Forum Aski - Türkiye'nin En Eğlenceli Forumu
 

Go Back   Forum Aski - Türkiye'nin En Eğlenceli Forumu > Bayanların Dünyası > Anne ve Çocuk
facebook bağlan


Çocuk Psikolojisi ve Detaylı Açıklamalar

Anne ve Çocuk kategorisinde açılmış olan Çocuk Psikolojisi ve Detaylı Açıklamalar konusu , Hastalık ve Hastaneye Yatışın Çocuk Üzerindeki Etkisi “Her şeyin başı sağlık” sözü hepimizin çok iyi bildiği bir deyiş olsa da çoğumuz hastalanmadan pek de aklımıza getirmeyiz “iyi” olmadan hiçbir şeyin ...


Yeni Konu aç  Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Arama Stil
Alt 10.07.2013, 13:26   #51 (permalink)
Root Administrator

Kullanıcıların profil bilgileri misafirlere kapatılmıştır.
Standart Cevap: Çocuk Psikolojisi ve Detaylı Açıklamalar



Hastalık ve Hastaneye Yatışın Çocuk Üzerindeki Etkisi

“Her şeyin başı sağlık” sözü hepimizin çok iyi bildiği bir deyiş olsa da çoğumuz hastalanmadan pek de aklımıza getirmeyiz “iyi” olmadan hiçbir şeyin eskisi kadar tatlı olamadığını bir kez hasta olmadan ya da çok yakınımızdaki biri ciddi bir hastalık yaşamadan gerçekten anlayamayız.

Bir de kendimizden çok sevdiğimiz çocuğumuz hastalandı mı bir de elimizden bir şey de gelmiyorsa tek düşüncemiz ve temennimiz onun tekrar sağlığına kavuşması oluverir. Çocukta ortaya çıkan ciddi bir hastalık hem çocuğun hem de ailenin yaşam düzenini ve hayatı algılayışını belirgin ölçüde değiştirebilmektedir. Bu durum hastalığın doğrudan kendisinin değiştirdiği biyolojik işlevler ve bunların ruhsal yansımaları ile öte yandan “hasta olmanın” getirdiği yeni rollerin paylaşılması aracılığıyla şekillenmektedir.

aslında genel düşüncenin aksine çocuklarda her hastalık ve hastaneye yatış ruh sağlığında bozulmalara neden olmaz. Bu etkidezorlanma ve sıkıntının düzeyi bireysel özellikler ve çocuğun gelişim aşaması belirleyici rol oynar. Çocuğun bilişsel olgunluğu arttıkça hastalığı kavraması artacaktır. Etkin destek ve yaklaşım için çocuğun gelişim düzeyini ve duygularını bilmenin yanı sıra hastalıkla ilgili inançları da incelenmelidir. Bir örnek vermek gerekirse Jean Piaget’nin kuramına göre somut işlemler döneminden itibaren (7-11 yaş) çocuk hastalık yapan nedenleri gerçekçi neden-sonuç ilişkileri kurarak anlamaya başlar. Daha öncesinde örneğin beş yaşından önce çocukların mikrop kavramını anlayamadıkları ortaya konmuştur (Wilkinson 1987).

__________________
[Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL]

Konu Laura tarafından (10.07.2013 Saat 15:27 ) değiştirilmiştir.
Jaqen isimli Üye şimdilik offline konumundadır Alıntı ile Cevapla
Alt 10.07.2013, 13:26   #52 (permalink)
Root Administrator

Kullanıcıların profil bilgileri misafirlere kapatılmıştır.
Standart Cevap: Çocuk Psikolojisi ve Detaylı Açıklamalar

Bebeklerde Stres

Günümüzde artık neredeyse hepimizin yakından tanıdığı “stres” kelimesi ruh sağlığını etkileyen çevresel etkenlerin yoğunluğu için kullanılan bir sözcüktür.

Stres dediğinde erişkin yaşantısında ile akla gelenler maddi sorunlar iş yükü eş ile geçimsizlik kültürel baskılar vs. olmaktadır. Yaş küçüldükçe özellikle ergenlerde akran ilişkileri cinsel hayat önde giden stres kaynakları olur. Daha küçük yaşlarda ise okul ve aile ilişkileri kişinin en önemli iki yaşam alanıdır ve bu noktalarda yaşanan değişimlerzorluklar stres kaynağı olmaktadır.
Henüz dünyanın kendinin çok da farkında olmayan bebekler için de stres söz konusudur. Bu yaşlarda stres çocuk üzerine doğrudan etkili olabileceği gibi (örfiziksel istismar) ebeveynleri etkileyen her hangi bir neden de dolaylı olarak çocuk için bir stres etmeni oluverir. Özellikle 3 yaşından önce ebeveynlerleözellikle de anne ile ilişkiyi etkileyen hemen her türlü değişim ve zorluk çocuk için de olumlu ya da olumsuz bir etki oluşturma potansiyeli taşır.
Bu yaşlar için (0-3 yaş) tanımlanmış önemli stres faktörleri olarak aşağıdakiler sayılabilir:

Çevrede bir şiddet olayına tanık olma
Doğal afet
Ebeveynden ayrılma- iş nedeniyle
Ebeveynden ayrılma- diğer bir nedenle
Ebeveynin hastalığı- fiziksel
Ebeveynin hastalığı- psikiyatrik
Ebeveyn kaybı
Evin aniden kaybedilmesi
Evlat edinilme
Fiziksel hastalık
Fiziksel olarak aniden incinme/yaralanma
Hastane yatışı
İhmal
İstismar- cinsel
İstismar- duygusal
İstismar- fiziksel
Kaçırılma
Kardeş doğumu
Koruyucu ailede kalma
Önemli bir yakının kaybı
Önemli bir yakının travma geçirmesi
Taşınma
Yoksulluk
Yuvaya başlama vs.

Bu faktörler her çocuk için farklı etkiler yaratsa da bazı çocuklar bu etkilere diğerlerine göre daha hassas olsa dastres etkenlerinin varlığı ve şiddeti arttıkçaher çocuk/bebek kendi içinde etkilenebilir. Başka bir deyişle stres etkenlerinin varlığında dahi nispeten olumlu bir davranış ve duygulanım görüntüsü içinde olan bir bebek stres etkenleri ortadan kalktığında ya da hafiflediğinde daha önce göstermediği ölçüde daha iyi bir görüntü sergileyebilir. Öte yandanpsikososyal gelişimi tamamen normal olan bir bebek tek bir stres etkeni ile ciddi ruhsal sıkıntı içine girebilir.

Stres etkenlerinin çocuğu etkileme şiddeti o etkenin süresi şiddeti anlamı telafi mekanizmaları çocuğun bilişsel kapasitesi gelişim düzeyi vs. gibi faktörler tarafından şekillenir.

Önemli bir nokta da çocuk/bebek herhangi bir sorun ortaya koymuyor diyerek olası stres faktörlerinin görmezden gelinmemesi gerekir. Ancak belirli şiddetteki stres hayatın her aşamasında var olmaya devam edecek zaman zaman itici güç olacaktır. Önemli olan bu olasılıkların farkında olmak gerekli önlemleri almak ve stresle baş etme yöntemlerini ve becerilerini geliştirmektir.


