Forum Aski - Türkiye'nin En Eğlenceli Forumu
 

Go Back   Forum Aski - Türkiye'nin En Eğlenceli Forumu > Bayanların Dünyası > Anne ve Çocuk
facebook bağlan


Çocuk Psikolojisi ve Detaylı Açıklamalar

Anne ve Çocuk kategorisinde açılmış olan Çocuk Psikolojisi ve Detaylı Açıklamalar konusu , Çocuk Psikolojisi ve Detaylı Açıklamalar Özgüven ve Kendini değerli hissetmek Özgüven ne demektir? Özgüven bir çocuğun kendisine yönelik iyi duygular geliştirmesi sonucu kendisini iyi hissetmesi demektir. Başka bir değişle kendisi ...


Yeni Konu aç  Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Arama Stil
Alt 10.07.2013, 12:52   #1 (permalink)
Root Administrator

Kullanıcıların profil bilgileri misafirlere kapatılmıştır.
Post Çocuk Psikolojisi ve Detaylı Açıklamalar



Çocuk Psikolojisi ve Detaylı Açıklamalar

Özgüven ve Kendini değerli hissetmek
Özgüven ne demektir?
Özgüven bir çocuğun kendisine yönelik iyi duygular geliştirmesi sonucu kendisini iyi hissetmesi demektir. Başka bir değişle kendisi olmaktan memnun olması ve bunun sonucu kendisi ve çevresiyle barışık olması demektir.
Çocuk nasıl bir ortamda kendisini değerli hisseder ve özgüveni olur?
Çocuğun kendisini değerli hissetmesinde rol oynayan etkenler

Daha ilk yaşlardan çocukların kendilerine yönelik iyi duygular geliştirmeleri hayatlarındaki önemli insanlar (anne-baba öğretmen ve diğer büyükleri ilerleyen yaşlarda arkadaşları) tarafından nasıl değerlendirildiklerine bağlıdır.
Büyükleri tarafından sevgi gören gereksinim duyduğunda beklediği yakınlık ve ilgiyi bulan fikirlerine değer verilen ve önemsenengöven duyulan ve sorumluluklar verilen iyi yaptığı şeyler için övülen gurur duyulan yaptıklarında hataya yer verilen ve olduğu gibi kabul edilen çocuğun kendisine özgüveni olur.

Buna karşılık sevildiğini önemsendiğini hissetmeyen beklediği yakınlık ve ilgiyi göremeyen sürekli eleştirilen ve olduğu gibi kabul edilmeyen çocuk kendisini değerli hissetmez ve özgüveni olmaz. Kendisini değerli görmeyen (özgüveni olmayan) çocuk yaşadığı aileçevre okul ve toplum içinde problemlere sebep olur.

Çocukların özgüvenlerini sağlamak için :
1 . Var olmalarının sizin için ne kadar önemli olduğunu onlara hissettirin.
Onlara olan sevginizin başarı ya da başarısızlıklarına bağlı olmadığını var olmalarının sizin için ne kadar önemli olduğunu ve ne olursa olsun onları daima seveceğinizi söyleyin.

2 . Kendilerine olan özgüvenlerinde sarsıntı gördüğünüz an harekete geçin.
Unutmayın kendine özgüven duymak kendini begenmişlik ya da kibirlilik demek değildir. Özgüven sadece olduğu gibi kabul edilmiş olmanın verdiği kendini rahat iyi ve güvenlik içinde hissetmekdir. Başarısı ile şımaran kibirli davranışlar gösteren çocuğun kendisine olan özgüveni yok ya da düşük demektir.

3 . Çocuğunuzun gerçek özgüveni sağlamasında yardımcı olun.
Çocuğunuzun zayıf yanlarını görmezlikten gelmeyin dürüst olun ama onları eleştirmeyin. Çocuklar kendilerindeki eksiklikleri ve kusurları kabullenmelidir. Bunun yanı sıra iyi ve kuvvetli oldukları yanları ile gurur duyabilmelidirler.

4 . Çocuğunuza kendisine has yeteneklerini ortaya çıkartmasında yardımcı olun Çocuklar birbirlerinden farklıdır.

Her çocuğun farklı özellikleri ve yetenekleri vardır. Hepsinin başarılı olduğu alanlar değişiktir. Çocuklarınıza kendi ilgi alanları ve yetenekleri doğrultusunda faaliyetlere katılma imkanı sağlayarak onların araştırmaları ve yeni şeyler keşfetmeleri için destekleyin. Böylece kendilerinde var olan yeteneklerin ortaya çıkmasını sağlayarak kendilerine göven duymalarını sağlamış olursunuz.

5 . Yaptıkları ve ilgilendikleri şeylerin sizin için ne kadar önemli ve değerli olduğunu gösterin.

Katıldıkları faaliyetleri ve ilgilendikleri şeyleri sorun okulda katıldıkları faaliyetlerin gösterilerine gidin. İlgilendiği şeylerle ilgili okuduğunuz bir yazı ya da resmi onunla paylaşın.

6 . Evinizde herkesin birbirine güveneceği bir ortam oluşturun.
Duygularını düşüncelerini sevgisini başarı ya da başarısızlıklarını hayal kırıklıklarını aile fertleriyle rahatca paylaşabilen çocuklar özgüvenli olurlar. "Söylediğin kadar da kötü değilmiş" ya da "Geçer canım merak etme" şeklinde cevap verme yerine onların duygu ve düşüncelerini ciddiye alın.

7 . Çocuğunuza kendi davranışlarınızla örnek olduğunuzu unutmayın.
Çocuklarınıza onlarda görmek istemediğiniz davranışlarda bulunmayın. Unutmayın çocuklar size sizin onlara davrandığınız gibi davranacaklardır. Sinirlenip onlara bağırdığınızda kızınca bağırmanın normal olduğu mesajını verirsiniz.

8 . Beklentileriniz çocuğunuzun seviyesinde olsun onu aşacak beklentilerden kaçının.

Her çocuğun farklı yapabilme kapasitesi ve seviyesi vardır. Çocuğunuzun birşeyi yapamayacağını bildiğiniz halde bunu ondan bekleyip sonunda hayal kırıklığı yaratmayın. Ulaşabilecekleri hedefler amaçlayıp başarılı olmalarını sağlayın.

9 . Çocuklarınıza sorumluluklar verin Kendisine güvenilip sorumluluk verilen çocuklar kendilerini yararlı ve önemli hissederler.

10. Sadece çok özel yetenek ya da başarılarına değil herşeyine değer verdiğinizi ve taktir ettiğinizi belirtin.

Küçük bile olsa yaptığı güzel birşey ya da davranışı için onu övün ve bunun ne kadar önemli olduğunu belirtin.

11 .Ne yaparlarsa yapsınlar onları bağışlayın ve sevgi ile emniyette olduklarını hissettirin.

Çocuklarınızı disiplin edin ama bunu hiç bir zaman sinirle ve katı kurallarla yapmayın. Onları disiplin etmeniz katı kurallarla katı cezalar verme şeklinde olmasın. Çocuklar adaletsiz davrandığınızda bunu çok iyi bilirler. Onların güvenini sarsmayın.

12 . Birlikte vakit geçirin. Ortak yapacağınız faaliyetler bulup birlikte zaman geçirin.

13 . Onların özgüvenlerini sağlayacak sözlerde bulunun

"Yardimlarin çok işime yaradı teşekkür ederim" ya da " Bak bu aklıma gelmemişti bu konudaki fikrini çok beğendim" gibi sözlerle onların katkılarına değer verdiğinizi gösterin.

14 . Çocuğunuzla ilgili problemeleri onu suçlamadan ya da onun karekterini eleştirmeden tartışın.

Çocuklar kendileri ile ilgili problemlerde kendilerine saldırılıp eleştirilmeden konuşulduğunda bu problemi çözmek için çaba sarfederler. Onun karakterine değil yaptığı şeye hitap ederek konuşun.

__________________
[Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL]

Konu Laura tarafından (10.07.2013 Saat 14:33 ) değiştirilmiştir.
Jaqen isimli Üye şuanda  online konumundadır Alıntı ile Cevapla
Alt 10.07.2013, 12:54   #2 (permalink)
Root Administrator

Kullanıcıların profil bilgileri misafirlere kapatılmıştır.
Standart Cevap: Çocuk Psikolojisi ve Detaylı Açıklamalar

Bebeğim Çok İştahsız Acaba Psikolojik mi?

Beslenmede yeterliliğinin gelişmesi pek çok açıdan çocuğun hayatında önemli bir yere sahiptir. Çocuk dürtülerini amaçlı etkinliğe dönüştürmeye başlarbedenini düzenlemeye ve kontrol etmeye başlar çevresel beklentilere ve kurallara adapte olmaya başlar ve öte yandan beslenme süreci diğer bireylerle sağlıklı ilişkiler geliştirmek açısından önemli bir işlev taşır. Çocuk beslenme rutinlerini geliştirirken belirli davranışları da öğrenmektedir:


Yeme saatlerindeki ardışık aktiviteleri
Yeme saatlerinde uyulması gereken sosyal kuralları
Yeme saati rutinleri içinde çeşitli duyusal motor bilişsel ve iletişimsel entegrasyon
Otonomi ve belirli yemek seçeneklerinin gelişimi
Diğerlerinin beklentilerine ve sınırlarına uyum
İçsel dürtülerin kendi kendine doyurulması gibi…


Yeme beslenme ve iştah ile ilgili sorunları değerlendirirken öncelikle emme yutma zorlukları reflü gibi medikal nedenler taktil (dokunmaya) aşırı hassasiyet gibi emmeyi bazı besinleri ağza almayı zorlaştıran faktörler dikkate alınmalıdır. Kilo kaybı durumlarında emilim sorunları barsak problemleri ya da gelişme geriliğine neden olabilecek hormonal faktörlerin de incelenmesi gerekli olabilir.
Beslenme sorunları olan çocuklar sıklıkla ilişki sorunları yaşayan ebeveynlere sahiptir (Daws 1994). Büyüme geriliği olan çocuklarda enerji yetersizliklerine bağlı gelişimsel gerilikler kas güçsüzlükleri yorgunluk sıktır. Ebeveyn ve çocuk arasındaki ilişki bakım vericilik becerilerindeki yetersizlikler nedeniyle genellikle sosyal ve duygusal sorunlara yol açar.


