Forum Aski - Türkiye'nin En Eğlenceli Forumu
 

Go Back   Forum Aski - Türkiye'nin En Eğlenceli Forumu > Kültür - Sanat > Kültür - Sanat - Tarih
facebook bağlan


Cemal Süreya’nın Hiç Bilinmeyen Söyleşisi

Kültür - Sanat - Tarih kategorisinde açılmış olan Cemal Süreya’nın Hiç Bilinmeyen Söyleşisi konusu , Cemal Süreyya'nın hiç bilinmeyen söyleşisi Cemal Süreya’nın hiç bir yerde yayınlanmamış söyleşisi İzdiham’da. Cumhuriyet’ten sonraki kültür ve edebiyat hayatımızda önemli yer tutan Cemal Süreya Türk kültür ve sanat hayatının önemli ...


Yeni Konu aç  Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Arama Stil
Alt 26.12.2013, 11:58   #1 (permalink)
Ela
Boşver gitsin...

Kullanıcıların profil bilgileri misafirlere kapatılmıştır.
Standart Cemal Süreya’nın Hiç Bilinmeyen Söyleşisi



Cemal Süreyya'nın hiç bilinmeyen söyleşisi



Cemal Süreya’nın hiç bir yerde yayınlanmamış söyleşisi İzdiham’da.



Cumhuriyet’ten sonraki kültür ve edebiyat hayatımızda önemli yer tutan Cemal Süreya Türk kültür ve sanat hayatının önemli isimlerinden birisidir. Yazdıklarıyla edebiyatımıza hizmet etmiş önemli bir şairdir.


Şiirlerinde estetik duyuş ve düşünüş hemen göze çarpan özelliklerdendir. Ona göre şiir kelimelerle dördüncü boyut yaratma çabasıdır. Onun şiirin amacı insandır.

Bu yazımızda onun söyleşilerinin derlendiği Yapı Kredi Yayınları arasından çıkan “Güvercin Curnatası” isimli eserine girmemiş bir söyleşisini sunacağız.

Büyük bir çabanın ürünü olan bu eser şüphesiz geniş bir süreli yayın taraması yapılarak hazırlandığından takdire şâyândır. Ancak bu esere eksik olarak girdiğini gördüğümüz bir söyleşi tarafımızdan tespit edilmiştir. Dikkatten kaçan bu söyleşi Gavsi Ozansoy tarafından yapılmış ve Haber gazetesinin 19 Şubat 1967 tarihli sayısında yayınlanmıştır.

Cemal Süreya’nın eserlerinde bilinmeyenler bunlarla sınırlı değildir. Gönül arzu eder ki her yazarın tüm eserleri geniş çaplı bir süreli yayın taraması ile mümkün mertebe eksiksiz olarak ortaya çıksaydı. Çünkü biz biliyoruz ki kültür ve edebiyat tarihimizin doğru yazılabilmesi için bu sahada eser veren kişilerin dergi ve gazetelerde kalmış yazılarının ve söyleşilerin tesbiti ile beraber külliyatı eksiksiz olarak yayınlanmalıdır. Biz de amaca hizmet etmesi düşüncesiyle Cemal Süreya’ya ait belirttiğimiz kitaba girmemiş olduğunu gördüğümüz bu söyleşiyi okuyucuya sunmayı bir borç bildiğimizden yayınlamak ihtiyacını hissettik.



Süreya: “Genç şairlerimiz yalnız eski şairlerden değil, bugünün genç Fransız, İngiliz, Rus, Amerikan şairlerinden de ileri bir araştırma tutkusuyla çalışıyorlar.”



Cemal Süreya, şiirimize yeni bir anlatım getiren şair. En son kuşaktan ve en başta gelenlerden. -Papirüs- dergisinin sahibi.



Yavan ve anlamsız şiirler karşısında şiir okumak hazzını yitiren, şiirden bıkıp usananlar bile, Cemâl Süreya’nın şiirleriyle bu eski alışkanlığa dönebilirler. Bende öyle oldu.



Yayınlanmış iki kitabı var: Üvercinka ve Göçebe, Üvercinka’daki şiirler beni pek sardı. Göbeke’dekiler tadını alamadım. Oysa, Göçebe daha sonra basılmış. Bunu sanat görüşüne güvendiğim bir arkadaşıma anlattım. Demek ki, sen, Üvercinka’da kalmışsın. Sanat zevkin orayı aşamamış dedi. Belki de doğru söylüyordu.