__________________
[Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL]

Konu Laura tarafından (10.07.2013 Saat 15:27 ) değiştirilmiştir.
Jaqen isimli Üye şimdilik offline konumundadır Alıntı ile Cevapla
Alt 10.07.2013, 13:26   #53 (permalink)
Root Administrator

Kullanıcıların profil bilgileri misafirlere kapatılmıştır.
Standart Cevap: Çocuk Psikolojisi ve Detaylı Açıklamalar

Hiperaktif Deyip Geçme

“Günümüz çocukları kadir kıymet bilmez oldular. Laf anlamaz saygı duymazlar. İtaat etmez sorumluluk nedir bilmezderslerine çalışmazlar. Oysa bizim zamanımızda...”

Ancak günümüzde DİKKAT DAĞINIKLIĞI ve HİPERAKTİVİTE denen bir özel durum var ki yukarıdaki kuşaklar arası fark ile açıklanamaz. Eski öğretmenlersınıfta sırasında oturamayan çocukları pek bilmezler. Son yirmi yıldıröğretmenler sınıfta yerinde duramayıp devamlı dolaşan çocuklarla karşılaşmaktalar. Bu çocuklar kendilerini derse verememekteler. Oysa bu çocuklar geri zekalı değiller. Çünkü kendilerini kısa sürede olsa derslerine bir verseleröğrenebiliyorlar. Esas mesele onları dersin başında tutabilmekte.

Sonuç olarak çoğu zeki oldukları halde bu çocuklar derste başarısız olmaktadır. Ayrıca bu çocuklar sınıftaki davranışları ile arkadaşlarının da dikkatini dağıtmaktadır. Arkadaşlarının kalemine defterine ‘sataşmakta' hatta hırçın tavırları ile zaman zaman onların canlarını yakmaktalar. Doğal olarak pek çok çocuk böyle hiperaktif bir çocukla arkadaşlık etmek istememektedir. Bunun sonucunda bu çocuklar dışlanmaktadırlar.

Haklı olarak diğer çocukların velileri de dersin akışını bozan kendi çocuklarının eşyalarına ve hatta kendilerine zarar veren düz duvara tırmanan bu çocukların sınıfta olmasına rıza göstermemekteler. Konunun diğer halkasını oluşturan öğretmenler için de sınıfta bir hiperaktif öğrencinin varlığı hem müfredatın sürdürülmesinde hem sınıf ahenginin korunmasında çeşitli sorunlar çıkarmaktadır. Bu konunun bir halkasını da hiç şüphesiz hiperaktif bir çocuğa sahip aile oluşturmaktadır. Okul çağına kadar biraz şımarıktır biraz hareketlidir diyerek çocuğunun peşi sıra saçını süpürge eden aile okul kapısında ‘red ‘ cevabı almaya başlayınca adeta ‘ŞOK' geçirir. Öğretmen değiştirilir sorun çözülmezağırlaşır. Okul değiştirilir sorun çözülmez ağırlaşır. Son halka şüphesiz hiperaktif çocuğun kendisidir.
Önceleri ‘inatçı tembel dikkatsiz başarısız' gibi sıfatlar ile aşağılanan çocuk giderek çığırından çıkar.

‘Ah! Şu büyükler bir anlasalar onun dikkatini toplamamakta inat etmediğini...
Ah! Bir anlasalar onun dikkatinin toplanamadığını...
Ah! Bir bilseler bu kadar çok hareketli olmasının onun elinde olmadığını...' En vicdan yakan durumun ise onun bu durumu bile anlatamayacak kadar küçük ve zavallı olduğunu.
Ah! Bir bilseniz bu çocukların çoğunun uygun bir yaklaşımla tamamen normal davranışlara sahip olabileceklerini...
Ah! Bir bilseniz onları sınıftan atmak yerine topluma kazandırmanın gerekliliğini...
Tam tersine onları sınıftan atarak onları yok edemeyeceğinizi... Ve hatta topluma sorunlu birer erişkin olarak katacağınızı... Üstelik bunun farkına bile varamayıp‘Ah! Eski devirler ne güzeldi oysa şimdiki gençlik...' diye hayıflanacağınızı.


__________________
[Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL]

Konu Laura tarafından (10.07.2013 Saat 15:28 ) değiştirilmiştir.
Jaqen isimli Üye şimdilik offline konumundadır Alıntı ile Cevapla
Alt 10.07.2013, 13:27   #54 (permalink)
Root Administrator

Kullanıcıların profil bilgileri misafirlere kapatılmıştır.
Standart Cevap: Çocuk Psikolojisi ve Detaylı Açıklamalar

Uyku - Hergün Yaşanan Ayrılık

Uyku hayatımızın gündelik bir dönüm noktasıdır. Her akşam çocuk anne-babasından ayrılır. Ne olduğunu tam da bilmediği bir dünyaya uykunun dünyasına gider; sabaha geri dönmek üzere.

Bu ayrılık noktasında çocuklar tedirginleşebilir ayrılmak istemeyebilirler. Uyandığında herkesi ve herşeyi bıraktığı gibi bulabileceğinden emin olmak isterler.

Günlerinin nasıl geçtiği geceye uykuya geçişlerini belirleyebilir. Uyku tarzı bir bakıma pek de kolay değişmeyen bir özellik olarak çocuğun yapısıözellikleri ve bilhassa ayrı olmaya dayanıklılığı hakkında fikir vericidir.

Bu dönüm noktasının en uygun nasıl geçileceğini bilebilmek için uykuyu tanımalıyız. Bu yazıda uykunun özellikleri ve uykuyu kolaylaştırıcı düzenlemeler hakkında bilgiler bulacaksınız.

Hayatta kalabilmek için uyumak zorundayız. Bugünden on binlerce yıl öncesinde yaşamış atalarımız açısından düşündüğümüzde uyumak çok tehlikeliydi. Onlar vahşi doğanın içinde güvensiz koşullarda vahşi hayvanlara yem olmadan uyumayı sosyal dayanışma sayesinde başardılar. O dönemlerde insanların hep beraber ve nöbetleşe uyuduklarını biliyoruz. Sosyal bir grup içindeki birey grubun koruması altında güven içinde uyuyabilmekteydi.

Şimdi artık hayatımızda vahşi hayvanlar yok; ama yine de rahat bir uykuya dalabilmek için güvende olduğumuzu hissetmemiz gerekiyor. Bir kabile ya da grup olarak uyumak pek mümkün ve pratik gözükmese de çocuklar yanlarında birilerinin varlığına fazlasıyla ihtiyaç duyarlar. Bu ihtiyaç günümüzde başkalarının fiziki varlığı şeklinde olmasa bile psikolojik olarak varlığını hissettirmesiyle karşılanabilir.