Chatoor Greenspan’in duygusal gelişim modelini kullanarak beslenme gelişiminde üç aşama olduğunu öne sürmüştür:


homeostasis
bağlanma
ayrılma


İlk aşama olan homeostasis evresi: Süt çocuğu kendini sakinleştirebilme uykunun ritmini oluşturma beslenme ve dışa atım döngülerini geliştirme becerilerini eş zamanlı olarak kazanır. Başarılı bir beslenme süreci koordine edilebilen emme yutma beslenme sırasında sakin kalabilme açlık ve tokluk sinyallerini algılama ve ifade edebilme becerilerinin kazanımını gerektirir.


Annenin memesi ya da şişeyi ağzına aldığında uygun bir pozisyonda ve ebeveyni ile uygun bir karşılıklı ilişki içinde olmalıdır. Hayatın ilk aşamalarında yeme ve sindirme düzeni uyku-uyanıklık döngülerinin gelişime paralel olarak gelişir. Tüm bu becerilerin gelişiminde bebek kendi açlık-tokluk uyku-uyanıklık döngülerinin ip uçlarına duyarlı ve uygun yanıtlar veren ebeveyne ihtiyaç duyar. Empati becerileri yüksek orta derecede müdahaleci ve besleme becerileri yeterli olan annelerin çocuklarında daha az beslenme sorunları olduğu görülmüştür (Brody & Axelrod 1970).


Her türlü sıkıntı belirtisine yemek verilerek karşılık gören bir bebek daha sonra sıkıntı duyduğunda yemek gelmesini bekleyecektir. Sürekli olarak beslenen bir bebek tokluk ve açlık hissini geliştiremeyecektir. Öte yandan ebeveynin ihmali depresyonu ailevi zorluklar çocuktaki açlık durumlarına yetersiz yanıt verilmesine neden olabilmektedir.


Bazen aşırı duyarlı bebekler saatlerce ağzında besinleri tutabilir ya da ağzını açmayı reddedebilir. Bu çocuklar diğer taktil (dokunma) uyaranlara da aşırı tepkiler verebilirler. Bazen beden pozisyonu rahatsız edebilir ve örneğin beslenme zorlukları sadece yatar pozisyonda beslenmeye zorlandığında ortaya çıkabilir. Kimi zaman ebeveynler aşırı hassas dirençli çocukları beslerken onların dikkatlerini dağıtmak için TV’yi ya da dönen cisimleri kullanabilir. Bu durumlarda beslenme süreci yakınlık içermeyen mekanik bir iletişime dönüşebilir ve kırılması zor bir alışkanlık halini alabilir. Yemek yemeyi reddeden dirençli çocuklar ebeveynde reddedilme duygusu uyandırabilir ve kaygılarını arttırabilir. Ebeveyn çocuğun ip uçlarını dikkate almaksızın suçluluk duygularını giderme amacıyla çocuğu aşırı besleme davranışı geliştirebilir. Bu da beslenme sürecindeki kısır döngüyü pekiştirebilir.


İkinci aşama olan bağlanma evresi: Emzirme sürecinde anne ve bebek arasında eşine az rastlanır bir karşılıklı sözel ve görsel ilişki gelişir. Bağlanmanın gelişiminde besleme deneyiminin rolü oldukça önemlidir. Spitz1945’de bakım vericisini aniden kaybeden bebeklerde iştah kaybı depresif duygulanımfiziksel bilişsel ve duygusal gelişim ve büyümenin yavaşlaması gibi belirtilerin görüldüğü “anaklitik depresyon” durumunu tanımlamıştır.


Öte yandan kendi anneleri tarafından reddedilen anneler çocuklarını daha fazla reddetmekte kaçıngangüvensiz bağlanma geliştirmektedirler. Bu anneler oyun ya da beslenme sırasında çocuktan gelen ip uçlarını yetersiz olarak fark etmektedirler. Zayıf bağlanma geliştiren bebeklerin göz teması daha kısıtlıdırapatik bir görünümleri olabilir. Çevrelerine karşı aşırı tepkisel olabilirler.


Üçüncü aşama olan ayrılma ve bireyselleşme evresi: 6 ay ile 3 yaş arası bebek için bakım vericiden ayrılmanın aşama aşama gerçekleştiği ve kendilik hissinin oluşmaya başladığı yıllardır. Bağımlılık ve otonomi denemeleri yaşanır. 7-9. aylardan itibaren bebek kendi kendini beslemeye başlar. 12-18. aylarla birlikte bebek oyun ve beslenme sırasında kendi tercihlerini sunmaya başlar. Tok olduğunu aç olduğunu yorgun olduğunu önceleri sözel olmayan dille ifade eder. Zamanla sözel ifadeler artar ve ilerleyen yaşla birlikte yemek yeme saatleri sosyal kuralları olan aile bireylerinin bir araya geldiği önemli bir etkinlik olur. Çocuğun ilerleyen yaşla birlikte ilerleyen becerilerine ve otonomisine ebeveyn uygun yanıtlar vermelidir. Çocuğun doyduğu noktadan sonra beslemeye devam etmek toklukla ilgili “başını çevirme” “sallanma” gibi belirtileri dikkate almama zamanla çocukta beslenmeye karşı bir direnç oluşmasına ve beslenme deneyiminin sıkıntı verici bir süreç olarak yaşanmasına yol açabilir. Beslenme saatini hatırlatan durumlar çocukta kaygı yaratabilir. Bu durum “posttravmatik yeme bozukluğu” olarak da tanımlanmaktadır (Chatoor ve ark 1988). Çocuklar ağızlarını sıkıca kapatabilir ya da yedikten sonra kusma davranışı gösterebilir.


Yemenin reddedildiği ya da aşırı bir seçiciliğin görüldüğü “infantil anoreksi nervoza” durumları bu süreçte gelişebilir (Chatoor 1989).


Çeşitli Yeme Bozuklukları
30 -71 haftalık 841 bebekle İsveç’te yapılan bir çalışmada (Lindberg ve ark 1991) beslenme sorunları (kolikkusma iştahsızlıkyemeyi reddetme yutma sorunları katı gıdaları reddetme olarak tanımlanmış) ile çeşitli faktörlerin ilişkisi incelenmiş.


· Kızlarda yeme sorunları daha sık
· Yeme sorunları olan çocuklar daha fazla kardeşe sahip
· Kolik olan çocuklar beslenme sırasında daha az konsantre olabiliyorlar
· Yeme sorunları olan çocuklarda çalışan anne oranı daha fazla
· Ailede daha önce yeme sorunu öyküsü daha fazla
· Kolik ya da yemeyi reddeden grupta gebelik sırasında fiziksel sorunlar daha fazla
· Şiddetli emzirme sorunları ve kusmalar
· Kolik grupta daha fazla diyare ve yemek sırasında daha fazla irritabilite
· Çocuğun sağlığı ile ilgili daha fazla kaygı


Büyüme – Gelişme Geriliği
Büyüme- Gelişme Geriliği (BGG) olan çocukların ailelerinde yoksulluk şiddet medde kullanımı suça karışma ve bozulmuş ilişkiler daha fazla görülmektedir. Kontrollerle karşılaştırıldığında BGG olan çocukların anneleri kendi çocukluklarında cinsel y ada fiziksel istismara ya da ihmale daha fazla maruz kaldıkları görülmüştür. Bu annelerin daha fazla güvensiz bağlanma gösterdikleri ve çocukları hakkında daha fazla negatif algı ifade ettikleri belirtilmektedir. Bu anneler daha az yanıt verici daha az esnek kontrol edicimüdahaleci daha az kabul edicidir fiziksel cezalandırmayı daha çok kullanmaktadırlar.
İnfantil anoreksi nervozası olan çocukların anneleri çocuklarını besleme esnasında daha beceriksizce tuttuklarıkabaca ve sert bir şekilde yönlendirdiklerionlardan gelen mesajları kaçırdıkları ağızlarına zorla besin vermeye çalıştıkları gözlenmiştir (Chatoor ve ark1987).



__________________
[Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL]

Konu Laura tarafından (20.08.2013 Saat 14:44 ) değiştirilmiştir.
Jaqen isimli Üye şuanda  online konumundadır Alıntı ile Cevapla
Alt 10.07.2013, 12:55   #3 (permalink)
Root Administrator

Kullanıcıların profil bilgileri misafirlere kapatılmıştır.
Standart Cevap: Çocuk Psikolojisi ve Detaylı Açıklamalar

Okul öncesi dönemde lisan artık karşılaştırma yapabilme yetisini kazanmıştır. Oyunlar ile birlikte oyuncaklar kıyafetler vs karşılaştırılır. Başkalarınınkine sahip olma arzu istek duyguları belirir. Bu kıskanma değil karşılaştırabilme yeteneğinin varlığıdır. Arkadaşınınkinin aynısını alma isteği 'gizlice yürütmeye' kadar varabilir. Bu da hırsızlık değildir. Sahip olma arzusuna çözüm üretmektir.


Siz de onunla birlikte başkalarında olup onda olmayanları sıralayın. Yani onun özençlerini örtbas etmeye değil daha çok açık etmeye bakın. Onun bu karşılaştırma içgüdüsüne katılın. Hem bu şekilde başkalarında olup onda olmayan özlemlerini de öğrenmiş olursunuz.


Onda olmayıp arkadaşlarında olanları alabiliyorsanız alın. Bunlar arasında çocuğunuzun gereksinimi olmayanlarda olabilir. Mümkünse gerekli olmayan şeyleri almak istemediğinizi ona anlatmaya çalışın. Bazen gereksinim olmaksızın da çocuklar bazı şeylere sahip olmaya özenirler. İmkanlarınız dahilinde siz de bu durumu anlamaya çalışın.

__________________
[Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL]

Konu Laura tarafından (10.07.2013 Saat 14:35 ) değiştirilmiştir.
Jaqen isimli Üye şuanda  online konumundadır Alıntı ile Cevapla
Alt 10.07.2013, 12:55   #4 (permalink)
Root Administrator

Kullanıcıların profil bilgileri misafirlere kapatılmıştır.
Standart Cevap: Çocuk Psikolojisi ve Detaylı Açıklamalar

Bebeğim Hiç Uyumuyor... Neden Acaba?

Uyku bozuklukları tüm yaş gruplarında çok sık görülen ve her yaşta kişinin günlük işlevselliğini dikkat ve öğrenme becerilerini belirgin olarak bozabilen sorunlardır. Öte yandan hatırlama sorunları sinirlilik duyusal hassasiyette artış görülebilmektedir. Çoğu ebeveyn için küçük çocuklarında görülen uyku sorunları oldukça sıkıntı verici olmaktadır.

