalgıların armonik ve melodik yapılarına göre de yerleşim düzeninde kullanılmaları bir başka önemli konudur.

__________________



Jade isimli Üye şimdilik offline konumundadır Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Yukarı'daki Konuyu Aşağıdaki Sosyal Ağlarda Paylaşabilirsiniz.


(Tümünü Görüntüle Konuyu Görüntüleyen Üyeler: 8
Jade, LiSaa, Mithrandir, Narsinha, Perii, Tikko, YeşiL6, Şekerpare
Seçenekler Arama
Stil

Yetkileriniz
Konu Açma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Forum hakkında Kullanılan sistem hakkında
Forumaski paylaşım sitesidir.Bu nedenle yazılı, görsel ve diğer materyaller sitemize kayıtlı üyelerimiz tarafından kontrol edilmeksizin eklenmektedir.Bu nedenden ötürü doğabilecek yasal sorumluluklar yazan kullanıcılara aittir.Sitemiz hak sahiplerinin şikayetleri doğrultusunda yazılı, görsel ve diğer materyalleri 48 saat içerisinde sitemizden kaldırmaktadır. Bildirimlerinizi bu linkten bize yapabilirsiniz.

Telif Hakları vBulletin® Copyright ©2000 - 2016, ve Jelsoft Enterprises Ltd.'e Aittir.
SEO by vBSEO 3.6.0 PL2 ©2011, Crawlability, Inc.

Saat: 20:50