Başkaları için değerli olduğunu bilmek güvende olduğunu hissetmek özellikle çocukların uykuya rahat dalabilmelerinde önemli bir rol oynar. Rahat edemeyenler ailenin psikolojik varlığı ile yetinemeyenler anne-babalarının yatağına atıverirler kendilerini...

Niçin uyuruz?
Uyku vücudumuzun olmazsa olmaz bir fonksiyonu. Uykusuz yaşayamayacağımızı hepimiz biliyoruz; sadece gözleri kapatıp dinlenmek uykunun yerini tutmuyor. Uykuya bu kadar gereksinim duyanlar sadece biz insanlar değiliz tüm canlıların o ya da bu şekilde uyku uyuduğu biliniyor. Peki ama hepimiz neden uyuyoruz?

Neden uyuduğumuz sorusunun yanıtı henüz bulunamamış durumda. Uykunun hafıza ve hatırlama ile ilgili olduğuna dair bilgiler var. Ayrıca bağışıklık sistemimize etkisi olduğu bu nedenle hastalıklar sırasında iyi bir uykunun iyileştirmeyi hızlandırdığına inanılıyor.

Uykunun gelişmekte olan beyin için büyük önemi olsa gerek ne de olsa en çok küçük çocuklar yani beyni en çok ve en hızlı gelişenler uyuyor. Bebeklerde uykunun beynin yapılanması ve yeni edinilen becerilerin beyinde yerleşikleşmesi üzerine önemli etkisi olduğu düşünülüyor. Ayrıca büyümeyi etkileyen bazı hormonlar daha çok geceleri salınıyorlar. “Çocuklar uyusun da büyüsün” sözü boşa değil; söyleyenlerin bir bildiği olsa gerek.

Uyku döngüsü
Uyku konusunda yapılan beyin çalışmaları uykunun birbirini takip eden birbirinden farklı bölümlerden oluştuğunu göstermekte. Uyku süresince beynimizin aktivitesi göz önüne alındığında uykuyu 2 ana kısma ayırmak mümkün: REM ve non-REM uykusu.

Gece boyunca bu iki tip uyku arasında gidip geliriz. REM uykusu sırasında uyandırılmak daha kolaydır uyandığımızda genellikle kendimizi dinlenmiş hissederiz. Bu dönemde beynimizde müthiş bir hareketlilik vardır. REM uykusu sırasında görürüz rüyalarımızı kabuslarımızı. Sabaha doğru daha uzun sürelerle REM uykusunda kalırız. Bu dönemde kalp atışımız soluk alıp verişimiz düzensizleşebilir göz diyafram ve bazı solunum kaslarımız dışındaki istemli kaslarımız pek işlemez.

Non-REM uyku ise giderek derinleşen bir uyku dönemidir. Bu dönemin sonunda ağır bir uykuya dalarız. Sonrasında REM uykusu başlar kimi zaman arada uyanır gibi olabiliriz. Non-REM uykusunda vücut fonksiyonlarımız en düşük seviyelerdedir. Non-REM uyku sırasında uyandırılmak zordur uyansak bile sersem gibi oluruz. Özellikle çocuklarda uykunun ilk 2-3 saati derin uykuda geçirilir. Uyanıkken çok aktif olunması gün içinde yorulma sonucunda ağır uykunun süresi uzar. Az uyuduğumuzda ertesi gün daha derin uyuruz. Öğleden sonra uykusunu kaldırdığımızda çocuklar daha derin uyumaya başlarlar. Bir uyku dönemi yaşa göre farklılıklar göstermekle birlikte ortalama olarak yaklaşık 90-120 dakika sürer. Gece boyunca 4-5 kez tekrarlanır. Bu dönemler bebeklerde daha kısa sürebilir daha çok sayıda tekrarlanır.

Hangi yaşta ne kadar uyku?
Yenidoğan bebekler günün 16-23 saatini uykuda geçirirler. İlk aylarda bebekler gün içinde sık sık ve kısa sürelerle uyurlar. Altı aylık bebekler günde 14 saat 12 aylık bebekler ise yaklaşık olarak 13 saat uyku uyur. Gündüz uykusu sayısı genellikle 1 yaş civarında ikiye 18 ay civarında bire iner.

İki yaşındaki bir çocuğun günde 10-12 saatlik bir gece uykusu ve 1-2 saatlik bir öğleden sonra uykusu olması beklenir. Öğleden sonra uykusunun süresi giderek azalırken gece uykuya yatış saati sabit kalır.

Altı dokuz yaş arasındaki çocuklar ortalama olarak 11 12 yaşındaki çocuklar 10 saatlik gece uykusu uyurlar. Bu yaşlardaki çocuklar uyku sırasında daha sakindir daha az hareket ederler.

Ergenliğin başlaması ile birlikte uykuya olan gereksinim artar. Ancak yapılan çalışmalar bu yaşlardaki çocukların gereğinden az uyku uyuduklarını göstermektedir.
Yukarıda verilen süreler ortalama sürelerdir. Kişiden kişiye ciddi farklılıklar gözlenebilir. Çocuğunuz bu sürelerden daha fazla ya da az uyuyorsa telaşlanmayın.

Uykunun gelişimi
Yenidoğan bir bebek için başlangıçta gece gündüz arasında uyku açısından bir fark yoktur. Bebek ilk zamanlar gün boyu sık sık uykuya dalar ve kısa sürelerle uykuda kalır. Bebeğe gece gündüz farkını öğretmek için gündüz daha gürültülü canlı bir ortam yaratırken gece mümkün olduğu kadar sessiz olmak gerekir. Gündüz onunla bol bol konuşup oynamak gece ise gerekmedikçe ışık açmamak konuşmamak gereksinimlerini karşılayıp odadan çıkmak uyku düzeninin oluşması için bebeğe yardımcı olacaktır.

Bebek 2 aylık olduğunda beyin gelişimine paralel olarak uyku düzeninde de ciddi değişimler olur. Vücudun biyolojik saati oluşmaya başlamıştır. Zamanla toplam uyku süresi kısalırken bebek bir seferde daha uzun süre uykuda kalabilir. Üç aylık bebeklerin yaklaşık % 50’si geceyarısından sonra en az 5 saat anne babaya gereksinim duymadan uyuyabilecek duruma gelirler. Emzirilen ya da erken doğmuş bebeklerde bu düzen biraz daha geç oluşmaktadır.Yabancılamanın başlaması ile birlikte 6 aydan sonra gece uykularında bir miktar bozulma görülebilir. Dokuz ay civarında ayrılık anksiyetesinin gelişmesi de uykuyu olumsuz etkileyebilir. Daha önce de bahsettiğimiz gibi bu dönemde bebekler kendilerini güvende hissederlerse ve kendi kendilerini rahatlatabilmenin yollarını bulurlarsa uykuya dalmaları ve uykuda kalmaları daha kolay olacaktır.

Üç yaş civarında gündüz uykusunun bırakılması sonrasında çocuklar daha derin uyumaya başlarlar. Beş ile yedi yaş civarındaki çocuklar fizyolojik olarak en iyi uyuyan çocuklardır. Uyanık iken cin gibi olurlar uykuda iken derin uyurlar.