Dediğim gibi, başka bir şiir anlatımı var. Bu tarafı biraz da Cahit Sıtkı’yı hatırlatıyor. Onun da şiir dili kuşağındakilerden ayrıydı. Sanat görüşleri, dünyaya bakışları aynıydı ama, Cahit bir başka türlü söylüyor, bir başka türlü sesleniyor.





Cemâl Süreya Siyasal Bilgiler Fakültesi mezunu. On yıllık maliye müfettişiymiş: derken, edebiyat ağır basmış, yazmış istifayı, ayrılmış. Kendisi şiir görüşünü şöyle anlatıyor: Bence şiir, yapısından dolayı kurulu düzene karşıdır. Daha çok insanın tabiatından gelme bir şeydir. Tabiat ahlâklı kovar. Şiir eşkıyayı tutar, nesir jandarmadır. Şiir baş kaldırır. Nesir biz nasıl düşünüyorsak, öyledir. Kavramlarla yazılır. Nesirde kelime kavrama bitişiktir. Önce kavram sonra kelime gelir. Şiirde ise önce kelime sonra kavram gelir. Bu bakımından insan şiirde evreni düşünceden ayrı bir tarzda kavrama imkânına sahiptir.





Kitaplarından birincisi Yedi Tepe Şiir Armağanını, ikincisi Türk dil kurumu Edebiyat Armağanını kazanmış. Şimdi kavradım, ikincisinin dilinden neden anlamadığımı!…







Cemâl Süreya’nın Üvercinka’daki şiirlerinden birini beraberce okuyalım. Sonra da ebebiyat anketimizin sorunlarına geçelim.





ŞİİR
“ Kadın kendini gösterdi usulcana


Çekingenlikle koşulu beyaz usulcana

Gittiler gözleri aşka yaşamaya yangın

Gidip gelenler oldu gitti geldiler.

Kadın saçlarını getirmedi uzakta tuttu

Umutsuzlukla dolu soyunmak uzakta

Düştüler karanlıkta aralık aralık

Düşüp ölenler oldu düştü öldüler.

Kadın gözlerini koydu ortaya

Bir mavi bir gökyüzü aldı çevrelerini

Sevdiler sonsuz maviyle alıngan

Sevip yaşayanlar oldu sevdi yaşadılar.”






Cemâl Süreya sorularımızı söyle cevaplandırdı:



Bugünkü Türk edebiyatını nasıl buluyorsunuz? Edebiyatımızda Dün mü daha kuvvetliydi, bugün mü? Günümüzün Türk yazarları daha çok nerede başarılı? Şiirde mi, hikâyede mi romanda mı oyunda mı, mizah ve hicivde mi? Bütün bu dallarda, yaygın olarak eski kuşaklar mı daha etkiliydi, yeniler mi? En son kuşak edebiyatçıları arasında beğendiğiniz isimler?



“Bunu anlamak için dün ve bugün tartışılan fikir, sanat konularına bakmak yeter. Bu gün edebiyatçı çok daha yoğun, çok daha derin sorunlarla uğraşmaktadır. Özellikle son yirmi beş yılın ürünlerinde çok yönlü, zengin bir ağıntı var. Büyük bir kıpırdama içindeyiz. Büyük bir edebi ortam kurulmaktadır. Hatta kurulmuştur. Özellikle şiirin ufku çok genişlemiştir. Diyebilirim ki, genç şairlerimiz yalnız eski şairlerden değil, bugünün genç Fransız, İngiliz, Rus, Amerikan şairlerinden de ileri bir araştırma tutkusuyla çalışıyorlar. İsterseniz size Evtuşenko’dan daha güçlü yedi sekiz genç Türk şâiri sayayım. Azgelişmiş ülkelerde insani durumları anlamlı bir noktaya geldiği için, sanat birikimleri de daha ilginç bir görünüm kazanmaya başlamıştır. Bu önce şiirde beliriyor. Yakında romanda da muhakkak belirmeye başlayacaktır. Hikâyede de tiyatroda da başlayacaktır. Öyle sanılır ki azgelişmiş ülkeler Batı’dan ilk rövanşlarını edebiyatla alacaklar. Romanımız çok yeni. Ama bir Reşat Nuri ile bir Kemâl Tahir’in romanda durduğu yeri karşılaştırabilir miyiz? Ben hikâyenin de şu sıralarda büyük bir aşamada bulunacağına inanıyorum.