Uyku-uyanıklık döngülerinin oluşumunda gün içi şekerlemelerin uykuya gitme saatlerinin düzenlenmesi uyku öncesi ritüellerin geliştirilmesi ya da uyandığında çocuğa kendi kendini sakinleştirmede yardımcı olabilecek araçlar öroyuncak bebek kullanımı gibi yöntemlerle bakım verici çocuğa yardımcı olur. Aynı zamanda bakım verici çevredeki uykuyu bozucu uyaranları kontrol eder bağlanma ve ayrılık deneyimlerini destekleyici davranışları geliştirir.

İkinci üçüncü yaşla birlikte uyku daha farklı anlamlar kazanır. Örneğin aktif bir günün ardından sakinleşme zamanıdır. Karanlık ve yalnızlıkla baş etme gerekli olur. Bakım vericinin sınırlarına yatma zamanı ritüellerine uyum göstermesi gerekir. Anneden ayrılabilmek için yeterince güvenli bir bağlanma geliştirmiş olmaya ihtiyaç duyar. Zamanla otonomisini kazanır.

Yedinci- dokuzuncu aylarda uyku sorunları genellikle denge sistemine yönelik uyarana aşırı istek duyma ile ilişkili olmaktadır. Bu aylarda çocuklar uykuya dalabilmek için uzun süreler sallanmak kucaklanmak ihtiyacı gösterebilirler. Ayrılık anksiyetesinin başladığı 10-12. aylarda uykuya dalma sorunları en yüksek sıklığa ulaşır. 13.-18. aylarda gün içinde aşırı hareketlilik fazlaca uyarana maruz kalma uyku sorunları ile daha fazla ilişki göstermektedir. 19.-24. aylardan itibaren uykuya dalma sırasında yaşanan sorunlar azalırken geceleri sıkça uyanmalar görülebilir.

Uyku sorunlarının altında pek çok faktör yer alabilir. Gastroesofajeal reflü uyku apnesi çeşitli akciğer patolojilerinörolojik problemlerin yanı sıra annedekil stres gebelik dönemi depresyonu aile içi sorunlar çocukta zor mizaçduygusal aşırı tepkisellik ve bakım vericiler arası uyku ritüelleri uygulamalarında tutarsız davranışlar uyku sorunları ile ilişkilendirilmektedir. Uykuya dalma sorunları olan çocuklarda daha fazla anksiyete ve duygusal sorunlar daha belirgin dikkat ve konsantrasyon sorunları bildirilmektedir.

Uyku-Uyanıklık Döngülerinin Gelişimi
Çocuğun yaşı Çocukta beklenen uyku örüntüsü
Yenidoğan günde 165 saat uyur.
2-3 aylık 3-4 saat aralıksız uyur ve beslenmek için uyanır aktif uyku %43’e düşer 3 aylık olduklarında çocukların %71’i tüm gece boyunca uyur
4 aylık geceleri daha uzun uyur gündüz daha az uyur.
6 aylık günde 1425 saat uyur 5-6 saatlik uyku döngüsünde 1-2 kez uyanır uyandıktan sonra çocukların 1/3 – ½’si kendi kendine yeniden dalar çocukların %84’ü tüm gece boyunca uyur

10 aylık çocukların %90’ı tüm gece boyunca uyur
12 aylık günde 1375 saat uyur aktif uyku %30’a düşer
2 yaşında günde 13 saat uyur.

Uykunun diürnal (günlük) organizasyonu 24 saatlik gün içinde uyku sürelerinin düzenlenmesi olarak belirtilebilir. Bu düzenleme hayatın ilk ayları içerisinde özellikle aydınlık-karanlık döngüleri ve sosyal ip uçları ile şekillenmeye başlar. İlk üç ayda kesintisiz uyku dönemleri 3-4 saat iken 6. aydan itibaren özellikle gecelere doğru kayan 6 saatlik kesintisiz uykular başlar. Bir yaş civarında gündüz saatlerinde iki kez uyunurken ikinci yaşa doğru günlük melatonin salgısının düzenlenmesi ile gündüz saatleri uykusu bir keze düşer. Bu gündüz uykusu yaşam boyu özellikle öğleden sonra saatlerinde devam edebilir. Ultradiyen organizasyon ise REM ve non-REM döngüleri için belirtilir. 50-60 dakikalık uyku süreleri ve %50 oranındaki REM uykusu 3 yaş civarında erişkin düzeylerine yaklaşır.

Süt çocukları uyku örüntüsü açısından ikiye ayrılabilirler:
ebeveynlerine uyarı yollayanlar
kendi kendilerini sakinleştirebilenler
Uyanıp ağlayarak ebeveynlerine uyarı yollayanlar beşiklerine genellikle uykulu olarak koyulmakta ve “uyku yardımı” (örneğin emzik oyuncak bebek) almamaktadırlar. Aksine kendi kendini sakinleştirebilen bebekler uyanık olarak yataklarına konurlar ve uyandıklarında yanlarındaki emzik ya da bebek tekrar dalmalarını kolaylaştırır. Aslında bir çalışmada uykusu zayıf diye tanımlanan çocuklarla diğerleri arasında uyanma sıklığı açısından fark olmadığıçocuklarının daha fazla uyku sorunu olduğunu söyleyen ebeveynlerin uyanma sayısını daha yüksek ifade ettiği tespit edilmiştir.

Uyku düzeni üzerine çevresel ve kültürel etmenler
Uyku sorunlarını değerlendirirken en önemli faktörlerden biri de çocuğun uyuduğu ortamdır. Çocuğun hangi odada yattığı yatmadan önce uygulanan ritüeller oldukça belirleyicidir. Gürültülü bir ortamda özellikle TV sesinin varlığında uykuya dalma zorluğu olacağı açıktır. Ayrıca dikkat ve konsantrasyon sorunlarının varlığı çevresel uyaranların filtre edilmesini daha da güçleştirecektir. Öte yandan ebeveynle aynı yatakta yatmak özellikle ileri yaşlarda çocuklarda tensel uyarılmalara ve çeşitli dürtülerin yaşanmasına neden olabilmektedir. Bu çocuklar bu dürtüleri boşaltmak için ebeveynlerine gün içinde daha agresif davranışlar gösterebilmektedirler. Birlikte yatma davranışı sınır koyma ve disiplin sağlamada güçlükleri pekiştirecektir. Bazen uyku sorunları ile başvuran olgularda ayrılmabireyselleşmefiziksel ve duygusal sınırların oluşturulması üzerine çalışmak gerekli olmaktadır.

Uyku Sorunlarının Değerlendirilmesi
Şu soruların yanıtları araştırılmalıdır:
Çocuk sabah kaçta kalkıyor?
Gün içinde ne tür aktivitelerde bulunuyor?
Ebeveynlerinden ayrılmak zorunda kalıyor mu?
Gün içi etkinliklerde kurallara ve sınırlara ne kadar uyabiliyor?
Ne kadar uyaranlara maruz kalıyor?
Gündüz uykuları ne sıklıkta ve ne kadar sürüyor?
Akşamları uygulanan rutin etkinlikler neler?
Çocuk uyandığında ebeveynler ne yapıyor?
Çocuk nerede hangi odada hangi yatakta kiminle yatıyor?
Çocuğun uyku sorunları ailenin diğer bireylerini nasıl etkiliyor?
Çocukta gece terörü kabus uykuda yürüme var mı?
Ebeveynlerde de uyku bozuklukları öyküsü var mı?
Ebeveynler ya da çocuk hayatında önemli kayıplar yaşadı mı?
Ebeveynler yalnız kalabiliyor mu? Yalnızlıkla nasıl başa çıkıyorlar?
Uyku sorunları nasıl başladı? Artıyor mu?


__________________
[Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL]

Konu Laura tarafından (10.07.2013 Saat 14:35 ) değiştirilmiştir.
Jaqen isimli Üye şuanda  online konumundadır Alıntı ile Cevapla
Alt 10.07.2013, 12:55   #5 (permalink)
Root Administrator

Kullanıcıların profil bilgileri misafirlere kapatılmıştır.
Standart Cevap: Çocuk Psikolojisi ve Detaylı Açıklamalar

Çocuklarda Uyku Bozuklukları

Sağlıklı düzenli bir uyku sürecinin ; çocukların biyolojik ve psikolojik gelişimleri açısından önemi büyüktür.

Çocuklarda %20-%30 oranında uyku bozukluklarına rastlanılmaktadır. Bu çocukların % 27 sinde uykuya dalma güçlüğü%25 inden fazlasında ise sık gece uyanmaları görülmektedir.

ÇOCUKLARDA UYKUNUN FİZYOLOJİSİ

EEG kas tonusu ve göz hareketi verilerine dayanarak tanımlanan; REM ve NREM dönemleri çocuk ve ergenlerdeerişkinlere göre farklılıklar gösterir. REM ve NREM uykuları gece boyunca döngüsel olarak yer alırlar döngü zamanı bebeklikte 50-60 dakika iken geç çocukluk ve erişkinlikte 90 dakikaya uzar. Çocuklarda çok büyük oranda derin-yavaş dalga uykusu (dönem 3 ve 4) vardır; yaş büyüdükçe bu uyku biçimi azalır. Bu uyku dönemlerinde (genellikle uykunun ilk 1-3 saati) çocukları uyandırmak zordur; eğer uyandırılabilirse genellikle yönelim bozukluğu konfüzyon ve bilişsel işlevlerde yavaşlama görülür .

Anne rahminde durum daha farklıdır. Fetusta gerçek uyanıklığın olmadığı düşünülür ancak aktif uyku ile sessiz uyku arasında gidiş gelişler olur. Aktif uyku sırasında yutma tekmeleme solunum gibi hareketler gerçekleşir. 30 ncu gebelik haftasından önce doğan bebeklerde REM uykusu toplam uyku zamanının %90’ınını oluştururken zamanında doğan bebeklerde bu oran %50 civarındadır. Yaş arttıkça REM dönem süresinde azalma devam eder. Miadında doğan bebekte 24 saatin %75’i uykuda geçerken 6 ncı aya geldiğinde bu oran %50’e düşer. Bir yaşındaki çocuk 25 saat gündüz ve 11 saat gece uyur. Gündüz uykusu iki ayrı bölümde uyunabilir. Üç yaşındaki çocuklar genellikle gece 105 saat gece gündüz ise tek seferde 15 saat uyur. Gündüz uykuları 4 veya 5 yaşından sonra kesilir .

Bebeklerde gece kısa süreli uyanmalar genelde gözlenir ancak bir süre sonra uykuya yeniden dalarlar. İki aylık bebeklerde bu tarz uyanmalar uykularının %9’unu oluştururken dokuzuncu aya ulaştıklarında bu oran %6’ya düşer .