Ergenlikte biyolojik olarak önemli değişiklikler olur. Bu dönemde uykuya gereksinim artsa da ergenler geç saatlere kadar uyanık kalır sabah ta okula gittiklerinden erken kalkarlar. Bu nedenlerle gün boyu uykulu uykulu dolaşırlar.

Bebek nerede ve nasıl yatacak?
Beşik ya da karyolada yatacak
Sırtüstü yatacak
Yatağı sert olacak
Yatağında yastık ve benzeri yumuşak nesneler olmayacak

__________________
[Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL]

Konu Laura tarafından (10.07.2013 Saat 15:28 ) değiştirilmiştir.
Jaqen isimli Üye şimdilik offline konumundadır Alıntı ile Cevapla
Alt 10.07.2013, 13:27   #55 (permalink)
Root Administrator

Kullanıcıların profil bilgileri misafirlere kapatılmıştır.
Standart Cevap: Çocuk Psikolojisi ve Detaylı Açıklamalar

Anne-Baba ve Çocuklar Arasında İletişim

Anne-baba ve çocuk arasındaki iletişim yalnızca bilgi alışverişi anlamına gelmez. Bu ilişkide aynı zamanda karşılıklı duygu ve düşüncelerin aktarımı da söz konusudur. İletişim denilince çoğu insanın aklına konuşmak gelir. Oysa ki burada konuşmaktan daha önemli olan ve belki de en zor öğrenilen şey dinlemektir.

Anne-baba ve çocuk arasındaki iletişimin ilk temelleri bebeklik döneminde atılır. Bebeğin kendilerine gülümsediğini gören anne ve baba da ona gülümseyerek ve konuşarak karşılık verirler. Bu bebeği daha da mutlu eder.

İyi gözlemci olan ve bebeğin diyalog isteğini fark eden anne-babalar bu konuda daha başarılı olurlar. Anne-baba ve çocuk arasındaki mesaj alışverişi yalnız konuşulan sözcüklerle sınırlı kalmaz onların ötesinde anlamlar taşır.

Karşılıklı bilgi alışverişinden başka duyguları da paylaşırlar ve birbirlerine destek olurlar. İyi iletişim kurmayı başarabilen aileler yaşamlarındaki acı-tatlı tüm olayları ve sorunları paylaşmayı bilen ailelerdir. İyi iletişim kurmak için çocukla yalnızca konuşmak yetmez; aynı zamanda ona hareketlerle duyguların da hissettirilmesi yani vücut dilinin de kullanılması gerekir. Bu da zamanla öğrenilebilen bir durumdur.

__________________
[Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL]

Konu Laura tarafından (10.07.2013 Saat 15:28 ) değiştirilmiştir.
Jaqen isimli Üye şimdilik offline konumundadır Alıntı ile Cevapla
Alt 10.07.2013, 13:27   #56 (permalink)
Root Administrator

Kullanıcıların profil bilgileri misafirlere kapatılmıştır.
Standart Cevap: Çocuk Psikolojisi ve Detaylı Açıklamalar

Çocuklarda Cinsel Kimlik Gelişimi

Oedipus Shakespeare'in eserlerinde bir erkek çocuktur. Shakespeare Oedipusun kraliçe olan annesi ile olan anne-çocuk ilişkilerini anlatır. Bu anne-çocuk ilişkisi psikanalizin de konusu olduğundan bu durum kitaplara Shakespeare'in oyundaki kahramana atfen 'Oedipus kompleksi' olarak geçmiştir.

Çocuklar beş yaş civarında cinsel kimlik bulma çabası içine girerler. Erkek çocuklar baba rolünü benimserler. Babaları gibi annelerine yakınlaşırlar. Anneyi kazanmak için baba ile rekabet etmeye başlarlar. İşte çocuğun iç dünyasında sessizce kurduğu bu düzenek bir erkeklik taslağıdır. Çocuk için bu sıkıntılı bir dönemdir. Çünkü baba güçlüdür. Ayrıcaanne ile baba arasında çözemediği özel bir yakınlık vardır. O halde bu durum çocuk için bir krizdir. Bir sure sonra bu güçlü adam ile rekabet etmenin zorluğunu ve imkansızlığını farkeder. Babanın gücünü kabul eder. Baba ilekendini özdeşleştirip babanın safına geçer.

__________________
[Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL]

Konu Laura tarafından (10.07.2013 Saat 15:29 ) değiştirilmiştir.
Jaqen isimli Üye şimdilik offline konumundadır Alıntı ile Cevapla
Alt 10.07.2013, 13:27   #57 (permalink)
Root Administrator

Kullanıcıların profil bilgileri misafirlere kapatılmıştır.
Standart Cevap: Çocuk Psikolojisi ve Detaylı Açıklamalar

İlk İki Yaş ve Çocuğun Yetiştiği Ortam...

Beynin kopyalama yeteneği muhteşem bir olaydır. Fakat bu muhteşem doğa olayının bir fotoğraf makinesine yenildiğine şahit olduğumuz çok olmuştur. Ölümsüzleştirmek istediğimiz bir anın fotoğrafına bakarken dibine uzandığımız ağacın dallarındaki kıvrımların inceliğine o anı yaşarken dikkat etmediğimizi fark edersiniz. Fotoğraf makinesi sizin beyninizin o muhteşem kopyalama yeteneğinin çok üzerinde bir iş başarmış ve görüş açısı içindeki tüm detayları sizden daha mükemmel bir şekilde kaydetmiştir.

Bu mantıkla “bir fotoğraf makinesi beynimizin kopyalama yeteneğinden daha mükemmeldir” sonucuna varmak yanlış olur. Çünkü fotoğraf makinesinden farklı olarak beynin çevresel uyaranları* algılaması seçici bir özellik gösterir. Şöyle ki bu yazıyı okumaya bir an ara verin ve oturduğunuz yerden kalkmadan etrafa bir göz atın. Görebildiğiniz tüm detaylara dikkat etmeye çalışın. Ayaklarınızın bastığı zemine altında bulunduğunuz kubbeye renklerdeki çizgilerdeki detaylara şöyle alıcı gözle bir bakın. Az önce hiç fark etmediğiniz sayısız detay gördüğünüzü itiraf edin. Her an bu tür bir dikkatle çevrenize bakmaya ve görmeye devam etseniz bir süre sonra beyninizin gereksiz detaylara ne kadar fazla yorulabileceğini bir hayal edin. İşte beynin gereksiz detayları ayıklayıcı bu seçici özelliği onun bu fotoğraf makinesi ile karşılaştırılamayacak olan muhteşem seçici kopyalama yeteneği ile mümkün olabilmektedir.