Birkaç ad sayayım. Şiirde: Turgut Uyar, Edip Cansever, Sezai Karakoç, Ulkü Tamer; hikâyede: Vüs’at O. Bener. Bilge Karasu, Nezihe Meriç, Muzaffer Buyrukçu, Leylâ Erbil, R.Tomris; romanda: Yaşar Kemâl: tiyatroda Refik Erduran, Güngör Dilmen.

Hececilerden bu yana dilimizde bir sadeleşme cereyanı var. Bu cereyan son yıllarda daha da kuvvetlendi. Bu arada, bu gidişin Bir dil ihtilâll hâlini Türkçeye halk dilinde de kullanılmayan nesebi belirsiz kelimelerin girdiğini iddia edenler var. Bu konudaki düşünceniz nedir? En son kuşak yazarları, tümüyle, Türkçeyi iyi biliyorlar, kullanıyorlar mı?

Dilin sâdeleşmesi tabii ve toplumun durumuna paralel bir akıştı. Özleşme ise dilde bir ihtilâldir. Bu arada çok aşarı, hatta sorumsuz davranışlar da görüldü. Özleşme Türk Dil Kurumunun eylemini ve çalışmasını aştı. Ama kabaran ne gerçek yatağını bulabilmesi için gerekliydi bu. Dil devriminin en büyük yararı şu: daha kuşkucu olduk, zihnimizin eski kadrosundaki bazı paslar, bazı gereksiz pislikler ve tortular çarçabuk silindi; eski değer yargılarının kolayca dışına sıçradık. En büyük sakıncası da şu: yeni bir yazı dili meydana geldi: hakla aydın arasına bir dil hendeği girdi: öte yandan genç yazar o silinen tortularla birlikte bazı zenginlikleri, bazı düşünce bağ ve ayrımcıklarını kaybetti. Türk Dil Kurumunun amaç ve eyleminin dışına taşmış kişisel bazı dil çalışmaları olmasaydı, bu sakınca daha da hafif olurdu.

Faydanın mı, sakıncanın mı baskın çıkacağını zaman gösterecek. Ben faydanın çok daha büyük olduğuna inanıyorum.

Yeni yazarlar Türkçeyi daha iyi değerlendiriyorlar. Şöyle desek daha uygun: yeni yazarların iyileri Türkçeyi eski yazarların iyilerinden daha yerinde ve daha usta bir şekilde kullanıyorlar.

Dünyada ve bizde bir bunalım gençliği yaşantıları ve edebiyatı var. Onları okuyor musunuz? Düşünceniz nedir?.

Bizde bir bunalım edebiyatı yok. Yalnız bunalım temalarını işleyen birkaç genç yazar var. İzliyorum onların yazdıklarını. Bu konuda henüz bir başarı elde etmiş değiller. Biraz cılız geliyorlar bana. Bunalımdan değil, bunalımın nasıl olması gerektiğinden hareket ediyorlar da, ondan galiba. Bununla birlikte bir gelişme beklenebilir yazdıklarında.

Gavsi Ozansoy Haber gazetesi, 19 Şubat 1967.

__________________
Ela isimli Üye şimdilik offline konumundadır Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Yukarı'daki Konuyu Aşağıdaki Sosyal Ağlarda Paylaşabilirsiniz.


(Tümünü Görüntüle Konuyu Görüntüleyen Üyeler: 3
Ela, Lavinya, Nina
Seçenekler Arama
Stil

Yetkileriniz
Konu Açma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Forum hakkında Kullanılan sistem hakkında
Forumaski paylaşım sitesidir.Bu nedenle yazılı, görsel ve diğer materyaller sitemize kayıtlı üyelerimiz tarafından kontrol edilmeksizin eklenmektedir.Bu nedenden ötürü doğabilecek yasal sorumluluklar yazan kullanıcılara aittir.Sitemiz hak sahiplerinin şikayetleri doğrultusunda yazılı, görsel ve diğer materyalleri 48 saat içerisinde sitemizden kaldırmaktadır. Bildirimlerinizi bu linkten bize yapabilirsiniz.

Telif Hakları vBulletin® Copyright ©2000 - 2016, ve Jelsoft Enterprises Ltd.'e Aittir.
SEO by vBSEO 3.6.0 PL2 ©2011, Crawlability, Inc.

Saat: 17:41