Rüyalar uykuda yalnızca mental aktivitenin olduğu REM dönemi uykusunda oluşur. REM dönemi uykusunun bebeklerde özel işlev gördüğüne inanılmaktadır. REM dönem uykusu bebeklerde nöron büyümesinin uyarılmasına katkıda bulunur. Çocuklarda yaklaşık iki yaşında hipokampusun işlev görmeye başlar ve bununla birlikte REM dönem uykusu daha ileri görevler almaktadır.

UYKU BOZUKLUKLARININ SINIFLANDIRILMASI

Uyku problemi olan çocuklar aşağıdaki üç belirtiden birini ya da daha fazlasını gösterirler:
(1) Güçlükle uykuya dalarlar ya da uyuyamazlar;
(2) gündüz uyuklarlar;
(3) uyku sırasında alışılmadık ya da istenmeyen hareketler yaparlar .

Dissomniler :

Yetersiz aşırı veya verimsiz uyku ile karakterize uyku bozukluklarıdır.

Çocukları etkileyen iki sınıflandırması mevcuttur.

Solunumla ilgili uyku bozukluğu: Çocuklar arasında kronik uyku bölünmelerinin en sık görülen ve genellikle tanımlanmayan nedenlerinden birisi soluk alma güçlüğüne bağlı uyku problemidir. Uyku sırasında istemsiz olarak 10 saniyeyi aşan solunumun kesintiye uğraması olarak tanımlanır. Ortalama olarak apneler 30-40 saniye sürer ancak 10 sn ile 3 dakika arasında değişebilir.

Uyku apnesinin üç tipi tanımlanmıştır: obstruktif santral ve miksttir.

Santral uyku apnesi prematür bebek ve yenidoğanlarda geçici olarak yaygın olarak gözlenir. Sekel nadir olur.

Obstruktif uyku apneleri Pek çok çocuk büyük bademcik ve geniz etine karşın uyanıkken oldukça düzenli nefes alır; ancak derin uyku sırasında azalan kas tonusuna bağlı olarak hava yolu daralır bunun sonucu olarak solunum işi artar ve geçici bir obstruksiyona yol açar ve herbir apne-hipopne olayına kısmi uyanmalar eşlik eder. Böylesi kısmi uyanmalar bir gece sırasında 200-300 kez olabilir bu durum uykuda aşırı derecede parçalanma ve yoksunluğa yol açarbu nedenle obstruktif uyku apne sendromunda gün içi yorgunluk veya dikkatsizlik yakınmaları olarak başvurulabilir.

Yürüyen bebeklerde gelişme geriliği sendromunu andıran büyüme geriliği olabilir bunun olası nedeni parçalı uyku sırasında yetersiz büyüme hormon salınımı ile ilişkilidir.

Uykuda “durmuş” veya “düzensiz” solunum horlama ve ağız solunumu için uyku öyküsü pozitiftir. Uyuyan çocuğa yakın yerleştirilen ses teyp kaydı tanıyı doğrulamada sıklıkla faydalıdır.

Yürüyen bebek ve küçük çocuklarda obstruktif uyku apnesi sendromunu en sık büyümüş bademcik ve geniz eti sonucudur ve daha az sıklıkla aşırı obesiteden (şişmanlıktan) kaynaklanır.

Obstruktif uyku apnesi sendromlu çocukların tedavisi çok sıklıkla büyümüş obstruksiyona neden olan geniz eti ve bademciklerin alınmasını kapsar.

Narkolepsi: Narkolepsinin başlangıç belirtilerinin; gündüz uyuklama ve başa çıkılamayan uyku atakları olduğuna işaret etmektedir Narkolepsinin klinik belirtileri erişkinlerle benzerlik gösterir.

Tedavisi semptomatik olup özgün semptomların şiddetine göre bireyselleştirilir. Hastaların belirli yatış ve kalkış zamanları izlenmelidir. Günde iki-üç kez 20-30 dakikalık düzenli programlanmış kısa bir uyku yoğun atakları olanlara önerilmelidir. Okul ve iş programları hastanın yüksek uyku gereksinimi olduğu düşünülerek uyarlanmalıdır. Psikososyal destek ve danışma şarttır kendine-yardım grupları önerilir. Hastanın ailesinin ve okulunun bilgilendirilmesi ve gerekli önlemlerin alınması gerekir.

Protodissomniler:

Çocuklarda güçlükle uykuya dalma ve devam ettirme en yaygın bozukluklardır ve okul öncesi yaşlarda çok yaygındır. Tekrarlayıcı gece uyanmaları ve uykuya dalmada güçlükle karakterizedir. Gelişimsel olarak gece uyanma problemleri uykuya dalma problemlerinden önde gelir .

Çocuklardaki çoğu uyku bozuklukları çalışmaları gece uyanma üzerine odaklanmıştır. Bazı araştırmalarda uyku problemi olan sekiz aylık bebekler izlenmeye alınmış ve üç yaşında iken %41’inde sorunların hala devam ettiği bulunmuştur. Tersten söylenirse üç yaşında iken uyku problemi olanların yalnızca %26’sısekiz aylıkken bu belirtileri göstermemiştir. Başka bir araştırmada; üç yaşında uyku problemleri olanların %84’ünün üç yıl sonra hala problemlerinin devam ettiği bulunmuştur. Yapılan bir geriye dönük çalışmada ise üç yaşında gece uyanma problemleri olanların hemen hemen yarısının doğumdan beri bu sorunun olduğunu sekiz yaşında uyku problemleri olan çocukların %40’ı en azından üç yaşında beri uyku problemleri olduğu gözlenmiştir.

Aileleri en sık kaygılandıran ve en sık başvuru nedeni gece uyanmalarıdır. İkinci sıklıktaki neden ise çocuğun yatağa konulduktan sonra istenen sürede uyumamasıdır. Anne babalar tarafından gece uyanmaları konusunda gece uyanmalarının problem olarak kabul edilip edilmemesi neyi normal olarak kabul ettiğine bağlıdır. Bu konuya yönelik yapılan bir araştırmada bebeklerin yaklaşık dörtte birinin bir yaşında iken haftada beş geceden daha fazlasında uyanık oldukları saptanmıştır. Annelerin %10’u bunu problem olarak kabul etmiyordu. Ancak bu bebeklerin %37’sinde sorun denecek kadar uyanma sorunu yoktu.

Psikolojik olarak her gece uykuya dalmak ve gecenin ortasında uyanma tekrarlayan “ayrılık-tekrar bir araya gelme” yaşantısını temsil eder. Böyle yaşantılarla artan anksiyete ve ilişkili olarak uykunun bozulması çocuğun gelişim evrelerine göre değişir çocuk tarafından yaşanan diğer stres ve travmanın etkisini yaptığı gibidir. Bebek gece uyanmaları güvensiz bağlanmayı yansıtabilir.

Oyun çocukları ve okul öncesi yaş grubu çocuklarında uykuya dalma güçlüğü ve gece uyanmalarının en sık nedeni uykuya başlama çağrışımları ile ilgili olanlardır . Anne babanın yardımı olmaksızın yerleşme kendini rahatlatma ve uykuya dalma çocuklarda öğrenilen davranışlardır. Eğer bir çocuk uykuya dalmak için annesinin yardımına (sallanmabeslenme kucağa alma) ya da özel etkinliğe (oyuncak müzik) alışmışsa gece uykusu içindeki uyku basamakları arasındaki fizyolojik uyanmalarında da bu çevre şartlarını isteyecektir. Uykuya dalma güçlüğü olan çocuklarda bu fizyolojik uyanışlarda anne baba müdahalesi ya da alışılmış özel davranışların yapılması gerekir. Bu problemin en iyi tedavi yöntemi davranış tedavileridir bu teknikler uyaran kontrolü ve dereceli söndürmeyi içerir .

Okul çağı çocuklarında uykuya dalma güçlüğü ve uyuyamama problemleri daha çok anksiyeteye üzüntüye stres ve korkulara bağlıdır. Bu problemler gece birşeyden korkmaya bir kabusa ya da gündüz olan travmatik bir olaya veya başka bir spesifik olaya tepki olarak ortaya çıkabilir.

Tedavinin ilk basamağı korku ve kaygının kökenin tanımlanması ve buna yönelik girişimlerdir. Birçok faktör uyku bozuklukları ile ilişkili bulunmuştur; bebeğin mizacı beslenme fiziksel rahat oluş süt alerjisi evlilik çatışmaları ve ebeveyn psikopatolojisidir . Memeyle beslenenlerde suni beslenenlere oranla uyanma daha sıklıkla olmakta ayrıca ilk iki yaşta günlük uyku döngüsünde toplam uyku süreleri daha azdır . Dört aydan sonra diğer gıdalara geçişle uyku sorunu oluyorsa yenen gıdaya özen gösterilmelidir . Uyku alışkanlıklarının oluşmasını sağlayan anne babanın ailesel ve kültürel (yetiştirme) değerleri tanımak da önemlidir . Yatma zamanı anne baba-bebek etkileşimi uyku bozukluklarına sebep olabilir. Gecenin başlangıcında karyolası dışında uykuya dalan bebekler bir uyanma sonrası gecenin ortasında alışılmış tekrar uyanmaları daha sık olmaktadır. Tersi olarak uyku başlangıcında kendi karyolasında uyutulan bebekler gecenin ortasında uyandıklarında uykuya dönüşleri daha çok olası olmaktadır . Dört ay sonrasında anneler yatmadan önce verilen gıda miktarını artırarak veya yatma zamanı katı gıdalar vererek bebeği tok tutarak gece kesiksiz uyumalarını sağlarlar.

Gece uyanmaları için davranışsal girişimler genellikle gecenin ortasında uyanma zamanlarında bebeğin ağlamasına yanıt olarak anne babanın yanında varolması tarzındaki pozitif pekiştirmeyi azaltmaya odaklanılır (söndürme). Çocuğun ağlamasına yanıt olarak yanında olma davranışının süresinin gittikçe uzatılması önermektedir (duyarsızlaştırma). Diğer davranışsal yaklaşım (yeniden yapılandırma) beklenen zamandan önce girişimsel uyandırma spontan uyanma programıdır .

Etkileşim kılavuzu ilişki problemi olarak uyku problemi üzerine yaklaşır . Bu girişimde gece uykuya yanıttan çok uyku öncesi etkileşimlerin değiştirilmesi amaçlanır. Okuma şarkı söyleme sakin oyun oynama gibi bireyselleştirilmiş yatak ritüelleri önerilir. Anne-baba çocuğun uyandığında yatakta kalmasını yüreklendirir ve uyuyana kadar yakınında bulunur. Burada ebeveyn yatağın yanında oturabilir okunabilir veya yanında yatağa uzanabilir. Yatma zamanında “ayrılık” sorunu çözülebilirse gecenin ortasındaki uyanma sorunu büyük olasılıkla kaybolur.