Bebeğin çevreden gelen tüm uyaranlar arasından annesinin kokusunu sesini ayırt ederek seçebildiği bir gerçektir. Ancak yeni doğan bebek beyninin gereksiz detayları seçici yeteneğinin henüz biz yetişkinlerin sahip olduğu seviyede olmadığı açıktır. Yeni doğan bebeğin yürüme yeteneğinin henüz olmadığı gibi çevresel uyaranları ayırt etme yeteneğinin sınırlı olacağı da anlaşılabilir bir durumdur. Söz gelişi bebeklerin yürüme yeteneği bir yaş civarında gelişir. Peki bebeğin uyaranları yetişkin bir insan derecesinde seçici olarak algılama yeteneği ne zaman gerçekleşmektedir. Başka bir deyişle insan beyninin seçici algılama yeteneğini kazanabilmesi ne kadar sürede gerçekleşmektedir. Ya da beyin bu gelişme süreci içerisinde nasıl bir değişiklik ile karşı karşıyadır.

Bu soruya ilk yanıtlardan biri K.Lorenz’den gelmiş ve bu gözlemiyle Lorenz 1973 Fizyoloji ve Tıp dalında Nobel Ödülüne layık görülmüştür. Lorenz ördek yavrularının doğduktan kısa bir süre içinde annelerinin ardından ip gibi tek sıra halinde tıpkı anneleri gibi sağa sola sallana sallana yalpalayarak (paytak paytak) yürüdüklerini gözlemlemiştir. Lorenz anne ördek büyüklüğünde ve tıpkı anne ördek gibi yalpalayarak giden tekerlekli bir kutu yapmış ve yumurtadan yeni çıkan ördek yavrularının önünde bu kutuyu tıpkı anne ördek gibi hareket ettirmiştir. Yavrular anneleri yerine kutuyu takip etmişlerdir. Lorenz bu kez kendisi tıpkı anne ördek gibi yalpalayarak yumurtadan yeni çıkmış ördek yavrularının önünde yürümüş yumurtadan yeni çıkmış yavrular bu kez tıpkı annelerini takip edercesine Lorenz’i takip etmişlerdir. O halde ördek yavrularının sallana sallana arkasından yürümeleri için anne ördek gereksizdir. Ördek yavrularının ip gibi tek sıra halinde yürümeleri için canlı ya da cansız ancak sallanarak hareket eden bir obje olması yeterlidir. Böyle bir uyaran varlığında ördek yavruları ip gibi bir sıra halinde yürüme ve önde gideni takip etme yeteneğine sahip olabilmektedirler.

Lorenz’in gözlemi bu kadarla kalmamıştır. Lorenz hemen ayaklanamayıp birkaç gün sonra ayağa kalkabilen ördek yavrularının ne annelerinin ne de önlerinde sallanarak giden canlı ya da cansız bir objeyi takip edebilme yeteneğine kavuşamadıklarını gözlemlemiştir. O halde ördek yavrularının öndeki objeyi takip edebilme yeteneklerini kazanabilmeleri yumurtadan çıktıktan sadece birkaç saat içerisinde olabilmektedir. İşte Lorenz’e Nobel’i kazandıran gözleminin yorumu bu noktadadır. Canlı beyni doğumdan sonra süresi her canlıya göre değişen “KRİTİK YAŞ” denen bir süreç geçirir. Bu süreç içinde canlı yavrusunun beyni karşılaştığı uyaranlar ölçüsünde yeni yapılara kavuşur. Bu yeni yapılanma o canlıyı hayat boyu devam edecek şekilde etkiler. Bu süreç içinde beyinde moleküler ve hücresel boyutta değişiklikler meydana gelir. Kritik yaş denen bu süreç her canlı için değişik bir süreyi kapsamaktadır. İnsan için bu süre kesin olarak belirlenene kadar doğumdan itibaren ilk 18-24 aylık dönem olduğunu şimdilik kabul edebiliriz. İşte bir Çocuk Hekimi ve Çocuk Nöropsikiyatrisine gönül vermiş bir Çocuk Nöroloğu olarak benim için en önemli nokta da buradadır. Çocuk beyni ilk 18-24 ay içinde bulunduğu ortamdan geriye dönüşü olmayan bir şekilde etkilenmektedir.

Otistik çocuk **ailelerinin hatırı sayılır bir çoğunluğu her bakımdan sağlıklı olan çocuklarının ilk 18 ay içinde ailenin yaşantısındaki bir değişiklikten sonra konuşma ve sosyalleşme yeteneklerini yitirdiğini ısrarla söylerler. Bu bir ev değişikliği bakıcı değişikliği ve hatta bir süre anneden ayrılarak ve hatta anneanne babaanne gibi candan bir kişinin bakımında olmak gibi hepimiz için sıradan olabilecek bir değişiklik olabilir. Otizmin “buzdolabı anne” çocuklarında görüldüğü kavramı otistik çocuk anneleri için yıllarca yıpratıcı olmuştu. Bu anneler çocuklarının rahatsızlığından kendilerini sorumlu tutarak yıprandılar. Sonunda bu kavram ortadan kalktı ancak aileler çocuklarının ilk iki yaş içinde ruhsal bir travma ile örselendikleri konusundaki gözlemlerini söylemeye devam ettiler. Bunların ısrarla üzerinde durdukları çocuklarının “insan beyninin kritik yaş” döneminde geriye dönüşü olmayacak şekilde örselenmesiydi. Yoksa annelerinin “buzdolabı” diye nitelendirilecek soğuk ve duygusuz olmaları değil.

Üzerinde durmak istediğim bir başka nokta televizyon ve ilk 18-24 ay içinde ki çocuk ilişkisidir. Evinizde kedi köpek gibi evcil hayvan besliyorsanız onların televizyondan gelen hemcinslerine ait seslere kayıtsız kaldığını fakat sokaktan gelen hemcinslerine ait en ufak sese duyarlı olduğunu gözlemlemişsinizdir. Televizyondan gelen ses canlı sesten çok farklı metalik bir sestir. Evcil hayvanınızın beyni bu sese aşina değildir. Çünkü beyninin “kritik yaş” döneminde annesinin varsa kardeşlerinin sesini tanımıştır. Otistik çocukların genel bir ortak özelliği olan televizyona kilitlenme olayı da çocuğun beyninin bu kritik yaş döneminde televizyon sesine duyarlaşması nedeniyle insan sesi ve yüzü ile iletişim kurma yeteneğini geliştirememesidir. Bunun sonucunda da beyin geriye dönüşü olmayan bir şekilde yapılanmaktadır denilebilir.

Çocuk beyninin yeniden yapılanabilir yeniden şekillenebilir yeteneğinin yüksek olduğu ilk 18-24 ay çocuk gelişiminde çok önemlidir. Bu dönemde beyin çevresel uyaranları seçici olamadan tıpkı bir fotoğraf makinesi gibi algılar ve kaydeder. Bu dönemde beyin algıladığı uyaranlara göre geriye dönüşü olmayacak yapıda şekillenir. Bu nedenle insan için kritik yaş olan ilk iki yaşta anne çocuk ilişkisi olabilecek en doğal haliyle korunmalı ve çocuğun çevresel uyaranlardan örselenmesine hiçbir şekilde fırsat verilmemelidir diyor ve annelere anne adaylarına bebeklerinin tadını doyasıya ve katıksız annelik içgüdüleriyle çıkarmalarını diliyorum.

Bu arada Lorenz bir çoğumuz gibi ördekler zaten yalpalayarak yürür diye düşünüp bu olayı takip etmeseydi Nobel ödülünü alamazdı. Ona ve onun gibi gözlemcilere olan kıskançlığımı da belirtmeden geçemeyeceğim


__________________
[Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL]

Konu Laura tarafından (10.07.2013 Saat 15:29 ) değiştirilmiştir.
Jaqen isimli Üye şimdilik offline konumundadır Alıntı ile Cevapla
Alt 10.07.2013, 13:28   #58 (permalink)
Root Administrator

Kullanıcıların profil bilgileri misafirlere kapatılmıştır.
Standart Cevap: Çocuk Psikolojisi ve Detaylı Açıklamalar

Anne Salça Değil mi....?

"... Benim çocukluğum bir liraya sinema bileti 25 kurusa iki top dondurma alınabilen günlerde geçti. O zamanlar televizyon yoktu hafta içlerinde saat 15:00 de Arkası Yarın’ları dinler hafta sonları da ailecek sinemaya giderdik.

Büyüklerimiz çekirdeklerini çitlerken biz yeteri kadar tutturabilmişsek alınan fruko-buzlarımızı büyük bir iştahla yalayıp beyaz perdenin düş dünyasında kaybederdik kendimizi. Bir tek annemizin her doğuş sahnesinde kulağımıza eğilip"aslında gerçekten birbirlerine vurmuyorlar sadece vuruyormuş gibi yapıyorlar" deyişleri kanlı sahnelerde saklandığımız annemizin kolunun altından duyduğumuz "gerçekten kan değil sadece salça" açıklamaları bir de öpüşme sahnelerinde gözlerimizin üzerine kapanan annemizin gül kokulu elleri ve "bunlar çocuklara uygun sahneler değil" serzenişleri gerçeğe dondururdu bizi.

Ucan Tekme Bruce Lee ve her an gözleri yaslı Türkan Soray ve Hülya Koçyiğit genç dünyalarımızın en büyük rol modelleriydi. Evcilik oyunlarımızda biz kızlar köyden sehire yeni gelmiş boyalı güzel kızın trajedilerini yeniden canlandırırken erkek çocuklar cimlerin üzerinde birbirini tekmeler parmaklarını hasımlarının gözlerinin içine sokmaya uğraşırdı...

Bizler Afrika'da çocukların açlıktan öldüğünden insanların hala inançları renkleri için savaştığından grup tecavüzlerinden intihar bombalarından habersiz büyüdük. Küçücük yaşamlarımızın en büyük korkusu gün batımından sonra hala sokaklarda oynuyorsak bizi kaçırıp dilencilere satabilecek olan bohçacı kadınen büyük arzusu arkadasın bisikletiyle mahalle etrafında iki tur atmaktı.... "

Bizlerin çocukluğundan beri çok şey değişti. Gelişen teknoloji ve yaygınlaşan habercilikle her an evimizin içinde şiddetterör uçakların çarptığı kuleler çaresiz kalmış kan içindeki insanlar açlıktan ölen bebekler birbirine emensizce saldıran insanlar var.

Bir de insanların en eski merakini gidermeye yönelik Birisi Bizi İzliyor adıyla insanların yatak odasına kadar giren kameralar en detaylı öpüşme ve yatak sahneleri. Tüm bunlardan bunaldığımızda biraz neşelenmek için izlediklerimiz müzik esliğinde dans eden ***** kıyafetli sarkıcılar gün değişimiyle beraber sevgili değiştiren futbol oyuncuları ve mankenler.

Evlerimizin bas köselerine en kıdemli misafir olarak yerleştirdiğimiz büyük ekran televizyon setlerimiz Pentium IV bilgisayarlarımız "CANIM SIKILIYOR ! " diyen çocuklarımızı basımızdan savmak için yolladığımız ucuz ve kolay bakıcılarımız. Bizler yoğun bir günün sonunda ayaklarımızı uzatıp dinlenirken ya da ahbaplarımızla söyleşirken çocuklarımız yumruklasan zorbaları bir yatağın içinde debelenen yabancıları seyrediyor ya da en yeni ve en gerçekçi teknolojiyle uzaylı olduruyor..

Yine değişen bir şey yok. Yine çocuklarımız tekmeleşiyor yine çocuklarımız ellerine mikrofon niyetiyle aldıkları süpürge saplarına şarkılar söylüyor gerdan kırıyor dans ediyor bir fırsatını bulduğunda öpüşmeyi deniyor. Çünkü bunları TV ve bilgisayar ekranlarında yapanlar alkışladığımız ya da umarsız kaldığımız kahramanlar. Peki çocuklarımıza neler öğretiyoruz?

- Çocuklarımızı şiddete korkuya.. veya sekse "duyarsız" hale getiriyoruz.
- Çocuklarımız şiddeti problem çözmenin kabul edilebilir bir çözüm yolu olarak görmeyi öğreniyor.
- Çocuklarımız gördüklerini taklit edip vücutlarını kullanmanın sosyal belirginlik için gerekli olduğu sanısına kapılıyorlar.
- Ve çocuklarımız belli karakterlerle kendilerini özdeşleştirip onların popülaritesini kazanmaya çalışıyorlar.

Pek çok ana-baba okuldan şikayetler gelmeye başladığında çocukları uyumsuz ve kavgacı olarak tanımlandığındabir başka çocuğun gözünü morarttığında ya da henüz rüştünü ispat etmemiş kızları evden kaçtığında oğulları alkol ve uyuşturucu denediğinde çaresiz ve şaşkın.

Çünkü pek çok ana-baba "sadece salca" "hemen silahlara sarılmak yerine söyle bir çözüm yolu denenebilirdi" demek için ya da ellerini çocuklarının gözlerine kapayıp "bunları görmeni uygun görmüyorum" açıklaması için değillerdi onların yanında. Çocuklar sadece TV ve bilgisayar ekranlarından öğrendiklerini tekrarlıyorlar. Yanlarında tüm bunların ilgi çekmek ve para kazanmak amaçlı hileler olduğunu anlatan onları hayal dünyasından gerçeğe çeken yetişkinlerin yokluğunda kendi yorumlarını yapıyorlar.

Şiddetin gittikçe yaygınlaştığı serbest ****** olağanlaştığı günümüzde çocuklarımızı korumak için neler yapabiliriz? Dünyada yaşananları değiştirmekçocukları etraflarından tamamen izole etmek kontrolümüz dışında. Ancak en azından evimizin bas kösesine davet ettiğimiz konuklarımızın kulaklarını biraz kısmakla yarını yetişkinlerini parmak basılması gereken yerlerde uyarmakla başlayabiliriz ise.

- Herşeyden önce anne-baba olarak izlediğiniz programlarla çocuklarınıza örnek olun. Şiddet terör uyuşturucu **** içeren programları izlemeyi sizler yetişkin olarak reddeder ve sebeplerini çocuklarınıza açıklarsanız isiniz oldukça kolaylaşır.