Uyku problemleri yönünden sosyal sınıf farklılıkları olmamasına karşın maddi güçlükler hastalık ve konut sıkıntısı gibi sosyal stresi olan ailelerin çocukları daha kötü uyku paterni olmaktadır . Annenin depresyonunun çocuğun uyku güçlükleriyle birlikte olduğuna dair çok kanıtlar vardır. Örneğin bir araştırmada; sık ve sürekli gece uyanması olan bir ve iki yaşındaki çocukların annelerinde daha yüksek psikiyatrik semptom sıklığı olduğunu bulunmuştur. Aynı araştırmada uyku sorunu olan ve olmayan yürüyen bebekleri karşılaştırdığında uyku sorunu olan yürüyen bebeklerin annelerinde maternal depresyon sıklığı daha sık bulunmuştur.

Batı toplumlarında uygunsuz sonuçları konusunda uyarılmasına karşın bebek ve çocukların anne babalarının yataklarını paylaşması oldukça yaygındır. Bir ve iki yaş bebek örnekleminde İngiltere’de yapılan bir çalışmada da anne babaları ile birlikte yatan bebeklerde gece uyanma oranı %35 iken paylaşmayanlarda %7 bulunmuştur . Eğer çocuklar hasta veya korkuyorlarsa yataklarını paylaşma olasılıkları artmaktadır. Ancak birlikte yatmanın kültürel yanları vardır.

Parasomniler

Parasomniler uyku sırasında görülen bir grup alışılmadık ve istenmeyen davranışların olduğu uyku bozukluklarıdır.

Kısmi uyanma bozuklukları (Arousal disorders): uykuda korku bozukluğu (uyku terörü) uyurgezerlik bozukluğu ve konfüzyonlu kısmı uyanmalar küme halinde bir aradadırlar Kısmi uyanma bozukluklarında belirtilerin gelişimsel sırası vardır. Uyku terörleri ilk olarak 18 aylıktan sonra gözlenir uykuda yürüme okul öncesi ve okul çağı çocuklarda gözlenirkonfüzyonlu kısa uyanmalar herhangi bir yaşta görülebilir. Ergenliğe doğru kısa uyanma bozuklukları sıklık olarak önemli derecede azalır veya kaybolur. Uyurgezerlik ve uykuda korku bozukluğu çocuklarda erişkinlere oranla daha sıktır . Ciddi vakalarda ve ergenlerde oluşan kısmi uyanma bozukluklarda uykuyla ilişkili konvulziyonları dışlamak için ayrıntılı nörolojik muayene önemlidir.

Uyku-Uyanıklık Geçiş Bozuklukları: Uyku-uyanıklık geçiş bozuklukları; uyanıklıktan uykuya veya tersi olarak geçişlerde oluşur. Bu kategoride bulunan bozukluklar: uykuda konuşma gece bacak krampları ve ritmik hareket bozukluklarıdır (kafa vurma uyku sıçramaları ve vücut sallanması). Ritmik hareketler tipik olarak uykunun başlangıcında olur. Çocuğun zarar verici davranışlarına yönelik önlem almak gerekir.

Gece kabusları genellikle üç ile altı yaş arasında başlar bu yaş grubu çocukların %10-50’sini etkiler. Gece kabuslarıuyku teröründen kolayca ayırt edilebilir. Uyku terörleri uyku başlangıcının ilk üç saatinde olur ve uyku terörünün yaklaşık yarısında çocuk sesli uyku halindedir. Sabah olayları hatırlamaz. Gece kabusları genellikle sabah iyi hatırlanır. Gece kabusları gece daha geç saatlerde olur genellikle REM uykusunun baskın olduğu uykunun son 1/3 periyodunda oluşur. Karakteristik olarak çocuk kabusunu anlatırken tamamen uyanık ve yönelimi tamdır. Gece kabuslarının tedavisi oluşu sırasında kişiyi rahatlatmak ve gün içi stres kaynaklarını azaltmaktır.


__________________
[Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL]

Konu Laura tarafından (10.07.2013 Saat 14:36 ) değiştirilmiştir.
Jaqen isimli Üye şuanda  online konumundadır Alıntı ile Cevapla
Alt 10.07.2013, 12:56   #6 (permalink)
Root Administrator

Kullanıcıların profil bilgileri misafirlere kapatılmıştır.
Standart Cevap: Çocuk Psikolojisi ve Detaylı Açıklamalar

Anneni mi Daha Çok Seviyorsun Babanı mı?

Küçükken hemen hepimizin çok sık karşılaştığı bazı sorular vardır. Örneğin “Büyüyünce ne olacaksın?” “3 kere 5 kaç eder?” “Bir kilo pamuk mu daha ağırdıryoksa bir kilo demir mi?” gibi…

Bu sık karşılaşılan sorulardan biri de “Anneni mi daha çok seviyorsun yoksa babanı mı?” sorusudur. Pek çok soruya çabucak doğru yanıtlar verebilen çocuklar bile bu soruyu duyduklarında genellikle şaşırırlar ve ne cevap vereceklerini bilemezler. Akıllarından bir kıyaslamaya yapmaya çalışır ve çoğu zaman işin içinden çıkamazlar ve en kurtarıcı yanıt: “İkisini de eşit seviyorum” olur. Ancak soruyu soran genellikle tatmin olmaz ve tekrar sorar:

- Tamam biliyorum ikisi de çok seviyorsun da birini daha çok seviyorsundur.
Çocuğun aklından soruyu soran kişinin maksadının ne olduğu geçmeye başlar. Eğer babasının yakını arkadaşı falansa babasını daha çok sevdiğini söylemesi gerekiyor gibi gelir.

Bazen bu soruyu kendi kendine düşünür. Annesi ona kızmış “çok kötü bir çocuksun sen” demiştir ya da o annesine kızmıştır ve:
- “Ben babamı daha çok seviyorum” der.

Erkek çocuk 5 yaşlarında annesini daha çok sever babasını “rakip” olarak görebilir. 7 yaşlarında babası dünyanın en güçlü en iyi insanı oluverir. 13 yaşına geldiğinde babası bazen “içler acısı” “yetersiz” biri gibi gelebilir ve ondan daha iyi daha başarılı biri olmalıdır. 20’li yaşlarda onun olumlu ve olumsuz yanları ile babası olduğunu ve onu çok sevdiğini düşünmeye başlar. Benzer duyguları annesine de besler.

10 yaşına gelmeden önce genellikle çocuklar için anne ya da babası bir gün bir saat “dünyanın en iyi insanı” iken bir diğer gün diğer saat “en kötülerinden biri” oluverir. Bir gün annesini daha çok severken bir gün babasını daha çok sevdiğini düşünür.

Aslında baba ve anne için düşünülen bu tasarımlar hayatın diğer bölümlerinde de gözükür. Öğretmenleri komşu amcalar her gün farklı algılanabilir. Kişilerle ilgili tasarımlar ancak ergenliğin son yıllarında tam anlamıyla bütünleşir ve sabitlenir. O yaşlara kadar nispeten var olan kişi tasarımlarındaki bütünlük dağılmaya ve ayrı ayrı algılanmaya açıktır. Bir nesnenin hem iyi hem de kötü yanları olabileceği uzun yıllar tam olarak anlaşılamayabilir.

Bardağın hem dolu hem de boş bir yarısı varsa bardağın “boş” ya da “dolu” oluşundan söz edilemez. Artık üçüncü bir kavram söz konusudur. O yarısına kadar dolu bir bardaktır.

Sarı ile mavi karışırsa artık sarı ya da maviden değil yeşilden söz edilebilir. Ancak bu durum sarı ya da mavinin yok olduğunu göstermez tam tersi yeşili yeşil yapan sarı ile mavidir.

Bir çocuğu çocuk yapan hem anne hem de babadır. Çocukta bütünleşen ve çocukta var olmaya devam eden ne anne ne de babadır ama hem anne hem de babadır.

Her zaman bir şeyi diğer bir şeye tercih etmek gerekmez çünkü o iki şeyin bileşimi olmadan üçüncü şey olamayacaktır. Yaşamı ve geleceği temsil eden bileşimlerdir. Bütünleşmektir.

Hem annemi hem de babamı çok seviyorum.


__________________
[Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL]

Konu Laura tarafından (10.07.2013 Saat 14:36 ) değiştirilmiştir.
Jaqen isimli Üye şuanda  online konumundadır Alıntı ile Cevapla
Alt 10.07.2013, 12:56   #7 (permalink)
Root Administrator

Kullanıcıların profil bilgileri misafirlere kapatılmıştır.
Standart Cevap: Çocuk Psikolojisi ve Detaylı Açıklamalar

Pabucu dama mı atılıyor ..?

Pabucunun dama atılma korkusu kardeşi olan her çocuğun korkulu rüyasıdır. Aileye yeni katılan her çocukailesinin sevgisini kaybedip kaybetmeyeceğini sorgular. Anne babanın tavrı ile çocuk hala sevildiğini veya artık istenmediğini düşünür.

Pek çoğumuz kardeşlerle birlikte büyürüz. Aile içinde en uzun süreli ilişkimiz anne-babadan çok kardeşimizle gerçekleşir. Acaba bu ilişki gelişim şeklini nasıl etkiler?

Yeni bir bebeğin dünyaya gelişi aile ortamını değiştirir. Anneyle ilk çocuğun ilişkisi yeniden şekillenir çocuğun duygusal bilişsel ve sosyal gelişimi etkilenir.

AİLENİN YENİ BİR ÇOCUK KARARI

Aile artık çocuklu bir hayata alışmış anne ve baba kendi rollerine adapte olmuştur. İlk çocukların erken çocukluk döneminde temel bakımı veren kişinin ( anneanneanne bakıcı ) çok önemli işlevi devam etmektedir. Çocuk temel duygusal ihtiyaçlarını ve psikolojik gelişimine esas oluşturacak hammaddeyi bu ilişkiden elde etmektedir. Babanın fonksiyonu diğer bir kaynak olarak önem taşımakta ilişkisel tamamlayıcılığı ile aile biriminin bütünlüğünü sağlamaktadır. Belki de ilk çocuk büyümüş okul öncesi eğitime hatta ilköğretime başlamıştır.