- Çocuklarınızın izledikleri programları oynadıkları oyunları filtreden geçirin. TV veya bilgisayar basında geçirilen zamana limit koyun.

- Çocuklarınızla beraber TV seyredin gerçek olanları "film icabı" olanlardan ayrımsayın açıklayın. Şiddet sahnelerinin izleyicinin dikkatini çekmek için yapılan hilelerden oluştuğunu; söz gelimi üç yerinden kurşunlanan kişilerin kalkıp dövüşmeye devam edemeyeceğini bunun çok acı veren hatta ölümle sonuçlanan bir yaralanma olduğunu anlatın...

- Ayni şekilde sahnede şarki söyleyip dans etmenin dışardan bakıldığında çok kolay ve eğlenceli bir hayat sekli olduğu zannedilse de bu hayat tarzının her zaman mutluluk getirmediğini bir çok zorlukları olduğunu açıklayın.

- Çocuklarınızın hayal dünyalarını kısıtlamadan "gerçek" ve "evrensel doğruları" öğretin.

- En önemlisi çocuklarınızın sorularını cevaplamak için her an müsait olun.

__________________
[Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL]

Konu Laura tarafından (10.07.2013 Saat 15:29 ) değiştirilmiştir.
Jaqen isimli Üye şimdilik offline konumundadır Alıntı ile Cevapla
Alt 10.07.2013, 13:28   #59 (permalink)
Root Administrator

Kullanıcıların profil bilgileri misafirlere kapatılmıştır.
Standart Cevap: Çocuk Psikolojisi ve Detaylı Açıklamalar

Çocuklarda Utangaçlık

Utangaçlık çok sık görülen bir duygudur. Hemen herkes yeni sosyal durumlarda belirli ölçülerde sosyal kaygı yaşayabilmektedir. Aslında kişinin yeni sosyal duruma ve olası tehditlere karşı gerekli tedbirleri alması açısından adaptif koruyucu bir özellik olarak da değerlendirilebilir.

Peki neden bazı çocuklar diğerlerine göre daha utangaçtır? Utangaçlığın belirli bir kısmı öğrenilir. Yani aile çevresi ve kültürel normlar diğer çevrelere göre kişinin daha utangaç görülmesine yol açabilir. Örneğin Çinli çocuklar İsveçlilereya da Amerikalılara göre daha az konuşkandırlar. Bazı aileler çocuklarını sosyal ilişkilerden daha uzak ve çekingen olmaları yönünde yönlendirir ve bu yönde ödüllendirebilirler.

Öte yandan utangaçlığın biyolojik ve mizaçla ilişkili yönleri üzerine bulgular günden güne artmaktadır. Diğer kişilik türlerine göre utangaçlığın daha fazla genetik özellik gösterdiği görülmüştür. Evlat edinilen çocuklarla yapılan çalışmalar da biyolojik annenin çocuğun sosyal özellikleri açısından belirleyici olduğunu ortaya koymuştur.

Genel anlamda sosyal kaygıların sürekli olduğu ve kişinin hayatını zorlaştırıcı ya da engelleyici olabildiğinde sosyal anksiyete bozukluğu (SAB) tanısı akla gelebilir.
SAB’nin bilinen ilk tanımı Hipokrat tarafından sosyal ortamlarda yüz kızarmasını çağrıştıran eritrofobi ismiyle yapılmıştır. Utangaçlık düzeyindeki sosyal anksiyete sosyal olarak kabul görmeyi sağlayabildiği ölçüde uyumlu bir özellik olabilmekteyken aşırı tehdit algısı ve insanlardan uzaklaşmaya neden olabilen sosyal anksiyete işlevselliği önemli düzeyde bozabilmektedir. Günümüzde çocuk ve ergenlerde SAB tanımı içinde erişkinlerde de olduğu gibi en sıktoplum içinde konuşma yemek yeme yazı yazma; partilere katılma; otorite figürleri ile konuşma; sosyal ilişkilere katılma korkusu; sosyal ortamlarda nefes darlığı yüz kızarması çarpıntı baygınlık titreme ağız kuruluğu kaslarda gerginlik karın ağrıları ölme isteği ve baş ağrısı gibi fiziksel şikayetler yer alır.

Çoğu anksiyete bozukluğu gibi SAB da sıklıkla çocukluk çağında başlamaktadır. Son yıllarda yüksek görülme oranı ve işlevselliği belirgin düzeyde etkilemesi nedeniyle SAB daha fazla dikkat çekmeye başlamıştır. Erken başlangıcı ve henüz patolojik düzeye gelmeden tespiti ile koruyucu yaklaşımın sağlanması mümkün olabilmektedir.

Yaşam-boyu görülme oranı %13.3’tür (erkekler: %11.1 kadınlar: %15.5) ve kişinin işlevselliğini oldukça olumsuz etkileyen bir psikopatoloji olan SAB sıklıkla ergenlik (13-20 ort:15.5) yaşlarında başlamaktadır. Bu çocukların sosyal becerileri düzeyleri düşük olarak kalır daha az arkadaş sahibi olurlar belirgin olarak yalnızlık yaşayabilirler ve çok sayıda aktiviteden uzak dururlar. Bazı olgularda sosyal anksiyete okul korkusuna neden olabilir. Yine bazı SAB olguları sosyal kaygıları sonucu davranım sorunları karşı gelme davranışı alkol ve madde kullanımı gösterebilirler.

Ne yapmalı?
Çocuğunuzun özelliklerini tanıyın ve onu bir bütün olarak kabul edin. Onun tüm ilgi alanlarına ve duygularına hassas olmak ve kabul edici (daha az eleştirel) yaklaşım onun özgüvenini arttırmak açısından ilk adımlardan biridir.

Özgüvenini arttırın. Utangaç çocuklar sıklıkla kendileri hakkında olumsuz düşüncelere sahiptir ve insanlar tarafından kabul edilmediklerini düşünebilirler. Onların becerilerini keşfetmelerine ve geliştirmelerine rehberlik edin. Kendini iyi hisseden özgüvenli çocuklar nadiren utangaçlık hissederler.

Sosyal becerilerini geliştirin. Onun sosyal ilişkilerde yaşadığı zorlukların nedenlerini araştırın. Uygun “sosyal beceri sözcükleri” “sosyal beceri yöntemleri” konusunda yol gösterin. Küçük yaşlardan itibaren sosyal ortamlara (ör spor kulübü dans okulu tiyatro vs.) girmesini ve sosyal becerilerini geliştirme fırsatı bulmasını sağlayın.

Yeni ortamlara alışması/ısınması için fırsat verin. Tehdit edici olarak algıladığı bir ortama girerken aşırı zorlayıcı olmamaya dikkat edin oraya alışabilmesi için zaman verin ve olumlu özelliklerine (çocuğa ve ortama ait) dikkat çekin.

Yardım almayı ihmal etmeyin. Genellikle kronik ve dirençli bir özellik olduğundan ve daha şiddetli olgularda kaygılarla baş etmek çok zor olabildiğindenbiyopsikososyal iyilik halinin devamı temini için gerekli olduğunda psikiyatrikpsikolojik yardım fırsatlarını araştırın.

__________________
[Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL]

Konu Laura tarafından (10.07.2013 Saat 15:30 ) değiştirilmiştir.
Jaqen isimli Üye şimdilik offline konumundadır Alıntı ile Cevapla
Alt 10.07.2013, 13:28   #60 (permalink)
Root Administrator

Kullanıcıların profil bilgileri misafirlere kapatılmıştır.
Standart Cevap: Çocuk Psikolojisi ve Detaylı Açıklamalar

Aile içi İletişimde NLP

AŞIRI İLGİLİ AİLE
Aşırı bakım vardır.
Normalden fazla yardım vardır.
Bebeksi bir değer verilir.
Çocuğun her işini anne üstlenir

Çocuklar:

Hep desteklenmeyi bekler.
Risk alamaz.
Hep birilerine bağımlıdır.
Gururlu olurlar.
Duygu ön plandadır.
Her isteğinin olmasını ister.
Kendine güveni azalır.

Sevgili Anneciğim ve Babacığım;

Bu size yazdığım ilk mektubum. Lütfen dikkatlice okur musunuz?

Büyümek istiyorum artık. Sorumluluk almak….

Şimdiye kadar benim yatağımı siz topladınız okul servisine siz bindirdiniz hatta arkamdan öğretmenimi arayıp öğle yemeğinde sandivicimi ve meyve suyumu bitirmem için sıkı sıkı uyardınız. Arkadaşımda kalmaya gittiğimde gecenin bir yarısı telefon açıp sohbetin en tatlı yerinde “hadi yatın artık sabah da uykunuzu alınerken kalkın” dediniz. Baharda bile dondurmadan sonra zorla koca bir bardak su dayadınız ağzıma… Bunu hep benim iyiliğim için yaptınız… Evladımız hasta olmasın desteksiz kalmasın dediniz hep. Biliyorum bunların hepsi benim içindi.

Yaptığınız her şey için teşekkür ediyorum. Ama artık büyümek istiyorum. Kendi sorumluluklarımı taşımak kendi yatağımı kendim toplamak yardıma ihtiyacım olduğunda içimdeki zeki ve düşünceli insanın bana yardım elini uzatmasını istiyorum. Şimdiye kadar bütün sorularıma benden önce cevap buldunuz ve belki de bu yüzden artık cevapları kendim aramak istiyorum.

Ve risk almak….

Çünkü biliyorum ki kıyıdan ayrılamadığım sürece açık denizlerde yüzemeyeceğim. Siz her zaman benim güvenliğimi düşündüğünüz ve bu yüzden boğulmamam için kıyıda kalmamı istediniz. Ama ben okyanusları merak ediyorum. Kıyıda çırpınmak değil su yutarak da olsa yüzmeyi öğrenmek istiyorum.

Benim için endişe duymanızı anlayabiliyorum. Beni korumak kollamak istiyorsunuz. Bütün ihtiyaçlarımı karşılayarak benim sorunsuz bir yaşam sürdürmemi istiyorsunuz. Ve belki de bu yüzden benim adıma düşünüp benim adıma karar alıp benim yapmam gereken her şeyi siz yapıyorsunuz. Ama ben biliyorum ki hayat koşulları her zaman istediğim şeyleri bana sunmayacak bunu çok iyi biliyorum. Sizin şefkatli kollarınız gibi değil yaşam… Sizden ayrıldığımda yaşam bana sizin kadar şefkatli davranmayacak… Ve bu yüzden hangi sorunla karşılaşırsam karşılaşayım ayakta kalmak istiyorum. Desteğiniz için çok teşekkür ederim. Ama desteksiz ayakta kalmanın ne olduğunu da öğrenmek istiyorum.

Aslında bu yaptıklarınız şimdi çok hoşuma gidiyordu. Benim yerime düşünen benim geleceğimi planlayan birisinin olması… yalnız büyüdükçe fark ediyorum kiyaptığınız iyi niyetli davranışların çoğu benim kendime duyduğum güveni parça parça azaltıyor.

Peki bundan sonra ne olacak?

Şimdi küçüğüm ve benim hayatıma yön vermenize sessiz kalmam normal. Ama ben hayatımı hiç kendi ellerime alamadım ki! Siz olmadığınızda kim yönlendirecek beni? Kim benim davranışlarımı belirleyecek? İş hayatımda ya da özel hayatımda sorunlarla karşılaştığımda kim benim adıma çözüm bulacak?

Tek başıma ayakta kalabilir miyim?

Kendime güvenebilir miyim açıklardaki bir gemiyi tek başıma limana yaklaştırabileceğime?...

Sizleri suçlamıyorum. Çünkü siz de belki öyle gördünüz. Öyle büyüdünüz belki de… belki de çok zorluklar çektiğiniz için benim şimdi güvende ve rahat olmamı istiyorsunuz. Sadece sahip olduğunuz şeyleri aktarmaya çalışıyorsunuzbiliyorum.

Belki de bu yazdıklarıma rağmen ben de ileride çocuklarıma sizin gibi örnek olmak için canla başla çalışacağım.

Belki destek bulamazsam hep kendimi eksik hissedeceğim.

Belki bu desteği yanlış yerlerde arayacağım. Belki de bu yüzden kötü insanlara katlanmak zorunda kalacağım.

Ve belki de bir gün benim çocuğum bana böyle bir mektup yazacak ve artık özgür iradesiyle yaşamak istediğini belirtecek. Kim bilir?...

Son olarak şunu bilmenizi isterim ki sizi çok seviyorum…


__________________
[Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL][Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL]

Konu Laura tarafından (10.07.2013 Saat 15:30 ) değiştirilmiştir.
Jaqen isimli Üye şimdilik offline konumundadır Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Yukarı'daki Konuyu Aşağıdaki Sosyal Ağlarda Paylaşabilirsiniz.


(Tümünü Görüntüle Konuyu Görüntüleyen Üyeler: 11
Ada, boritta, cananyakut, Exodus, Frankenstein, KaRaqiZz, Laura, LiNa, Mezig, semragül, YeşiL6
Seçenekler Arama
Stil

Yetkileriniz
Konu Açma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Forum hakkında Kullanılan sistem hakkında
Forumaski paylaşım sitesidir.Bu nedenle yazılı, görsel ve diğer materyaller sitemize kayıtlı üyelerimiz tarafından kontrol edilmeksizin eklenmektedir.Bu nedenden ötürü doğabilecek yasal sorumluluklar yazan kullanıcılara aittir.Sitemiz hak sahiplerinin şikayetleri doğrultusunda yazılı, görsel ve diğer materyalleri 48 saat içerisinde sitemizden kaldırmaktadır. Bildirimlerinizi bu linkten bize yapabilirsiniz.

Telif Hakları vBulletin® Copyright ©2000 - 2016, ve Jelsoft Enterprises Ltd.'e Aittir.
SEO by vBSEO 3.6.0 PL2 ©2011, Crawlability, Inc.

Saat: 07:52