Artık ailede yeni bir üyenin katılımı için uygun dönemdir... Neler değişecekti..? İlk çocukta yaşanan zorluklar bu sefer tecrübeyle aşılabilecek midir..? İki kardeşin arasında neler yaşanacaktır..? Çocuğumuz kardeşini kıskanır mı..? Ailede gerekli rol dağılımı nasıl olacaktır..? Annenin yeni durumu ne olacak babaya ek sorumluluklar düşecekmidir..?

Bütün bu sorular değerlendirilmeli ve mutlaka hazırlık aşaması geçirilmelidir. Çünkü ilk kez ailenin gündemine; ilk çocuğun sağlıklı adaptasyonu ve kardeşlerin uyumu girer.

KARDEŞİNİ NASIL KABUL EDECEK?

Çocuğun pabucu dama atılmıştır. Artık kendisinden daha çok ilgi çeken ve ihtiyaçları öncelikle karşılanan başka bir ufaklık vardır.

Hayatındaki bu önemli hayal kırıklığı anne-babanın davranışları ile temel bir yol ayrımına giredecektir. Ya kabul edilebilir şekilde yumuşayacak ve kendisinin sevgiyi-ilgiyi kaybetmediğini hissedecektir ya da gittikçe keskinleşecek ve artık sevilmediğini hatta istenmediğini yaşayacaktır.

Bu uyum zorlukları ile ilk çocuk-ebeveyn arasındaki ilişki birbirine parelellik gösterir. Örneğin bazı araştırmalar anneden çocuğa eleştirel negatif davranışların farkedilir derecede arttığını ilk çocukta ise talepkar ve zorlayıcı davranışların fazlalaştığını ebeveynlerle çocuk arasında mutluluk verici biraraya gelişlerin sayısal olarak azaldığını ortaya koymuştur.

ARTIK YENİ BİR AİLEYİZ

Artık evde yeni bir üye var. Herkes için zor zamanlar başlıyor. Yapılan araştırmalar ilk çocukların önemli ölçüde stres yaşadığını gösteriyor. Çoğunlukla yeni bir kardeşin gelişi ile ilk çocukta artan problemler arasında doğrudan bir ilişki vardır; uyku beslenme tuvalet problemi içine kapanma anneye bağımlılık geliştirme ve artan kaygı gibi... Yerine göre anneden geri çekilme bağımsızlığın azalması anneye yönelik talepkar ve olumsuz davranışların artması sık ve yoğun olarak gözüyaşlı olma anneye sıkıca sarılma ve yakınında olma isteği gibi yeni durumlar gözlenir. Bazı çocuklarda ise bir kardeşin doğması olumlu ve olgunlaştırıcı bir deneyim olabilir ve ailedeki bu geçiş stresli olmasına rağmen faydalı gelişir. Bu bakışı destekleyen araştırmalar çocukların daha yetişkin davranışı; yani yeme ve tuvalet davranışlarında bağımsızlık gelişmiş dil becerisi gösterdiğini ifade ediyor. İlk bakışta olumlu görünen bu davranışların farklı bir yorumu da çocuğun sevgiyi kaybetmemek için çok iyi çok yardımcı çok sevgi dolu ve istekli görünmeye çalışabileceği yönünde.

Anne-babanın birbirleri ile ne kadar iyi geçindikleri de kardeş ilişkilerini etkiler. Eşler arasındaki düşmanca çatışmalı ilişkiler kardeşler arasındaki olumsuz ilişkiyle bağlantılıdır. Bağlantının biçimi direkt veya dolaylı olabilir. Dolaylı etkilenmeye örnek olarak ebeveynler arası çatışmanın çocuğun ihtiyaçlarına yeteri kadar yanıt veremeyen tutarlı bir disiplin tarzı gösteremeyen anne-baba davranışı verilebilir. Direkt etki ise ebeveynlerin çatışmasına tanık olmanın küçük çocukta yol açacağı stres ve rahatsızlıktır.

ÇOCUĞUMU KARDEŞİNİN GELİŞİNE NASIL HAZIRLAMALIYIM?
İlk çocuğun duygusal ihtiyaçlarının tam karşılanabilmesi için ilk 3 yıl anne sevgisinin yeni bir kardeşle kesintiye uğramaması önemlidir.
İkinci çocuk kararı verildikten sonraözellikle anne bir kardeşin gelişi ile ilgili yaşanmakta olan her aşamayı ilk çocuğa anlatmalı yapılan hazırlıkları göstermeli. İlk çocuğun uyum sağlaması için gerekli geçiş döneminde yanında olmalıdır.

Kardeşin doğumuyla ilk çocukta görülebilecek olan tamamlamış olduğu erken gelişim evrelerine geri dönüş davranışlarını ( parmak emme yalnız kalamamaalt ıslatma ) tolere edebilmek gerekir.

Anne-babanı özellikle annenin çocuğuna sevgisini fiziksel ve sözel olarak ifade etmeye devam etmesi ilk çocuğun yaşayabileceği gözden düşme tehdidine karşı sevginin sürdüğünü tasdik edecektir.

Kardeşin doğumundan sonra da anne gerçekçi olarak ilk çocuğuyla paylaşacağı zamanı ve şekli belirlemeli ve buna uymalıdır. Çocuk atlatılmamalı ihtiyaçları ertelenmemeli ve tutulabilecek sözler verilmelidir.

Anne ve baba çocukların bakımında artan bir işbirliğine gitmelidir. Baba çocuklarla nitelikli zaman geçirmek için tutarlı olarak zaman ayırmalıyaş grubunun özelliğine göre bakım oyun sohbet faaliyet paylaşımına olanak sağlamalıdır.

Büyük çocuğun yaş grubuna ve yetilerine göreistekli olduğunda kardeşinin ihtiyaçlarında küçük işbirliklerine gidilebilir. Ancak bu durum hiçbir şekilde yaşına uymayan bir beklentiye ve göreve dönüşmemelidir.

Temelde kardeş olsalar daaynı ebeveynler tarafından yetiştirilseler de iki ayrı insanın söz konusu olduğu benzer yönleri olsa da çok farklı kişiliklerinin ve özelliklerinin olabileceği unutulmamalıdır.

Çocuklar arasında kıyaslama kesinlikle yapılmamalı çocuğu utandıracak üzecek suçlu hissettirecek mesajlardanşaka şeklinde bile olsa uzak durulmalıdır.


__________________
[Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL]

Konu Laura tarafından (10.07.2013 Saat 14:37 ) değiştirilmiştir.
Jaqen isimli Üye şuanda  online konumundadır Alıntı ile Cevapla
Alt 10.07.2013, 12:56   #8 (permalink)
Root Administrator

Kullanıcıların profil bilgileri misafirlere kapatılmıştır.
Standart Cevap: Çocuk Psikolojisi ve Detaylı Açıklamalar

Anne - Baba Ayrılığı

Anne-babasının boşanması her çocukta duygusal ve davranışsal sorunlara neden olur. Sorunlar gizli ya da aşikâr olmak üzere mutlaka ortaya çıkar ve hiç değilse üç beş yıl kadar devam eder. Ancak anne babası boşanmış çocukların üçte birinde boşanmanın olumsuz etkileri hayat boyu sürebilir. Boşanmanın hayat boyu sürebilen etkileri genellikle; topluma uyum sağlayamamak depresyonöz-güven kaybıdır. Boşanmadan uzun süreli etkilenenler genellikle ebeveynleri gibi uzun süreli evlilik sürdüremezler.

- Bir daha babamın elini tutmayacaksın tamam mı tutmayacaksın. O senin elini tutarken sana iyi davrandığını “ben görüyor muyum?” diye dikiz aynasından bana bakıyor. İnanma ona inanma…

Anne babasının yıllar süren kavga-dövüşünde bıkmıştı. Artık bu yapmacık sevgi sahnelerine inanmıyordu. Nasıl olsa biraz sonra yine bir kavga çıkacaktı. Nihayet boşandılar da bir nefes aldı.

Öte yandan her çocuk boşanmadan eşit olarak etkilenmez. Burada çocuğun karakteri cinsiyeti ve özellikle boşanma sırasındaki yaşı önemlidir. Örneğin erkek çocuklar kızlardan daha fazla etkilenirler. Erkek çocuklarda ciddi boyutlarda hırçınlık görülebilir.

Yaş faktörüne gelince; 3–6 yaş çocukları ne olup bittiğinin farkına varamazlar. Az çok anlayanlar ise genellikle boşanmanın kendi hataları yüzünden olduğuna inanır. 7–12 yaş çocuklarının okul başarısı olumsuz yönde etkilenir.

- Oğlumun okul durumunu öğrenmeye gittiğimde zayıf olmayan tek bir dersi bile yoktu. Resim öğretmeninin yanına gittim. “Resim yapamayan bu herifi okuldan atın. Bunun vatana millete yararı olmaz” dedim. Hızımı alamadım aynı cümleyi müzik öğretmenine de tekrarladım. O da yetmedi çılgın gibi beden öğretmenine de aynı şeyleri söyledim. Giderek ses tonum yükselmiş ya da başka bir şekilde dikkat çekmişti. Nasıl olduğunu anlayamadan kendimi müdürün odasında buldum.
Meğer oğlumun dersleri son altı aydır bozuktu. Bozulan sadece dersleri değildi. Aynı zamanda davranışları da berbattı. Öğretmenler bir yana arkadaşları ve hatta arkadaşlarının velileri bile ondan şikâyetçiydiler.

İyi ki dersleri bozulmuştu. Yoksa boşanma işlemleri falan derken benim de son zamanlarda burnumun ucunu görecek halim kalmamıştı doğrusu.
Boşanmaya engel olamadı iseniz Çocukların boşanmadan etkilenmesine engel olun…

Daha büyük çocuklar boşanmaya engel olabileceklerini düşünürler. Bir taraftan boşanmaya engel olmaya çabalarken öte yandan derin bir üzüntü içinde ebeveynlerine kızgın öfkeli ve eleştirel davranırlar. Bir kısmı her iki ebeveynden de uzaklaşır.

Bazı çocuklar anne babalarının yeniden birleşeceği ümidimi hiç yitirmezler. Bu nedenle her ikisi için de ikinci bir eşe asla tahammül edemezler.
Boşanmanın çocuklar üzerindeki etkisini azaltmak için ebeveyn; aralarındaki anlaşmazlığı çocuklara yansıtmaktan vazgeçmelidir. Boşanmadan sorumlu kişinin diğer ebeveyn olduğuna çocuğu inandırmak çabası ile ebeveynlerin birbirilerini çocuğa şikâyet etmeleri son derce sakıncalıdır. Boşanmanın önüne geçmek amacı ile çocukların kullanılması da doğru değildir. Üstelik işe de yaramaz. Yarıyormuş gibi görünse de bu uzun ömürlü olmaz.

Boşanma ebeveyn için de zorlayıcı bir durumdur. Arada ki çocuk bu işi daha da zorlaştırır. Ebeveyn işleri zorlaştıran maddi manevi yük olan çocuğuna tahammülsüzlük gösterebilir. Bu durum geçicidir. Ancak bunu süreğen gibi hisseden ve çocuğu dışlayan onu yok varsayan taraf çocuğu kaybeder. Geçici olan bu sıkıntılı günlere çocuğa fark ettirmeden göğüs geren her türlü zorlayıcı davranışa rağmen çocuğu kabul edip ona tutarlı davranan ebeveyn ise çocuğu kazanan taraf olur.

Aileye yeni bir anne ya da babanın katılması da çocuk açısından kabulü zor bir durumdur. Burada yeni ebeveynin tutumu çok önemlidir. Aileye yeni katılan ebeveyn varsa eski evliliğinden olan çocuklarına ya da bu yeni yuvanın ürünü olan çocuklarına ilgisini biraz daha aşırı vermekten kendini alıkoyamayacaktır. Bu ilgi verilen çocuğa da fayda etmez. Sadece kıskançlık yaratarak üvey kardeşler arasında sıcak duyguların oluşmasına engel olur. Bu gibi durumlar boşanmanın olumsuz etkilerini arttırır.

IA 14 yaş Kız:
— Bir çocuk daha doğurursan çok kızarım. Babamın yeni karısının çocukları babamın yeni karısı ile evlendikten sonra olan çocuk bir de senin yeni kocanın çocuğu bana yetiyor. Ben bunları bile arkadaşlarıma tanıştırırken zorlanıyorum. Bir de senle yeni kocanın çocuğu çıkmasın

__________________
[Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL]

Konu Laura tarafından (10.07.2013 Saat 14:37 ) değiştirilmiştir.
Jaqen isimli Üye şuanda  online konumundadır Alıntı ile Cevapla
Alt 10.07.2013, 13:12   #9 (permalink)
Root Administrator

Kullanıcıların profil bilgileri misafirlere kapatılmıştır.
Standart Cevap: Çocuk Psikolojisi ve Detaylı Açıklamalar

Televizyon Çocuğumun Psikolojisini Bozar mı?

Günümüzde televizyon (TV) artık hayatımızın çok önemli parçalarından biri olmuş durumda. Bir kuşak öncesinde tek kanallı siyah-beyaz günde üç-dört saat yapan; iki kuşak öncesinin çocukluğunun bilmediği TV’nin çocuklar üzerine etkilerini uzun vadeli bilmenin olanağı yok aslında. Ancak öte yandan son yıllardaözellikle TV’nin çocuğun hayatında gireli daha uzun yılların geçtiği ülkelerde TV’nin çocuk ruh sağlığı üzerine etkileri önemli konulardan biri haline geldi.

Bu açıdan özellikle şiddet ve cinsel içerikli programlar ve filmlerin çocuğun ruh sağlığını etkileme olasılığı üzerinde durulmakta. Son yıllarda diğer önemli bir nokta da özellikle küçük çocukların uzun süreler TV seyretmelerinin sosyal gelişim üzerine olası olumsuz etkileridir. Diğer bir nokta da TV’nin zamanı tüketme özelliği yani TV ile geçirilen zaman diğer aktivitelerden ödevlerden oyundan okumadan zaman çalmakta. Tüm bu açılardan bakıldığında aslında TV’nin hayatımız üzerine etkilerinin bir yaş sınırı yok. Ancak tabii ki hayattaki değişimlere ve etkilere daha hassas olan küçük yaş çocuklarının üzerine etkilerin daha önemli olacağı düşünülebilir.

Peki TV tümüyle kötü bir şey mi? Tabii ki hayır. Aslında “Önemli olan ne kadar süre seyredildiği ve ne seyredildiği” şeklinde özetlenebilir. Doğru bir zaman ve içerik sınırlaması ile TV çok verimli bir eğitim eğlence ve iletişim aracı olabilir. Çalışmalar TV’nin çocuğun kelime dağarcığını arttırdığını ilgi alanlarını genişlettiğini özellikle müzik belgeselhaber vb. programlarının genel olumlu etkilerini ortaya koymuştur. Diğer insanlardan çevre sorunları yoksulluksavaşlar gibi hayatın gerçeklerinden haberdar olunmasını egosantrik düşünceden çıkıp dış dünya ile ilginin artmasını sağlayabildiği düşünülebilir.

Genel bir bakışla söylenebilecek olan TV seyredilmesi üzerine ebeveynlerin çocuklarının yaş gelişim düzeyi ve ilgi alanlarına göre programlı kurallı bir çerçevede tutum sergilemelerinin doğru olduğudur.

Okul öncesi çocuklarda
Özellikle 5 yaşına kadar TV’nin içerik ve süre açısından kontrolü ebeveynde olmalıdır. Haftalık olarak program yapılabilir yaşına uygun çizgi filmler çocuk programları seçilebilir. TV’nin özellikle birlikte seyredilmesi TV’de karşılaşılan olaylar üzerine ebeveynin yorumları ile (çok detaya girmeden anlaşılır bir şekilde) çocuğuna rehberlik etmesi TV sonrası üzerine konuşulması faydalı olacaktır. Bu açıdan bakıldığında eğitim eğlence ve kontrol bir arada yapılmış olur aynı zamanda ebeveyn-çocuk ilişkisi pekişir. Bu yaş grubunda önemli noktalardan birisi de özellikle konuşma-dil becerileri sosyal etkileşimi henüz yeterince gelişmemiş çocuklarda TV seyretmenin özellikle de tek başlarına uzun süreler klip reklam vs. gibi o yaş grubu için herhangi bir faydası olmayan programları seyretmelerinin çocuğun dil ve iletişim becerilerini geciktirdiğidir. Bu açıdan özellikle bakıcıların uyarılması denetlenmesi gerekli olabilir.

İlkokul çağı çocuklarında
Bu yaş grubunda çocuğun TV’de program seçme özgürlüğü başlar. Ancak burada önerilebilecek uygulama ebeveynin çocuğuna seçenekler sunmasıdır. Yani seçim çocuğundur ancak seçeneklerin içinden. Dikkat edilmesi gereken noktalardan biri de çocukların eğlenmeye çocukça zaman geçirmeye de hatta diğer erişkin uğraşlarına nazaran daha fazla ihtiyaçları olduğunu unutmamak gerekir. Okula giden çocuklarda TV saatleri hafta içi-okul günleri ve hafta sonları olmak üzere iki bölüme ayrılıp düzenlenebilir. Zaman zaman ek saatler programlar ödül olarak kazanılabilir. Başından beri kurallı ve düzenli bir uygulamaya çocukların uyumu çok zor olmayacaktır. Ancak kendi kurallarınızı kendiniz çiğnediğinizde tekrar bir düzen sağlamak zorlaşacaktır. Bu yaş çocukları kendilerine ait ilgi alanları geliştirmeye başlarlar (ör coğrafya botanik spor dalları vs.). Onlara ilgi alanlarına yönelik faydalı VCD’ler almakbirlikte izlemek ve üzerine konuşmak pek çok açıdan çok mükemmel olanaklar sağlar.

Ergenlerde
Ergenlerin TV hürriyeti olağan olarak daha fazladır. Burada dikkat edilmesi gereken saat sınırlamalarını kendi kendine uygulayamayan çocuklar için gerekirse kuralları netleştirmek anlaşma yapmak faydalı olabilir. Cinsel içerikli programları bazen gizlice izlemek isteyecektir. Bu aslında oldukça doğal bir durum olsa da ona doğru içerikli cinsel bilgiler veren düzeyli bir eğitim sağlamak koruyucu önlem olacaktır.

Tüm bunların yanında iyi bilinmektedir ki TV ya da çevresel diğer tüm etkiler biyolojik olarak daha hassas (ör sosyal gelişim yetersizliği olan dürtüseldavranım problemleri olan çocuklar vs.) çocuklar için daha riskli olabilir. Ancak dış etkenlere daha açık olabilecek çocuklar için TV aynı zamanda olumlu bir araç haline de getirilebilir. Cinsellik ve şiddet dışında TV temel değer yargıları öncelikler konusunda da bireye yoğun etkiler yaratır. Bu noktada en uygun çözümkarşılaşılan programlardaki/filmlerdeki durumlarında ebeveynin fikrini yorumunu “çokta göze sokmadan” belli etmesi olabilir. Öte yandan TV de hayatın yansımalarından biridir ve gerçeği yansıtır. Bu nedenle hayatın gerçekleri zorlukları ve eğlenceli yanları için uygun kullanıldığında ebeveyn-çocuk ilişkisi için çok etkili bir araçtır.

__________________
[Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL]

Konu Laura tarafından (10.07.2013 Saat 14:45 ) değiştirilmiştir.
Jaqen isimli Üye şuanda  online konumundadır Alıntı ile Cevapla
Alt 10.07.2013, 13:12   #10 (permalink)
Root Administrator

Kullanıcıların profil bilgileri misafirlere kapatılmıştır.
Standart Cevap: Çocuk Psikolojisi ve Detaylı Açıklamalar

1-2 Yaş Dönemi Çocuk Oyunları

Çocuklar büyüdükçe becerileri çeşitlendiğinden oyun ve oyuncak seçenekleri de artmakta. Bu yazıda 1 yaşından büyük çocukların ne tip oyun ve oyuncaklardan hoşlanacaklarına çocuğunuzla birlikte yapabileceğiniz aktivitelere değineceğiz.

1-2 yaş:
Bir yaşını deviren çocuğunuz artık eskiye oranla çok daha hareketli. Emekleme ile başlayan hareketlenme yürümekoşma tırmanma merdiven inip çıkma ile devam edecek. Eşyaları itmeye çekmeye bayıldığını göreceksiniz. Bu dönemde el becerileri de hızla gelişecek. Artık oyuncaklarını üst üste koyabilecekkutuların içine atabilecek. Dil gelişimi sürecinde öncelikle sizin söylediklerinizi anlayacak daha sonra kendini ifade edebilmek için çeşitli yöntemler kullanacak; işaret etme gibi daha sonra konuşacak. Çevresindeki her yeni şey ilgisini çekecek araştırmakarıştırmaya başlayacak. Yine bu dönemde benlik kavramı gelişmeye başladığından artık “adam yerine konmak” isteyecek. İnatlaşmalara tutturmalara hazırlıklı olun...

Yürümek koşmak tırmanmak çocuğunuzun yeni öğrenmekte olduğu beceriler. Bu becerileri iyice pekiştirebilmesi için çocuğunuzun geniş alanlarda rahatçatehlikelerden uzak bir şekilde hareket edebilmeye gereksinimi var. Evinizde bu amaç doğrultusunda bazı değişiklikler yapabilirsiniz. Örneğin evinizin bir odasındaki bazı mobilyaları bir süre için ortadan kaldırarak çocuğunuza uygun hale getirebilirsiniz.

Ev içinde mobilyalara tutunarak sıralamaya başlayan çocuğunuz zamanla kendi kendine yürüyebilir hale gelecek. Bu geçiş döneminde tutunup itebileceği oyuncaklar (dengeli olmak kaydıyla) gözetim altında kullanılabilir. Ayrıca üzerine binip ayaklarıyla yerden hız alarak hareket ettireceği basit tekerlekli oyuncaklardan büyük keyif alacaktır.

Çocuğunuzun ev dışında koşup oynamaya da gereksinimi var. Açık geniş alanlar çocukların kendi güç ve yeteneklerini sınamalarına olanak sağlar. Böyle bir alanda istediği kadar koşabilmek çocuğunuzun çok hoşuna gidecek. Açık alanlarda çocuğunuzla top oynamayı deneyebilirsiniz.

Hareketlerine hakimiyeti arttıkça oyun parklarından daha da büyük bir zevk alacak. Parkta yürümeyi koşmayıtırmanmayı zıplamayı pekiştirecek. Yine de aman dikkat olası kazaları önleyebilmek için yanından ayrılmayın.

Parklardaki kum havuzları çocuklar için çok cazip oyun alanları. Kum havuzunun temiz tutulduğundan emin olun. Çocuğunuzun kum yemesine ya da çevreye atmasına izin vermeyin.

Açık havada çocuğunuza doğayı ve canlıları tanıtın. Çevreye karşı duyarlı olması için ona örnek olmaya çalışın.

Çocuğunuz 2 yaşına geldiğinde oyun hamurları kum parmak boyaları su ile oynamaktan çok hoşlanacak. Oyun hamurunun içinde daha az kimyasal madde olsun isterseniz evde kendiniz de yapabilirsiniz (tarifi yazının sonunda bulabilirsiniz). Ayrıca parmak boyası yerine gıda boyası ile renklendirilmiş yoğurt kullanabilirsiniz.
Çocuğunuz suyla oynarken asla onu yalnız bırakmayın.

Karalama yapması için mum boyalar verebilirsiniz eline sizi yazı yazarken gördükçe o da sizi taklit etmeye çalışacak. Kullandığı mum boyaların kaliteli olmasına zehirli maddeler içermemesine dikkat edin. Ne de olsa uzunca bir süre daha onları yemeye çalışacak.

Çocuğunuzun el becerileri geliştikçe oyuncaklarıyla daha da keyifle oynayacak. Avucuna sığacak büyüklükteki küpler en sevdiği oyuncaklardan olacak. Bu küplerden kule yapmanızı isteyecek yaptığınız kuleyi her seferinde büyük keyifle devirecek. Bir süre sonra kendisi de kule yapmaya başlayacak. Üst üste konabilecek halkalar iç içe geçen kutular da hoşlanacağı oyuncaklardan.

Bu yaştaki çocuklar nesneleri birbirine uydurmaktan keyif alır. Birbirine eklenen iri parçalı oyuncaklarla (lego gibi) severek oynarlar.
Kutuları açıp kapamayı severler. Bu nedenle mutfaktaki tencerelerle oynamak onlarla ses çıkarmak hoşlarına gider.

Şekilleri tanımaya başladığı bu dönemde nesneleri şekillerine göre sınıflandırmak hoşuna gidebilir. Kafasından gruplama düzenleme karşılaştırma yapabilecektir.
El ve göz koordinasyonunun gelişmesi ve şekilleri tanıma ile birlikte oynayabileceği oyuncak çeşidi de artacak. Elindeki nesneyi kutunun üzerindeki aynı şekildeki bir delikten geçirmeyi becerebilecektir.

Bu yaşta çocuğunuz yap-bozlarla da oynamaya başlayabilir. Tek parçalı üzerinde tutabileceği bir sapı olan tahtadan yap-bozları tercih edin. Çok küçük parçalı oyuncakların 3 yaşın altındaki çocuklar için uygun olmadığını aklınızdan çıkarmayın.

Çocuğunuz bir yaşını doldurduktan sonra artık sizin her yaptığınızı dikkatle izleyecek her sözünüzü dikkatle dinleyecek. Günlük işlerinizi yaparken size yardım etmekten hoşlanacak. Sizi taklit etmeye bayılacak. Çocuğunuzu bir gün elinde süpürge büyük bir gururla odayı süpürürken görürseniz şaşmayın.

Taklit etme becerisini iyice pekiştirdikten sonra hayali oyunlar kurmaya başlayacaktır. Hayali oyun kurma genellikle 2 yaş civarında başlar. Oyuncak bebeğine yemeğini kaşıkla yedirecek bebeğin kirlenen ağzını silecek gazını çıkaracaktır. Bu yaşta oyuncak çay seti oyuncak telefon sevilen oyuncaklardandır.
Çocuklar bu yaşta içine girip oynayabilecekleri çadır büyüklüğünde bezden evlere bayılırlar. Böyle bir eve para harcamanıza aslında gerek yok. Sandalyeleri karşılıklı koyup üzerlerine bir örtü örterek de aynı etkiyi yaratabilirsiniz.

Çocuğunuz ipinden tutup çektiğinde onun peşi sıra gelen oyuncaklar da çok keyif verir. Kimi zaman bu oyuncaklar hareket ettikçe ses de çıkarır.
Tüylü oyuncaklar ve bebekler 2 yaşındaki çocuğunuz için vazgeçilmez oyuncaklardır. Çocuklar bu oyuncakları kullanarak kurdukları hayali oyunlarda iç dünyalarını dışa yansıtırlar. Oyuncak bebek seçerken bebeğin canlı görünümlü olmasına hatlarının belirgin olmasına dikkat edin. Özellikle gözleri açılıp kapanan şarkı söyleyen ağlayan vs oyuncak bebekler çocukları müthiş heyecanlandırır. Bebeğin giysilerinin giydirilip çıkartılabilmesi de çocuklara cazip gelir. Hele bir de banyo yaptırılabiliyorsa harika!

Çocuğunuz hemen büyümek bir an önce sizin yapabildiklerinizi yapabilmek istese de bir yandan hâlâ çok küçüktürve rahatlatılmaya gereksinim duyar. Bazen bir oyuncak ya da battaniye bazen emzik ya da parmak bu yaştaki çocuk için güven ve huzur gereksinimini karşılayabilir. Çocuğunuz bu güven nesnesini beraberinde her gittiği yere taşımak isteyebilir. Çocuğunuzu iyi hissettiren her ne ise elinizin altında aynı nesneden birkaç tane bulundurmakta yarar var.

Oyuncak ayılar ve benzeri tüylü oyuncaklar çocuklara çok sempatik gelir kendilerini rahat güvende hissetmelerini sağlar.
Bu yaşta düşünsel sistemin gelişimi ile birlikte çocuğunuz nesneleri oyun içinde olduklarından farklı işlevlerde kullanmaya başlarlar. Örneğin elindeki uzaktan kumandayı telefonmuş gibi kullanabilir ya da mutfaktan aldığı muzla size ateş ediyor gibi yapabilir.

Elbette ki bunca gelişmeye karşın çocuğunuzun yaşam ile ilgili bilgi ve deneyimleri hâlâ çok sınırlı yaşantıları üzerindeki etkileri zayıf. Bu nedenle çevresinde olan olaylardan kolayca ürkebilir. Çocuğunuz birden sudan ya da karanlıktan korkmaya başladıysa şaşırmayın. Bu tip korkuları ile hayali oyunlar aracılığıyla başa çıkmaya çalışacak. Hayali oyunlarda “sihirli güçleri” kullanarak korkularının üstüne gidecek.

Çocuğunuz dil gelişiminin de etkisiyle 1 yaşından itibaren kitaplara karşı giderek artan bir ilgi göstermeye başlayacaktır. Beraber oturup kitapların resimlerine bakmaktan okuduğunuzu dinlemekten hoşlanacaktır.

Bu yaş için seçeceğiniz kitabın basit ve net resimler içermesine kalın ve sağlam olmasına dikkat edin. Gündelik yaşamda kullanılan eşyaların hayvanlarınyediği meyve ve sebzelerin resimlerini tekrar tekrar görmekten bıkmayacaktır. Basit öyküler içeren kitapları tercih edin. İki yaşından itibaren daha karmaşık öyküler içeren kitaplara geçebilirsiniz.

Prof.Dr.Yankı Yazgan

Oyun hamurunun hazırlanışı:
2 bardak un
1 bardak tuz
1 yemek kaşığı sıvı yağ
2 bardak kaynayan su
Gıda boyası ( isteğe bağlı)
Gıda boyasını kaynayan suya katın. Tüm diğer malzemeleri karıştırın suyu ekleyin. Ilınınca elle yoğurun


__________________
[Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL]

Konu Laura tarafından (10.07.2013 Saat 14:46 ) değiştirilmiştir.
Jaqen isimli Üye şuanda  online konumundadır Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Yukarı'daki Konuyu Aşağıdaki Sosyal Ağlarda Paylaşabilirsiniz.


(Tümünü Görüntüle Konuyu Görüntüleyen Üyeler: 11
Ada, boritta, cananyakut, Exodus, Frankenstein, KaRaqiZz, Laura, LiNa, Mezig, semragül, YeşiL6
Seçenekler Arama
Stil

Yetkileriniz
Konu Açma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Forum hakkında Kullanılan sistem hakkında
Forumaski paylaşım sitesidir.Bu nedenle yazılı, görsel ve diğer materyaller sitemize kayıtlı üyelerimiz tarafından kontrol edilmeksizin eklenmektedir.Bu nedenden ötürü doğabilecek yasal sorumluluklar yazan kullanıcılara aittir.Sitemiz hak sahiplerinin şikayetleri doğrultusunda yazılı, görsel ve diğer materyalleri 48 saat içerisinde sitemizden kaldırmaktadır. Bildirimlerinizi bu linkten bize yapabilirsiniz.

Telif Hakları vBulletin® Copyright ©2000 - 2016, ve Jelsoft Enterprises Ltd.'e Aittir.
SEO by vBSEO 3.6.0 PL2 ©2011, Crawlability, Inc.

Saat: 15:09